Filistin’in isimsiz kahramanlarına…
Önce etraf sarardı, sonra gün. Ardından koyu renk halitasını tadınca da ortalığı seçilir kılan alaca karanlığı sertçe uzaklara itti. “İkinci kuşluk” akşam perdesine sarılınca cıvıltılar silikleşti.
Sessiz naralar...
Onlarındı elbet sükûn besteleri. Duyulması müşkül nağmeler yeni başlayan süzülüşleriyle göğü biçip duran yarasalara aitti pek tabii. Kurbağa hıçkırıklarıyla göl yakınındaki gölete çevirdi başını. Kurbağalar gibi çeşitli su mahlukatının da orada yaşadığını biliyordu.
Abdullah sebebini bilemese de su böcekleri Lut’a düşer düşmez, anında “gölet”e kaçarlardı. Sanki göl itiyordu onları. Birkaç sabırsız kurbağanın kimisi “vırak”ladı, kimisi “vık”ladı, bazısı da türü bilinmeyen dağ kuşları gibi ötmeye koyuldular. Her gündüzün ve gül bahçesinin bir bülbülü olduğu gibi onlar da gelecek gecenin bülbülüydüler demek.
Günler ve geceler başa dönünce dünya ömrü sona eriyordu elbet. Ya hayat?.. Zaman ise semadaki gök cisimleriyle glaksi kollarında koşturuyordu. Hülasa her şey dönüyordu. Bıkmadan usanmadan hem de. Kimisini una, kimisini kepeğe çeviriyordu.
Tarladan çekip ufka çevirdiği gözleri bu sefer sulara döndü. Akşamın adım seslerinin duyulduğu bu vakitte muhteşem görünüyorlardı. Güneşin serptiği ışıklarla tutuşmuş gibiydiler.
Gecenin ilk adımı akşam vakitleriydi. O anları yaşarken hüznü depreşir, bir garip olurdu Abdullah. Günışığının dünyaya elveda etmesi düşündürürdü onu.
“Neden buradayız?” diye acı acı tebessüm ederdi.
Babasınınki garipsediği bir inattı sadece. Sualine karşılık bile vermezdi. Annesi desen dünyada ne olup bittiğinden bile habersizdi. Her sabah erkenden uyanır, sac ekmeği yapmar biteviye. Akşama kadar dur dinek bilmez, bir de kır çiçeklerinden ilaç yapmaktan başka bir işle uğraşmazdı.
Babası ise boş vermişlikle “tevekkül”ü karıştıran bir hâldeydi. Bu durumuna imrenirdi yine de.
“Ne yapayım ki babam.” diye düşünür, kızamaz, darılamazdı ona.
Annesine sorsan böyle olmasına sebep iki “ağa”sının Yahudi askerlerince götürülmeleri ve bir daha da dönmemeleriydi. Garip tavırları o günlerden itibaren başlamıştı.
Bazı günler kaybederler babasını. Pek çok hafta geçince elbiseleri yırtılmış, kır sakalı toprağa bulanmış olarak köye dönerdi. Ancak o vakit nerede olduğunu öğrenebilirlerdi.
“Can oğullarımı aramak için gezindim durdum.”
En son kayboluğunda göz nurları, Miraç’ın başlama noktası Kudüs’e gittiğini söylemiş ve Abdullah’ı şaşırtmıştı. O dikenden telleri ve silahlı Yahudiler’ce sarılı sınırı nasıl geçmişti?
Hadisenin yaşandığı gün kan ter içinde tarlayı çapalıyordu. Gün ikindiyi çoktan devirmiş, gurup vaktine yaklaşmıştı. Bir Yusufçuk kuşu çığlık çığlığa ağlıyor, yırtınıyordu. İnce esen rüzgâr gözlerini körpe toprakla dolduruyordu.
Yine aynı tarladaydı. Yanındaki Lut Gölü’nden bahar kokuları geliyordu, su tuz karışımı ıtır genzini yakıyordu. Yamaçtaki köy evleri beyazlıklarıyla ona göz süzüyordu. Birden babası çıkageldi; usulca, bir suçlu gibi... Acı bir bakış, süzgün bir gülüş, ipince ve acayip... Kuğunun süzülüşü, kelebeğin kanat çırpışı gibi kırgın bir sesle:
“Kudüs’te de bulamadım onları” deyiverdi. Ardından başladı hıçkırmaya. Bulamayacağını düşünemiyor bile. Belki de ümidini kaybetmemede haklıydı. Böylesi tavırlarını delice buluyorlardı ama hatalı olan ya kendileriyse?
Her zamanki gibi Abdullah’a düşen şey onu teselli etmekti. Gerçi tam da inanmıyordu ona, Kudüs’e ulaşabildiğini sanmıyordu ama yine de onu avutması, başlayan hıçkırıklarını dindirmesi, yatıştırması gerektiğini anlayabiliyordu. Yoksa yine başlardı ardı arkası gelmeyen “yalel” sedalarına.
Bu “yalel”ler de mi neydi? Her sabah bütün köyü uyandıran figanlardır bunlar. Henüz gün yeni doğduğunda dama çıkar, en uca oturup ayaklarını salıverir, başlar ciğerinden bir aksiseda hâlinde kopup gelen nağmeleri dökmeye.
İlk başlarda İsrail askerleri:
“Buna da ne oluyor?” diyerek mâni olmaya çalıştılar ona. Vaziyeti kavrayınca da “Deli işte...” deyip vazgeçtiler. İyi mi ettiler, kötü mü? Bunu düşünmedi bile.
Ay da aynıydı, mevsim de. Hangi gündü, hatırlamıyordu. Beş yıl öncesi. Annesi bozkıra yollamıştı onu, oldukça uzağa yani. Annesinin merhem yapma ilmi vardı ayrıca. Çiçek toplamaya göndermişti onu.
Döndüğünde annesi hıçkırıyordu. Kalın ve boğuk sesi ağlayıp üzüldüğü zamanlar gibi ipince olmuştu. Babası dama çıkmış “yalel” diye haykırıyordu yine. Yirmi Filistinli genç gibi ağabeyleri de götürülmüştü. Karşı koymak isteyen üç kadın ve beş ihtiyar şehit edilerek hem de.
Ellerinden ne gelirdi ki? Bilmiyor Abdullah, düşünmek de istemiyor. Belki de yersiz bir çıkış, bir delilik yapar diye kimi vakit hatırlamak bile istemezdi olan biteni. Güneşin ufak bir parçasının el ettiğini fark ettiğinde düşünceleri noktalanmıştı.
Kazmayı omzuna atıp köye giden yolu adımlamaya koyuldu. Köy evleri her zamanki görünüşleriyle alaca karanlıklara yaslanıp arzı endam ediyor, tepenin basık zirvesine tırmanıp gölü seyrediyordu.
Önündeki on küsur kavak açık lacivert semaya dikilmiş, platoya hüzün dağıtmaktaydı. Köye girmeden önce durdurulup arandı İsrail askerlerince. Hain gülüşlere, sırıtışlara, esaretini daha da sakilleştiren müstehzi hareketlere dayanmalıydı her zamanki gibi.
Aldırmaması, diklenmemesi ve acı da olsa sabretmesi gerektiğini biliyordu. Yoksa anası mahzun, babası kendisinden de mahrum kalabilirdi. Acılarına acı eklememesi lazım onların. Yoksa nasıl, neyle ve kiminle yaşarlar?
Evleri köyün merkezindeydi. Toprak yolu tırmanarak anasının kendisini beklediği fakirhanelerine varmaya çalıştı. Her zamanki gibi annesi kapı önüne oturmuş, kendisini bekliyor, dönüşünü gözlüyordu. Babası içeride olmalıydı, onu fark edemedi çünkü.
“Abdullah ağam! Abdullah ağam!”
Başını çevirdi, tanıdı hemen. Dayısı oğlu Abdussettar’dı bu. Çok hissî, ateşli ve heyecanlı, kendisinin aksine düz siyah saçlara, en garibi de beyaz bir tene ve olduğundan büyük gösteren vücut yapılı o çocuk.
“Ne vardı Abdussettar?”
“Duydun mu?”
Biraz durup nefeslendi, soruya tekrarladı.
“Duydun mu gelişmeyi?”
“Bir şey duymadım. Ne vardı?”
Çocuğun yeni fark ettiği hıçkırıkları şaşırttı onu, sonra da benzi attı. Kızıp merak ettiği anlardaki gibi titremeye koyuldu. Acaba neydi olan?
“Şey...” dedi çocuk. “Babam Kudüs’e gitmişti. İki gün evvel, Aksa Mescidi’nde cemaatla namaz kılarlarken ateş açılmış üzerlerine.”
“Sakın dayım?..”
“Ağır yaralıymış, bunu duyduk. Fazlasını bilmiyoruz.”
Hafakandan beter bir hâl. Ardından titreme ve vücudundan boşanan ter damlaları... Delikanlı o mübarek mescidin bir bölümü yakıldığı haberinde de böyle olmuştu. Yıkılacak, boğulacak, ölecek sanmıştı kendini. Deli hislerle bozkıra doğru yılkı atları gibi kayıp gitmişti. Şimdi de koşmak, koşmak, koşmak arzusuyla doldu ama tuttu kendini.
Abdussettar’ın kısık sesi onu kendine getirdi:
“Bu haydutların hakkından ne zaman geleceğiz? Bu hâlimiz ne vakte kadar sürecek?”
“Ne vakte kadar mı? Bilemem ki aslanım.”
Elini omzuna attı çocuğun, sakinleştirmeliydi onu:
“Hele yemek yiyelim de sonra konuşuruz .”
Aniden duruşu değişti çocuğun, daha bir irileşti gibi geldi Abdullah’a. Ya sesindeki aşağılama?
“Akşam yemeğiymiş...” dedikten sonra geriye döndü ve koşmaya başladı. Bir yandan da durmadan haykırıyordu.
“Yemekmiş. Akşam yemeğiymiş.”
Uzaklaşan sesi, boğazlanan bir kuzu melemesini andırıyor, yavrusu öldürülen bir anne figanına benziyordu. Abdullah bir baktı ki kendisi de koşmakta. Onu iteleyen şey gayret hissi miydi, utanç mı? Bir çocuk tarafından aşağılanmak, hor görülmek miydi yoksa?
Peşinden koşarken köy evlerinde yanan ocakların küllü ışıkları gözlerinde ürperiyor, bir çok başın meraklı dönüşlerini fark ediyordu ama takmamalıydı hiçbirine. O deli çocuğu durdurmalı ya da onunla birlikte “delilik” yapmalıydı.
Böyle düşünüyordu ama yetişmek mümkün değildi ona. Öyle bir koşuşu vardı ki... Önce keskin komutlar, patlayan kahkaha sağanağı ardından silah sesleri ve can yakan feryat figanlar.
Çığlıkların duyulduğu yöne baktı. Öndeki evin penceresinden sarkan genç bir kızcağız mermilerin hedefi olmuş ve toprağa çakılmıştı. Evlerinin önünde akşam yemeğinde olan üç kişi ise yerde kıvranmaktaydı.
“Vay deli” dedi tekrar. “Bak, nelere yol açtı.”
***
Silah sesleriyle dışarı fırlayan veya içeriye kaçışan, bazısı da vurulmamak için damlardan aşağıya atlayan köylüler biraz sonra bir ses işitince ürperip titrediler.
“Artık yetti. Vallahi de yetti, billahi de yetti.”
Nasıl çıktı oraya? İlk kurşun omuz başına saplanınca bunu düşünmeye çalıştı Abdullah, ikincisinde Abdussettar’ı... Gücünü toplayıp boğazı yırtılır gibi haykırdı tekrar. Ama ne dediğini anlamıyordu bile. Sağ böğrünü parçalayan birkaç kuşunla da kendini bir helezonda buldu.
Annesini görüyordu orada. O tombulve esmer yüzünü süsleyen kapkara gözleri kıpkırmızı olmuştu. Dudakları:
“Oğlum, yavrum!” diyordu.
Koridor burgu burguydu. Üstelik renk değiştiriyor, turkuaza dönüyordu.
“Yalel”ler çınlıyordu kısık, boğuk... Ve ardından tekrar annesi:
“Oğlum.” diye sayha sayha haykırıyordu.
Dudakları şehadet kelimesini söylerken mavi rengin sarıya döndüğüne şahit oldu. Altunî bir kubbe belirdi orada, “Kubbe-i Sahra”ydı bu.
“Beni sizdeki gaflet, tembellik, vefasızlık, dinî izzet eksikliği bu kahredici esarete attı.” diyordu bora şiddetiyle.
“Eğer olmuyorsanız, ölseydiniz ya... Şehadeti ne zaman hatırlayacaksınız. Bari bunu hatırlamayı ve hatırlatmayı becerseydiniz.”
Sarı zemin yeşile kaydı nihayet. Koridor sonunda yeşillikler görünüyor, etrafından sekerek gözlerine ulaşıyor, tünel eğrile büğrüle yeşile koşuyordu.
“Allahu Ekber, Allahu Ekber.”
Bu sedalar hem koridor sonundaki yeşil âlemden hem dudaklarından hem de terk etmeye hazırlandığı bu fani âlemden geliyordu. Tekbirler silah seslerine karışıyordu. Yumruk yumruk, uğul uğul fışkırıyordu.
“Filistin’im, vatanım!..” diyerek büküldü dizleri, ardından “Lâ İlâhe İllallah...” diyebildi ancak, kaydı gitti.
Ve köyündeki insanların getirdiği tekbir nidaları, makinalı takırtıları, havan ve top mermisi patlamaları, bütün dünya haydutlarının suratına suratına şaklayan şehadetler ve“yalel” sedaları.
Recep YAZGAN
Küresel Trans İfsat Çeteleri
Ömer Naci Yılmaz
Masum Değiliz
Eyüphan KAYA
Sendikalar sınıfta kaldı
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Mehmet Nuri BİNGÖL
Ölüm Yıl Dönümünde Turgut Özal
Bülent ERTEKİN
Sizin yeriniz bizim gönlümüzde, ancak bu kadar mı diyorsunuz!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Nihat Güç
İslam’ın Olmadığı Yerlerde Vahşet Ve Dehşet Kardeş Olur
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Halil MERT
Türkiye’de Değerler Sistemi Çöktü…
Burak Çileli
Vahşî-Sebaî Batı’dan Doğu’ya Akan Lağım!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Memiş OKUYUCU
Kapitalizmin Cinneti Sahillerimizi Vururken!
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Songül KARAMAN
ALLAH DER
Seyfettin BUDAK
Dağları Kurtaranlar, Evlerini Kaybedenler
Adnan ÖZ
Samsunspor ve mircea lucescu’nun ardından!
Mehmet BOZKURT
Tarih Konuşuyor, Alınacak Dersler Var! - 1
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Aydın BENLİ
Cengiz Zor “Aile Çökerse Devlet Ayakta Kalamaz” Diyor
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Hakikatı hatırlayış ve öze dönüş!
Cevahir AYDIN
Hareketsizliğin Makyajı: Şikâyet
Özlem Gürbüz
Helallik Meselesi
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Hamdi TEMEL
Sarı Kantaron: Gelenekten Bilime Uzanan Şifa Bitkisi
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Gülay ÇETKİN
Özgürlük Vaad Ediyoruz; Aslında Öyle Değil, Çok Kolay
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
İsa ÇOLAKER
Kitap Okurunun Hakları
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)