Kültür
Giriş Tarihi : 03-02-2013 10:57   Güncelleme : 03-02-2013 10:57

Örgütün Silah Bırakması Mümkün

Başbakan Yardımcısı Arınç, ''Şu andaki gidişatımız; bir heyet gitti, BDP'li iki milletvekili. Şimdi bir heyet daha gidecek.Öcalan'ın belli bir şekilde verdiği mesajlarla örgütün silah bırakmasının mümkün olabileceği anlaşıldı''

Örgütün Silah Bırakması Mümkün
 
Arınç, Bursa'da yayın yapan Line TV'de katıldığı ve Uludağ'dan canlı yayınlanan programda, gündeme ilişkin soruları yanıtladı. ''İmralı süreci''ne ilişkin bir soru üzerine Arınç, Kürt meselesinin Türkiye'nin 50-60 yılında en çok konuşulan konularından biri olduğunu, daha sonra da 30 yıldan bu yana ülkenin terörle iç içe bulunduğunu söyledi.
 
Terörün ülkenin canını çok yaktığını, çok kan döküldüğünü ve çok üzüntü verdiğini ifade eden Arınç, ''Bunun bir an önce sona ermesi için biz ve bizden önceki hükümetler de ellerinden geldiğince, akılları erdikçe bir şeyler yapmışlar. Çok acıdır ki kan dökülmeye devam etti. Üzüntüler artarak devam etti. Artık meselenin sadece silahla olmayacağını, onlara karşı ne kadar güçlü hareket etsek ve terörle mücadelede bugüne kadar ilerlediğimiz alanlarda ne kadar başarılı da olsak bu meselenin bir şekilde sona ermesi için başka şeylerin de yapılması gerektiğini düşünüyorum'' diye konuştu.
 
Arınç, buradaki sebeplere bakıldığında bir kısmının politik, bir kısmının ekonomik, bir kısmının da sosyal ve kültürel olduğunun görüldüğünü dile getirerek, şöyle devam etti:
 
''Dolayısıyla 'bir sonucu meydana getiren sebeplerde bir iyileştirme yapmazsanız, meselenin çözümü çok daha zor olacaktır' diye düşünüyorum. Tabii terörle ve teröristle mücadele, terör var oldukça devam edecek. Onların anladığı dilden devam edecek. Yapılana karşılık vermek üzere, yapılmak istenene de engel olmak suretiyle. Ama dağa çıkmalar devam ettikçe ve özendirildikçe ve adeta ölmek için intihar saldırıları yapmaya devam ettikçe, sadece silahla bombayla uçakla bütün bunları çözmek mümkün değil. İnsan unsuru önemli, ekonomik politik tedbirlerle bu meseleyi kökünden çözmeye gayret etmek gerekiyor. Bizden önce de düşünüldü belki ama muvaffak olunamadı. Biz meseleye son yıllarda sadece bu açıdan bakmaya başladık.''
   
''Amaç şudur; örgütün önce silah bırakması, eylemden vazgeçmesi, kan dökülmemesi''
   
Terörle mücadele eden asker olsun, sivil olsun herkesle konuşulduğunda ''bu sadece silahla başarılacak bir şey değil, mutlaka ekonomik, siyasi tedbirlere de ihtiyaç var' denildiğine değinen Arınç, şunları söyledi:
 
''O yüzden hükümetimiz bir vesileyle örgüt ve örgütün lideri konumunda olan kişiyle görüşmek imkanı buldu. Bu görüşmelerle de amaç şudur; örgütün önce silah bırakması, eylemden vazgeçmesi, kan dökülmemesi. İkincisi, mümkünse Türkiye dışına çıkması, üçüncüsü oradan da belki bir şekilde dağılmak suretiyle artık örgütün silahlı eylemde bulunmaktan vazgeçmiş olması. Bunun arkasında da şüphesiz başka tedbirlerle artık örgütün eylemlerinin sonuna geldiğini hepimizin bilmesi. Bu konuda Milli İstihbarat Teşkilatımızın (MİT), geçmişte de yapılmış, geçmişte de MİT ile bazı istihbari çalışmalar yapılmış, hatta bazen askerler devreye girmişler. Öcalan ile Suriye'de, Suriye dışında belki Türkiye'de bazı temaslar sağlanmış ama bir sonuç alınamamış. En son bu temas sağlanınca ve olumlu cereyan edeceği düşünülünce, anlaşılınca, biz bu konu üzerinde istihbarat örgütünün çalışma yapması gerektiğini ve bunun sonucunun olumlu olabileceğini düşündük. Şu andaki gidişatımız, bildiğiniz gibi bir heyet gitti, BDP'li iki milletvekili. Şimdi bir heyet daha gidecek, Öcalan'ın belli bir şekilde verdiği mesajlarla örgütün silah bırakmasının mümkün olabileceği anlaşıldı. Ondan sonraki aşamaları da belki bu görüşmelerin devam etmesi suretiyle bir şekilde temin edilmiş olacak.''
   
''Görev istihbarata verilmiştir''
   
Arınç, bu konunun çok girift olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
 
''İşin şu anda hükümetin dışında olan bir yönüne bakıyoruz biz. Yani, hükümet bir siyasi organdır, başında Başbakanı ve bakanları vardır. Ama bu hükümet şu anda bu sürecin içerisinde değil. Sürecin içerisinde olan devletin önemli bir istihbarat kurumu. Evet, şüphesiz MİT'in başındaki başkan, Başbakanımızın atadığı bir kişidir, ona karşı sorumluluğu vardır ama devletin bu aygıtında görev istihbarata verilmiştir.
 
Eylemlerine son verilecek bir noktaya gelirsek şüphesiz bunun siyasi sonuçları olacaksa, sonunda, hükümetimiz, Başbakanımız 'bu mesele şu noktaya gelmiştir, bundan sonra şu aşamada devam edecektir' diye hem Meclisimize bilgi verecektir hem de Mecliste yasal düzenlemeler gereken bir çalışma yapılacaksa bütün milletvekili arkadaşlarımız elbette haberdar olacaktır. Şu anda MİT'le ilgili bir çalışmanın devam ettiğini söyleyebilirim. İki, olumlu cereyan ettiğini söyleyebilirim. Üç, verilen mesajlarla ve son eylemlerdeki düşüş oranına baktığımızda sanki olumlu bir noktada ve düz bir istikamette gittiğimizi söylemek mümkün.''
 
Arınç, Bursa'da yayın yapan Line TV'de katıldığı ve Uludağ'dan canlı yayınlanan programda, ''Hakkınızdaki, suikast iddialarıyla ilgili bir tedirginli yaşıyor musunuz-'' yönündeki soruyu, tedirginlik yaşamadığını, bunun bir cesaret meselesi olduğunu söyledi.
 
Anadolu'da, ''Kuştan korkan darı ekmez'' diye güzel bir sözün bulunduğunu hatırlatan Arınç, yaptıkları işin zor bir iş olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
 
''Biz bebelere masal anlatmıyoruz veyahut da ayaklarımızı uzatıp evde keyif çatıp, evde televizyon izlemiyoruz veyahut da çok zengin bir iş adamının ülkeler arası seyahatlerde yaptığı konforlu birtakım turistik amaçlı gezilerin içerisinde de değiliz...
 
Bize karşı kimler komplo kurmuş, kimler bu hükümeti devirmek istemiş, kimler bizim şahsımıza karşı birtakım komplolar içinde olmuş, hepsini de biliyoruz. Ama Allah'a dayandık, sığındık, milletimizden güç aldık ve bunların hepsi boşa çıktı. Şimdi benimle ilgili olarak tabii basına düştüğü için sadece 3 tanesi biliniyor. Biri 19 Aralık'tı zannediyorum, 2009'da. Evimin çevresinde gözetleme yapan sivil kıyafetli albay ve yarbaydı zannediyorum 2 kişinin yakalanmasıyla başladı. Sivil plakalı kiralanmış araçlarla 8-10 gün evin çevresinde, tarassut (gözleme, gözetleme) yapmışlar, sonra bir ihbar üzerine yakalanmışlar. Ellerinde benim evimin adresi çıktı. Bunu ben bir kağıt parçası olarak gördüm. Sonra tahkikatlar yapıldı henüz sonuçlanmadı. Ama bu tahkikat sırasında savcı ve hakim arama kararı almak suretiyle önce Özel Harp Komutanlığı'nda, sonra da 'Kozmik oda' diye artık herkesin bildiği askeriyenin özellikle en gizli sırlarının, Türkiye'de olan bitenler konusunda hemen hemen her projenin veya planın saklandığı yere girdiler, bulabildikleri dosyalar üzerinde inceleme yaptılar. Ben sonuçlarını bilmiyorum, şu ana kadar da bu olayla ilgili açılan bir dava yok.''
 
Arınç, kendisiyle ilgili bir dava olmamasına rağmen, kozmik odadaki bilgilerden hareketle başka davaların açıldığının söylendiğini dile getirerek, ''Demek ki benimle ilgili olayı bir kenara koyarsak başkaları için hayırlı bazı işlere de vesile olmuş. Şimdi biz bunu neredeyse unutacağız ama ısrarla soruyorlar, 'ey Bülent Arınç, sana bir suikast vardı, ne oldu-' Ben de onlar gibi Adalet Bakanımıza soruyorum, Adalet Bakanı da diyor ki; 'Şu anda soruşturma devam ediyor, henüz bir dava açılmış değil'' dedi.
   
''Bana bir saatlik sunum yaptılar, yüzüm kızardı, utandım''
   
Palamentoda bu dönem çok önemli işler yapıldığına, bunlardan birinin de ''Darbeler Komisyonu''nun kurulması olduğuna değinen Arınç, bu konuda komisyonun MİT'ten de bazı bilgiler istediğini hatırlattı. Arınç, şunları söyledi:
 
''Bu bilgiler içerisinde de benimle ve bazı isimlerle ilgili suikast yapılacağı, bunların planlarının, programlarının yapıldığı, hedef haline getirildiğimiz söylendi. Bu belgeler, halen o komisyonun eki olan bilgilerin içinde yer alıyor TBMM'de. En son da İzmir'de bir askeri casusluk soruşturması ki 2010 yılının sanıyorum temmuz ayından itibaren başlamış. Bu konuyla ilgili olarak da emniyetten aldığım bilgiler ve yayınlanan bilgiler var. İzmir'de Emniyet Müdürlüğü'ne fuhuş iddiasıyla bir ihbarda bulunuluyor. Türkiye'de böyle bir olay var. Genç kızlar şu veya bu sebeple birilerinin tuzağına düşürülüyor, eskort kız olarak çalıştırılıyorlar... Emniyet böyle basit bir ihbar olarak aldığı meselede, ilerledikçe aysbergin yüzeyi tamamen ortaya çıkıyor ve maalesef kadınları ve kızları kullanmak suretiyle askeriyenin, mülki idarenin içinde bazı yerlere sızıldığı ve bazı kişilerin kendi özel görüntülerinin veya ailelerinin veya kızlarının özel kameralarla çirkin görüntülerinin şantaj amaçlı kullanıldığı gibi bir sonuca varılıyor. 2000 sayfaya yakın bir iddianame, şu anda 80 küsur kişi tutuklu, tam bir felaket. Bana bir saatlik bir sunum yaptılar yüzüm kızardı, utandım. Çünkü maalesef kullanılan o bayanların bir kısmı çok mahrem noktalara kadar girmek suretiyle elde elde ettikleri, aynı zamanda da 'bak sen bu işi yapmazsan elimizde şu kayıtlar var, senin terfine engel oluruz, ailene bunları ihbar ederiz' diyerek bazı gizli bilgileri elde ettikleri de görülüyor. Bu gizli belgelerin bir kısmı plan ve programlardır, cephaneliklerin nerede olduğundan hangi kıyıda çıkarma yapılacağından, hangi kıyıda tatbikatlar olduğundan bahseden birtakım belgeler.''
 
Arınç, bunların bir kısmının içinde kendisi ve Ali Babacan'ın aile hayatına yönelik de birtakım bilgiler toplandığının yazılı olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
 
''Çok şükür biz bu konuda çok temiziz hamdolsun. Hayatımız şeffaftır, eşim çocuklarım, kızım ama bunun ne amaçla yapıldığı önemlidir. Biz bunun yıpratma amacıyla olduğunu düşünüyoruz. Yapılanlara da baktığımız zaman böyle bir niyet var... Bu tuzağın içine bir şekilde düşmüş olanların bizden bazı haberleri o tarafa aktardığı şeklinde dosyalarda bazı bilgiler var. Oradan da eğer bu bir silahlı suikast olmasa bile, bizi toplumda küçük düşürecek birtakım çalışmalar yaptıkları da orada iddianamenin içinde yazılı. Allah'a hamdediyoruz ki bunların hiçbirisi sonuca ulaşmadı, bunların hiçbirisinden haberimiz yokken Cenab-ı Hak onlara fırsat vermedi ve emellerine muvaffak olamadılar. Bu sadece benim şahsımla alakalı değil ama Başbakanımız başta olmak üzere Türkiye'de güçlü insanların belli amaçlarla yok edilmesi veya yıpratılması konusu birilerinin işine yarayabilir. Ben kendi açımdan baktığımda, güçlü bir siyasetçi olarak bizleri görüyorlarsa, birilerinin oyunlarını bozduğumuza inanıyorlarsa, parti üzerindeki etkinliğimizi birebir yaşıyor ve biliyorlarsa herhalde hedef onun için bizi seçmişlerdir. Ama Rabbimiz bizi korudu, inşallah bundan sonra da koruyacaktır. Bunları yapanların çirkin yüzleri her gün ortaya çıkıyor.''.
   
''Kadının zorla başını örtmek isteseydik İran'a dönerdik''
   
Memur-Sen'in öncülüğünde, başörtüsüyle ilgili başlatılan imza kampanyasına ilişkin soru üzerine Arınç, çalışmadan haberinin olduğunu, sendikanın bunu toplumsal bir görev olarak bildiğini, yapılanları olumlu bulduğunu söyledi.
 
Arınç, milletin neyi arzu ettiğini gösterebilmesi gerektiğini, bunun demokratik bir hak olduğunu dile getirerek, şöyle dedi:
 
''Bu talepler toplanır, sonra ya yasama organına ya yürütme organına getirilir. Başörtüsüyle doğrudan ilgili bir insan olarak, hem eşim hem kız çocuğumun yıllarca başörtülü olmanın kendilerine ne kadar büyük bir zulüm aracı olduğunu yaşayan bir aile reisi olarak söylemek istiyorum, başörtüsü kadınların bana göre bireysel tercihleridir. Bu tercihe her yerde, her zaman saygı gösterilmesi gerekir. Şimdi bizim eşimizin veya çocuğumuzun başının örtülü olduğunu gören insanlar, her zaman dediler ki 'bunlar herkesin başının örtülü olmasını istiyor. Bunlar dindar, gerici veya yobaz, aslında bu dinsel simgelerin yasak olması gerekir, irtica hortladı' diyerek bize hücum ettiler. Biz o zaman da söyledik. Bir kadın kendi serbest iradesiyle başını açık tutmak istiyorsa biz buna saygı gösteririz, bir kadın kendi serbest iradesiyle başını örtmek istiyorsa lütfen buna da saygı gösterelim. Biz kimsenin zorla başını açmak istemiyoruz, biz kimsenin zorla başını örtmek istemiyoruz. Bir kadının zorla başını örtmek isteseydik İran'a dönerdik. Halbuki biz İran'dan farklıyız, rejimiyle de inancıyla da her şeyiyle de farklıyız. Orada her kadının başı yarım da olsa dörtte bir de olsa mutlaka örtünmek zorunda. Hayır, böyle bir şey yok. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Ama bunun tam aksi 'her kadının başı açık olacak' diyen laikçi yobazlar varsa, bu da çok yanlış. Bırakın kadınlar kendi kararlarını versinler...''
   
''Eteğinin diz boyuna, döpiyesine, tayyörüne bakmayız''
   
Örtünmenin de örtünmemenin de meşru ve makul olduğunu vurgulayan Arınç, şunları söyledi:
 
''Onun beyninin içine girip, kalbini yararak, 'sen neden başını örtüyorsun' diyemeyiz. Buradan tekrar ilan ediyorum Bülent Arınç olarak ta başından beri bizim kanaatımız şudur; bir kadın başını açmak istiyorsa, bu sadece başörtüsüyle de ilgili değil, kendi kıyafetini nasıl tasarlamışsa, eteğinin diz boyuna, döpiyesine, tayyörüne bakmayız. Bırakalım da bu tercihi kadının kendisi yapsın. Biz buna saygı gösteririz ama başını örtmek isteyen bir insanın sırtına manto dahil ne giymek istiyorsa isteyen bir insanın da iradesine saygı göstermemiz lazım. Şimdi oradan baktığımız zaman, önce kızımızla biz üniversitelerde bu yasağı çok acı bir şekilde gördük. Başörtüsüyle giriyorlardı, sonra 28 Şubat süreci geldi ve çocuğumuzun karşısına yasakçılar çıktılar, 'Sen bu kıyafetle giremezsin.' Gözyaşları... Edebiyat bölümünde okuyor, arkadaşlarıyla birlikte kapının dışında kaldılar... Şimdi bu zulmü yaşayan bir insan olarak biz, demokrasiyle bunun çözülebileceğine inandık ve hamdolsun ki uzun uğraşlar sonucunda, geçtiğimiz yıl YÖK'ün de genelgeleriyle rektörlerin de kendi kabulleriyle çok şükür bugün bütün üniversitelerde, bilebildiğim kadarıyla 168 üniversitede başörtüsüyle okula, kampüse, derse girmek mümkün oluyor. Bir kavga, dövüş, laiklik aleyhine bir kampanya yok, Atatürk düşmanlığı yok. Eskiden bu vehimler vardı, şimdi bu vehimler kalktı, başı açık olan da örtülü olan da kucak kucağa, arkadaş arkadaşa okullarında okuyorlar. Ne kadar güzel, doğru.''
   
''Kamuda ve parlamentoda başörtüsü konusu''
   
Arınç, başörtüsü konusunun 3 yerde karşılarına çıktığını ve başörtülü öğrencilerin üniversitelerde okuyabileceğinin görüldüğünü belirterek, şunları kaydetti:
 
''İkincisi kamuda, öğretmen olur, doktor olur, bir başka meslek sahibi olabilir, özel sektörde de 'başörtülü çalışabilir mi çalışamaz mı-' diye eskiden bu yana bir tartışma var. Biz kamu olarak bakalım, özel sektör kendi tercihini yapacaktır. Kamuda olabilir mi- İkincisi de başı örtülü bir milletvekili kadın parlamentoya girebilir mi- Örneği var, 1999'da Merve Kavakçı olayı, yemin ettirmeden kadıncağızı dışarıya attılar. Arkadan vatandaşlıktan çıkarıldı ve Merve Kavakçı olayı üzüntü verici bir olay olarak hala bizim belleğimizde. Şimdi bir tanesi halledildi, diğer iki tanesi konusunda da toplumda ciddi bir mutabakatın oluşmasını ve bu konuda hükümetimizin, parlamentomuzun anlayış birliğine varması gerekir. Biz her şeyin usulünce ve zamanında yerine getirilmesini isteriz. Ben prensip olarak hepsine 'evet' diyorum. Bu, benim şahsi görüşümdür. Bülent Arınç olarak ben başörtüsünü tercih etmiş olan kadınlarımızın bu kıyafetlerini her zaman ve her yerde giyebileceklerini düşünüyorum. Bunun tam karşıtı olarak farklı kıyafette olanların da aynı haklardan istifade etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Türkiye özelinde kamuda ve parlamentoda başörtüsü konusu, biraz daha olgunlaşmasına, toplumda bu konuda biraz daha duyarlılık meydana gelmesine ve bu konuyu biraz da başkalarının savunuyor olmasına bağlı.''
adminadmin