Köşe Yazıları
Giriş Tarihi : 08-04-2013 08:31   Güncelleme : 08-04-2013 08:31

"Hormon" ve "Süreç"

Pencerenin cam kıyısına dizdiğim saksı çiçeklerimin sayısı arttıkça arttı sorumluluklarım

Pencerenin cam kıyısına dizdiğim saksı çiçeklerimin sayısı arttıkça arttı sorumluluklarım.

Oluşuma duymamız gereken sorumluluk kadar önemi var mıydı başka bir sorumluluğun? Bizler, hızına yetişemediğimiz gündemle o kadar çok meşguldük ki, unutuverdik bir çiçeğin büyüme telaşını en az bir çocuğun büyüme sevincini unuttuğumuz kadar.

Bir tohumu hürmetle toprağa bırakıp, sabırla büyümesini izlediniz mi? Büyümenin o ruhsal huzuruna varınca ikinci, üçüncü, dördüncü tohumlara dokundu mu elleriniz? Ne kadar zaman oldu toprağı koklamayalı, dalından koparılmış bir meyve yemeyeli, çiçekli bir bahçede çiçekli hayallere dalmayalı... Oysa ne kadar çok zaman oldu yediğimiz her şeyden kuşku duymaya başlayalı. Zamandan, insandan, her şeyden kuşu duyar olduk. Sanki zamanın küflü beton kokusu işledi ruhlarımıza.

Çocuktum ben! Üstelik, kabına sığmayan bir çocuk. Ne zaman farkına vardığım bir haksızlık olsa; içimden bir şey yumaklanarak dışa doğru hızla ilerlerdi, tutamazdım. Bu günlerde yine içimde zaptedilmez bir yumak yuvarlanarak büyüyor.

"Hormon" kelimesiyle "Süreç" kelimesinin kullanılmadığı yıllardı, ben o zaman çocuktum! Toprağa hürmet vardı. Evler ya bahçeliydi ya da balkonlar, cam kıyıları çiçekli... Kim toprağından ayrılmak durumunda kalır, kente göç ederse, giderken bir kavanoz toprağı da yanında götürürdü. Toprağa olan hasreti azda olsa dindirmek için; onu başköşeye koyar, arada öper koklardı... Sonra ne oldu da bu kadar uzaklaştık toprak kokusundan? Ayağımıza çamur değse kirlenmiş hissettik kendimizi. Beslendiğimiz birçok şeyin topraktan var olduğunu unutarak!

Birçok insan "Ben, çiçek büyütecek sabrı kendimde göremiyorum." derken ne çok haklı, ne çok haksız. Yeri gelir eleştiririz "Eski" kelimesiyle dışladığımız, yaşamlarını topraktan var etmiş insanlarımızı. Eskiler şöyle yanlış yapmış, böyle hata... Sen ne yaptın ki, BİZ ne yaptık, onu anlat bana! Daha ayağımıza bulaşan toprağın varlığına tahammülümüz yokken, neyin kibri bu ruhumuzda dolanan. Bende, her insanın toprak sabrına eremeyeceğine inanan biriyim. O yüzden saygıdan öte bir duyguyla bağlıyım toprakla uğraşan her bir insana.

Binaların katlanarak arttığı, topraktan uzaklaştığımız bu beton çağında; insanoğlu nasıl olur da inanırdı akil insanların varlığına?

"Hormon" ve "Süreç" kelimelerini elbette rastgele yan yana getirmedim. Toprağına değer vermeyen bütün milletler; o toprakları yanlış kullanmaya ve kaybetme süreci içine girmeye mahkumdur. Tıpkı bugün olduğu gibi!

Çilek kokulu bir bahar günü, damağımda bahçeden toplanmış meyve tatları. Toprağı severdik o zamanlar. Binalar bu kadar yükselmemiş, insanlar katılaşmamıştı... Gözlerimiz kapalı anlardık, bir metre öteden kokladığımız sebzenin kokusunu. Mis gibi hanımeli kokardı sokaklar. Kuşkusuz yaşardık, deli gibi güvenmek neydi bilirdik. O zamanlar ben çocuktum. Çocuktuk.

Her şeyi biz insanlar istedik ve zaman bu zaman oldu! Yanlış oldu.
adminadmin