Fikir
Giriş Tarihi : 25-08-2026 16:01

Bir Anne-Babanın Hayali, Bir Çocuğun Geleceği…

Bir Anne-Babanın Hayali, Bir Çocuğun Geleceği…

Bir baba düşünün…

 

Köyünde, kasabasında yıllarca alın teri dökmüş. Tarlasından, hayvanından, kazancından neyi varsa çocuğunun geleceği için harcamış. Eski arabasını satmış, borca girmiş, kendi ihtiyaçlarından kısmış…

 

Bir anne düşünün…

 

Çocuğunun valizini hazırlarken içine kıyafetlerinden önce duasını koymuş.

 

“Yeter ki okusun, iyi bir insan olsun, bizden daha güzel bir hayatı olsun…”

 

diye göndermiş evladını üniversiteye.

 

Belki eski bir Broadway’in, belki yılların yorgunluğunu taşıyan bir Doğan’ın içinde üniversite yoluna çıkmış bir genç…

 

Arkasında koskoca bir ailenin emeği, önünde koskoca bir hayat…

 

Ama sonra ne oluyor?

 

Bazen daha birkaç ay geçmeden aile, telefondaki sesinden bile çocuğunu tanıyamaz hâle geliyor.

 

Arkadaş çevresi değişiyor.

 

Alışkanlıkları değişiyor.

 

Bakış açısı değişiyor.

 

Giyiminden konuşmasına, hayat tarzından önceliklerine kadar birçok şey değişebiliyor.

 

Ve bazen anne-babanın yıllarca verdiği emekle inşa ettiği değerler, birkaç ay içerisinde başka bir çevrenin etkisiyle sarsılabiliyor.

 

Bu mesele sadece kızlarımızın meselesi değil.

 

Erkeklerimiz de aynı savrulmanın içinde.

 

Kızlarımız da…

 

Çünkü mesele cinsiyet değil.

 

Mesele gençlerimizi hangi dünyaya emanet ettiğimizdir.

 

Bugün üniversiteye gönderdiğimiz çocuklarımızın sadece diploma almasını istiyoruz.

 

Peki karakterini koruyabilecek mi?

 

Kendini kaybetmeden özgür olabilecek mi?

 

Yanlışla doğruyu ayırt edebilecek mi?

 

Yalnız kaldığında ailesinin öğrettiği değerleri hatırlayabilecek mi?

 

Bir arkadaş grubunun içinde “hayır” diyebilecek kadar güçlü olabilecek mi?

 

İşte asıl sorulması gereken sorular bunlar.

 

Çünkü çocuklarımızı üniversiteye gönderdiğimizde sadece bir şehirden başka bir şehre göndermiyoruz.

 

Onları yeni bir dünyanın içine gönderiyoruz.

 

O dünyada iyilik de var, kötülük de.

 

İlim de var, cehalet de.

 

Güzel arkadaşlıklar da var, insanı uçuruma sürükleyen çevreler de.

 

Özgürlük de var, özgürlüğün arkasına saklanan savrulmalar da.

 

Bu yüzden çocuklarımızı suçlamak kolay.

 

“Bizim zamanımızda böyle değildi” demek kolay.

 

Ama asıl mesele, onları anlamak.

 

Dinlemek.

 

Yanlarında olmak.

 

Onlara güvenli bir çevre oluşturmak.

 

Sadece akademik başarılarını değil, ahlakını, ruhunu ve karakterini de korumalarına yardımcı olmak.

 

Anne-baba olarak çocuğumuza iyi bir telefon almak kadar, iyi bir arkadaş çevresi kazandırmayı da düşünmeliyiz.

 

İyi bir yurt bulmak kadar, iyi insanlarla karşılaşmasını da önemsemeliyiz.

 

Üniversite kazanmasını kutladığımız kadar, hayatını kaybetmeden büyümesini de önemsemeliyiz.

 

Çünkü diploma duvara asılır.

 

Ama karakter, insanın ömrü boyunca yanında taşınır.

 

Ve unutmayalım…

 

Bir çocuğun arkasında bazen görünmeyen bir fedakârlık vardır.

 

Bir babanın nasırlı elleri…

 

Bir annenin geceleri ettiği dualar…

 

Satılan bir araba…

 

Bozulan birikim…

 

Ödenen borç…

 

Ve “Evladım okusun, adam olsun, iyi bir insan olsun” diye kurulan büyük bir hayal…

 

O yüzden gençlerimize kızmadan önce onları anlamalıyız.

 

Anne-babalara da sadece “Çocuğuna sahip çık” demek yetmez.

 

Toplum olarak gençlerimize sahip çıkmalıyız.

 

Yurtlarımızla, vakıflarımızla, derneklerimizle, eğitimcilerimizle, büyüklerimizle…

 

Çünkü bir gencin yanlış bir yola girmesini seyretmek kolaydır.

 

Zor olan, o gencin elinden tutup yeniden doğru yola dönmesine vesile olmaktır.

 

Bugün belki çocuğumuzun değiştiğini fark etmiyoruz.

 

Ama yarın çok geç olabilir.

 

O yüzden çocuklarımızı sadece üniversiteye değil, hayata hazırlayalım.

 

Onlara sadece meslek değil, medeniyet öğretelim.

 

Sadece bilgi değil, vicdan kazandıralım.

 

Sadece özgürlük değil, sorumluluk duygusu verelim.

 

Çünkü bizim çocuklarımız sadece bizim evlatlarımız değil…

 

Onlar bu toplumun yarınıdır.

 

Ve bir toplumun geleceği, gençlerinin elinden kayıp giderken sessiz kalanların omuzlarında ağır bir vebal bırakır.

 

Unutmayalım:

 

Bir çocuğu yetiştirmek yıllar alır.

Kaybetmek ise bazen birkaç ay…

adminadmin