Gündelik hayatın sahnesinde, hepimiz farkında olmadan ağır, görünmez bir sırt çantası taşıyoruz. İçi; ‘ya olursa?’lar, geçmişin hataları, geleceğin belirsizlikleri, başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğüne dair kurgular ve asla söyleyemediğimiz sözlerle dolu.
Patronunuzun o anlamsız bakışını saatlerce analiz etmeniz, sosyal medyada gördüğünüz bir fotoğrafın sizi yıllar öncesinin reddedilme duygusuna götürmesi veya aile yemeğinde “El âlem ne der?” korkusuyla içinizdeki çocuğun hayallerine ihanet etmeniz…
Tüm bunlar, gerçekte var olmayan ama sizi gerçekten hasta eden sanal yüklerdir.
Bu noktada Stoacı filozof Epiktetos’un o meşhur sözü devreye girer: “Bizi üzen olaylar değil, onlara yüklediğimiz anlamlardır.”
















































































































































































































