Bir lokma helâlin bir ömre bedel olduğu yerdeyim;
ne onu çoğaltmak telaşındayım,
ne eksilir diye bir korku taşırım.
Elim uzanmaz başkasının rızkına,
_ çünkü bilirim—
her nasip, sahibini aramakta ve bulur vakti merhununca.
Dürüstlük, içimde sessiz bir kandil;
rüzgârlar esse de sönmez.
Yalanın gölgesi kısadır daima
hakikatin ışığı uzun sürer.
Hırs, kapımı çaldığında kanaat açar kapıyı—
“Sana geçit yok,” der,
"Kalbin içine fazlası girmez.”
Bir çift sözüm var kendi kendime:
Azla yetinmek eksiklik değil,
çokla taşmamak erdemdir.
Ve en çok da kimsenin hakkı omzumda değilken
yürümek isterim bu dünyadan—
hafif,
temiz,
ve alnı açık…
Ve bilirim ki en ağır yük,
başkasının hakkıdır omuzumuzda;
götürmez insanı arş ötesi boyuta.
Bir damla ter dökmenin bile bin nice hatırı var,
emeğin sesi kısıksa da depderin;
çalıp çırpmayla gasp edilen her lokma bir dua eksiltir soframızdan.
Suskunluk iyidir bazen,
çünkü doğruluk gürültüyü sevmez;
sessizce yerleşir kalbe
ve oradan konuşur vicdanlarla.
Gözüm, başkasının varında değil,
gönlüm, verilene razı; çünkü bilirim,
kanaat edenin içi genişler hırs edenin dünyası dar;
ne bir fazlası için eğilirim,
ne bir eksiği için sızlar;
çünkü rızık, kulun değil,
Rızık Veren’in takdiridir.
Hesap vakti geldiğinde terazi kefesinde
ne mal, ne makam, ne şöhret;
yalnızca takva ve doğruluk basacak ağır mı ağır...
İşte o gün başımı eğmeden,
yüreğimi saklamadan durabilmek için,
helâlin izini, şimdiden ararım.
Yolunu hakikatin.