Samsun’da Kolera Salgını
“İllet-i kolera”, illet-i adiyye” veya “illet-i mahuf” olarak adlandırılan kolera kusma ve ishale sebep olan ve ölüme kadar gidebilen bir hastalıktır
“İllet-i kolera”, illet-i adiyye” veya “illet-i mahuf” olarak adlandırılan kolera kusma ve ishale sebep olan ve ölüme kadar gidebilen bir hastalıktır. Hijyen şartlarının yetersizliğinden doğan koleradan korunmanın en önemli yolu temizliktir.
1917’de Hindistan’da doğan koleranın dönemlik ve Avrupa’da etki göstereni “Cholera Europa”, sürekli, yıkıcı ve doğu kaynaklı olanına ise “Asiatic Cholera” adı verilmiştir.
Hindistan’da yerel bir hastalık olan kolera 1817-1823, 1829-1837, 1852-1862, 1863-1875, 1881-1896 ve 1899-1923 yıllarında kıtalararası bir hal almıştır. Hastalığın yayılmasında en büyük etken İngilizler olmuştur. Sömürgeleriyle birlikte hastalığı Avrupa’ya taşımıştır. Osmanlı Devleti’ne ise kolera Hicaz-Yemen Hac Yolu ile bulaşmıştır. Kolera Samsun’a ise Hindistan’dan başlayıp, Afganistan, İran, Hazar Denizi sahilleriyle Rusya’ya ve Karadeniz kıyılarına ulaşan karayolu ile gelmiştir.
Kolera salgını devletleri ortak bir politika izlemeye sevk etmiş ve uluslararası konferanslar düzenlenmiştir. Bilimsel açıdan karantina şartları belirlenmiştir. İdari yönü ve dini yönüyle uygun olması için II. Mahmut tarafından şeyhülislamdan fetva alınarak gerekli yerlere karantina kurulmuştur.
Bu sağlık konferansına 17 devlet katılmış ve karantina dışında da bazı tıbbi kararlar alınmıştır ve çalışmalar yapılmıştır. Bu kararlar ve çalışmalar da Osmanlı’da bakteriyoloji biliminin temelleri atılmıştır. Kolerayla mücadele merkezleri kurulmuş, nöbetçi eczaneler ve özel kolera hastaneleri oluşturulmuştur.
Aynı zamanda dünyada kolera aşısı üzerine çalışmalar yapılmış ve Osmanlı Devleti bu çalışmaları dikkatle izlemiştir. Katalan mikrobiyolog Jaume Ferran i Clua bu konuda çalışmıştır. Fenni açıdan temizlik yapmak üzere kimyasal dezenfektan madde püskürten pulverizatörlerden önce 20 adet sonra 30 adet daha sipariş edilmiştir.
1892-95 yılları arasında kolera tüm Anadolu’daki gibi Karadeniz’de de görüldü. 1892 yılında Trabzon koleranın ilk başladığı yer olmuştur. Kolera Samsun’a o tarihte bulaşmamasına rağmen Trabzon’da çıkan kolera salgını Samsun’da da aksaklıklara sebep olmuştur.
1892’de Trabzon’da ilk kolera ölümleri görülmüş bu durum paniğe sebep olmuştur. Bu sebeple Kavak Tahaffuzhanesi’nin karantina süresi uzatılmış ve eksikler tamamlanmıştır.
Kolera Samsun’da Mayıs 1894’te görülmektedir. Boğazlar ve başkentin korunması için önemli bir yer teşkil eden Samsun’a durumu araştırması için Rusya’dan elçi gönderilmiştir.
Samsun’da kolera ve kondan uygulamaları güvenlik kuvvetlerince sağlanmıştır. Kordona alınanların herhangi bir yere gidiş-gelişleri yasaklanmıştır. Limana gelen gemilerin ve ticari malların tahaffuzhanede beklemeden diğer limanlara girmesi yasaklanmıştır. Karantina süresini tamamlayan veya sağlıklı olduğu ortaya çıkan kişilere ve gemilere pratika verilmiştir.
Constantin Laranas 1893’te bir rapor hazırlamıştır. Bu rapora göre Trabzon’dan gelen kolera Samsun’a ve Kadıköy’e sıçramış ve hastalanan 100 kişiden 70’i vefat etmiştir. Nüfusu 10.000 olan Samsun’a göre küçük bir rakamdır.
Karantinalarda rüşvet olmaması için karakol denetim vapurları gönderilmiştir. Karantinalar yetersiz kalınca Sinop Tahaffuzhanesi kurulmuştur. Bu sayede Kavak, Polathane ve Hopa Tahaffuzhaneleri yükü hafiflemiştir.
Yunan Konsolosu Constantin Laranas yazdığı raporda kolera için İslam Dini’nde önemli yer tutan Zemzem-i Şerif’in iyi geldiğine dair bir bilgi yer almıştır. Doktor alan Laranas hidroterapi tekniğiyle 32 hastasını tedavi etmiştir. Bu tedaviden olumlu sonuçlar almıştır.
Halk hastalıktan korunmak için tedbir amaçlı evlerin duvarlarını sirke ile ıslatmışlardır. “Ocaktan” adı verilen doğal ilaçlar hazırlayan kişilere başvurulmuş ve tedavi doğada aranmıştır.
Liman şehirlerinde ticaret hacminin düşmesi üzerine II. Abdülhamit sıkıntıya uğrayan balıkçı ve kayıkçılara 100 altın lira tahsis edilmiştir.
Sağlık müfettişlerinden Rıza Paşa kent yakınlarındaki batakları kurutmuş ve hastalığa yakalanma oranında ciddi bir azalış gözlenmiştir.
Bir takım askerler salgın yüzünden geri gönderilmiştir. Bir takım işçiler yine salgın sebebiyle Anadolu’ya gelmeyi kabul etmemiştir. Mahkemeler yine salgın korkusuyla hizmet verememiş adalet aksamıştır. Kolera salgını esnasında hizmet verenlere ödül verilmiştir.
1892-95 yılları arasındaki kolera salgını İstanbul ve Anadolu’nun hemen her köşesinde olduğu gibi Trabzon yöresinde de görüldü. İlk kez Temmuz 1892’de Polathane Tahaffuzhanesi’nde tutulanlarda kolera tespit edildi. Bunu Ağustos 1893 ortalarında Trabzon’da görülen kolera takip etti. Hastalık muhtemelen Rus topraklarından Trabzon’a geçmişti. Bu dönemde Samsun’da kolera henüz salgın halini almamış ve tek tük görülmektedir. Fakat Trabzon’da çıkan kolera salgını sebebiyle Samsun’da aksaklıklar oluşmuştur.
Bölgedeki en önemli ticaret merkezi ve limanlardan olan Hocabey’e koleranın tekrar sirayeti, ya da daha önceden bulaşan mikrobun gerekli ortamı bulup salgının tekrarlaması, Nikolayef ve Kırım’a yakınlığı dolayısıyla zor olmadı. Yunan Hükümeti bu şehirden gelenlere karsı, 18 Ağustos’tan itibaren 5 gün karantina uygulamaya koymasına rağmen, Osmanlı makamları, bu mevkideki mahallere uyguladığı 24 saat ihtiyat karantinasından başka bir önlem almamıştı. Ancak buradan Kavak Tahaffuzhanesine gelen bir gemide birçok kolera hastası olduğu anlaşılınca, harekete geçildi ve Hocabey’den gelen gemilere 21 Ağustos’tan itibaren 5 gün karantina konuldu. Aynı durum kolera zuhur eden Sivastopol için de geçerli oldu ve 23 Ağustos’tan itibaren Sivastopol mevaridatı Sinop’ta 10 gün karantinaya tabi tutulmaya başlandı.
27 Temmuz 1892 tarihinde, Polathane’de ilk kolera vakası ve ölümleri görülmeye başladı. Mikrop, korkulduğu gibi Batum’dan bulaşmış, Polathane Tahaffuzhanesinde karantina müddetlerini geçirenler arasında, ilk etapta 4 kişinin birden ölümüne yol açmıştı. İlk vukuatlar kısa süreli bir paniğe sebep olduğundan, Babıali’den Sıhhiye Nezareti’ne ve Trabzon’a gönderilen emirlerde, hastalığın orada söndürülmesi için her ne gerekiyorsa -hiçbir masraftan kaçınılmayarak- yapılması istenmiştir. Ayrıca, İstanbul’dan Trabzon’a yeterli sayıda doktorun gönderilmesi, Karadeniz sahillerinden gelenlere karsı Kavak Tahaffuzhanesinde uygulanan karantina müddetinin uzatılması ve Kavak‘taki eksiklerin tamamlanması gibi acil tedbirlerin alınmış olması, salgının İstanbul’a sirayetinin önüne geçilebilmek amacıyla atılan adımlardı.
Constantin Laranas’ın, 1894’te Samsun’da yaptığı araştırmalar sonucu yayınladığı raporda hidroterapi tekniğiyle 32 hastasını tedavi ediyor. O dönem Barbier ödülü alan çalışma hekimlerin kolera karşısındaki çaresizliğini göstermektedir. Laranas’ın, 1880’den 1897’ye kadar Samsun’da doktorluk yapmıştır. Ayrıca 1883’te eczacılıkla da uğraşmıştır.
Kolera ilk defa Mayıs 1894’te görülmüş ve Canik Sancağına bildirilmiştir. Samsun’da şehir merkezinde 10 askerde kolera hastalığının görüldüğü anlaşılmış ve hastalığın kıyıya kadar etkisi dikkat çekmiştir. Bu durum sıhhiye nezaretine sunulmuştur.
Samsun’da bir merkez mahallede 10 askerde koleraya yakın şüpheli bir hastalık görülmüş ve bunlardan bir tanesi vefat etmiştir. Halk ve Trabzon sağlık müfettişi hastalığın kolera benzeri bir hastalık olduğunu doğrulamıştır. Karantina ya da kordon konulması uygun bulunmamıştır. Hastalığın kıyıya kadar ulaşması sebebiyle gereken karantinanın kurulması ve Samsun halkına karşı sağlık önlemlerinin alınması için sağlık meclisinin kararı beklenmiştir.
Kolera vakaları devam etmektedir. Boğazlar ve başkentin korunması için önemli ve Karadeniz ticareti içinde önem arz eden Samsun’da koleranın araştırılması için Rusya elçisi de görevlendirilmiş ve kolera görüldüğü Canik Sancağı’na bildirilmiştir.
Samsun’dan vapurla İstanbul’a gelip Yedi Kale Ermeni Hastanesine yatırılan Agab’ın vefat etmesi üzerine bu durum padişahın emri ile yapılan araştırmada Agab’ında kolera salgınının kurbanı olduğu bilgisi elde ediliyor.
Koleraya Karşı Alınan Önlemler
Samsun’da Karantina Uygulamaları
Hükümet, koleraya karşı hususi komisyonlar kurar, sağlık heyetlerini mahalline gönderir, özellikle kordon ve karantina uygular, tahaffuzhane tesis ederdi.
Bir idarî birim dâhilinde kolera vakası tespit edildiğinde kolera mahalli ve ilgili idarî birimin sınırları güvenlik kuvvetleri tarafından kordon altına alınırdı. Kordon dâhilindeki ahalinin bazı tedbirler alınıncaya kadar diğer yerleşim yerlerine gidiş-gelişleri yasaklanmaktaydı.
Kolera alanı bir liman şehri ise civar yerleşmelerin ticarî faaliyetlerine zarar vermemek için söz konusu hastalığın tespit edildiği liman deniz ve karadan kordon altına alınmakta ve bu limandan hareket eden gemilerin ve ticarî malların tahaffuzhanelerde karantina altına alınmaksızın diğer limanlara girişi yasaklanmaktaydı.
Mülkî idarelerce, koleralı vilayetlerde olan sınırlarının su ve havası latif bir iki elverişli mahallerde tahaffuzhane tesis edilirdi. Bulaşık olarak nitelendirilen mahallerden gelen yolcular ve ticarî malları Sıhhiye Nezareti’nin bildireceği süre zarfında karantina altına alınırdı. Tahaffuzhane merkezine gelen yolcular sağlık kontrolünden geçirilerek tütsüleme işlemine tabi tutulurdu. Trabzon vilayetinde Polathane, Hopa, Hamsiköy, Ordu, Giresun, Ünye ve Samsun dâhilindeki tahaffuzhanelerde bu çalışmalar yapılırdı.
Kolera tespit edilen mahallin liman ve sahilinden gelen gemiler ile karadan gelen yolcular tahaffuzhanelerde on gün süreyle karantinaya tabi tutulurdu. Tahaffuzhanelerde karantina müddetini tamamlayan ve tıbbî muayenelerinde sağlam oldukları anlaşılanlara pratikaları verilirdi. Trabzon ve Canik’te karantina daireleri, Giresun ve Ordu’da birer karantina memuru, Polathane ve Rize’de birer karantina memuru ile birer gardiyan bulunuyordu.
27 Temmuz 1892 tarihinde, Polathane’de ilk kolera vakası ve ölümleri görülmeye başladı. Mikrop, korkulduğu gibi Batum’dan bulaşmış, Polathane Tahaffuzhanesinde karantina müddetlerini geçirenler arasında, ilk etapta 4 kişinin birden ölümüne yol açmıştı. İlk vukuatlar kısa süreli bir paniğe sebep olduğundan, Babıali’den Sıhhiye Nezareti’ne ve Trabzon’a gönderilen emirlerde, hastalığın orada söndürülmesi için her ne gerekiyorsa -hiçbir masraftan kaçınılmayarak- yapılması istenmiştir. Ayrıca, İstanbul’dan Trabzon’a yeterli sayıda doktorun gönderilmesi, Karadeniz sahillerinden gelenlere karşı Kavak Tahaffuzhanesinde uygulanan karantina müddetinin uzatılması ve Kavak‘taki eksiklerin tamamlanması gibi acil tedbirlerin alınmış olması, salgının İstanbul’a sirayetinin önüne geçilebilmek amacıyla atılan adımlardı.
Constantin Laranas’ın raporuna göre 1893 yazında Osmanlı toprakları, Karadeniz’in kuzey kıyılarında kol gezen kolerayla kuşatılmıştı. Hastalık Rusya’dan Trabzon’a sonra güneye yayılarak 1894 Mayıs başında Samsun’a ve yakınındaki Kadıköy’e sıçramış; Haziran sonuna kadar hastalığa yakalanan 100 kişiden 70’i ölmüştür. Bunun dışında Ünye’de koleraya yakalanan 33 kişiden 24’ü yaşamını yitirmiştir. Bu sırada Samsun nüfusunun yaklaşık 10 bin olduğu göz önüne alındığında bölgedeki salgının hafif atlatıldığı anlaşılmaktadır.
Samsun’da oluşan Kolera sonucu daha önce yapıldığı gibi Kavak ve Sinop tahaffuzhanelerinde önlemler alınması, vapur ve sandalların tersane yönetimince sevk edilmesi konusunun denizcilik idaresi başkanlığınca kıyıların kara yoluyla korunması ve sıhhiye nezaretininde durumla ilgilenmesine dair bir bildiri sunulmuştur.
Koleranın Samsun’da görüşülmesinden dolayı Karadeniz kıyılarından gelecek gemilerin Kavak ve Sinop’tan Rusya sınırına kadar olan kıyıdan geleceklerin dahil Sinop Tahaffuzhanesi’nde karantinaya alındığı bunların rüşvete karışmamasına meydan verilmemek üzere uygulama zamanında olduğu karakol vapuruyla 18 numaralı vapur ve kayda alınmış tahaffuzhanedeki kullanılmak üzere iki büyük sandalın hemen Kavak’a binlik gemi ve geceleri dolaşarak denetim görevini gerçekleştirmek üzere iki filika ile bir vapurun Sinop’a sevkinin denizcilik nezaretinin sahilin korunmasına dair bir yazı yazılmıştır.
Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına gelenler 10 gün karantinaya tabi tutulmaya başladığı gibi, Rusya’nın tüm Karadeniz sahillerinden çıkan gemiler için de tıbbi muayene uygulamasına geçildi. Osmanlı idaresinin bu esnada, Rus topraklarıyla karşılıklı geliş gidişlerin engellenmesi işinde kullanılan askerî gözetleme kayıklarının ihtarlarına uymayan ve akabinde bu görevli muhafaza müfrezelerinin üzerine ateş açanlara mislince karşılık verilmesine karar vermesi, dikkat çekici bir gelişmeydi. Ancak hemen sonra, bu uygulamanın Rusya ile Osmanlı Devleti arasında savaş çıkmasına sebep olabileceği düşünülerek, iki devletin karşılıklı müzakerelerle bu tip olaylarda ortak bir politika gütmelerine karar verildi. Yine bununla alakalı olarak, sınırın Osmanlı tarafında tesis edilen Hopa ve Polathane Tahaffuzhanelerinde, ileride izdiham olabileceği hesaba katıldı ve Rusya ile durumun görüşülüp buna göre o taraftan yoğun bir şekilde yolcu gönderilmemesi istenildi.
Karadeniz sahillerine sirayeti muhtemel olan koleranın, yük ve insan taşıyan gemiler vasıtasıyla, özellikle İstanbul’a ulaşmasını engellemekti. Çünkü bu gemiler için, güneye tek geçiş noktası Boğazlardı ve Kavak Tahaffuzhanesi bunların muayene ve karantinalarını çıkartmalarına yeterli olamayacaktı. Her ne kadar ileride bulaşık limanlardan gelen gemilere transit geçiş serbestiyeti verilecek olsa da İmparatorluğun can damarını tehlikeye atmak oldukça riskli olurdu.
1892 tarihinden itibaren, Türk ve Rus sahillerinden geleceklerin Kavak Tahaffuzhanesine kabul edilmeyip, Sinop Tahaffuzhanesi’ne sevkine; ayrıca, Boğazlardan gardiyan alarak transit geçmekte olan gemilerin içinde kolera olduğu fark edilirse, bunların da geçişine müsaade edilmeyip karantinalarını çıkarmak üzere Sinop’a gönderilmelerine başlandı.
Sinop Tahaffuzhanesinin açılısıyla hem hastalığın Karadeniz sahillerinden İstanbul’a sirayeti ihtimali azalmış, hem de Polathane ve Hopa Tahaffuzhanelerinin yükü hafiflemiştir. Tahaffuzhanenin 1893-1894 İstanbul salgınından önceki rolü, aylarca bu şehrin etrafında kara bir bela gibi gezen koleranın, uzun bir müddet Osmanlı başkentine yaklaşmasına en az Kavak Tahaffuzhanesi kadar imkan vermemesidir. 1893’ün ilk günlerinden itibaren, tüm Karadeniz’de koleranın hafifleyip yer yer sönmesiyle birlikte, Sinop’un da işi hafiflemiştir. Fakat Karadeniz’in kuzeyindeki sahillerde görülen kolera vakaları sebebiyle bu tahaffuzhane, zaman zaman takviye edilerek, İstanbul salgınına kadar ve bunun sonrasında hizmet vermeye devam etmiştir.
Tıbbi Önlemler
Canik’te koleranın görülmesi ve güvenlik tedbirlerinin bir kat daha arttırılması ve karantina önlemleri için 10 piyade ile 10 jandarma süvarinin bu bölgede görevlendirilmesi gerektiği Trabzon Valisi tarafından şehir yönetimine ve güvenlik güçlerine bildirilmiştir. Bu rapor hakkında olumlu cevap verilmiştir.
Yunan Konsolosu Kostantin Larana’nın o dönemden yoğun bir şekilde görülen ve insanların ölümüne yol açan koleraya İslam dininde de önemli bir yer tutan zemzemin iyi geldiğine dair bir rapor hazırlamıştır. Bu raporu gerekli bakanlığa sunmuştur.
Halkın koleraya karşı aldığı tedbirler ise tıbbî bilgilerin yetersizliğinden hastalığın görüldüğü yerlerde sokaklarda ateş yakmak, evlerin duvarlarını apsent veya sirke ile ıslatmaktan ibaretti.
Kolera ve alınan tedbirler 1892-1895 yılları arası Trabzon limanının ticaret hacmini oldukça küçültmüştür. Kolera salgını nedeniyle kordon altına altında kalan ve malî yönden sıkıntıya uğrayan balıkçı ve kayıkçılara II. Abdülhamid’in emriyle 100 altın lira tahsis edilmiştir.
Toplum sağlığı ile ilgili ilk önemli kararlar, II. Mahmut Dönemi’nde alınmaya başlanmış Tanzimat ile beraber de bu atılımlar daha kurumsal bir kisveye bürünmüştü. Meclis-i Tahaffuz ve Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane ilk aşamada oluşturulan kurumlar olarak dikkat çekmiştir. Rıza paşanın teşrif günlerinin öncesinde yayınlanan eczacılıkla ilgili bir düzenleme de gene halk sağlığını korumak için çıkartılmış metinlerden birisiydi. Kısaca sağlık, müfettişlerin inceleme altında tuttukları alanlardan birisiydi. Özellikle Samsun kazasını etkisi altına alan tifo ve kolera gibi hastalıkların nedenlerini inceleyen Rıza Paşa, kent yakınlarındaki sazlık ve bataklık alanı tüm hastalıkların birinci derece nedeni olarak görmüş söz konusu bataklık alanın kurutulması için de derhal girişimlerde bulunmuştu. Öncelikle yerel ileri gelenleri kaynak seferberliği için ayağa kaldıran Paşa, kurduğu bir kumpanya ile söz konusu proje için gerekli meblağı toplatmış ve yapılan mühendislik çalışması ile de bataklık alan kurutulmuştu. Çalışmanın meyveleri Rıza Paşa’nın teftişi bitmeden alınmıştı. Paşa sunduğu raporda içinde bulunulan yıl içerisinde ilk defa olarak hastalıklara yakalanma oranlarında ciddi düşüşlerin kaydedildiğini belirtmişti.
Koleranın Samsun ve Çevresindeki Sosyal Hayata Etkisi
1893 yılı olaylarını, felce uğrayan ticaret ve artan fakirlik ile ilgili olduğunu söyleyen Longworth, bu yıl içinde meydana gelen en önemli iki olayı da Ermeni karışıklığı ve kolera salgını olarak göstermektedir. Longworth’a göre iki olayda da hükümetin politikası sosyal ve ticaret alanında kamuoyunu çılgına çevirmiştir.
Samsun’da görülmüş olunan kolera sebebiyle beşinci orduya gelen 238 askerin sağlık güvenliği açısından gece saat 6:00’da kendi memleketlerine gönderilmiştir. Daha sonra gelecek olan 636 askerin gelmemesi telgrafla bildirilmiş ve memleketleri gönderilmesi istenmiştir.
Bir tamirci ustasının İstanbul’a yazdığı rapor;
Erzurum’da toplar ve mühimmatın muayene ve tamiri için atanmış olan ustaya Krup fabrikasından yanına bir usta daha veriliyor. İstanbul’dan Trabzon’a gidecek olan vapurla önce Samsun’a geliyorlar. Fakat koleranın Trabzon dahil kıyı şeridinde de tekrar ortaya çıkmasından sonra İstanbul’a dönmek istediklerini bildiriyor ve izin istiyorlar.
Dünya’da sağlık önlemlerinin artması ve Osmanlı’da karantina teşkilatının da güçlenmesi nedeniyle kurmanın zorunluluğu olduğunu Canik İdare Amirliğinden gönderilen telgrafla gönderilmiştir. 12 Kasım 1910’da gönderilmiş olan telgraf gerekenin yapılması ve yapılanları devamlılığıyla ilgili yazı ilgili makama ulaştırılmıştır.
Daha sonraki dönemlerde Kolera sebebiyle kurulacak olan karantinanın kurulması için İçişleri Bakanlığına yazılan yazıyla istenilen ödeneğin maliye başkanlığınca götürülmesinin acil olduğuna dair bir rapor sunulmuştur.
Samsun’da bir evden iki hamalın kolera şikayetiyle hastalanarak vefat ettikleri karantina müdürlüğüne haber verildiğinden içinde Samsun halkına ait birilerinin bulunduğu gemilerin ilk Osmanlı Limanı’nda durdurularak muayene edilmesi Sağlık Heyeti’nce karar verilmiştir. Bu durum tüm limanlara bildirilmiştir.
Bilenlere ve Duyanlara Göre Samsun’da Kolera
Kolera Hakkında Bilinenler
1970’te Kolera salgını olduğu zaman ben İstanbul’daydım. 100 kişilik cenazeler oldu. (Mülakat: Niyazi Özkan)
Bu hastalığa çarık çıkartma adı veriliyordu. Çarığı çıkartınca hastalanıp ölüyormuşsun. (Mülakat: İbrahim Gonca)
Salgın hastalık çıkınca bizim orada bir ev karantinaya alınmış. Babam o dönem bekarmış. Gizlice karantinalı eve girmiş. Bana hastalık bulaşmadı diyor. (Mülakat: Hayati Dilbaş)
Eskiden 3 büyük hastalık vardı. Kolera, veba ve veremdi. (Mülakat: Emine Ülker)
Karantina Uygulamaları
Kolera hastalığı olduğu zaman tüm bölgeyi alıyorlar. Ben şöyle bir cümle derim; “hastalıklı hayvanları birbirinden ayırıyorlar da insanları birbirinden ayırmıyorlar.” O zaman hatırladığım kadarıyla hayvanlar birbirinden ayrılırdı. Hayvanlar da vebaya yakalanırlardı. (Mülakat: Hayati Dilbaş)
Ben karantina hatırlamıyorum. Bizim orada doğal ilaçlar çok yapılırdı. (Cafer IŞIK)
Bulaşıcı hastalıklar karantina ile engellendi. Ben Samsunluyum. Buralarda karantina çok kuruldu. Limandan kontrol ederek alırlardı. Gemi ve ya trenler kontrol edilirdi. Hapishanelerde de karantina vardı. Devlet hastanelerinde karantina vardı. 3-5 gün muayene altında kalırdın. (Mülakat: Gülizar Atağ)
Ben kolera için karantina hatırlamıyorum. Difteri için vardı. (Mülakat: Emine Ülker)
Tedavi Yöntemleri
Armut pekmezi kaynatıp içerlerdi. Karnın ağrıyınca sıcak taş koyarlardı. Ağrı geçerdi. Yorgan örtüp terletirlerdi.(Mülakat: İbrahim Gonca)
Eskiden verem çok varmış. Ben küçük yaştayken sıtma tuttu beni. Beni güneş’in alnına yatırdılar. Bana soğuk suya gir dediler. Bende girdim soğuk suya, hastalıkta bıraktı beni.(Mülakat: Cafer Işık)
O dönemde “ocaktan” adı verilen kişiler vardı. Soydan gelen demektir. Ellerinde tababet kitapları vardı. Bunlar Arapça yazılı kitaplardı. Doktorların iyi edemediği birçok hastalığı onlar iyi ederdi. Şuanda da her şey doğadan karşılanıyor. İbn-i Sina’da tedaviyi o şekilde yapmıştı. Psikolojik hastalıklar için müziği kullanmışlar. Uyku hastalığı için sıcak kakao iç hemen uyursun. Egzama şimdi bile tedavi edilemiyor. O zaman bizim mahallede Ebe Saire abla vardı. Egzamayı tedavi ederdi. Takı taşları bile çok faydalara yarıyormuş. (Mülakat: Emine Ülker)
Ahmet Ali YILMAZ – Samsun İbrahim Tanrıverdi Sosyal Bilimler Lisesi – TÜBİTAK Projesi
admin


















































































































































































































