Samsun Haber
Giriş Tarihi : 26-04-2024 11:42

Ödemişli Turancı Muzaffer’den Amerikalı Marksist Sherif’e

Sosyal psikoloji alanında dünyaca öncü bir isim olan Muzaffer Şerif 1906’da İzmir’in Ödemiş ilçesinde maddi durumu çok iyi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Ödemişli Turancı Muzaffer’den Amerikalı Marksist Sherif’e

İlkokulu Ödemiş’te, ortaokul ve liseyi 1918-24 arasında İzmir Amerikan Koleji’nde (Enternasyonal Kolej’de) tamamladı. 1924-28 arasında İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünde eğitim gördü.

Muzaffer Şerif bu yıllarda Ziya Gökalp’in düşüncelerinden yoğun bir şekilde etkilenmiştir. (O dönemde koyu bir Turancı olduğu bilinmektedir.)

İlk dönem asistan arkadaşlarından Niyazi Berkes’in verdiği bilgiye göre Felsefe bölümünde okurken Milliyetçilere ve Türkçülere çok yakındı. Cenazesi sebebiyle Ziya Gökalp’in mezarı başında yaptığı konuşmada Türkçü ve Turancı sözler söylediğini kaynaklar zikreder. Onu üniversitede en çok etkileyen hocası, o dönemde İstanbul Üniversitesi’nde doçent olan Mustafa Şekip Tunç’tu.

Cumhuriyet döneminde, ilk yıllarda milliyetçi havadan etkilenen Şerif’in, William McDougall’ın çalışmalarına ilgisi yüksekti. McDougall “ grup bilinci”araştırmaları yapıyordu ve bu çalışma Muzaffer Şerif’in ilgi alanı dâhilindeydi. 1929 yılında yüksek lisans yapmak için Harward Üniversitesi gönderildi. Amerika’da Edwin G. Boringya da Robert Woodworth gibi Amerikan psikolojisinin önemli isimlerinden ders almış ve 1930 yıllarda Marksizm ile tanışmıştır.

Gazi Terbiye Enstitüsü’nde Hilmi Ziya Ülken ile İnsan dergisini yayınlayanlar arasında bulunmuş, 1939 yılında Dil ve Tarih –Coğrafya Fakültesi’nde Felsefe Enstitüsü’nde doçent olarak göreve başlamıştır.

Bu dönemde Muzaffer Şerif, psikolojiden çok Türkiye’nin ve Dünya’nın sorunlarına yönelik deneme ve makaleler yazmıştır. Bu dönemde birçok aydın faşizme, savaşa ve ırkçılığa karşı bir araya gelmiştir. Bu aydınlar; Behice Boran, Niyazi Berkes ve Mediha Berkes gibi isimlerin yanı sıra, Pertev Nail Boratav, Adnan Cemgil, Sabahattin Ali, Ruhi Su, Nusret Hızır, Saffet Dengi, Orhan Burian ve Halil Vedat vardı.

Muzaffer Muzaffer Şerif’in ve DTCF’deki diğer önemli öğretim üyelerinin özellikle düşünce alanındaki söylem ve çalışmaları, 16 Mart 1944’te üniversitedeki yakın  arkadaşlarıyla birlikte “komünizm propagandası ve milli menfaatlere düşmanlık” iddiasıyla gözaltına alındı.

Şerif ‘milli menfaatlere düşmanlık’tan askeri mahkemede 26 yıl hapis cezası aldı.

Hapse atılması, Harvard’daki öğretim üyelerini dehşete düşürdü.

Yargılandığı sıkıyönetim mahkemesinde 27 yıl hapis cezasına çarptırıldı. ABD Dışişleri Bakanlığı, Muzaffer Şerif’in serbest bırakılması için Türkiye Hükûmeti nezdinde girişimlerde bulundu. Hükûmet, gelen tepkiler sebebiyle Başoğlu’nu 40 günlük tutukluluktan sonra yabancı bilim adamları Muzaffer Şerif'i destekleyen bir kampanya başlattı.

Amerikalıların devreye girmesiyle, serbest bırakılarak askeri uçakla ABD'ye gitti.

Muzaffer Şerif’in entelektüel ilgileri zamanla gelişip derinleşse de süreklilik gösterdiği görülmüştür. Muzaffer Şerif eserlerinde, sosyal bilimlerin önemli bir problemi ile bağlantılı olduğu görülmektedir.

1935 yılında hazırladığı Doktora Tezi’nde, konularını formüle etmesi, sonuçlarını önemli tartışmalar ile yerini belirtmesi ve bunları kendi çalışmasıyla temellendirilmiş ve tüm dünyaya seslenmek amacını güden bir yazı olduğu göze çarpmaktadır.

Muzaffer Şerif; grubun salt birey davranışı olmadığını ve bilimsel olarak laboratuvarda incelenebileceğini oto kinetik etki deneyi ile kesin bir şekilde göstermiştir

Nazım Hikmet’in 1943’te kaleme aldığı Kemal Tahir’e bir mektubunda Muzaffer Şerif hakkındaki izlenimlerini şöyle bildirmiştir: “ Muzaffer Şerif’i ben tanırım. Enteresan çocuktur, ama ne senin ne de benim şöyle ahbapça arkadaşlığını edebileceğimize pek ihtimal vermiyorum. Lüzumundan fazla münevver Amerikalı bilgin. Belki de bu altı yıl önceki intibaımdır. Belki şimdi o da bende değiştim. Kim bilir. Mamafi kitabı (Irk Psikolojisi) cidden güzel, faydalı, aktüel. Ve böyle bir kitaba sahip olduğumuz için sevinebiliriz.”

Muzaffer Şerif’in siyasi düşüncesi hakkında kesin olarak saptamak da çok kolay değildir. Şerif, 1944 yılında bir komünist tahkikatında tutuklanmış olması, Marksist ve hatta Türkiye Komünist Partisi üyesi olduğu fikrini doğurmuştur. 1945’ten sonra Amerika’da yayımladığı kitaplarında diyalektik maddeciliğe atıfta bulunduğu kısımlarında bulunmuş olması, Türkiye’deki yazılarında faşizan sınıfsız kitle amacını sol bir içerikle doldurma çabası yine dayanak olarak gösterilecek diğer izlerdir. Muzaffer Şerif gibi kendini bilime adamış olan Behice Boran, otarşiye karşı olduğunu, tümü ile Cumhuriyet İnkılâbı’nı uzun bir reform hareketinin İstiklal Savaşı ortamından güç alan ileri bir hamlesi olarak göstermiştir.

Adımlar dergisine Muzaffer Şerif ile Boran’ın birlikte makale ve denemeler yapmışlardır. Yazılarında, Cumhuriyet’in ilkelerinden halkçılığı, Batı’nın yükselen rejimi olarak anar ve devletçiliğin Batı emperyalizminden kurtulmakta sağladığı yararları belirtmişlerdir(Boran,1941). Muzaffer Şerif, Cumhuriyetin ilk yıllarında ve İstiklal harbi zamanında yetişmiş tüm Türk öğrencileri gibi ateşli bir milliyetçidir(Sherif,1967). Muzaffer Şerif’in gerek Adımlarda gerek Irk Psikoloji adlı kitabında, gerekse Değişen Dünya ‘da bu gruplara karşı yazmaktadır.

Özellikle Adımlardaki yazıları Tahsin Banguoğlu ve Reşat Şemsettin Sirer gibi yakın geleceğin etkili isimlerine karşı çok sivri polemiklerle dolu olduğu belirlenmiştir. Muzaffer Şerif’in ülkenin güncel konuları üzerine yazdıkları dört bilim adamı arasında muhalif niteliğini belirginleştirmektedir. Yazdıklarının 1960’lı yıllardan sonra Türkiye’de etkin olmaması biraz da, bu muhalif niteliğindendir. Sözü edilen bilim adamları içinden birinin ondan bahisle “Fikri Liderimizdi” demesi kimi gerçekleri ifade etmektedir. Muzaffer Şerif’in Türkçe olarak yazdıklarının zamanında ve 1980’li yıllarda önemsenmemesi ele aldığı konulara karşı duyarsızlıktan ya da cahillikten kaynaklandığı belirlenmiştir

MUZAFFER ŞERİF’İN ESERLERİ VE MAKALELERİ

Muzaffer Şerif, “Ruhiyat Meseleleri” adlı eserden “Behaviorism” makalesi 1928 yılında felsefe ve içtimaiyat mecmuasına aslı Osmanlıca olarak yayımlamıştır. Bu makale ruhiyat mecmuasının yazarı olan C.K.Ogdin’in 1726 yılında yayımladığı “Ruhiyatın Manası” “The Meaning of Psgchology adlı kitabından tercüme edilmiştir. Temmuz 1937 tarihli ülkü halkevleri dergisinde; radyonun tesirleri ve doğurduğu problemleri hakkındaki yazısında; radyonun insanların zevklerine ve zihniyetlerine gözle görülecek derecede süratle etkili olduğu açık bir şekilde göründüğünü belirtmiştir. 22 Ocak 1939 tarihli Oluş radyosunda; radyonun sosyal psikoloji alanında etkili olduğunu vurgulamıştır.

Radyonun insanlara erişimde çok etkili olduğu bilinmektedir. Halkın her kesiminden insanların dinlediği radyo; ruh ve sosyal hayattaki etkisi, radyo programları, dinleyicilerin zevkleri ve alışkanlıkları, ses ve karakterlerini, mevcut olan programlarda spikerlerin kadın ve erkek olmasının farklı etkisi, bilgilerin direk insan sesi ile verilmesi ile radyodan verilmesinin farklı etkileri ile ele alınmıştır.

29 Ocak 1939 tarihli Oluş radyosunda, radyonun dünya çağındaki değerini belirttiği makalesinde, sadece Türk Müziğine yer verildiği, ancak bu durumun radyonun seslendiği kesimlerin Garp Müziği ve Türk Müziğine adı altında alaturka müziğe de yer verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

8 Nisan 1939 tarihli aylık fikir ve sanat dergisinde; Şartlı refleks ve behaviorism’in etkileri üzerinde durmuştur.

Şerif’e göre, Pavlov’un bulduğu sonuçların dar bir kesime değil de geniş bir kesime etkili olduğu kanısına varmıştır.

16 Nisan 1939 tarihli Oluş radyosunda; radyo programlarının hazırlanmasında çok önem gösterilmesi gerektiği, radyo programlarının alaturka müziğin yayılmasında etkili olduğu Türk Müziğini etkili şekilde insanların kabullenmediğini belirtmiştir.

15 Mayıs 1938’de insan, aylık fikir ve sanat dergisinde; insan karakteri (Tab’ı beşer) ile ilgili makalesinde; doğma’nın “zaten insanın mahiyeti böyle olduğundan dolayı…” diye başlayan birkaç tipik iddiasını ele alıp o dönemdeki psikoloji araştırmaları ile yüzleşerek tartmaktır.

1 Aralık 1938 tarihli İnsan aylık fikir ve sanat mecmuası; “bedel faaliyet ve bedel kıymet “ adlı makalesinde; Prof. Kurt Lewin’İn “A dynamic theory of personality” adlı eserinden tercümesi yer almaktadır. Lewin “Gestalt” ruhiyatının en önemli üç dört simasından biridir. Lewin’in düşüncelerinin Gestalt prensiplerine yakınlığının, şahsiyet, irade, ihtiyaçları açısından psikolojinin en hayata yakın sahasına parlak ve orijinal bir surette yakıştırdığıdır. 15 Haziran 1938 tarihli “benliğin doyurulması” konu başlığı ile hazırladığı makalesinde; benliğin kendisini teşkil eden bağlarla bir istikrar, bir emniyet içinde bulunması ihtiyacı zikredilmiştir. Benliğimize mal ettiğimiz kıymetlerin yolundan şaşmayarak bazı arzularımızı gem altına alarak arzularımızı başıboş bırakmamak benliğimizi bastırmak ve bizi suçluluk duygusundan kurtardığını belirtmiştir. 1943’te İnsan, aylık fikir ve sanat dergisinde “Ahlak buhranı ve psikoloji” adlı makalesinde Şerif; ahlak kavramının insanların karşılıklı temaslarından ve ilişkilerinden doğduğunu belirtmiştir. 1 Şubat 1939 tarihli “İptidai zihniyet problemi” hakkındaki makalesinde; Her normal insanın düşüncesi ayni ve şahsi psikolojik kanunlara tabi olarak işlediği, cemiyet ve kültür determinizminin yanında insan determinizmini, yani psikolojik determinizmi de beraberinde getirdiğini belirtmiştir.

28 Mayıs 1939 tarihli oluş radyosundaki “Kalp Sfenks” konulu konuşmasında, ilim ve iman, kişilerin şahsi davalarından (feragat), dalkavukluk anlamında Kalp Sfenks’den bahsetmiştir. 4 Haziran 1939 tarihli oluş radyosundaki “ Hayranlık” adlı söyleşisinde; garplaşmanın kafamızdaki etkilerinden bahsedilmektedir. Şerif; bazılarının garbı kafalarında sorgulayarak yaşatmasından hala kurtulamamıştır.

25 Haziran 1939 tarihli oluş radyosundaki “Garptan gelen Softalık” adlı söyleşisinde; bu akımın içinde taş kesilmiş muhtevanın olduğu ve insanlığın buna yakalanması garb softalığına götürdüğünü belirtmiştir. 6 Ağustos 1939 tarihli oluş radyosundaki “Bernard Shaw ve Yamalı Bohça” adı söyleşisinde; Bernard Shaw’ın belirttiği düşüncesinde; insanlığın, geçmişten gelen güzelliği kaybetmiş birçok değeri azalmış kıymetlerin esiri olduğunu, kafasının ve kalbinin birbirinden ayrıldığı, kişiliği zıt kuvvetlerin zorlaması altında örümcek ağı gibi içinden çıkılmaz bir hale geldiğini, çarpıldığını belirtmektedir. 30 Temmuz 1939 tarihli oluş radyosundaki “Maarifte şuurluma hareketi” konulu konuşmasında; ilimde düzgün ve çocuklarımızı ciddi çalışmalara sevk eden bir durulmaya basıl varılabileceği hakkında bilgi vermiştir.

20 Ağustos 1939 tarihli oluş radyosundaki “İnsan Şarlo” adlı başlıklı konuşmasında; Şarlo’nun sahip olduğu dünya çağındaki elde ettiği ünün sırrı nedir? Konusu üzerinde durmuştur. Muzaffer Şerif 1941 yılında “ Irk Nazariyelerine Umumi Bir Bakış” adlı makalesinde, Columbia Üniversitesi profersörlerinden O. Klineberg’in “Irk Farkları” (Race Differences) adlı kitabından alıntı yapmıştır. Eser 1935’te New York’ta çıkmıştır. İlk ırk nazariyeleri ırk üstünlüğünü ya da alçaklığını coğrafi mekânda izah edilmeye çalışılmıştır.

Muzaffer Şerif ile Behice Boran 1943 yılında Yurt ve Dünya Dergisinden ayrılıp Adımlar dergisinde makale ve derlemelerini yayımlamaya başlamışlardır. Adımlar hareketi seyrini bugünün, gözle görülür ve elle tutulur hale gelen çıplak gerçek ve doğruluktan almaktadır.

SEÇKİN ADAM DÜŞKÜNLÜĞÜ VE FAŞİZM

Ağustos 1943 tarihli Muzaffer Şerif’in “Ordinarius Profesör M. Şekip Tunc’a” adlı makalesinde Şekip Tunç’un ırk psikolojisi kitabı hakkındaki eleştirisi dile getirmiştir; eleştirinin temeli “İnsanlar arasında daima üstünlük iddiaları olmuştur ve şimdi de vardır” düşüncesidir. Irk psikolojisinin, Amerika’da Columbia Üniversitesin 1934- 1935 yıllarında okuduğu dönemde ve sınavlarına girdiği derslerin yazılmasından başka bir şey olmadığını belirtmiştir. O dönemde memlekette yabancı malı olan, ırk üstünlüğü yaygaraları bulunmasaydı Irk Psikolojisi’ni çıkarmak düşüncesinde olmadığını açıklamıştır. Ayrıca Muzaffer Şerif, ilmi objektif ve bitaraflık gerçeklik karşısında derin heyecanlar göstermemek demek olmadığını, ilim objektifliğinin ve bir taraflığının talep ettiği şart duyulan heyecanların, hislerin insanın kendisine ait olduğunu bilmesi ve bunu vardığı hükümlere karıştırmamasıdır.

Ocak 1944 tarihli Muzaffer Şerif’in “Seçkin Adam Düşkünlüğü ve Faşizm” adlı makalesin de, yazıda gerilik belirtilerinden birisi olan seçkinlik düşkünlüğü üzerinde durulmuştur. Seçkin düşkünlere göre; dünya tarihi seçkinler tarihidir.

Muzaffer Şerif’in diğer bir yayını ise “İleri Fikir Geri Fikir” adlı makaledir. İleri fikir geri fikir meselesi, üzerinde durulması gereken bir konudur.

Değişen bir dünya içinde geri olandan uzaklaşmak, ileriyi görmek ve buna bağlanmak bir fikir adamı için geçici bir fikir meşgalesi değildir, en önemli durumdur.

Muzaffer Şerif yazılarında; Özellikle Marksist öğretiden etkilenmiş bir sosyalist idealizm, kapitalizme ve dine karşı tavır alışında ve sosyal sınıf farklılıklarının kaldırılması isteğinden yola çıktığı söylenebilir.

Şerif’in, kendi döneminin ne kadar ilerisinde olduğu ve onun yaklaşımının kültürel psikolojinin temel taşlarından biri olduğunu yazılarından anlaşılmaktadır. Muzaffer Şerif’e göre, toplumsal kuralların oluşumu ve işlev görmesi ile temel psikolojik süreçlere somut olarak yaptıkları algılama, yargıya varma ve anımsama gibi sonuçları kullanmakta idi. Amaç kültürel antropolojinin çalışmaları ile psikoloji laboratuvarında iyice yerleşik biçimde, belirlenmiş bulguları bir araya getirmekti. O zamanlar geçerli sosyal psikolojinin geçerli bireysel psikolojinin de geçerli bireysel psikoloji ve geçerli bireysel psikolojinin de geçerli sosyal psikoloji ile aynı şey olduğu kanısındadır. Muzaffer Şerif 1929’da hükümet tarafından ilk memuriyet yıllarında Amerika’ya felsefe tahsili için gönderilir.

Amerika’da Harward Üniversitesinde, psikoloji alanında W.A. Bousfield ile birlikte ilk telif eseri olan biyolojik psikoloji alanındaki “Hınger as a Factor in Learning’i yayımlar(Bousfield, ve Sherif, 1932). Türkiye’ye 1932’ de döndüğü dönemde 29 Eylül 1932- 2 Temmuz 1933 dönemi arasında Gazi Terbiye Enstitüsü ruhiyat öğretmenliği görevinde bulunmuştur

1936 yılında Muzaffer Şerif, Ankara Dil Tarih Fakültesi’nde psikoloji doçenti olduğu dönemde, Amerika’da İngilizce olarak hazırladığı “Sosyal normların psikolojisi” adlı eserinden sonra “Irk Psikolojisi” eserini hazırlamıştır. Muzaffer Şerif’in hocası olan Prof. M. Şekip Tunç’un 1943 yılında “Irk Psikolojisi” adlı eseri için eleştirisi yayınlanmıştır.

Tunç, yazarın, ilk olarak ırk nazariyesini (kuramı) gözden geçirdikten sonra mevcut olan ırklar arasında ruhiyatçılar tarafından yapılmış olan basit psikolojik fonksiyonlarla zeka ölçüleri ve diğer psikolojik hususların karşılaştırmasını, bunlardaki rahatsızlık veren, başlangıçtaki zihniyet sorunlarını ve biyoloji ve antropoloji bilginlerinin bu konudaki görüşlerini 125 sayfa içinde zengin bir bibliyografya ile birlikte vermek sureti ile düzgün bir deneme ortaya çıkarmıştır.

Memleketimizin imarı, yeniden yapılanması, teknikleşmesi daha rasyonel bir hale geleceği görüşündedir. Muzaffer Şerif, sosyal normun doğuşunun psikolojik yönünü araştırmıştır. Bu psikolojik mekanizma ile kabul edilen normlar bütünün ayrılması gerektiğini vurgulamıştır. İstikrar arayışında sosyal değişime etkili olan noktadır. Ayrıca bireysel davranışlarda ortaya çıkan kültürel farklılıklar üzerinde de durmuştur(Sherif,1948). Muzaffer Şerif’in üzerinde durduğu konulardan birisi de “Bireyin toplum karşısındaki pozisyonu ya da bireyi belli bir şekilde davranmaya zorlayan nedir?” sorusudur. Bireyin benlik sisteminin yapılanması üzerine çalışmaları, Türkiye’yi terk etmeden önce ve sonra, kendisi için her zaman öncelik taşıdığını belirtmiştir.

Muzaffer Şerif, Türkiye’de büyük bir sorumluluk duygusu ve olağanüstü bir çalışkanlık içinde akademik görevlerini sürdürürken bilimsel çevirilerde yaptığı, muhalif dergilere ve gazetelerde yayımlanan çeşitli yazılarında özellikle Alman gazetelerde yayımlanan çeşitli yazılarında Alman faşizmine meyleden zihniyetleri eleştirdiği, bunlardan II. Dünya Savaşı galipleri az çok belirginleşmeye çalıştığı dönemde dünyadaki siyasal esintilere göre yön değiştirmeye başlayışını da hedef aldığı belirtilmiştir.

Muzaffer Şerif, 1940’lı dönemde kendi bilim alanının ötesinde Türkiye’nin genel somut sorunlarıyla da ilgilenmiştir. Muzaffer Şerif Sosyal Psikoloji alanındaki katkıları çok önemlidir.

En önemli yapıtların iki olan “Irk Psikolojisi” ve “Değişen Dünya” dır. Niyazi Berkes’in düşünceleri üzerinde durulduğunda Kemalizm’e yatkın yorum yapmasının yapıtlarının özünü oluşturduğu belirtilmiştir. Muzaffer Şerif’in entelektüel ilgileri zamanla gelişip derinleşse de süreklilik gösterdiği görülmüştür.

Muzaffer Şerif, bilim adamı sıfatı ile boy gösterdiği hayatında tam anlamı ile istikrar bulamamıştır. Süreklilik gösterme durumunu vurgulamaya da özellikle önem vermiştir.

DEVLET MEMURU OLAMADI

Şerif DTCF dekanlığına yazdığı 30 Mayıs 1947 tarihli mektupta Eylül ayında Ankara Üniversitesi’ndeki görevine dönmek için yola çıkacağını yazmıştır ve kardeşi Avukat Muhtar Şerif Başoğlu’ya göreyse Muzaffer Şerif Haziran ayında Cook seyahat acentesinden dönüş için yerini bile ayırtmıştır.

 

Ancak bu sıralarda Muzaffer Şerif’in bir Amerikan vatandaşıyla evlendiğine dair haberler dolaşmaya başlamıştır. Memurin Kanunu’nun 4. maddesi değişik 2. fırkası uyarınca başka ülke vatandaşlarıyla evlenenler devlet memurluğu yapamamaktadırlar. Konsolosluk aracılığıyla kendisine sorulduğunda Şerif bir Amerikan vatandaşıyla evlenmiş olduğunu ancak böyle bir kanundan haberdar olmadığını bildirmiş ve bunun sonucunda da 10 Haziran 1947’de resmen istifa etmiş sayıldığına karar verilmiştir.

 

 Böylece Türkiye’ye dönmekten vazgeçen Şerif tümüyle ABD’ye yerleşmiştir.      Türkiye’deki gelişmeler, DTCF’de çalışan diğer ilerici öğretim üyelerinin tasfiye edilmesi de bu kararında etkili olmuştur. Muzaffer Şerif bundan sonra yazılarını sadece “Muzafer Sherif” olarak imzalamış ve Türkiye’yle irtibatını neredeyse tümüyle kopartmıştır.     

SONUÇ

Muzaffer Şerif’in Türkiye'de yaşadığı süreçte kaleme aldığı politik yazılan sıklıkla kendisinin psikoloji eğitimini okuyucuya hatırlatan izler taşır.

Psikoloji kitabı olarak yazılmış olan Irk Psikolojisi de yazarın politik tutumunu açıklıkla ortaya koymuştur.

Türkçe çıkan tek kitabı olan Irk Psikolojisi, meselenin üzerine gidilmesinin gerekliliğini belirtmiştir.

Sosyal Psikolojinin akademik bir disiplin oluşturmasında çok önemli rol oynamış en önemli bilim adamlarından biri Muzaffer Şerif’tir.

SOSYAL PSİKOLOJİNİN KURUCULARINDAN BİRİSİ

1936’da basılan, Şerif`in doktora tezi (Some Social Factors in Perception) daha sonra (Psychology of Social Norms) adlı ile basılan kitabıdır. Çalışmasının amacı, sosyal psikolojinin temel teorilerini oluşturan bir el kitabı olarak kabul edilir. Marksist ve Gestalt psikolojisinin etkileri büyüktür ve bu ideolojiler ışığında norm psikolojisini açıklarken, hala en geçerli teorilerden biri olan "frame of reference" kavramını tanıtıyor. Gestalt Psikolojisinin "bir objenin pozisyonu, etrafındaki tüm düzenli alanla ilişkide olarak algılanır" tanımından yola çıkarak, "davranış çevresel konteksten bağımsız olarak açıklanamaz ve açıklansa da anlamlı değildir" fikrini tanıtıyor, bu fikir sosyal psikolojinin en temeli olarak kabul edilmektedir. Bu temel klinik psikolojiye, gelişim psikolojisine, bilişsel psikolojiye ve sosyal psikolojiye temel olmuştur.

Kaynak: Saniye Çağlayan - Murat Korkmaz - Gönül Öktem

Not: Bu çalışma 25-27 Nisan 2013 tarihlerinde Antalya’da 28 Ülkenin katılımıyla düzenlenen “ International Conference on New Trends in Education – ICONTE – 2013 ”da sözlü bildiri olarak sunulmuştur.

 

adminadmin