Dünya
Giriş Tarihi : 24-03-2016 11:56   Güncelleme : 24-03-2016 11:56

Ölüm Acı Bir Gerçek

Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenen terör saldırılarısında 34 kişi öldü, 170'dan fazla kişi yaralandı

Ölüm Acı Bir Gerçek
Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenen terör saldırılarısında 34 kişi öldü, 170'dan fazla kişi yaralandı. Belçika Kriz Merkezi, patlamaların ardından halka yapılan çağrıda, "Neredeyseniz orada kalın, dışarı çıkmayın" denildi. Patlama büyük paniğe neden oldu. 3 günlük ulusal yas ilan edildi. Belçika'da, tüm sosyal etkinlikler iptal edilirken, okullar, alışveriş merkezleri, sinemalar ve tiyatrolar kapatıldı. Tabii ki, dünyanın neresinde olursa olsun kime karşı yapılırsa yapılsın terörün her türlüsüne karşı olmak gerekir. Terör terördür; kimden gelirse gelsin, kime yapılırsa yapılsın karşısında olmalıyız. Dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan terör olayları nedeniyle  halkın korkması, paniğe kapılması ve gereken tedbirlerin alınması gayet doğaldır. Burada vurgulamak istediğim husus; “ölüm korkusu”dur. Herkesçe malumdur, ölüm acı bir gerçektir. Ölümün, nerede, nasıl geleceğini hiç kime kesin olarak bilemez. Müslüman olarak bize düşen şey; ölüm gerçeğini bilmek, tedbir almak  ve her an ölüme hazırlıklı olmaya gayret etmektir. Çünkü ölümden kaçıp kurtulma imkânı yoktur. “Her nerede olursanız olun, isterseniz en sağlam kuleler veya kaleler içinde bulunun, ölüm gelip sizi bulacaktır.” (Nisâ, 4/78) Ölüm emirleri geldiği zaman ne bir saat geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nshl, 16/61) Her nerede olursanız olunuz ölüm size yetişir. Yüksek kalelerde veya sağlam saraylarda, bulunsanız yine ölüm gelir sizi bulur. Burada önemli olan husus, ölümden korkmak değil; ölümü hatırlamak ve ona her zaman hazır olmaktır… İnsan, beden ve ruhun birleşmesinden meydana gelen bir varlıktır. Bedenimize canlılık ve hareket veren ruhtur. Allah’ın be­lirlediği vakit gelince ruh bedenden ayrılır. Bu ayrılmaya ölüm denir. Yüce Rabbimiz Allah şöyle buyuruyor: “Her canlı ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 3/185) Ölüm, bütün soğukluğuna ve ıstırabına rağmen, hayatın değişmez bir gerçeğidir. Ölüm her insan için takdir edilmiştir. Zamanı gelince her insan ölecektir. Ölüm dünya hayatından âhiret hayatına geçiştir. Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Dünyada garip veya bir yolcu imiş gibi yaşa” (Mücahid der ki:) İbn Ömer de: ‘(Ey mü’min) akşama eriştiğinde sabahı bekleme. Hastalığın için sıhhatinden ve ölümün için hayatından istifade et, vaktini boş ge­çirme’ diye vasiyet ederdi.” (Buhârî, Rikak 3) “Hiç kimse nerede öleceğini bilmez. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.”(Lokman, 31/34) İnsan nerede, nasıl ve ne şekilde öleceğini bilmediği halde çok rahat bir şekilde yaşamına devam ediyor. Tabiî ki, bu, dünya yaşamına dalmaktan, ölümü ve âhireti gereği gibi düşünmemekten kaynaklanmaktadır. Rabbimiz şöyle uyarmaktadır: “İnsanların hesap verme günleri (ölüm) yaklaştı. Hal böyle iken onlar gaflet içinde (Allah’a kulluk yapmaktan) yüz çevirmek­tedirler.”(Enbiyâ, 21/1) Ölüm bize hayatımız kadar yakın iken nefsimiz hala bu gerçeği anlamakta zorluk çekiyor. Her geçen gün bir sevdiğimiz bizi bırakıp gidiyor. Biz de bir gün sevdiklerimizi bırakıp gitmek için her an gelmesi muhtemel ecelimizi bekliyoruz. “Allah, eceli geldiğinde hiç kimseyi (ölümünü) ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Münafikun, 63/11) Çoğumuz hayatın bir adım ötesinin ölüm olduğunu göz ardı ederek sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Peygamberimiz (s.a.s) “Lezzetleri yok eden ölümü çokça anın”  (Tirmizi, Zühd,4)  buyurarak bizleri ölüme her an hazır olmamız konusunda uyarıyor. Böylece hem kendimizi bu sonsuz yolculuğa hazırlamamız, hem de dostlarımızın ölümü karşısında metin olmamız daha kolay hale gelecektir. Her an ölüm gelebileceğine göre, ölüme hazırlıklı olmalı, Al­lah’ın emirlerine uyup yasaklarından sakınmaya çok dikkat etmeli­yiz. Çünkü Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Yaptığınız bütün işlerden muhakkak sorulacaksınız (hesaba çekileceksiniz).” (Nahl, 16/9) “Her kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse onun cezasını görecektir.” (Zilzal, 99/7-8) Hesap gününde hiçbir şeye itiraz etme hakkımız olmayacaktır. Zira karşımıza çıkacak olan kendi işlediklerimizden başkası değildir. Yüce Rabbimiz bu konuda şöyle buyuruyor: “Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. Oku kitabını, bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter.” (İsra,17/13-14) Her insan zamanı gelince ölecek ve dünyada yaptıklarından hesap verecek, iyi işler yapmışsa mükâfatını; kötü işler yapmışsa cezasını görecektir.  Çünkü ölüme çare yoktur. İnsanlar Allah’a kulluk için yaratılmıştır. Allah Teâlâ bu gerçeği Kur’ân-ı Kerim’de şöyle bildirmektedir: “Ben cinleri ve insanları, ancak Bana kulluk etsinler diye ya­rattım.” (Zâriyât, 51/56) Allah'a kulluk yapmak için yaratılan insan, bu kulluğu yerine getirip getirmediğini tespit için imtihana tâbi tutulmuştur. Dünya hayatının bir imtihan yeri olduğunu, dünyayı ve insanları yoktan var eden Yüce Rabbimiz şöyle ifade etmektedir: “O (Allah) hanginizin daha güzel iş yapacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratandır.” (Mülk, 67/2.) Ayetten de açıkça görüldüğü gibi, dünya hayatı insanlar için bir imtihandan ibarettir. İnsanlar bu geçici dünyada sadece ve sadece imtihan için var olduğunu anlamalıdır. Ölünce dünya yaşamı biter, eğer imanı ile ölmemiş ise insan bunu çok acı bir şekilde çeker. Ölümü sık sık düşünmeliyiz. Ölümü düşünmek, kişinin iyi işler yapmasına, kötü işlerden sakınmasına sebep olur. Ölümü unutmak gaflet, ölümü hatırlamak uyanıklıktır. Nefs ise ölümü sevmez, onu hatırlamak istemez. Ne var ki insanın ölümden uzak kalması, ondan kaçabilmesi mümkün değildir. Böyleyken onun varlığı bir ders, bir yol göstericidir. Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “İnsana vâiz (nasihatçi) olarak ölüm kâfidir.” (Terğib ve Terhib, c. 6, s. 329, Hds. 11) Ölümden ibret ve öğüt almayanın başkalarının nasihatinden etkilenmesi tabii ki zordur. Yakınları, tanıdıkları öldüğü halde ve ölüm hâdisesini birilerinin ölümüyle duyduğu veya gördüğü halde, hâlâ kendisine çeki düzen vermiyorsa, bu gafletten uyanmazsa böyle insanın sonu perişanlıktır. Merhum üstat Necip Fazıl Kısakü­rek bir şiirinde: “Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber. Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?” demektedir. Tâbiî ki, ölüm, mü’min için, ölüm ötesi için hazırlık yapanlara güzel. Enes (r.a.)’nın rivâyetine göre Allah’ın Rasûlü (s.a.s.): “Kim Allah’a kavuşmayı isterse, Allah da ona kavuşmayı sever. Kim de Allah’a kavuşmayı istemezse, Allah da ona kavuşmayı istemez” buyurdu. Dedik ki: “Ya Rasûlullah! hiç birimiz ölümü istemiyoruz, durumumuz nedir?” “Sizin ölümü istemeyişiniz, Allah’a kavuşmayı istememek değildir. Mü’min ölüm döşeğinde iken ona Cennetten ve Cennetteki nimetlerden, makamından, Cemâlullahtan haber veren bir müjdeci geldiğinde mü’minin Allah’a kavuşmaktan daha çok arzu ettiği bir şey olmaz. Kâfir olan kişi ölüm döşeğinde ya­tınca, ona da Cehennemin açılmış kapısı, çekeceği azabı görünür. O da Allah’a kavuşmayı arzu etmez, Allah da ondan razı olmadığı için onu karşılamayı sevmez” (A.g.e., Hds. 5) diye cevap verdi. Yine bir hadis-i şerifte Abdullah b. Amr (r.a.)’dan Rasûlullah (s.a.s.): “Ölüm mü’minin hediyesidir ”(A.g.e., Hds. 6) buyurdu. Rasûlullah (s.a.s.)’in ashabından birinden naklen anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s.) buyurdular ki: “Ânî ölüm kâfir için gadab-ı İlâhi’nin bir yakalamasıdır, mü’min için de bir rahmettir.” (Ebû Dâvud, Cenâiz, 14) Görüldüğü gibi ölümden, Allah’a kulluk görevlerini yapmaya gayret eden mü’minler değil; Allah’a kulluk görevini yapmayan hevâ ve heveslerine göre yaşayanlar korkar. Çünkü onlar ölüm ötesi âhiret hayatına yönelik değil, dünyadaki zevkli, keyifli gayr-i meşrû şeylere yönelik işlerden ötürü ölümden çok korkarlar. Tabiî ki, korkunun ecele faydası yoktur. Çare, ölümden korkmak değil, çare ve çözüm mü’min olarak İslâm’a tâbi ve teslim olarak, haram ve günahlardan uzak durmak, Allah’a iyi bir kulluk yapmaya ça­lışmaktır. İbn Abbas (r.a.)’dan. Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Beş şey gelmeden önce, beş şeyin kıymetini bil: İhtiyarlamadan önce gençliğin, Hastalanmadan önce sağlığın, Fakirliğe düşmeden önce zenginliğin, İşlerin çoğalmadan önce boş vaktin, Ve ölmeden önce hayatın kıymetini bil!” (Müslim, İmare 46) Ölüm düşüncesi insanı terbiye edip, nefsanî arzular peşinde koşmasını engeller. Müslüman’ı yararlı davranışlar yapmaya sevk edip, hayata ibret gözüyle bakmasını sağlar. Bu anlayış, insana hayatının muhasebesini yaptırır. Hz. Peygamber (s.a.s.)  akıllı kişiyi şöyle tarif etmektedir:  “Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi de, nefsini duygularına tâbi kılan ve Allah’tan dileklerde bulunup duran (bunu yeterli gören) dır” (Tilmizi, Kıyame, 35)  Yüce Allah şöyle uyarıyor:“Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. (Asıl hayat, dünya hayatı değil) âhiret hayatı; işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi!” (Ankebût, 29/64) Yüce Rabbimiz dünya hayatının durumunu ve değersizliğini belirterek, dünya yaşamına aldanıp kendimizi kaptırarak, âhiret hayatı için hazırlanmayı ihmal etmememiz için bizleri uyarmaktadır. “Rabbimiz Allah, dünya hayatının insanları aldatmaması, şeytanın insanları kandırmaması için bizleri birçok âyette uyarmaktadır: "Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokman, 31/33). Dünya hayatının câzibeli görünen yaşantısının bizleri aldatmaması gerektiğini anlamalıyız. “Nasıl olsa işlediğimiz günahları Allah affeder” düşüncesiyle, günah olan, haram olan işlere tevessül etmemeliyiz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:“O halde gücünüz yettiği kadar Allah’tan korkun. (emirlerini) dinleyin, itaat edin.” (Teğâbün, 64/16 ); “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarına (âhiret için) ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Haşr, 59/18). “Nasıl olsa Allah affeder” diyerek günah işlemenin, ibadetleri terk etmenin ne kadar yanlış bir değerlendirme ve düşünce olduğu ayette açıkça görülmektedir. Tabiî ki, bir mü’min olarak günah olan bir iş yapıldığı zaman yapılacak şey, ondan dolayı hemen tevbe etmektir. “Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar hâriç, zira Ben onları bağışlarım.”(Bakara, 2/16); “Allah’tan bağışlanma dile. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.” (Nisâ, 4/106). Burada anlamamız gereken şey, elimizden geldiği kadar günah olan hususlardan uzak durmalıyız. Buna rağmen günah işlediğimizde hemen tevbe etmeli, hangi şey için tevbe ettiysek bir daha onu yapmamaya gayret sarf etmeliyiz. Her geçen gün bir sevdiğimiz bizi bırakıp gidiyor. Biz de bir gün sevdiklerimizi bırakıp gitmek için her an gelmesi muhtemel ecelimizi bekliyoruz. Kısaca, Allah’tan başka bütün yaratılmışlar fanidir, hepsinin ömrünün bir sonu vardır. İnsan da bu gerçeğin dışında değildir. Dolayısıyla, bir gün mutlaka bu hayata veda edeceğini bilen insan ölüm ötesi hayata hazırlıklı olmalı, ebedi hayatının sermayesini kazanacağı yer olan dunyada yaşadığı zaman dilimini çok iyi değerlendirmelidir. Kur’an-ı Kerim, bu zamanın nasıl değerlendirileceğini gösteren ilahi düsturlar bütünüdür. Kısacık insan hayatını, ebedi olan ahiret hayatının kazanıldığı yer olarak değerlendirilebilmesi ancak Müslümanca bir hayat çizgisi ile mümkün olacaktır. Ne mutlu dünya ve âhiret saadeti için,  İslamî anlayış, yaşayış içersinde olanlara, ölüm için hazırlık yapanlara!
adminadmin