Samsun Haber
Giriş Tarihi : 10-08-2016 14:24   Güncelleme : 10-08-2016 14:24

Namazı Yanlış Kıldıran İmam

Samsun'da polis, FETÖ/PDY soruşturmasında, ilginç belge ve bilgilere ulaşırken, bizler de bu sayede örgütün il imamının aslında sözde "Vali" sıfatı taşıdığını da öğrenmiş olduk!..

Namazı Yanlış Kıldıran İmam

17/25 Aralık operasyonundan sonra Samsun'dan İstanbul'a kaçan daha sonra da yurtdışına firar eden

Samsun İl İmamı Ömer Yazıcı'nın örgüt içindeki görevi, aynı zamanda "Vali " olarak tanımlanıyormuş!..

Tanık ifadelerine göre, Ömer Yazıcı, örgüte ait bir kuruma ziyarete gideceği zaman, "Vali geliyor" diye hazırlık yapılıyormuş!..

Ömer Yazıcı, Bilal Karaduman'ın Kenya'ya atanmasından sonra Amasya'dan Samsun'a gelmişti...

Hatırlanacağı gibi, Ömer Yazıcı'dan daha önce  söz etmiştim... İl Özel İdare'deki yolsuzluk iddialarını yazdığım için başıma çorap örenlerden biriydi...

Her şey, Samsun'da ayyuka çıkan İl Özel İdare'deki iddialarla başlamıştı zaten...

Dönemin Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç'ın makamında, vali ve bazı milletvekillerinin katılımıyla bir toplantı yapılarak, bu iddialar masaya yatırılmıştı...

Bazıları, iddialar için "yalan" demeye kalkıştığında dönemin AK Parti Milletvekili Ahmet Yeni, önlerine tek bir sayfa kağıt koydu. O tek kağıtta, 800 bin liranın aynı kişinin birkaç firmasına ödendiği, fatura numaraları ve tarihiyle birlikte yer alıyordu...

"Yalan" diyenlerin birden rengi değişti. O kağıdın kimden ulaştığı, sayfa üzerindeki faks numarasından anlaşılmıştı. Ben göndermiştim...

Uzatmayayım;

bu belgeler ortaya çıkınca "müfettiş gönderilmesi" karara bağlandı... Bu sırada, müfettişlerin sağlıklı

çalışabilmeleri için bir süre İl Özel İdare'yi yazmamam da rica edildi...

"Tamam" dedim ama müfettişlerin işi savsaklayacağını öğrenince, devam ettim... Çok büyük yolsuzluk duyumları alıyordum...

Sendika Başkanı İbrahim Uzun'un bu yolsuzluklara karşı verdiği mücadeleyi de biliyordum... Bu arada, hiç kimseye tek başına bu kadar ödeme yapılamayacağına dair içimdeki şüpheler de giderek artıyordu...

Bunu, o zaman bizim gazetede köşe yazarı olan A.Ö.'ye aktardım. "Bu para kişilerin cebine gidiyorsa

yazacağım. Canik Başarı Üniversitesi'ne gidiyorsa tamam" dedim. Çünkü üniversiteye kaynak  aranıyordu. Herkes bu vakıf üniversitesinin Samsun'a kazandırılması için çaba harcıyordu. Dönemin Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, işadamlarını üniversiteye çağırıp, yardım yapılmasını istemişti.

Neyse o arkadaş, "Ömer Abi'ye soracağım" diyerek ayrıldı. İki gün sonra yanıma geldi ve Ömer abisi ona asla böyle bir şeyin olmayacağını  söylemiş!..

Ahmet Yeni'ye çektiğim o  faks ve A.Ö.'ye iyi niyetle söylediğim o sözle aslında kendi ipimi çektiğimi sonradan öğrendim...

İki hafta sonra, İstanbul Emniyet Müdürlüğü KOM'dan bir polis memuru telefon etti. "Metro  avası"nın iddianamesinin tamamlandığını ancak, adım geçtiği için küçük bir ifade vermem gerektiğini belirtti. Onlar beni arayacaktı. Üç gün sonra Samsun Emniyet Müdürlüğü'ne gittim. 4 soru soruldu. İkisi Galip Öztürk ile yönetim kurulu üyelerini tanıyıp tanımadığım, biri telefonların bana ait olup olmadığı diğeri de isim benzerliğiyle

ilişkilendirilmek istenen ve son mahkemede tanıştığım "Adnan Baki" adlı kişiyle ilgiliydi...

70 sanıklı davanın 31. sırasındaki şüphelinin ifadesinin, iddianame mahkemeye teslim edilmeden 10-15 gün önce alındığına ilk kez tanık olmuştum...

İddianameyi gördüğümde, kopyala yapıştırla, birini çıkarıp beni kumpas torbasına atmışlar. Ne var ki, o çıkarılan kişinin avukatının adını sayfada unutmuşlardı...

Allah şaşırtacak ya!..

Mevzu bitmiyor elbette...

Sadece cemaat değil, İl Özel İdare'deki iddiaların kendilerine uzanacağını sezenler de aynı tezgahın içindeydi...

Hedeflerindeydim artık!..

İl Özel İdare'den nemalananlarla aleyhime iftira kampanyaları başlatılmıştı...

O ilişkileri de yakalamıştım...

"Pes" edip, gazeteciliği bırakmamı istiyorlardı. Güya, ben hapse girecektim, o siyasetçi de "Işık evleri"nde beraber olduğu arkadaşını gazetenin başına getirecekti...

Çok bunalmıştım. Bir ara ayrılmayı da düşündüm. Ancak; bu suçu kabul etmek olurdu. İnadına direndim...

Son duruşmada, bana kurulan kumpası gören hakim, "Bu iddianameyi yazanlar, yazdıklarını okumamış mı?" dedi ve beraat kararı verdi...

Ömer Yazıcı için, "İmam" sıfatını kullandığıma bakmayın!..

Kumpasçı Ömer Yazıcı, Nisan 2013'te tahliye olan Galip Öztürk'ü bir hafta sonra bir heyetle ziyarete gittiğinde; akşam namazının 3 rekat olan farzını 4 rekat olarak kıldırmıştı...

Çünkü namazdan önce Galip Öztürk,  tutuklandığı nöbetçi mahkemeden çıkarken sarf ettiği o sinkaflı sözleri, onun yüzüne de söylemişti...

"Biz yapmadık" dese de Galip Öztürk, işin nereden geldiğini biliyordu...

Bu sözler, Ömer Yazıcı'nın aklını yerinden aldığı için namazı da yanlış kıldırmıştı...

Ne yalan söyleyeyim; bu Ömer Yazıcı'yı hiç sevememiştim, meğer o da beni sevmemiş!..

O zavallı sözde vali, o zavallı sözde imam Ömer Yazıcı, şimdi nerede biliyor musunuz?..

Amerika'da, Patagonya'ya tayin bekliyor...

 

adminadmin