Anlatacaklarım var, Hayat !dinler misin beni?...
Acıların acısını, gözlerinden akan gizli yaşlar ile akıtıyor
Acıların acısını, gözlerinden akan gizli yaşlar ile akıtıyor.
Yüreğinde ise, ne depremler yaşanıyordu.
Derdini bilge âlime bile, anlatsa da...
Sonuç değişmeyecekti.
Kendini suçlarcasına... Susuyordu.
Beyni, kalbine sorular sordukça!
Kalbinde kapanmayacak yaralar derinleşiyordu.
Yaşanmış anıları dinlerken, her zaman kendimi, o acıyı yaşayan insanın yerine koyarım. Ve empati kurarak karşımdaki insanın derdini anlamaya,
Ve tabiki ders almaya da... Çalışırım.
Lakin hayat öyle tuhaftır ki!
Ciltler dolusu kitap okusan da...
Yaşanmış olayları defalarca dinlesen de...
Bir acıyı yudum yudum içmeden, akıllanmıyor insanoğlu.
"Bir musibet, bin kötekten evladır."
Boşuna mı demiş büyükler.
Yeni yürümeye başlayan çocuklar nasıl, düşe kalka, canı acıya yana ,öğreniyor ise yürümeyi...
Yaşam da, insana acılar ile ders vererek,
Yaşatıyor, ecel perdesiyle kapanacak fani hayatı.
İnsanı en çok hangi derdi, üzebilirdi?
Ya da kimler derinden ağlata bilirdi ki?
Çevremizde ne olaylar yaşanıyor.
Ölümler, acılar ya da neler ile karşılaşmıyoruz ki...
Elbette tepkiler veriyoruz. Üzülüp dertleri anlamaya çalışıyoruz.
Desek te...
Ateş düştüğü yeri yakmadıkça, bizler akıllanmıyoruz.
Bir kötek yemedikçe, doymuyor yüreklerimiz. Ağlamamaya da ...
Yaşanmış olayın ardından...
Ve gözlerden yaşlar değil de,
Sanki bulutlardan yağmurlar boşalırcasına ağlamıştı.
Otel kapısında yapayalnız kaldığında.
Aslında, hayatında değer verdiği insanlardan hep kötek yemeye alışıktı.
Canı yansa da, üzülür sonra "Allah bilsin yaptıklarımı “derdi.
Lakin bu sefer, kelimeler boğazına düğümlenmişti.
Dudakları kurumuş, dili ağzında gizlenmişti.
Elinde valizi ile bilmediği bir otel kapısı önünde sadece sessizce ağlayanın,
hıçkırık seslerini duyabiliyordu.
Dünya durmuştu. Zaman kavramı kalmamıştı.
Gidecek yerinin olmayışına değildi, ağlayışı.
Kendisinin canını verebileceği kadar sevdiği üç insanın ardı ardına,
sanki söz birliği etmişlercesine, yaptıkları nankörlüğe idi. Canın yanması.
Üstüne üstelik iftiraya maruz kalışı,
Aklını yitirecek dereceye getirmişti.
Genç kızı...
Ablasının evine misafir olarak gelmişti.
Az biraz köyün atmosferinden kurtulmak ve şehirde yaşayan ablasıyla özlem gidermek istemişti.
Geldiğinin daha ertesi gününde ablasının iğneleyici kelimelerine duydukça, kulakları inanamıyordu.
Daha fazla üzülmeden kaçarcasına,
Yeğenine gitmişti.
Hayat bu ya...
Yeğeni kendini bilmez bir "insan müsveddesi ile evlenme hatasını yapmıştı. Yıllar önce. Belki o da ,annesinden kaçmıştı. Kim bilir. Yanlış bir evlilikti. Lakin yapacak fazla bir şeyi de yoktu, yeğeninin.
İnsan kılıklı yobaz eniştesi, “dakika bir gol bir" demişti.
Uzaklardan gelen misafiri,
açıkça kovmak sanırım böyle bir şeydi.
Kendi eşine ağıza alınmayacak hakaretler yaparak. Evet kovma işlemini böyle başarmıştı.
Bizlerin örf ve adetlerinde misafirin yanında yüksek sesle bile konuşulmazdı ki...
Misafir yanlış anlamasın da, üzülmesin diye.
Sessizce gece evden ayrılmayı düşünse de, yeğenini üzmemek adına...
Sabaha kadar yastığa gözyaşlarıyla eşlik etmişti.
Yeğeni işe gidince ardından çok sevdiği yeğenine yardım olsun diye evini temizleyip, sessizce ayrılmıştı.
Bir yakınından yardım istemişti.
Gideceği yer olsa da... Kimseler kendisine yapılan bu hakaretleri bilmemeliydi.
İki gece otelde kalıp, köyüne dönmeliydi.
Yakını bir pansiyona yerleştirmişti.
Sonra nedensiz bir şekilde, o da ortalıktan kaybolmuştu. Kulluktan nebze almamış... İnsan!
Yanında yeterli parası da kalmamıştı.
Otelin parasını veremeyeceğini anlayınca... Elinde valiziyle... Gözlerinde yaşlarıyla ve kalbinde kapanmayacak bir acıyla... Hayatının en büyük dersini alarak ayrılmıştı. Köyüne giderken.
Genç yaşına rağmen, ailesi için ne kadar fedakârlıklar yapmıştı.
Hiç bir çıkar göz etmeden.
Maddi manevi tüm elinden gelenleri yaparken, ailesinden darbe yemek...
Tüm duygularına perde indirmişti.
Aradan yıllar geçmiş ti...
Yapılanları unutmuş gibi görünmek için sessiz kalmayı tercih etmişti.
Lakin yakınları onun hakkında "sen çok değiştin, böyle bir kız değildin" demekten geri kalmamışlardı.
Yaptıkları iğrençlikleri unutan insanlar,
Karşısındaki insanları eleştirmek ve kendilerini tertemiz göstermek adına ,
Sadece konuşmak için konuşuyorlardı.
Ayaklarının üstünde daha güçlü durmayı öğrenmişti.
Aklına geldikçe "teşekkürler, akraba müsveddelerim yada sevdiklerim.
Bana yaşattıklarınız ile şimdi ben güçlü bir kadın oldum."
Ve yine atalarımız kazanmıştı.
Söyledikleri sözler ile bizlere yine yol göstermişlerdi.
Bizler anca o sözleri yediğimiz musibetleri yaşayarak ile anlayabilmiştik.
Ağlamak lazım...
Eğer bulutlar ağlamaz ise
Topraklar yeşerir mi! Sandın.
Benim gözlerimden akan her damla
İse... Yüreğime, acının şerbetini
İçirdi..
Ayaklarıma denizlerin dalgaları vurdu.
Ve ben kumsalda!
Ayaklarımı, kumlara gömdüm.
Her gelen dalga, sadece vurdu....
Beni yıkamadan,
Geldi geçti...
Üşüyen yüreğimin..,
Anlatacaklarım vardı.
Hayat dinler misin?
Değerli okurlarım...
Sevgilerimle
Tülay Demircan Koyuncu
admin



















































































































































































































