Tarih
Giriş Tarihi : 14-01-2013 10:09   Güncelleme : 14-01-2013 10:09

İnsanımız Eskiden Alan Eldi Şimdi Veren El

Başbakan Yardımcısı Arınç, ''Bizim hamiyetli insanımız eskiden alan eldi, şimdi veren el oldu. Dünyanın neresinde bir felaket yaşanıyorsa Türkiye 75 milyonuyla başında hükümeti o felakete Türkiye'nin elini yetiştirmeye çalışıyor"

İnsanımız Eskiden Alan Eldi Şimdi Veren El
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''İnşallah Cenab-ı Hak imkan verirse, milletimiz desteğini devam ettirirse, güven duymaya devam ederse, biz de büyük yanlış yapmazsak, büyük hatalar işlemezsek, fitne ve fesat aramızda yeşermezse daha üç dönem değil, herhalde bir 13 dönem daha Türkiye'de AK Parti'nin iktidarını herkes görecek ve yaşayacak'' dedi.
 
Arınç, AK Parti Genel Merkez Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlığı'nca genel merkezde düzenlenen ''Siyasi ve Hukuki İşler Başkanları Eğitim ve Değerlendirme Toplantısı''na katılarak, hükümetin icraatlarına ilişkin konuşma yaptı.
 
AK Parti'nin 30 Eylül 2012'de gerçekleştirilen büyük kongresinden sonra oluşan yeni MYK ve MKYK'nin çalışmalarını sürdürdüğünü, yeni başkanların da kendi birimleriyle Ankara'da buluşarak güzel çalışmalar yaptıklarını belirten Arınç, partililerin birlikte oluşunun, tanışmasının, düşüncelerin paylaşılmasının parti açısından yararlı olduğunu dile getirdi.
 
AK Parti'nin 11 yıldır iktidarda olduğuna ve hükümetin her gününün başarılarla geçtiğine işaret eden Arınç, Türkiye'nin son 50-60 yıllık siyasi hayatına bakıldığında üç defa üst üste tek başına iktidarı kazanan ve oy artışıyla bunu devam ettiren başka bir örnek olmadığını vurguladı.
 
Türkiye'de, Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Anavatan Partisi'nden başka son 60-62 yılda tek başına iktidara gelen parti olmadığını, koalisyon hükümetleriyle ülkenin yönetildiğini ifade eden Arınç, ''Üç partili, dört partili hatta dışarıdan destekli modellerle farklı koalisyonlar kurulmuştur'' dedi.
 
AK Parti'nin 2002, 2007 ve 2011 seçimlerinde oy oranını sürekli artırmak suretiyle iktidarda kalmayı başardığını anlatan Arınç, partinin iki büyük yerel seçim geçirdiğini, yüksek oy oranları alarak Türkiye'deki belediyelerin yüzde 60'dan fazlasını kazandığını söyledi.
 
''Seçimlerdeki başarılar icraatların karşılığı''
 
AK Parti'nin 10 yıllık süreçte iki büyük referandumda da başarılı olduğuna dikkati çeken Arınç, şunları kaydetti:
 
''AK Parti'nin 'evet' dediğine Türkiye de 'evet' dedi. 2007'de yüzde 67,5 ile 2010'da da yüzde 58 ile çok önemli anayasa değişiklikleri yapıldı, bunun da galibi şüphesiz AK Parti'dir. Destek veren başka partiler de olmuştur, ama onların oy oranlarına baktığımızda AK Parti kadar belirleyici olmadıklarını görüyoruz. Çok şükür 11 senenin içerisine üç milletvekili seçimi, iki mahalli seçim, iki referandum sığdıran ve hepsinde başarılı olan bir partiyle karşı karşıyayız.''
 
İcraatların her alanda görülmesinin mümkün olduğunu, maddi olanların yanı sıra sosyal ve toplumsal alandaki icraatların da dikkat çektiğini ifade eden Arınç, şöyle konuştu:
 
''Seçimlerdeki başarılar bu icraatların karşılığı olarak da çıkıyordur. Çoğu zaman düşünmüşümdür bu başarının altında ne sır yatıyor- Neden hiçbir partiye nasip olmayan başarı 10 yılda bu partiye nasip oldu ve yine bundan sonra da nasip olacak gibi görünüyor. İnşallah Cenab-ı Hak imkan verirse, milletimiz desteğini devam ettirirse, güven duymaya devam ederse, biz de büyük yanlış yapmazsak, büyük hatalar işlemezsek, fitne ve fesat aramızda yeşermezse daha üç dönem değil, herhalde bir 13 dönem daha Türkiye'de AK Parti'nin iktidarını herkes görecek ve herkes yaşayacak.
 
Bu bir hayal değil. Yapılanlar ve elde ettiğimiz sonuçlar çizgimiz düz olduğu takdirde, kararlı, güçlü siyasetimizi devam ettirdiğimiz sürece, hizmet ağırlıklı siyaseti tekrar devam ettirmek yolunda adım attığımız sürece başarılı olacağımızı gösteriyor. Bugüne kadar sağladığımız başarı, partinin kurulması, teşkilatlanması, 15 ay sonra önümüze konulan bütün engellere rağmen birinci seçimde tek başına iktidara gelişi ve çok şükür bugün bu iktidarın güçlü bir şekilde, hele hele 'ustalık dönemi' denilen bir dönemde devam etmesi; düşünün ki üye sayımızın sekiz milyonu geçtiği, kadın üye sayısının 3 milyona, genç üye sayısının iki milyona yaklaştığı bir siyasi partide, sadece il, ilçe, belde, genel merkez teşkilatlarımızda görev alanların sayısı 1,5 milyonu bulduğu sürece partimizin güçlü olması her zaman mümkün olacaktır.
 
Birinci seçimde geldik, ondan sonra yine önümüzde pek çok engeller vardı. Vesayet rejimi devam ediyordu, geçmişte yaşanan olumsuzlukların devam etmesini, tekrar yaşanmasını arzu edenler vardı. Ama AK Parti bütün bunlara karşı milletten aldığı güçle, onun emanetini yere düşürmeden büyük bir cesaretle mücadele etti. Arkasından 2007 seçimlerini, daha sonra mahalli seçimleri ve 2011 seçimlerini kazandı. İki seçmenden birinin oyunu alacak noktaya geldi. İki seçmenden birinin oyunu almak çok önemli bir şey. Bu Türkiye'de hiçbir siyasi partinin hiçbir seçimde gösteremediği başarı. Bundan dolayı öncelikle Allah'a hamd ediyoruz, bu hamd edilecek bir durumdur. Şüphesiz oyu veren milletimizdir, milletimize büyük bir şükran borcumuz var.''
 
Karikatür örneği
 
AK Parti'nin başarısını Türkiye'nin siyasi hayatındaki ''muhteşem bir başarı'' olarak nitelendiren, bununla ilgili araştırma yapılabileceğini, tezler hazırlanabileceğini dile getiren Arınç, şöyle devam etti:
 
''Ama çoğu zaman bu başarının öyküsünü bu kadar kitaptan, araştırmadan, tez açıklamanın ötesinde küçücük bir karikatürle özetlemenin daha kolay olduğunu düşünüyorum. Hiç unutmuyorum; o tarihlerde bir gazetede bir karikatür yayımlandı. Karikatürde şu var: Sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan her zamanki haliyle boylu poslu, dirayetli, güçlü. Karşısında iki kişi var, başları önlerinde biraz süklüm püklüm duruyorlar. Başbakanımız da onlara ithafen diyor ki, 'Söyleyin utanmayın, içinizden hanginiz bana oy verdi'. Başları önde olanlardan birisi Bahçeli, birisi Kılıçdaroğlu. Demek ki dört seçmenden İkisinin, altıdan üçünün, ondan beşinin oyunu almaya muktedir olan AK Parti sonunda karşısında gördüğü iki kişiden birine potansiyel seçmen gözüyle bakabilir.
 
Kurban olduğum Allah bu karikatürden sonra işin ne kadar gerçek olduğunu bir başka sözde de ortaya koydu. Günün birinde Kemal Kılıçdaroğlu'na bir televizyonda sordular, 'İki adaydan birisi Abdullah Gül olsa oyunuzu neye verirsiniz-' Büyük bir heyecanla ve boş bulunarak, 'Tabii niçin olmasın' dedi. Demek ki Kılıçdaroğlu, iki adaydan birisi Abdullah Gül olursa, yani AK Parti'nin kurucusu, ilk başbakanı ve AK Parti grubunun oylarıyla ve desteğiyle cumhurbaşkanı seçilen kişiye oy verebilecek bir noktaya geldi. Rabbim hidayet ederse ne kadar büyük, örneklerini görebiliyoruz.''
 
Demokrasinin ortak payda olduğunu, çoğulculuk ve katılımcılığa önem verdiklerini anlatan Arınç, kıyafet, inanç, düşünce ve bölgesel farklılıklardan dolayı ayrışmaya götürülmüş toplumu kucaklaştırmak için çalıştıklarını, bunun da gerçekleştiğini ifade etti. Arınç, ''Geçmişte olandan yüz misli daha fazla gerçekleşti. Çok şükür bugün Türkiye'de kimse kimseyi ayrımcılıkla suçlayacak halde değil. Bazı örnekleri var, hala bazı suçlamalarla bazı insanların veya grupların bu yaftayla suçlanmaya çalışıldığını görüyoruz ama bu giderek marjinalleşiyor. Türkiye demokrasinin büyük paydasını AK Parti döneminde daha fazlasıyla yaşamaya başladı'' diye konuştu.
 
Muhafazakar, demokrat kimliğin, ''değerlere sahip çıkmak ve demokrasiyi olmazsa olmaz kabul etmek'' olarak tanımlanabileceğini söyleyen Arınç, ''CHP ne kadar muhafazakar, ne kadar demokrat kendileri anlatsınlar. MHP ne kadar muhafazakar, ne kadar demokrat kendileri anlatsınlar. Dünyada modası geçmiş şeylerle hala ayakta durmaya çalışmak rüzgara karşı meydan okumaktır. Bu çok yanlış bir şey. Bizim ortaya koyduğumuz kimlik, dünyada genel kabul gören bir kimliktir ve dünyadaki siyasi değişimlere bakınız pek çoğu bu noktada büyük bir güçle ilerlemektedir'' dedi.
 
ABD'de yapılan başkanlık seçimlerine de değinen Arınç, aileye önem verenler, ayrımcılık karşıtları, yoksulların gözetilmesini isteyenlerin, ''dünyada barış olsun'' diyenlerin Obama'ya oy verdiğini vurguladı. Arınç, ''Bizim ortaya koyduğumuz muhafazakar değerlerin pek çoğunu Romney'e nazaran Obama'da gördükleri için halk ikinci defa siyah bir insana, isminde Hüseyin olan birisine ikinci defa başkanlık verdi. Bence çok önemli bir noktadır. Biz Türkiye'de bu kimliği ortaya koymakla, bugüne kadar ki tartışmaların da sonuna gelmiş olduk'' değerlendirmesinde bulundu.
 
AK Parti'yi kurarken hedefi iyi tespit ettiklerini, başarılarının temelinde de ilkeli ve kararlı bir siyaset yapma düşüncesinin olduğunu kaydeden Arınç, ''Cesur, prensip sahibi ve kararlı olacağız, halka güven vereceğiz, dürüst bir siyaset takip edeceğiz'' diyerek yola çıktıklarını belirtti. Önceki siyasi partilerin sadece seçimi düşünerek çalıştıklarını, vaatlerle seçim kazanmak istediklerini dile getiren Arınç, ''Tencereyi vereceğim ama kapağı seçimden sonra'' denilerek oy istendiğini anlattı.
 
''Yüzde 25'i bulsan 'Yarabbi çok şükür' diye dua ediyorsun''
 
Partililere ''Biz milletten emaneti aldık, millete hizmetle yükümlüyüz. Hizmeti yaparken karşımıza kim çıkarsa onun karşısında dik duracağız, diklenmeyeceğiz, cesur olacağız, kararlı olacağız. Kendi menfaatimiz için değil toplumun menfaati için yapacağız. Popülist olmayacağız, seçim kazanmak için değil milletimiz için, gelecek nesiller için çalışacağız'' diye seslenen Arınç, hiçbir seçim öncesinde seçime yönelik popülizm yapmadıklarını vurguladı.
 
AK Parti'nin son seçimlerde, bütün partilerin aksine, seçimden hemen sonraya dair bir şey söylemediğini, 2023 için hedef koyduğuna işaret eden Arınç, geçmiş yıllarda yapılan erken emeklilik gibi vaatler nedeniyle hala ''sosyal güvenliğin iki yakasını bir araya getirmeye'' uğraştıklarını belirtti.
 
Türkiye'de cesur siyasete ihtiyaç duyulduğunu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da Menderes'in ''Bizim iki gömleğimiz var, biri bayramlık, biri idamlık'' sözünü hatırlatarak, cesur siyasete vurgu yaptığını kaydeden Arınç, AK Parti'deki cesur ve kararlı insanların görülmesiyle partinin güçlendiğini anlattı.
 
2002 seçimlerinde sadece AK Parti ve CHP'nin parlamentoya girdiğini, diğerlerinin halk tarafından reddedildiğini söyleyen Arınç, sözlerine şöyle devam etti:
 
''CHP, 63 yıldır tek başına iktidara gelemedi. İktidara gelemediği gibi 1995'te yüzde yarım oyla barajı aştı, 1999'da da yüzde 8,5 ile barajın altında kaldı. Böyle bir partiyi anamuhalefet partisi olarak bugün görüyoruz. 'Bizi Atatürk kurdu, devleti biz kurduk, cumhuriyeti biz getirdik' demeleri bu sonuçların, bu başarısızlıkların üzerini örtmüyor. Sen parti değilsin bir defa. Atatürk'ün kurması, cumhuriyeti getirmesi, bunlar geçmişte yapılan başarılar, çok önemli şeyler ama sen bugün nesin? Neden 62-63 yıldan beri iktidarda olamıyorsun? Sadece Ecevit'in genel başkanlığı döneminde, 77 seçimlerinde yüzde 40 bandına gelmiştin, onun dışında yüzde 25'i bulsan 'Yarabbi çok şükür' diye dua ediyorsun. Yüzde 50'leri aşarken AK Parti, sen yüzde 25'lerde başarı sağladığını düşünüyorsun.
 
2009 seçimlerini hiç unutmuyorum, Baykal'ın en büyük güvencesi şuydu, 'Her yeri kaybedebiliriz ama İzmir'i asla'. İzmir'i kazandı mı 80 ili kaybetse fark etmiyor. O sadece İzmir'e sığınabiliyordu. Biz hamdolsun, bütün seçimlerde, son seçime kadar sadece Tunceli'den milletvekili çıkaramıyorduk, onun dışında 80 ilden milletvekilimiz vardı. Son seçimde buna iki il daha eklenmiş oldu, malum sebeplerle. Ama bugün AK Parti, bütün Türkiye'de köyden kasabasına kadar tabelasıyla, üyesiyle, temsilcisiyle mevcut ve hamdolsun biz bu noktada çok başarılı bir siyasi partiyiz.''
 
''Gübre sanayisinden sorumlu bakan vardı''
 
''Şimdi çıtayı biraz daha yükseltmek suretiyle niçin yüzde 52'lerde görünen AK Parti oyunu daha da artırıp daha da güçlü bir şekilde bu icraatlarıyla halkımızın teveccühüne mazhar olmasın'' diyen Arınç, daha başarılı olmaya mecbur olduklarını ve halkın beklentisinin bu yönde olduğunu belirtti.
 
Başarılarının temelinde hizmete endeksli siyasetin yattığını bildiren Arınç, partilerinin kuruluş döneminde Türkiye'de siyasetin gittikçe yıprandığını, itibar kaybettiğini, siyaset kurumuna insanların güvenmediğini, milletvekillerinin rozetlerini takarak sokağa çıkamadığını, parlamentonun yasama görevini yapamadığını anlattı.
 
Söz konusu dönemde ''kırık dökük'' koalisyonların olduğunu belirten Arınç, ''38 bakanlı koalisyonlarda herkes bir kırmızı plaka taksiminden daha fazla bakanlık almanın kavgasını yapıyordu. Bir banka bile bir bakana bağlanmıştı, gübre sanayisinden sorumlu bakan vardı. 20 tane devlet bakanı vardı, hepsi bakan sayılıyordu ama bakanlıklarının iştigal sahalarında sadece bir banka, bir genel müdürlük bulunuyordu'' diye konuştu.
 
Bunları milletin ümidini, itimadını, desteğini kaybettiren önemli unsurlar olarak nitelendiren Arınç, ''Siyasetin bittiği yerde tekrar bir kadro, güvenilir, dürüst bir kadro millete ümit veren bir kadroyla yola çıkmalıydık. Bu parti ne yapmalıydı, neyi nasıl yapmalıydı, Türkiye'nin ihtiyacı neydi bütün bunlar uzun uzun düşünüldü, kararlaştırıldı, tartışıldı ve biz partiyi kurmak için düğmeye bastığımızda bütün Türkiye'den en az 50 bin kurucu olmak isteyen kişiyle yola çıkmaya karar verdik'' dedi.
 
Siyasete anlamını yeniden kazandırmak, milletin daha huzurlu, mutlu, refah düzeyi daha yüksek bir hayata kavuşması için çalıştıklarını bildiren Arınç, ''Toplumun sorunları var, toplumda katmanlar var. Fakirler var, yoksullar var, köylüler var, şehirliler var, kadınlar var, erkekler var, varoşlarda yaşayanlar var, azınlıklar var, farklı inanç grupları var. Toplumu tümüyle kabul ettiğimizde bütün bunların daha huzurlu, mutlu, özgür yaşaması için iyi bir siyaset takip etmemize ve onların taleplerini dinlemek, o taleplerini karşılamak ve sorunlarını çözmek zorunda olduğumuza inandık. Siyaset toplumun sorunları çözme sanatıdır diye düşündük dolayısıyla sorunlar ne kadar çözülürse insanlar o kadar mutlu olacak diye yolumuzu hizmet olarak belirledik'' diye konuştu.
 
'Böyle adalet olmaz' diye yola çıkıldı
 
Çıkarcılık yapmamayı, hep birlikte kalkınmaya ve özgürleşmeyi hedeflediklerini, halkın da bu düşüncelerini benimsediğini ifade eden Arınç, başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere hükümetin, bakanların, teşkilatlarının hizmet peşinde koştuğunu söyledi. Ulaşımdan sağlığa, eğitimden adalet hizmetlerine kadar önemli yatırımlar yapıldığını belirten Arınç, ''Türkiye'nin her yerine üniversiteler kuruldu, 81 ilde en azından bir devlet üniversitesi var. Şırnak'ta, Hakkari'de, Ağrı'da, Iğdır'da üniversite olacağını 20 sene evvel kim söyleyebilirdi, 30 sene evvel kim düşünebilirdi. Seçim vaadi olarak bile bunu vaatlerine koyamamışlardı. Bu kapasite işiydi ama bunlar düşünüldü ve yapıldı'' dedi.
 
Adliyelerdeki değişimi de anlatan Arınç, ''Şu adliyelerin hali neydi- Kenarda, köşede, eğri büğrü odalarda hakimlerin nefes alamadığı, avukatların oturmak için yer bulamadığı, vatandaşın koridorlarda sıkış tepiş zorluklarla ayakta durmaya çalıştığı yerler, adalet dağıtan yerler böyle mi olmalıydı- Kaymakamlıkların en altında, en izbe yerde, kaymakamlık kötü bir yerdeyse düşünün, tek odalık yerlerde adalet dağıtılmaya çalışıyordu. Hakim sayısı yeterli değildi, temyize giden dosya on sene sonra dönerse 'eyvallah' diyorlardı. Yani mazlum daha çok zulme uğruyor, zalim daha çok pay kazanıyordu. 'Böyle adalet olmaz' diye yola çıkıldı ve çok şükür bugün gelinen nokta Türkiye'de adaletin en azından daha iyi işlediğini, daha çabuk işlediğini ortaya koyabilecek düzeyde'' diye konuştu.
 
AK Parti'de hizmet konusunda bir sınırın olmadığını söyleyen Arınç, 2000'deki ekonomik krizin ardından baş aşağı olan bir ekonomiyi alıp, ekonomiyi rayına oturttuklarını söyledi. Ulaştırma alanında yapılan yatırımlar, KÖYDES, BELDES çalışmaları hakkında da bilgi veren Arınç, ''Türkiye'de su getirilmemiş köy, yolu asfaltlanmamış veyahutta iyi bir noktaya getirilmemiş köy kalmadı'' diye konuştu.
 
AK Parti'nin muhafazakar demokrasi kimliği
 
AK Parti'nin muhafazakar demokrasi kimliğinin millet tarafından sevildiğini dile getiren Arınç, geçmişte Türkiye'de sağ-sol kutuplaşmasının, çeşitli kamplaşmaların yaşandığını anlattı.
 
Batı ülkelerinde sosyal demokrat partilerin olduğunu, bunların kendilerini özgürlükler, yurttaş hakları, insana yapılacak hizmetler alanlarında kendilerini ifade ettiğini söyleyen Arınç, ''AK Parti icraatlarıyla ortaya çıktıkça dışarıdan gelen sosyal demokrat partilerin başkanları veya başbakanları, 'Siz aynı bizim sosyal demokrat partiler gibisiniz' diyorlar. Neden? 'Çünkü bizim ülkemizde de bir sosyal demokrat parti ancak bu kadar hizmet götürebilir. Özgürlükler konusunda, demokratikleşme konusunda ancak bunu yapabilir. Siz kendinize 'sağcı' falan demeyin. Siz bizim gibi bir partisiniz'. Biz onlara diyorduk, 'Bizi ziyaret ettiniz. CHP'yi de ziyaret edecek misiniz?' 'Asla' diyorlardı'' dedi.
 
Arınç, şunları kaydetti:
 
''Biz sosyal demokrat bir parti değiliz ama yaptığımız icraatlar sosyal demokrat bir partinin icraatlarına benzeyebilir. Biz bundan dolayı hiçbir zaman endişe etmeyiz. Önemli olan halkın yararına hizmet yapabilmektir. Bizim muhafazakar ve demokrat kimliğimiz niçin milletimiz tarafından benimsendi- Şunun için, muhafazakarlığı artık gericilik, yobazlık anlamında kullanmıyoruz, dünya da kullanmıyor. Muhafazakarlık, temel değerlere sahip olmaktır, bağlı olmaktır, ortak değerlerimizi savunmaktır. Aile bizim için çok önemlidir, biz aileye çok değer veriyoruz. İnanç sistemimiz bizim için çok değerlidir. Geleneklerimizi, örf ve adetlerimizi, birbirimize saygımız, toplum içinde bayrağımıza, vatanımıza, ülkemize karşı gösterdiğimiz hassasiyetler, bunlar çok önemlidir. Bunlar muhafazakar değerlerdir. Türkiye'de bir zamanlar gericilik, yobazlık, laiklik düşmanlığı olarak tanımlanan şeylerin biz aslında doğru olmadığını ifade ettik ve muhafazakar ölçünün içinde bunların milletimiz tarafından ne kadar çok benimsendiğini ortaya koymaya çalıştık. Muhafazakarlık bizim tarihimizdir, tarihimizden bugüne şanlı mazimizdir, insanlarımızın ortak değerleridir, uğrunda idealler taşıdığı değerlerdir, biz bunlara bağlı olduğumuzu ifade ettik.''
 
Hükümetin engellilere, yaşlılara yönelik hizmetleri hakkında da bilgi veren Arınç, ''Bizim hamiyetli insanımız eskiden alan eldi, şimdi veren el oldu. Dünyanın neresinde bir felaket yaşanıyorsa Türkiye 75 milyonuyla başında hükümeti o felakete Türkiye'nin elini yetiştirmeye çalışıyor. En son yaptığımız Suriye'de yaşayan halkın bir ekmek bir battaniye ihtiyacını karşılamaktır. Onun öncesi Somali'dir, onun öncesi daha fakir, yoksul ülkelerdir, Myanmar'dır veya bir başkasıdır'' dedi.
 
Arınç, kadınların siyasete katılımının artması için çalıştıklarını, gençlerin siyasete katılması önündeki engellerin de AK Parti tarafından kaldırıldığını anlattı. Gençlerin siyasete katılımını sürekli desteklediklerini belirten Arınç, ''En son Sayın Başbakanımız, seçilme yaşının 18 veya 21 olabileceği noktasında bir girişim başlatmıştı ama destek bulamadığımız için bu konu şimdilik realize edilmiyor'' dedi.
 
Halkın güvenini kazanmanın önemine vurgu yapan Arınç, kendilerini itibarsızlaştıracak bir hata ya da günahın içinde olmadıklarını, milyonları barındıran bir topluluk içinde münferit olayların yaşanabileceğini söyledi. Arınç, ''22 milyon oy alan bir siyasi partide, 1,5 milyon faal görevlisi bulanan bir partide birkaç kişinin densizlik etmesi elbette mümkündür. Ama bu büyük camiaya zarar verecek, onun itibarını gölgeleyecek noktaya da gelmemiştir'' değerlendirmesinde bulundu.
 
Arınç, AK Parti'yi kurarken ''yarışmacı siyaset'' anlayışını benimsediklerine, başarılı olanların önünün açık olduğuna işaret ederek, diğer partilerin küçülmesinin ya da zaman içinde yok olmasının sebebinin oligarşik yapıları ve iç çekişmeleri olduğunu söyledi.
 
''Onların gözyaşları dinmiştir''
 
Türkiye'de ayrımcılıkların giderilmesi ve haksızlıkların çözülmesinin AK Parti'nin milletin nazarında büyük itibar kazanmasını sağladığını dile getiren Arınç, sözlerine şöyle devam etti:
 
''12 Eylül 2010 referandumu Türk siyasi hayatında, Cumhuriyet tarihimizde önemli bir noktadır. Belki yüzyılın en önemli olaylarından birisi, o 26 maddelik anayasa değişikliğinin kabul edilmesidir. Çünkü orada darbe yapanların bütün korunma zırhları kaldırıldı. Bugün iki tane darbeyi yapan şahsiyet, 90 yaşlarının üzerinde ama hasta yataklarından bile yargılanır noktada, iddianamede sanık olarak isimleri geçiyor ve kendileri yargılanıyor.
 
28 Şubat ve tüm darbeler sürecini bir araştırma komisyonuyla ortaya koyduk, onun sonuçları da takip ediliyor. 27 Nisan ile ilgili şikayet elbette takip ediliyor. Ama unutmayın geçmişte, özel hayatları sebebiyle Silahlı Kuvvetler'den atılan binbaşı, yarbay, albay, astsubay binlerce insan vardı. Eşinin başı örtülü mü, namaz kılıyor mu, evinde hangi televizyonu izliyor, çocuğu hangi koleje veya dershaneye gidiyor, evine günlük hangi gazeteler giriyor diye fişlenen binlerce insan sorgusuz, sualsiz TSK'dan, hatta 7-8 madalyası olanlar bile bu özellikleri sebebiyle atılmıştı. Hiçbir hakları yoktu, hastaneye bile gidemiyor, kendi özel imkanlarını bile kullanamıyorlardı. Belediyelere girenler, belediyelerden 28 Şubat sürecinde çıkarılmış oluyordu. Bunların hepsi haklarına kavuştular, yarbay olarak atılmış olanlar şimdi albay olarak emekli oldular ve rütbesi albaylığa yükseltildi. İsteyenler, çalışabilecek noktadaysa devlet hizmetine atıldılar. Bugün bana bağlı kurumlarda da 5 tane YAŞ kararıyla ordudan atılıp, şimdi bütün haklarına kavuşan arkadaşlarımız var. Bu, insanların gözyaşlarını dindirmektir. Çünkü içlerinde intihar edenler, ailesini kaybedenler, çocuklarına yıllarca ordudan atıldığını söyleyemeyen babalar olmuştur ve şimdi onların gözyaşları dinmiştir. Bunu yapabilmek, binlerce insanın duasını almak en azından bir zulmü ve haksızlığı sona erdirmek çok önemlidir.''
 
''Geçmişte yapanlar rektör, YÖK Başkanı oluyordu''
 
Başbakan Yardımcısı Arınç, başörtüsüyle okumak isteyen kız öğrencilere geçmişte büyük haksızlıklar yapıldığını ama artık Türkiye'deki 170 üniversitede kız öğrencilerin başörtüsüyle veya istediği kıyafetle eğitim özgürlüğünden yararlanabildiğini vurguladı. Arınç, ''Ege Üniversitesi'nde yaşandı, bir bahtsız adam, 60'dan yukarı yaşıyla, başörtüsüyle fotoğraflarını çekip, kendilerine hakaret ettiği için dava edildi, geçenlerde iki seneye mahkum oldu. Nereden nereye geldik. Geçmişte bunu yapanlar alkışlanıyor, rektör oluyor, YÖK Başkanı oluyordu'' diye konuştu.
 
adminadmin