Amerikalı sevgi uzmanı Scott Peck, “Sevgi, insanın, kendisinin ve bir başkasının ruhsal tekamülünü desteklemek amacıyla benliğini genişletme arzusudur”.
Pitirim Sorokin’e göre psikolojik yaşantı olarak sevgi, niteliği gereği “özgeci”dir.. Gerçek bir sevgide, “iyi olanı başkası için yapmak” vardır. Yalnızlığımızı yok edip bizi soylu bağlarla başkalarına bağlayan sevgi, hayat verici bir güçtür.
M.C. D’arcy, sevginin üçlü tasnifi içinde en düşük sevginin bencil sevgi olduğunu, en üste ise bir insanın başkasına duyduğu sevginin yer aldığını dile getirmektedir.
Erich Fromm ‘a göre sevgi, “hemcinslerimiz”le dayanışmanın yaşantısıdır Tek bir insana karşı duyulan sevgi, kişiyi diğer insanlardan uzaklaştırıyorsa, bu o kişinin sevilmediği anlamına gelmektedir.
Daniel Goleman’ın ifade ettiği gibi insanlar nadiren duygularını kelimelere dökerler. Başkalarının ne hissettiğini sezebilmenin anahtarı sözsüz ifadeleri okuyabilmektir. Aynı yazar ahlakın köklerinin “empati”de olduğunu söylüyor ve şöyle diyor: “Ahlakın kökleri empatide bulunur. Çünkü acı çeken, tehlikede olan veya bir mahrumiyet içinde bulunan potansiyel kurbanlara empati göstererek sıkıntılarını paylaşmak, insanları onlara yardımcı olmaya sevkeden şeydir.”
Görüldüğü gibi empatik olmayla insanlara yardım etme isteğinin oluşması arasında bir ilişki kurulmaktadır. Zaten yapılan araştırmalara göre, yardıma ihtiyacı olan kişilere, bu kişilerle empati kuranlar, kurmayanlara oranla daha fazla yardımda bulunmaktadır. Bu sonuç, başkalarıyla empati kuranların onlara yardım etme ihtimallerinin arttığını göstermektedir Bu da şu şekilde olmaktadır: Sıkıntı içinde bulunan kişi ile empati kuran kişi, karşısındakinin durumunu anladığı için sıkıntı duyar ve bu sıkıntıyı gidermek, yani kendisini rahatlatmak için o kişiye yardımda bulunur. Veya sıkıntıda bulunan kişi ile empati kurarak onun durumundan haberdar olan kişi, diğergam bir davranışta bulunarak, sıkıntıdaki kişiyi rahatlatmak amacıyla ona yardım eder.
Yukardaki açıklamalardan birincisine göre, yardım davranışının temelinde egoist bir güdü, ikincisine göre ise diğergam (altruistic) bir güdü bulunmaktadır.”
Diğer taraftan bu konuda yapılan araştırmalar, empatinin sadece kendisiyle empati kurulana yararı olan bir etkinlik olmadığını, empatiyi kuran kişi için de önemli olduğunu göstermektedir. Buna göre empatik becerileri ve eğilimleri yüksek olan, bu yüzden de diğer insanlara yardım eden kişilerin, çevreleri tarafından sevilme ihtimali artar.
Sevgi, sosyal yönü ağır basan bir kavramdır. Seven insan, sevgisinin objesi olarak sadece kendi zatını seçerse bu, sevginin narsisizme dönüşmesi anlamına gelir. Sevgi, önce insanın kendisine yönelmekle birlikte, onu aşmaya ve başka insanları ve diğer varlıkları sevmeye yöneldiği zaman bir mânâ kazanır. Sevgi, insanın kendisine ve sadece kendi dışındaki bir objeye odaklı-takıntılı kalmaması, diğer insanlara da yönelmesi ile ancak gerçek anlamını bulabilir. Bir başka ifadeyle sevgi kendisini bencillikten ve narsisizmden kurtarabildiği ve iyi olanı başkası için yapabildiği, yardımlaşmaya sebep olabildiği oranda gerçek sevgidir.
Sevginin gerçek anlamda sevgi olması, sevgi yaratan Allah’ı bulması ve Allah’ın yarattığı diğer insanlara ve varlıklara yönelmesi ve Yunus’un diliyle “yaratılanı severim, yaratandan ötürü” anlamına kavuşması için insanın hastalıklı narsisizmden kurtulması gerekir. O halde narsizm nedir ve insan bundan nasıl kurtulacaktır?
Narsisizm sevginin hastalıklı hallerinden birisidir.
Narsisizm veya özseverlik, kişinin kendisine tapması, kabaca tabirle kişinin kendisine aşık olması olarak tanımlanan bir terimdir.
Her zaman almaya ve kazanmaya odaklanmış, vermeyi ve kaybetmeyi asla kabul etmeyen, hep sevilmeyi ve beğenilmeyi isteyen, eleştirileri kabul etmeyen, kendisinin kusursuz olduğunu düşünen, sevmeyi ve yardım etmeyi önemsemeyen, kendisini dünyanın merkezi olarak gören, diğer insanları değersiz ve gereksiz olarak niteleyen bu kişiler “narsistik kişilik” olarak adlandırılır. Narsistik kişilik bozukluğunda nesne, kişinin yaptığı ya da ürettiği bir şey değil sahip olduğu bir şeydir; örneğin bedeni, dış görünüşü, sağlığı, zenginliği vb. Bu tür narsisizmin hastalıklı oluşu denetleyici öğenin bulunmamasındandır. “Başardığım bir şeyden ötürü değil de sahip olduğum bir nitelikten ötürü "büyük" isem o zaman, hiç kimseyle, hiçbir şeyle ilgilenmem, hiçbir çaba göstermem gerekmez” diye düşünen hastalıklı narsist, bu yüzden kendi kendine sınır koyamaz.
Bütün bunlardan dolayı narsist insan, empati de kuramaz. Yani kendisini başkalarının yerine koyamaz. O halde narsiz kişi sevgisini kontrol altına almayan, onun yönünü sadece kendisine odaklı olarak tutan kimsedir.
Narsizm 1800lü yıllarda ortaya çıkmış bir kavramdır. Ama böyle isimlendirilmese de bu insanlığın yaratılışından beri var olan bir manevi hastalıktır.
Bütün bunları göz önüne alarak şunu söyleyebiliriz.
İnsan’da çok yüksek, sınırsız diyebileceğimiz bir sevgi duygusu vardır. Eğer diğer duygular gibi bu duygu da kontrol altına alınamazsa insanı çok tehlikeli psikolojik ve manevi rahatsızlıklara sürükleyebilir. İnsanın kendisini sevmesi aşırıya kaçmadığı sürece gereklidir. Bu nasıl aşırıya kaçmaz? İnsan kendisinin yaratılan, aciz, mükemmel olmayan, noksak, eksik, güçsüz bir varlık olduğunu düşünürse kendini sevmeye aşırıya kaçmaz. Ama insan narsist duyguyu frenleyemezse o zaman, benmerkezci olur. Kendine aşık olur. Kendini noksansız görür. Kendini hep tırnak içinde “en” görmeye başlar. İnsanda böyle bir eğilim vardır. Bir hata işlese, nefis dediğimiz şey avukat gibi kendisini müdafaa eder. Hatalarını eksiklerini savunur. Bu insan, Kur’an’ın ifadesiyle kötü arzularını, heva ve heveslerini, yani kendini putlaştıran, ilahlaştıran bir insandır.
Kur’an’da bildirilen Firavunlar, Nemrutlar vs bunlar hep sevgi duygusunu kontrol altına alamayan, kendilerini en güçlü, en güzel, en kusursuz gören narsist kişiliklerdir. Kur’an’ın amacı, insanları böyle Allah ile yarışmaya kalkışan, kendini tanrılaştırarak kendisine yabancılaşan insanlar gibi olmaktan uzaklaştırmaktır.
Dikkat edilirse Kur’an müşrikleri nitelendirirken, elleriyle yaptıkları putları Allah’ı sever gibi seven kimseler olarak nitelendirir. Müminlerin ise Allah’a sevgisi her şeyin üzerinde olmalıdır. Allah herşeydenfazla sevilmelidir.
İşte insan, sevgi objesi yalnızca kendisi olursa aşırı narsisizmle kendini putlaştırarak Allah gibi sevmeye başlar. Aynı kişi bir aşiret, kabileye, ırka yönelirse bu defa kabile, aşiret, ırk narsizmi ortaya çıkar. Çünkü bu defa onlara putlaştırmış olur.
İşte ibadetler insanı, imtihan için gönderildiği bu hayat yolculuğunda kendine tapınma anlamına gelen bu narsizmden kurtarma formüllerinden birisidir. Oruç da bunun etkili yoludur. Çünkü kendini mükemmel, kusursuz, güçlü gören insan, tuttuğu oruçla açlık ve susuzluk vasıtasıyla ne kadar zayıf, güçsüz olduğunun farkına varır. İnsan oruç tutmakla artık tapmaya başladığı nefsinin değil, kendisini yaratan Allah’ın emrini yerine getirerek kul olduğunun bilincine varır. Bu yüzden insanın narsizmden kurtulmasına çok önemli katkı sağlar oruç. Narsizmin bağlarından kurtulan insan, açlık ve susuzluk vasıtasıyla fakir ve yoksul insanların da durumunu idrak eder. Bir empati oluşur. Bu da başkalarını sevmeye ve yardım etmeye sevk eder insanı. Başkasına yardım etmeye temayülü ise insanın narsisizmden kurtulmaya başladığının alametlerindendir. Ramazan orucunun insanı bu kendine tapınma anlamındaki narsisizmden kurtarması hadislerde şöyle anlatılır:
“Hadîsin rivayetlerinde var ki: Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: "Ben neyim, sen nesin?" Nefis demiş: "Ben benim, sen sensin" Azab vermiş, cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş: "ENE ENE; ENTE ENTE" (Ben benim, sen de sensin.). Hangi nevi azabı vermiş, enâniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş. Yâni aç bırakmış. Yine sormuş: "MEN ENE VEMA ENTE" (Ben kimim, sen kimsin.)Nefis demiş: "Sen benim Rabb-ı Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim..."
Bir başka açıdan bakacak olursak Ramazan orucunun iki tür sevgiyle ilişkisi vardır. Birincisi, Allah sevgisiyle ilişkisi, ikinci ise ise insan sevgisiyle ilişkisidir. Allah’a bütün kalbiyle inanan, O’nu tanıyan ve O’nun insanı insan olarak yaratmasıyla başlayan iyiliklerini fark eden bir insan bu sonsuz iyilikleri yapan Allah’ı bütün kalbiyle sever. Ancak bu sevgi, bir eyleme dönüşmezse, bir tezahürü olmazsa soyut bir kavram olarak kalır ve gerçek bir sevgi olmaz. Bu eylem Allah’a kulluk yapmaktır. Bu kulluğun en önemlilerinden birisi de Ramazan’da tuttuğumuz bir aylık oruçtur.
Ramazan ayında bir ay orucun bizi tutması, Allah’ı sevdiğimizin en önemli göstergelerindendir. Allah’ımız yemeyi içmeyi ve eşimizle olan münasebeti oruçta yasaklıyor, biz bu emre uyuyoruz. O halde Yüce Allah’ı nefsimizin bu arzularından daha çok sevdiğimizi gösteriyoruz. Bu yüzden oruç bir sevgi eylemidir.
Kur’an’da Yüce Allah emirlerine uyanları seveceğini bildiriyor. O halde oruçla aynı zamanda Allah’ın yüce, mukaddes sevgisine ve hoşnutluğuna kavuşuyoruz.
Orucun ikinci sevgi ilişkisi insan iledir. Bu da iki şekilde gerçekleşir. Sosyal psikolojinin tespit ettiği prensiplerden birisi de şudur: birbirlerine benzeyen insanların birbirini severler. Kuşlar bile kendileri gibi olan kuşlarla birlikte uçarlar. kargalar kargalarla, güvencinler güvercinlerle, kazlar kazlarla uçar. O halde Aynı Allah’a, aynı peygambere, aynı kitaba inanan insanlar aynı orucu, üstelik aynı ayda tutmaktadır. Bu benzeşme aralarında sevgi ve kardeşliğin oluşmasına neden olur.
İkincisi de şudur: Allah’ın emrine uyarak Oruç tutan bir kişi zaten bütün gün aç ve susuz kalır, üstelik helal olan nefsani arzulardan da uzak durur. Oruç bu bakımdan sabırlı olmayı öğretir insana. Oruç bu açıdan bize aç ve açıkta olan, çeşitli mahrumiyetler yaşayan insanların mahrumiyetlerini empati yoluyla anlamamızı, o durumunu adeta yaşamamızı sağlar. Ramazanın sonunda verilen Fıtır sadakasının bazı mezheplerimizde her Müslümana farz olması da gösteriyor ki, Rabbimizin oruç vasıtasıyla bizden istediği empatinin ve insanlara sevginin fiili tezahürü, yansıması, eylem yönü mahrumiyet içinde olan insanlara fiili olarak yardım etmektir. Bu da insanın bencil yönü olan cimrilikten kurtulduğunu, Allah sevgisini ve ona bağlı insan sevgisini mal sevgisinin önüne geçirdiğini göstermektedir.
Toplumlarda zenginler ile fakirler birlikte yaşarlar. Zenginler fakirlerin hallerinden, tok insanlar aç kimselerin durumlarından normal şartlarda pek haberdar olmazlar. Çünkü hali vakti yerinde olan kişiler, aç kalmadıkları için herkesi kendileri gibi zannederler. Ama yılda bir ay oruç tutmak, yani aç ve susuz kalmak, aç ve susuz kalan insanların durumlarını anlamayı sağlar ve onlara yardım etme isteği oluşturur.
Bütün bunlar bize bir şey söyler: Allah sevgisi, Allah’a hakkıyla kulluk yapmayı gerekli kılar. Allah’a kulluk yapmanın bir yönü de insanları sevmek ve sevgiyi eyleme dökmektir. Ramazan Allah sevgisinin en güzel tezahürü olduğu gibi, insan sevgisinin bencillikten ve narsizmden uzaklaşmasının, empati kurarak yardım etmesinin de gerçekleşmesidir. Diğer taraftan, Ramazan orucuyla öğrendiğimiz sabır da, insana öfkesini nasıl kontrol edeceğini öğretir. Sabırlı olarak öfkesini kontrol eden kimseleri Allah da sever, onun kulları da sever.
O halde ramazan sevgi, empati, sabır eğitimidir ve insanı hastalıklı narsisizmden kurtaran bir manevi tedavi yoludur.
Prof. Atilla YARGICI
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 37. Ayet
Hüseyin KURT
Asabiyenin Gölgesinde Bir Coğrafya
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Seyfettin BUDAK
Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı
Mehmet BOZKURT
Türkiye'nin CHP ile tarihi yolculuğu...
Eyüphan KAYA
Ailenin selameti için 7-S
Recep YAZGAN
Karl Marks’ın Hindistan İhaneti!
Öztürk Samuk
Proje Derin
Mehmet Ali Çamoğlu
Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Songül KARAMAN
Aile İçi İletişimde 10 Altın Kural
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)