Fikir
Giriş Tarihi : 16-07-2025 15:24

Modernliği Kur'an başlattı!

İstiklal Marşı Derneği Fahri Genel Başkanı Şair mütefekkir İsmet Özel, "Beethoven'ın Gözleriyle İşittiği" başlıklı yazısında, modernliğin kökenlerine dair bozulan ezberleri yeniden hatırlatacak Teori ortaya koyuyor.

Modernliği Kur'an başlattı!

 

Özel, alışılagelmiş sosyolojik analizlerin ötesine geçerek, modernliği Hristiyan Takvimi'ne göre 7. yüzyılda inen Kur'an-ı Kerim'in başlattığını savunuyor.

Bu ilk bakışta şaşırtıcı gelen teori aslında, Batı'nın bireysellik anlayışıyla Müslümanların bireysellik kavrayışı arasındaki farkı gözler önüne seriyor ve Batı'nın popülizm eleştirisine rağmen demokrasiden yana tavır takınmasını ele alıyor.

Özel ayrıca, Beethoven'ın müziğindeki derin anlamlardan Tanzimat Fermanı'nın getirdiği yıkıcı değişikliklere kadar uzanan geniş bir yelpazede çarpıcı tespitlerde bulunuyor.

Beethoven ve Gizlenen Gerçekler: Gözle İşitmek, Kulakla Görmek

Yazısına, tamamen sağır olmasına rağmen müziğini "gözleriyle işittiğini" söyleyen ve "Benim gözlerimle işittiğimi siz kulaklarınızla göreceksiniz" diyen Beethoven ile başlayan İsmet Özel, "gözle işitme" ve "kulakla görme" kavramları üzerine odaklanıyor.

Bu durumun, şair Baudelaire'in "Correspondances" şiirindeki "correspondance" (karşılık gelme) fikriyle bağlantılı olduğunu vurguluyor.

Özel, Beethoven'ın 9. Senfonisi'nin Avrupa Birliği marşı olmasının bilinen bir gerçek olduğunu belirtirken, önemli bir detayı gün yüzüne çıkartarak: Bestecinin eserini dinleyiciye daha iyi sunmak için senfoniyi Türk müziği icrasıyla tamamlamayı düşündüğü bilgisinin sansürlendiğini öne sürüyor.

Bu sansürün, Batı'nın kültürel hegemonyası ve İslami unsurları dışlama eğilimiyle ilişkili olabileceği ima ediliyor.

Tasavvuf ve Bireysellik: İslam'ın Modernliğe Bakışı

İsmet Özel, yazısında tasavvuf ve tarikat kavramlarına da değiniyor. "Yollar" anlamına gelen tarikat kelimesi üzerinden, Allah'a giden yolların çeşitliliğini ve bu yolların nihayetinde Allah'ın şeriatına çıktığını belirtiyor. Osmanlı dönemindeki Yeniçeri teşkilatının Bektaşi olmasından, III. Selim döneminde devletin resmi tercihi haline gelen Mevleviliğe geçişin, tasavvuf anlayışında yarattığı değişimleri açıklıyor. Özel'e göre, Bektaşilik Sünnilerle Alevileri kaynaştırırken, Mevleviliğin "geleneksel tasavvufun dışında" olması ve sahabelere uzanan bir zincir zorunluluğunu karşılamaması eleştiriliyor.

Yazının temel argümanlarından biri, modernliğin Kur'an tarafından başlatıldığı iddiası. Özel'e göre, "Kur’an modernliği başlattı" demek, Müslümanların elinde kıyamete kadar modernlikle hesaplaşmaya elverişli bir silaha sahip olduğunu gösteriyor. Özel, bireyselliğin Müslümanlığın en belirgin vasfı olduğu vurguluyor. Batı'nın antisosyal bireyselliğinden farklı olarak, Müslümanların bireyselliği bir cemaate mensup olmakla başlıyor ve orada sona eriyor. Özel, Batı kültürünün demokrasiye övgüler dizerken popülizmi kınamasını ise bir çelişki olarak görüyor.

Yazar, ölüm korkusu ve dünya sevgisinin sadece gayrimüslimleri değil, Müslüman çevreleri de etkisi altına aldığını ve bunun İslam sancağının yarıya indirilmesine neden olduğunu belirtiyor.

Tanzimat'tan Bugüne Dünya Sistemi'nin Etkisi

İsmet Özel, 1839'da ilan edilen Tanzimat Fermanı'nın getirdiği köklü değişikliklere de dikkat çekiyor. Özellikle "mürtetlerin öldürülmesi" kuralının kaldırılması ve "millet sistemi"nin lağvedilmesiyle tebaanın eşit sayılmasının, toplum yapısında yarattığı dönüşümü vurguluyor.

Özel'e göre asıl yıkım piyasada yaşanıyor: Devletin narh koyma ve malların fiyat ve kalitesini denetleme yetkisini kaybetmesi, denetimsiz bir devlet yapısı ortaya çıkarıyor. Özel, modernliğin İslam'a karşı bir cephe oluşturmakla kalmayıp, İslam izi kalmayıncaya kadar bir savaş sürdürdüğünü iddia ediyor.

 

Özel yazısını, "Dünya Sistemi’nin İslâm’a müdahalesi ne dereke derinlere inmiş olursa olsun Türk milleti kendi varoluşunun mayasına sırt çevirmedi" tespitiyle tamamlayan İsmet Özel, günümüzde Mekke ve Medine de dahil olmak üzere, yeryüzünde Batı'dan intikam almadan hiçbir felaketin defedilemeyeceğine inanan cami cemaatinin yalnızca Türk hakimiyetinin geçerli olduğu topraklarda bulunduğunu gözlemlediğini belirtiyor. Bu çarpıcı çıkarım, Türk milletinin tarihten gelen direniş ruhunu ve İslami kimliğini vurgulayarak şöyle tamamlıyor;

“1839’da ilân edilen Tanzimat Fermanı ilk önce “mürtetlerin öldürülmesi” kuralını ortadan kaldırdı. Padişahın bütün tebaasının eşit sayılması gerekçesiyle “millet sistemi” lağv edildi. Artık reaya Beraya'nın hükmü altında değildi. Rum Ortodoksların altında Ermenilerin, Ermenilerin altında Yahudilerin bulunduğu fikri buharlaşmıştı. Asıl yıkım piyasada oldu. Artık devlet narh koyamıyor, satılan malların fiyat ve kalitesini tayin edemiyordu. Karşımızda tağşiş ve tağyir edenleri denetleyemeyen bir devlet vardı. Modernliğin İslâm’a karşı bir cephe oluşturmakla yetinmediği, İslâm’a karşı savaşın toplumda zerre kadar İslâm izi kalmayıncaya kadar devam ettirileceği sarahate kavuşturulmuştu.

Dünya Sistemi’nin İslâm’a müdahalesi ne dereke derinlere inmiş olursa olsun Türk milleti kendi varoluşunun mayasına sırt çevirmedi. Bugün Mekke ve Medine dâhil, yerkürede Batı’dan intikam almadan hiçbir belânın defedilemeyeceğine inanan cami cemaatinin sadece Türk hâkimiyetinin geçerli olduğu topraklarda bulunduğu gerçeğinin her geçen gün kendini biraz daha belirgin kıldığını görüyoruz.

Kaynak; istiklalmarsidernegi.org.tr - İsmet Özel, 21 Muharrem 1447 (16 Temmuz 2025)

 

adminadmin