Niçin Dünya Tarihi Yok Ve Fakat Dünya Savaşları Var!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Akasyam Haber
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Niçin Dünya Tarihi Yok Ve Fakat Dünya Savaşları Var!
22.10.2022 16:46:37

 

Niçin Dünya Tarihi Yok Ve Fakat Dünya Savaşları Var!

Savaş adını verdiğimiz vakıa çeşitli kavimlerin dünya hayatıyla (giderek modernlik sonrasının dünya sistemiyle) hesaplaşmasının bir adıdır. Medeniyete sahip çıkanlar emek verdikleri değerleri elde tutmak için savaştıklarını iddia eder. Karşılarında ise barbarlar vardır.

Bunlar medeniyet belâsından korunmak için silahlanan barbarlardır. Böylesi bir şema geçerli olabilir mi? Hadiselerin benim formüle ettiğim tarzda cereyan etmediğini ilk bakışta fark etmiş olmalısınız. Her şeyden önce Carl von Clausewitz’in  "Savaş siyasetin başka araçlarla (şiddet araçlarıyla) devamıdır." Sözünün boş yere söylenmediğini hesaba katmalıyız. Savaş olur çünkü yerkürede kendi menfaatlerini başkalarına tasdik ettirme gayretinde bir kavim vardır.

Yoldan çıkmışların eğlendikleri mahalde doğan Batı medeniyeti savaşın tabiatını değiştirdi. Türklerin dünya ticaret yollarını kendi denetimleri altına almaları Avrupa’da “büyük keşifler” çağını açtı. Avrupalılar tarafından keşfedilen her yer müstemlekeleştirildi. Bu sürece sanayi çağı eşlik etmekte gecikmedi. Mamul madde ihracatı sanayi devriminin görünen yüzü idi. Mali sermaye hâkimiyeti yerkürede hüküm süren eziyetli üstünlüğün görünmeyen gerçek yüzü oldu. Müstemlekecilik gözlerimiz önüne imtiyazlı “ileri” ülkeler ve onların imkânlarından mahrum “geri kalmış” ülkeler tablosu serdi. “Geri kalmış” tabirinin “şerefe ulaşamamış” anlamına gelmesi bu tabirin yerini “ilerlemekte olan” ülkelere bırakmasına sebep oldu. Her şey adlandırmanın isabetli olup olmamasından ibaret değildi. Medeni olduklarına inanmış olanlar kendilerinden olmayanları itaate zorlamanın sert ve yumuşak yollarını tatbik ile meşgul oldular. Savaşın tabiatının değişmesi demek her ferdin kimin hesabına çalışıldığı bilgisinden günden güne uzaklaşması demekti.

Dünya hayatının keyfini süren bir avuç insan var. Bu bir avuç dışında kalanlar tedavisi imkânsız dertlere duçar olmuş haldedir. Derde düşmüş olmak tuzaklara düşmeğe mahkûm olmak demektir. Niçin tuzağa düşüyoruz ve hangi tuzağa düşüyoruz? Çinliyi modernleşmenin nimetlerine inandırmak için gitmesi iki gün alan yere yarım saatte varacaksın demişler. Çinli bu açıklama karşısında şu suali sormuş: Geriye kalan kırk yedi buçuk saatte ne yapacağım? Bu suale doğru cevap verebilecek hiç kimse çıkmadı şimdiye kadar. Vahim olan vuku buldu. Bizi bu suali sordurmayacak bir ruh durumuna sürüklediler. İçinde debelendiğimiz şartları yadırgamak aklımıza gelmiyor. Önce mensubiyetlerimizin bilincine varmak zorundayız. Sonra mensubiyetlerimizi aidiyetlerimiz haline getirmek mecburiyeti bizi bekliyor. O zaman tarihin hangi uğrağında bulunduğumuzu bileceğiz. Aidiyetimiz tarihte bize hangi rolün düştüğünden haberdar edecek.

Ya medeniyeti daha hayırlı bir hayat için bir vasıta olarak göreceğiz veya daha hayırlı bir hayata erişmemiz karşısındaki engelin medeniyet olduğunu fark edeceğiz. Niçin hayırlı hayatla medeniyet arasındaki zıtlığa parmak basıyoruz? Kültürümüzü donma tehlikesinden arıtmak için buna ihtiyacımız var. Gönülden bağlandığımız bir hayat tarzına sahip çıkmak istiyoruz. Evet, Türklerin kendilerine mahsus bir hayat tarzı olmalıdır. Bilincimizdeki bulanıklık bu isteğimizi belirsizliğe sürüklüyor. Bilincimiz bizden esirgenen bilgiler sebebiyle sarahatten mahrum. Geçen her yıl millete dair hassasiyetimizin bir parçasını götürüyor. Şu anda elde ne kaldı? Ey Türk milleti desek yüzünü bizden yana çevirecek kaç kişi var? Ciddiye alınacak bir sayıya ulaşacağımızı sanmıyorum. Taş taş üstüne koymaktan vebadan kaçar gibi kaçan ve dolayısıyla Türk çocuklarının mekteplerde “Türküm, doğruyum” diye haykırmasını yanlış sayan bir siyasi iktidar yirmi yıldır tepemizde.

Her iki dünya savaşı da bir milletin ferdi olma ihtimalimizi yok etmeğe dönük politikalar üretti. Ben yıllar yılı şu anda haritalarda görünen ülke sınırlarını Misâk-ı Millî sınırları sanarak yaşadım. Mekteplerde bana Meclis-i Mebusan’ın millî misak üzerine yemin ettiği öğretilmedi. İşte bu sebepten hem birinci ve hem de ikinci dünya savaşı vesilesiyle acılar çekildi ve kalpler karartıldı. Dünya savaşları dünya tarihini yazmanın vaktinin geldiğini mi işaret etti? Hayır, dünya savaşları sebebiyle hiçbir gücün malî hegemonyanın üstünlüğüne zarar veremeyeceği fikrinde bir uzlaşma beklendi. Bir uzlaşmaya ulaşıldı mı? Hiç kimse bir diğeriyle nede mutabakat sağlandığını umursamıyor.

Kaynak: istiklalmarsidernegi.org.tr - İsmet ÖZEL

Niçin Dünya Tarihi Yok Ve Fakat Dünya Savaşları Var!
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Web Tasarım
iş güvenliği malzemeleri