Dünya
Giriş Tarihi : 04-09-2015 11:51   Güncelleme : 04-09-2015 11:51

Suriyeli muhacirlere vatandaşlık verip onlara ‘pozitif ayrımcılık’ uygulayalım

Ömer Tosun‘Huzur içinde uyuyan Suriyeli çocuk’ eserinin müellifi Ömer Tosun: “Ben sadece olması gerekeni hayal ettim

Suriyeli muhacirlere vatandaşlık verip onlara ‘pozitif ayrımcılık’ uygulayalım
Ömer Tosun‘Huzur içinde uyuyan Suriyeli çocuk’ eserinin müellifi Ömer Tosun: “Ben sadece olması gerekeni hayal ettim.” 28 Mayıs 2015 tarihli Diriliş Postası’nın “Lafı Uzatmadan” köşesinde Türkiye’den Avrupa Birliği’ne geçmeye çalışan Suriyeli muhacirlere “Gitmeyin kardeşler! Burası sizin de yurdunuz” diye seslenmiştik.   Meselenin püf noktası burada. Çözüm yolu buradan geçiyor. Ve çözüm yolu üzerinde kafa yormaya, somut çözüm önerileri sunmaya mecburuz. Bunu yapmayacaksak susabiliriz. Yine “Lafı uzatmadan” köşesinde (1 Eylül) yazmıştık: “Kıyıya vuran muhacir çocuk cesetleri üzerine yazılanların ekserisi ‘Biz işte böyleyiz, yazıklar olsun bize’ mesajından ibaret. Verimsiz, bereketsiz bir sızlanma. Özeleştiri filan da değil. Doğru dürüst hiçbir şey değil. Sızlanmanın ötesine geçemeyenler böyle mevzularda yazmasınlar lütfen. Başı sonu belli bir teklifiniz, tavsiyeniz, telkininiz yoksa, sadece ağlayıp sızlanacaksanız, bunu kendi kendinize de yapabilirsiniz. İnsanların içini ezerek bir vicdan ayaklanması başlatabileceklerini zannedenler yanılıyorlar. İnsanların içinde ölmeye yüz tutan hücreleri canlandırmaya, diriliği besleyip belli başlı bir yere yönlendirmeye çalışmak lazım.” Ağlayıp sızlanmanın ötesine geçip meselenin çözümüne katkıda bulunmaya matuf olan aşağıdaki satırlar da -30 Ağustos’ta- aynı köşede neşredilmişti: “Kamyonet kasasında çürümüş halde bulunan Suriyeli çocuk, kadın, erkek cesetleri… Libya’dan mı yola çıkmıştı o çocuklar? Ya Avusturya’daki kamyoneti dolduranlar? Bilemiyoruz. Bildiğimiz, Türkiye’den de Batı Avrupa istikametinde ölümcül tehlikelerle dolu yolculuklara çıkan, çıkarılan Suriyeliler var. Hem de çok. Bir kişi bile utandırmaya yeter bizi, ama hadleri hesapları yok. Avrupa’yı insafsızlıkla, ‘öteki’nin acılarına ve ölümlerine kayıtsız kalmakla suçlamak hakkımız olmakla beraber, Türkiye’den o yolculuğa çıkmaya niyetlenen Suriyelileri durdurma mükellefiyetimiz de var. Avrupa’yla imzaladığımız anlaşmaların gereği olarak değil sadece. Hatta hiç değil. Ya? Birincisi: Bu Suriyelilerin canlarını ve nesillerinin selametini Allah’ın inayetiyle korumak için.İkincisi: Bu Suriyelilerin Batı Avrupa’yı Türkiye’ye tercih etmelerini zül addetmemiz gerektiği için. Üçüncüsü: Bu Suriyelilerin Türkiye’de kalmalarını Türkiye-Suriye nüfusunun istikbali bakımından mühimsememiz gerektiği için. Onlara ‘Gitmeyin’ diye yalvarmalı, Batı Avrupa’nın cennet olmadığını yana yakıla anlatmalı, buradaki rahatları için neye ihtiyaç duyuyorlarsa ziyadesiyle vermeli, gene de kaçak yollarla gitmeye kalktıkları takdirde ise önlerini her yerde kesip ‘Kusura bakmayın, geçemezsiniz!’ demeliyiz.” Erem Şentürk’ün dün “Genetik Havuzun Kudreti” başlıklı yazısında Kur’an’dan ilham ile teklif ettiği nüfus kaynaşması, bu husustaki vizyonumuzun son noktasıdır. Daha iyi fikri olan varsa beri gelsin. Yok ise, Suriyeli muhacirleri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına almaya ve muhtaç durumda olan kahir ekseriyetini kendi ayakları üzerinde durabilecek hale getirmeye dönük bir ‘pozitif ayrımcılık’ programı uygulamayı bir an evvel memleket gündeminin başına yerleştirelim. Suriye Devrimi tamamına erdiğinde, Suriye barış ve esenliğe kavuştuğunda isteyen muhacir Suriye’ye döner, isteyen de Türkiye’de kalır. Türkiye ve Suriye birliği inşaallah mukadder olduğu için fark etmez. Bugün için öncelikli mesele, Suriyeli muhacirlerin Türkiye’de kendilerini emniyette hissetmeleri ve çoluk-çocukları için burada güzel bir istikbalin olabileceğine ikna olmalarıdır. Kâbusa dönüşen Avrupa rüyasının önüne ancak böyle geçebilir, deniz kıyılarına çocuk cesetlerinin vurmasını ancak böyle engelleyebiliriz. DİRİLİŞ POSTASI | BAŞYAZI | 4 EYLÜL 2015
adminadmin