Laiklik
Nerden hafızamda kalmış anımsamıyorum ama; yirmi yıldır Bodrum’u mesken tutmuş İsveçli ihtiyar bir çifte muhabir mikrofonu uzatmıştı:
“Neden Türkiye’de yaşıyorsunuz, burada hoşunuza giden nedir?”
Cevap net: “Bizim ülkemizde beş sene sonrasında neler olabileceğini öngörebilirsiniz ama burada beş dakika sonra ne olacağı belli değil. Sürprizlerle yaşamak hoşumuza gidiyor.” demişlerdi.
Yani hiç durmadan değişen bir gündemi var güzel yurdumun.
Üstelik bu gündem o kadar hızlı değişiyor ki; insan neyi fikredeceğini de bu fikrin yeşerttiği tohumlarla neyi zikredeceğini de şaşırıyor.
Yeni gündemimiz “Lâiklik!”
Hani duymuşsunuzdur;
Vaktiyle doğu illerimizden birinde, zorunlu çağırıldığı bir konferans çıkışı; muhabir, elindeki mikrofonu yaşlı bir amcaya uzatmış:
“Laiklik için siz ne diyeceksiniz efendim?”
Yaşlı amca ne bilsin “laiklik” nedir?
“Çok eyi bir şeydir, çook!” diye yapıştırmış cevabı.
Ama muhabir ısrarlı;
“Peki ne demek laiklik ne anlıyorsunuz?”
“Ne olacak oğlum” demiş yaşlı amca; “camiye giden camiye layıktır, meyhaneye giden meyhaneye”
Tabi bizim laiklik tartışmamız yaşlı amcanın gülümseten cevabı kadar basit açıklanmıyor.
Bir taraf; geçmişte dinini yaşamaya çalışan ‘mütedeyyin’ vatandaşlara yapılan zulümlerden kendine pay çıkararak ‘Siyonizm’ algısına çanak tutan ve ‘oradan beslenen’, ama adını ‘çağdaşlık’ koyduğu bir algıyla gösterdiği “irtica” sopasını sallayarak bağırıyor;
“Bu toplum geri kaldı. İslâm, bizi çağın gerisinde bıraktırdı. Dolayısıyla Türkiye ancak ‘laiklik’ yolu ile çağdaşlaşabilir.”
Öbür taraf ise, yaşanmışlık ve yüreğindeki can kırıklarından, bireysel tarihindeki enkazlardan yola çıkarak özgürlük naraları içinde laiklik kavramına “dinsizlik” yaftasını yapıştırıp işin içine dahi girmeden zihin konforunu bozmuyor.
Çünkü onun da bireysel ve toplumsal tarihinde “laiklik” adı altında kapatılan camiler, kilit vurulan Kur’an kursları, okunamayan kutsal metinler, Türkçe ibadet gibi hasar bırakan travmaları var.
Yani güzelim ülkemde hayatında Atatürk’ün “Nutuk” adlı eserini bir kez dahi okumayan ama bangır bangır “Atatürkçü” olduğunu ve onu çok sevdiğini ilan eden bir kesim, “laiklik” naraları atarak “çağdaşlık” dersleri verip, “laiklikten” asla vazgeçilemeyeceğini haykırıyor.
Öbür tarafta ise, iman ettiği dinin emrettiği değerler bütününü kapsayan Kitabullah’ın kendi dilindeki anlamını bir kez dahi okumadığı için oradaki sevgiyi, merhameti ve adaleti sadece ‘kendinden olanlara, kendisi gibi düşünen ve yaşayan mahallesine’ yontan “dini bütün(!)” bir kesim var!
Evet, okumamış; çünkü okumadığını bizzat bu ülkenin din işlerinden sorumlu kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2015 yılı araştırması ortaya koyuyor. Zira bu araştırmaya göre yüzde 98’i Müslüman olduğunu iddia eden bu toplumda, tam yüzde 92’lik bir kesim hayatında bir kez “Kur’an Tercümesi” okumamış!
Riayetleri bırakıp, rivayetler üzerine bina edilen taklidi bir anlayış, ana baba veya etraftaki muhafazakâr kesimden elde edilen kulaktan dolma bilgilerin yaşama tahkik edildiği “Kültürel Müslümanlık!”
Bu apayrı bir yazı ve tartışma konusu olsa da beynim sormadan edemiyor;
Alemlere rahmet olanın 23 yıl gibi bir sürede ortaya çıkardığı o elmas gibi toplum yüzyıllar boyunca neden bir daha ortaya çık(a)madı!
Bugün Müslümanın kendi din kardeşinden aldığı canı, akıttığı kanı tüm İslam düşmanları bir araya gelseler yapabilirler mi?
Bugün dinsel terminolojinin hüküm sürdüğü onca İslam Coğrafyasında neden düşmanlık hâkim, neden kan ve barut kokusu dinmiyor, neden hemen her gün ağıtlar arşa yükseliyor ve sessiz çığlıkları arşı titreten annelerin gözleri iki resim karesine mahkûm bırakılıyor?
Bu mümbit dinin vazettiği “güzelin yarattığına çirkin muamele edilmez” anlayışından beslenen koşulsuz sevgi, katıksız merhamet ve amasız adaleti, bizler tarihin hangi sayfasında unuttuk?
Evet, uzun yürek ağrısı konular!
Biz asıl konumuza dönelim!
İnsan, tanımadığını nasıl sever bilmiyorum!
Ancak, bugün ne ‘çağdaşlık” algısı içinde Atatürk sevgisini ‘putlaştıran’ ve “laiklik” kavramını Atatürk’ün mirası olarak dayatıp elindeki irtica sopasını bırakmayan kesim Atatürk’ü çok iyi tanıyor; ne de dindar denen ‘muhafazakâr’ kesim, yukarda andığım gibi kendi kitabının emrettiği değerler manzumesinden tümüyle haberdar!
Doğal olarak buradan bir ‘anlaşma’ çıkmıyor ki, çıkmaz da!
Neden çıkmaz?
Çünkü; bir taraf, zihnine zerk edilen ‘çağdaşlık’ algısı ile, ‘bilimle, teknoloji ile, okuma ile yaratamadığı’ ilerlemenin suçlusu olarak ‘dini’ ya da daha açık tabirle ‘İslâm’ı’ görüyor.
İçim acıyarak söylüyorum ama yüzyıllar öncesinden donup kalmış ve güncellenemeyen bir fıkıh, ezici bir çoğunluk ve gelenekçi bir anlayışla ‘İslâm’ olarak benimsendiği ve bu gelenekçi anlayışın yansıması diğer İslâm iddiası içindeki ülkelerde akan kanı, dökülen gözyaşlarını, arşa yükselen ağıtları aynı çağın göğsünden süt emerek yaşadığı için mevcut tablo korkusunu körüklüyor.
Diğer taraf ise yaklaşık bin küsur yıl boyunca 72 millete, dine, ırka mensup toplumu bir arada yaşama tecrübesi üretebilmiş; bununla dünyaya hükmedebilmiş bir toplumun, bunu ‘İslâmi’ anlayışa borçlu olduğunu savunarak ve muhatabına haklı bir edayla yakın geçmişte aldığı yaraları göstererek; “laiklik” kavramını “dine saldırı, inanca saygısızlık” olarak görüyor.
Hatta bir tık yukarı çıkıp “laiklik” kavramını “dinsizlik” olarak algılayan önemli bir kesim de yok değil toplumda.
Peki nedir yeni gündemimiz olan “Laiklik?”
Laiklik veya gerçek telaffuzu ile laisizm denen kavram; herhangi bir devletin yönetiminde dinsel ritüellerin veya dinsizliğin referans alınmamasını ve devletin din veya dinsizlik karşısında “tarafsız ve tepkisiz” olmasını savunan ilkedir.
Aslında bu tanımı anlayabilmek ve yapabilmek için dünya ve insanlık tarihine de ayrıntılı bakmak gerekiyor. Zira, bu kavrama baktığınızda “din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması” olarak kısaca tabir edilen laiklik kavramının Batı menşei olduğu aşikâr.
Ancak bu noktada, yaygın hukuki kanaate göre “din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması” konusuna da açıklık getirmek gerekiyor.
“Din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması” demek; “devlet, bir dine inanıp inanmama meselesini özel bir problem sayar, fertlerinin sadece maddi yönüyle ilgilenir, kendisi devlet olarak hiçbir dini taşımaz, hiçbir dini ayine iştirak etmez, fakat fertlerin her türlü dini serbestliklerini kabul eder” anlamındadır.
Yani bu anlayışta devlet, dini esaslara dayanan kanunlar yapamayacağı gibi, bütün dinlere eşit mesafede durur ve hiçbir şekilde dinlerin ibadet hüküm ve kurallarına müdahale edemez. Bununla birlikte din adına devlet düzenini bozacak davranışları önlemekle yükümlüdür.
Bu noktadan baktığınızda ise devlet ve din arasındaki ilişkilere bir temel sağlayan laiklik, toplumsal ilişkiler açısından üç özellik gösterir:
Ya devlet dine bağlıdır (teokrasi);
Ya din devlete bağlıdır (imparatorluk);
Ya da ikisi de özerktir (demokrasi).
Peki “laiklik” nasıl ortaya çıktı?
Bu kavramın ortaya çıktığı yer; ısrarla Fransa olarak gösterilse de tarihsel kaynaklar bu kavramın kökünün Rönesans Dönemi’nde başlayan aydınlanmaya kadar uzandığını gösteriyor. Zira, laikliğin felsefi temelleri; Rönesans, Hümanizm ve Reform hareketleri ile bu akım düşünürlerinin eserlerinden besleniyor.
Ancak, Batı’da laikliğin uzun, uzun olduğu kadar da ‘kanlı bir tarihi’ var. Yaklaşık iki buçuk asır süren bu ‘kanlı’ tarihin kökeninde de tahmin edebileceğiniz gibi ‘inançsal’ çatışmalar var.
Çünkü batı toplumlarının, modernlik dediği “tabiata hükmetme” sürecinde takındığı seküler anlayışta devlet işlerine müdahale eden, hatta çoğu kez bu işlerin bizzat içinde bulunan bir “din hegamonyası” vardı ve Kilise Hıristiyanlığı, insan iradesini yok sayıyor, insanın özgürlüğünü ipotek altına alıyordu.
Kısaca özetlemek gerekirse Rönesans hareketlerinin de varlığına annelik yapan bu baskıcı dinsel anlayış, aynı zamanda laikliğin çıkışına da meydan hazırlamıştır! Yani laiklik bir anlamda dinsel baskının devlet işlerindeki varlığını ortadan kaldırmak için ortaya çıkmıştır.
Peki bence “laiklik” nedir?
Sizi bilmem ama benim zihnimden kalbime damlayan, aklımla kalbimin buluştuğu noktada “laiklik” tanımımı çağlar ötesinden ilmin kapısı Hz Ali(ra) çok güzel özetlemiş; “devletin dini adalettir” diye! Zira, benim penceremde “laiklik” dediğiniz kurum, tam da bu cümlenin ete kemiğe bürünmüş hali ve bugünkü anlamıdır!
Neden?
Çünkü; devlet dediğimiz kurumlar bütünü, herhangi bir inancı, yaşam biçimini, değerleri yok saymak ya da dayatmak ile değil; tam aksine vatandaş tüm bunları özgürce yaşayabilsin diye vardır, olmalıdır.
Ancak pek tabi ki, ağacın köklerini korumak, milli ve manevi dinamikleri mutlak surette “namus” bilmek şartıyla! Zira, kendi geçmişinden ve onu besleyen manevi dinamiklerden kopuk tepeden inme bir anlayış, hem geçmişle gelecek arasındaki bağı kesecek, hem de takdir edersiniz ki kökü olmayan ağaç göklere yüksel(e)meyecektir.
Yanisi, evet “laiklik” olmalı ve korunmalıdır.
Ama bu ne seküler kesimin pompaladığı “irtica korkusu” ile gücü eline geçirdiğinde muhafazakâr kesimin inancını, yaşam biçimini, değerlerini gasp etmek ve amacına ulaşmak için tezgahlar kurmakla olur, ne de muhafazakâr kesimin kanayan yerlerini göstererek bir “intikam” duygusu içinde tüm toplumu “dindar(!)” yapmalıyım anlayışı ile hayat bulur!
Çünkü din, kişiye bizzat O’nu Yaratan kudretin teklif ettiği ama bu teklifte zorlamadığı ve seçimi verdiği hür iradesine bıraktığı bir yaşam biçimidir.
Kişi, bunu yaşayıp yaşamamakta bizzat Yaratıcısı tarafından özgür bırakılmış ve dinsel terminolojide anılan “cennet ve cehennem” kavramları da bu özgürlük ve seçimin sonucu olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla buna hiç kimsenin bir dayatması veya engellemesi olmamalıdır.
Yapılması gereken şey; bu konuda gerekli eğitimin verilmesi, doğru ile yanlışın “vicdan köklerinin” beslenerek öğretilmesi, geri kalan kısmın ise kişinin hür iradesine bırakılması ve bu hür iradenin hayata yansıma özgürlüğünün de bizzat devlet tarafından teminat altına alınmasıdır.
Bunu yapmadığınız, yapamadığınız takdirde veya baskıcı bir anlayışla hareket edip ısrarla din kavramını, dinsel ritüelleri dikte etmeye veya engellemeye çalıştığınız takdirde muhatabınızın size gücü yetiyorsa düşman, gücü yetmiyorsa ise münafık üretirsiniz.
Bugün “din yorgunu” gençlerin, söylem ve eylemleri birbirini yalanlayan; dedesi gibi düşünüp çağın gerektirdiği gibi yaşayan; inancı ve dinamikleri ile çağa şekil vermek yerine çağın şeklini alan büyüklerine bakarak ısrarla dinden soğumaları ve göz ardı edilemeyecek bir hızla “izm”li kavramlara sapmalarının altında başkaca sebep aramak da kanımca beyhudedir!
Yazının bütününü esas alıp bu açıklamalar ışığında baktığınızda, ilerleme ve çağdaşlaşmanın önünde geleneksel anlayışı “İslam” zannedip, elinden “irtica” sopasını bırakmayan seküler kesim, suyun membaındaki İslam’ı kesinlikle bilmemektedir.
Ancak!
Laiklik kavramını yaşatılan zulümlerden, aldığı yaralardan kaynaklı “dinsizlik” yaftası ile etiketleyen “muhafazakâr” kesim ise; bu “bilinmeyeni” anlatamadığı, yaşamadığı, yaşatamadığı için ağır bir vebal altındadır ki, onun zaten en asli görevi bu şifa kaynağı suyun tadını başka bir yüreğe daha tattırabilmek, onun yüreğini fethedebilmektir!
Bitirirken ısrarla belirtmeliyim ki İslam, çağa ayak uydurmakta, seküler kesimin papağan gibi tekrar ettiği “çağdaşlaşmaya” asla bir engel değildir!
Çünkü sorun; İslam’ın, hayatın atar damarlarında atması gereken ve koşulsuz sevgi, katıksız merhamet ve amasız adalet üzerine bina ettiği; hedef olarak “darüsselam” adı altında işaret ettiği bu dünyadaki cennetin her zaman ve mekânda inşasını yaşam tarzı olarak sunduğu hayatta değil;
Bunu bahşedilen onca imkana rağmen gerçekleştiremeyen, yaşadığı çağa inancının işaret ettiği dinamiklere sarılarak şekil vermek yerine; bu çağın kirini, pasını üzerine bulaştırıp çağın şeklini alan Müslümanlardadır!
Farkı fark edebilme ve bu farkı yüreklerimize dert edebilme temennisiyle!
Adnan İPEKDAL
Eziklerin Efendisi Efendilerin Eziği
Nihat Güç
Kur’an’dan Birkaç Mesaj
Bülent ERTEKİN
Ellerinizi aktarcı milletinin üzerinden çekiniz!
Mehmet Nuri BİNGÖL
Büyük Dedem Kado
Seyfettin BUDAK
“Ah Şu Kaliteli İnsan Rolleriniz Yok mu? Bitiyorum…”
Adnan ÖZ
Kazanabileceğimiz maçları kazanamamak alışkanlık oldu!
Halil MERT
Papa Daveti, Fener Patrikhanesi…
Eyüphan KAYA
Kadim Diyanet Reisimiz Ali Erbaş hocadan kamuoyuna
Recep YAZGAN
Papa bizi birleştirdi, gitti!
Vehbi KARA
En Güzel Yazılar Hangisi?
Hamdi TEMEL
Metamfetamin Ölümleri
Erol AYDIN
Bir Damla Kan, Bin Bir Endişe
Ahmet SAĞLAM
Sevindik, Sevinemedik
Ahmet Eren KURT
Gölgenin Derinliğine Doğru İnen Merdivenler
Gülay ÇETKİN
Okula Gelen Gizemli Kişi
Songül KARAMAN
Zikrin Beyindeki Gücü
Özlem Gürbüz
Yeşil Yapay Zeka İçin Politika Çerçevesi
Mehmet BOZKURT
Öğretmenler Günü- 2025
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Fatih ORUÇ
ENFLASYON neden düşmüyor!
Fatma Saçak Akbulut
Bataklıktan Doğan Saflık: Lotus’un Sessiz Öğretisi; Lotus
Aydın BENLİ
Şehit cenazelerinde edep ve haya dersi şart!
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Teknoloji Kullanımı: Fırsatlar Ve Tehditler
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Ahmet AYDIN
Bilir misin?
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Ahmet DÜZGÜN
Putlarımız ve Perestlerimiz
Cevahir AYDIN
Yanlış Anladınız
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Mesut BALYEMEZ
SOSYAL MEDYA KEVAŞELERİ
Bilal Dursun YILMAZ
Her Şey Dâhil Vicdan
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Ravza ZEYBEK
Bulanlar Arayanlardır
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Aydan KURT
Farkında mısınız?
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Emine AYDEMİR
Ateşle oynayan evliya Ateşbaz veli hazretleri
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
Abdullah BİR
Fitne, Kaos, Suriye ve Suriyeliler’e Daire İki Kelam...
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Önder GÜZELARSLAN
İsraf Bir İnsanlık Suçudur!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)