Köşe Yazıları
Giriş Tarihi : 08-05-2013 16:02   Güncelleme : 08-05-2013 16:02

Erdemli Mal Tüketiminin Teşviki

Hafta sonu Açık Öğretim Fakültesi sınavlarında öğrencilere sorulan bir sorudaki tanımlama fevkalade hoşuma gitti

Erdemli Mal Tüketiminin Teşviki
Hafta sonu Açık Öğretim Fakültesi sınavlarında öğrencilere sorulan bir sorudaki tanımlama fevkalade hoşuma gitti.

Mahalli İdareler Maliyesi adlı dersin bir sorusunda öğrencilere bedava süt dağıtılması ve mahalli idarelerce öğrencilerinin öğle yemeklerinin sübvanse edilmesiyle ilgili bir soru sorulmuştu.

Doğru cevabı bilmiyordum, çünkü böyle bir dersi bile ilk defa duydum.

Ama doğru davranışı çok iyi biliyorum.

Cevap şıkları içinde öyle bir davranış tasviri yapılmış ki, böyle bir tanımlamayı bendeniz de ilk defa duyuyorum: "Erdemli mal tüketiminin teşviki"

Bunun olumsuzu da yer almış cevap şıkları arasında: "Erdemsiz mal tüketiminin teşviki"
 
Mal ve Erdem
 
Derdimiz sınavlar veya cevaplar değil.

Bir insanın mutluluğu için harcanan çabayı, parayı, değerli olan her hangi bir şeyi "erdemli bir eylem" olarak görmek ne kadar yüce bir erdemli ve soylu davranıştır!

"Erdemli mal tüketimini teşvik" öyle bir tamlama ki, "erdemli" sıfatı hem "mal"ı nitelemekte hem  "teşvik"i, hem "tüketim"i, yani eylemi hatta eylemleri.

Malı, onun tüketimini,  bu tüketimin teşvikini "erdemli" sıfatıyla nitelemek bütün bu varlık alanlarına müthiş bir derinlik katmak demek.

"Mal" erdemli olabilir mi?, "Tüketmek" erdemli olabilir mi, "tüketimi teşvik" erdemli olabilir mi?

Bugün "tüketimi teşvik" bile olumsuz bir kavramken...

Bunlar  tek başına bir şey değil belki ama niyetimiz onları çok şey kılar.

Şu büyük söz, bakın bunları nasıl değerli kılıyor: "Yediğin tuvalete, giydiğin sonunda çöpe gider. Ama yedirip içirdiğin seni karşılamak için doğrudan mahşere gider."
 
Fakir Kim Zengin Kim?
 
Şu anda herkesin seyretmesini arzuladığım bir film hatırlıyorum: 

1946 yapımı It's a Wonderful Life - Şahane Hayat.

Kendisini zavallı ve yoksul insanların mutlu olması için adamış bir bankacının hikayesi sunuluyor bizlere.

"Böyle de bankacı mı olur?" diye bir soru gelebilir aklınıza. Ben de pek inanamadım ama yönetmen böyle bankacıların da olmasını da arzuladı herhalde.

Her filmde bir de kötü adam vardır. Bu filmdeki kötü adam da fevkalade zengin biri. Ama zenginliği sadece kendisine.

Bütün şehri ele geçirmek, herkese hükmetmek, garibi, yoksulu kendine muhtaç ederek onları sömürmek, darda kalanın darlığından, zorda kalanın zorluğundan istifade ederek onların sırtından bir servet edinmek isteyen bir kan emici.

Allah'ın garip kalmış kullarına sahip çıkarak onların insanca yaşamasına gayret sarfeden ve bunun için de dayanılmaz sıkıntıları göğüsleyen iyi adam başlangıça kaybediyor gibi oluyor. Ama sonunda kimin kazandığını, Tanrı Teala'nın bu insanlara nasıl sahip çıktığını görmeniz için filmi seyretmeniz gerekiyor.

Bu adam tam da yukarıda dendiği gibi "erdemli mal tüketimini teşvik eden' adam. Kendisi tokken aç olanları, giyinikken çıplak olanları, sıcak yuvasında otururken evsiz zavallıları kendisine dert edinen adam. Parası az ama  çok olan o kadar şeyi var ki.!

Kötü olmayı tercih eden adam zenginliği sadece kendisini ışıtan ve ısıtan adam. Onun ışığı kimsenin karanlığına bir huzme bile sunmuyor, onun sıcaklığı hiç bir garibin yuvasını ısıtmıyor.

Bu adam zengin, çok parası var ama hakikatte dünyanın en fakir insanı. Niye mi? Schopenhauer'un şu tespitine can u gönülden katıldığım için bu yargıyı rahatlıkla ileri sürebilirim: "Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiçbir şeyi olmayandır."

Peki asıl zengin kimdir? Tam da Erick Fromm'un şu tarifine uyan kişidir: "Ancak kendinden bir şeyler verebilen kişi zengindir."

Bizim o büyük Yunus"umuz  erdemli mal tüketimini teşviki öyle bir tanımlamış ki, ben soru soran makamında olsaydım bu yüce sözün hangi davranışı tanımladığını sorardım:
 
"Çalış kazan ye yedir bir gönül ele geçir
Yüz Kabe'den yeğrekdir bir gönül ziyareti
 
Niçin Veriyorlar
 
Bütün bunlardan vermenin erdemli ve soylu bir davranış olduğu, bunun da ancak erdemli ve soylu insanların işi olduğu anlaşılıyor.

Fakat bunun içinde çok yüksek bir bilinçlilik hali gerekli.

Bilinçlenmek ise yüksek ve derin bir kültürlenme ve bilgilenme ile mümkün.

Peygamberimizin şu müjdesi cömert için ne yüce bir vaattir: "Cömert kişi kökleri cennette olan bir ağaca tutunmuş kişidir. Tutunduğu dallar onu nihayette cennete iletir"

Peygamberimizin şu tehdidi cimri için, erdemsiz mal teşvik edici için ne korkunç bir sona işaret etmektedir: "Cimri, kökleri cehennemde olan bir ağaca tutunmuş kişidir. Sonunda tutunduğu dallar onu cehenneme itiverir."

Bu sözler de insanda bir bilinçlenme hasıl etmiyorsa ne yapmak gerekir?

Mevlana: "Çiftçi  tohumları toprağa atıyormuş gibi görünür. Ama o çok daha fazla alacağını bilmese hiç onları rastgele atar mı?" derken bizi bir  bilinçlenmeye davet etmiyor mu?

Devam ediyor Hz. Mevlana:

"Verdiğinin misliyle geleceğinden emin olan vermekten asla çekinmez."

Demek ki veremeyenlerde Allah'a karşı bir güvensizlik var. Verdiklerinin boşa gittiğini ve kendilerine misliyle döneceğini/döndürüleceğini düşünmüyorlar!

Devam ediyor Mevlana: "Mal sahibi bir tüccar hazır ona sahibi olmuşken. niye en kıymetli malını satmaya uğraşır ki? Niye olacak, daha fazla kar edeceğini bildiği için."

Demek ki veremeyenler, veremedikleri için ne de kötü bir ticaret yaptıklarının zerre kadar bilimcinde değiller.

Şu ayetleri bilmemeleri onlar için ne büyük bir kayıptır:

 "Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele. (Bu paralar) cehennem ateşinde kızdırılıp bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün ( onlar denir ki): 'İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir. Artık yığmakta olduğunuz şeylerin (azabını) tadın." Tevbe Suresi 34-35.

Cimri, "kendisinden sonrakiler afiyetle yesin diye başkaları için mal biriktiren adamdır" sözünün hakikati bilseydi cimrilik yapabilir miydi acaba?

Ya da Hz. Ali'nin şu sözünü duyaydı hala mal karşısında erdemsizliği savunabilir miydi: " Cimri,  dünyada fakir olarak yaşar, ama ahirette zengin olarak hesaba çekilir!" Ne kötü bir alışveriş!

Şu da denebilir:  Kendisine erdem bağışlanmayandan erdemli bir davranış beklenmez!

Kendisine erdem bağışlanmayandan bir erdemli davranış beklemek de pek erdemli bir iş olmaz.
 
Tirmizi'de yer alan bir hadis: "Bir mümin için mutlaka gökyüzünde iki kapı vardır: Birinden ameli yükselir diğerinden de rızkı iner. Bu mü'min ölünce he riki kapı da ağlarlar. Şu ayet bu duruma işaret eder: Ne gök, ne de yer onların üzerine ağladı."  
adminadmin