Zaman, avuçlarımızın arasından bir kum tanesi gibi süzülüp giderken geride bıraktığı boşluğa “modernleşme” adını verdik.
Oysa o boşluk, aslında inşa etmeyi unuttuğumuz, üzerine titremekten vazgeçtiğimiz ruhların sessiz çığlığıydı. Bugün aynaya baktığımızda gördüğümüz yorgun yüzler, sadece yılların yükünü değil; ihmallerimizin, ertelemelerimizin ve en acısı da teslimiyetlerimizin izlerini taşıyor. Sokaklarda, ekranların başında veya kendi iç dünyalarında kaybolmuş bir nesil gördüğümüzde parmağımızı başkalarına uzatıyoruz. Ancak hakikat, bir hançer gibi göğsümüze saplanıyor: Masum değiliz.
Her şey, o ilk sesi onlardan esirgememizle başladı. Yeni doğan erkek çocuklarımızın ve kız çocuklarımızın sağ kulağına ezan, sol kulağına kâmet okumayı köhne bir alışkanlık, çağ dışı bir gericilik saydık. Onların temiz fıtratlarını o ilahi muştuyla selamlamak yerine, modern dünyanın gürültüsüyle tanıştırmayı tercih ettik. O an anlamalıydık. Gömleğin ilk düğmesini yanlış ilikliyorduk. Ezan okunduğunda televizyonun sesini kısmayı, bir anlık hürmetle duraksamayı hem erkek çocuklarımıza hem de kız çocuklarımıza öğretmedik. Onlar müziğin ritmine kapılırken biz, mukaddes bir çağrının nezaketini ruhlarına üfleyemedik.
Bayram sabahlarını düşünün... O telaşlı, o bereketli sabahları. Bir bayram namazına ya hiç gitmedik ya da giderken erkek çocuklarımızı yanımıza alıp o safların sıcaklığını hissettirmedik. Kız çocuklarımızın evde o bayram neşesini hazırlayan el öpme merasimine, mahallenin büyüklerini ziyaret etme kültürüne dâhil olması için çaba sarf etmedik. Onları korumak, uykularını bölmemek ya da “konforlarını bozmamak” adına, bir bayram sabahının manevi huzurundan mahrum bıraktık.
Erkek çocuklarımızı kolumuza takıp cuma namazının omuz omza durulan sükûnetine götürmedik. Kız çocuklarımızı yanımıza alıp bir mezarlık ziyaretinde hayatın geçiciliğini, ölümün hakikatini onlara anlatmadık. “Korkarlar.” dedik, “Üzülürler.” dedik. Oysa onları asıl korkulacak olan o büyük boşluğun, anlam arayışının ortasında yapayalnız bıraktık.
Hangi sabah erkek çocuklarımızı veya kız çocuklarımızı şefkatle uyandırıp abdest aldırdık? Hangi seher vaktinde onlarla el ele sabah namazına yürüdük? Namaz çıkışında bir çay ocağının buğulu camları ardında, büyüklerle simit yiyip çay içmenin o kadim sohbetlerin bir parçası olmanın lezzetini onlara tattırmadık. Hayatın sadece teorik bilgilerden değil, bir büyüğün elini öperken hissedilen o sıcaklıktan, bir dedenin hikâyesinden ibaret olduğunu gösteremedik.
Cenazelerimiz oldu, taziyelerimiz oldu. Biz oralara hep yalnız gittik. “Çocukların orada işi ne?” diye düşündük. Oysa acının paylaşıldıkça azaldığını, bir komşunun omzuna dokunmanın değerini görmeleri gerekirdi. Erkek çocuklarımız bir tabutun altına girmeyi, kız çocuklarımız bir taziye evinde bir bardak su ikram etmenin asaletini öğrenemedi. Aile büyüklerini ziyarete giderken onları hep evde bıraktık. Tatil dendiğinde aklımıza sadece deniz kıyıları, sahiller ve lüks oteller geldi. Bayram tatillerini büyüklerin dizinin dibinde değil, güneşin altında geçirmeyi tercih edince bayramın bir tatil değil, bir “vurgun” olduğunu onlara biz aşıladık. Şimdi “Neden gelmiyorlar, neden aramıyorlar?” diye sormaya hakkımız var mı?
Mahallemizdeki bir nişan törenine, köyümüzdeki bir düğüne erkek çocuklarımızı ve kız çocuklarımızı götürmedik. Bir topluluğun parçası olmanın, sevinçte birleşmenin ne demek olduğunu bilmiyorlar. Alt kattaki teyzenin tevhit davetine, karşı apartmandaki komşunun mevlit merasimine ne kendimiz gittik ne de eşimizi ve çocuklarımızı gönderdik. “Vaktimiz yok!” dedik, “Kalabalık olur.” dedik; ama ekranların karşısında saatlerimizi harcamaktan geri durmadık.
Kandil gecelerini hatırlayın... O camilerin ışıl ışıl olduğu, gökyüzünün dua koktuğu geceleri. Erkek çocuklarımızı ve kız çocuklarımızı yanımıza alıp camilerin o büyüleyici atmosferine girmedik. Kandil simidinin o susam kokusunun, kandil şekerinin çocuk kalbinde bıraktığı o tatlı anının ne olduğunu çocuklarımız görmedi, bilmedi. Ramazan ayının o eşsiz bereketini, teravih namazlarında çocukların arka saflardaki o masum kıkırdaşmalarını, o manevi havayı onlarla solumadık. Kutlu Doğum etkinliklerinde Peygamber Efendimizin o eşsiz ahlâkını anlatacak bir ortama girmedik. Bizi yaratan Rabb’imizi, rehberimiz olan kitabımızı onlara hakkıyla tanıtmadık. Akşamları televizyon karşısında ailece vakit öldürürken bu değerleri anlatan bir filmi bile izleyip üzerine iki kelam etmedik.
Camilerimizin içini görmeden mihrap nedir, minber nedir bilmeden bu dünyadan göçüp giden gençlerimiz var, insanlarımız var. Kendi değerlerine bir yabancı gibi bakarken ruhunu teslim eden bu nesillere, bu insanlara biz nasıl kıydık? Onları o huzur ikliminden, o manevi sığınaklardan mahrum bırakırken aslında kendi geleceğimizin kapılarına kilit vurduğumuzu neden fark etmedik?
Hayatı sadece ders notlarından ibaret sandık. Erkek çocuklarımıza ve kız çocuklarımıza çarşının, pazarın ne olduğunu, bir alışverişin nasıl bir terazi dengesiyle yapıldığını göstermedik. Paranın sadece bir kartın içindeki sayılar olmadığını, onun arkasında nasırlı ellerin, dökülen alın terlerinin olduğunu anlatmadık. “Onlar okusun, onlar yorulmasın.” dedik. Ama onları bekleyen asıl yorgunluğun, hayata karşı hazırlıksız yakalanmak olduğunu fark edemedik.
Bunları ya hiç yapmadık ya da öylesine, eksik bıraktık. Tek bir gayemiz vardı: “Çocuklarımız yeter ki ders çalışsın.” Onları odalarına kapattığımızda, masanın başında ders çalıştıklarını sandık. Oysa biz onları, kapısını kendi ellerimizle kilitlediğimiz o odalarda, internet denilen o dipsiz kuyunun, o modern zaman şeytanının kollarına bıraktığımızı anlayamadık. Onların ruhları ekranların başında örselenirken biz içeride “geleceklerini kurtardığımızı” sanıyorduk.
Çocuklarımızın okullarda sosyalleşeceğini, hayatı öğreneceğini zannettik. Tüm sorumluluğu, tüm yükü öğretmenlerimizin omuzlarına yıktık. Anne-baba olarak vermemiz gereken terbiyeyi, aktarmamız gereken ahlâkı bir müfredattan bekledik. Hatta bir veli olarak rehberlik etmek yerine, öğretmenlerimizi ezerek ne kadar çok şey bildiğimizi, ne kadar nüfuzlu olduğumuzu kanıtlamaya çalıştık.
Bir öğretmen erkek çocuklarımızın veya kız çocuklarımızın bir hatasını, bir yanlış davranışını uyardığında: “Sen dersini ver, gerisine karışma, seni ilgilendirmez!” ukalalıklarıyla cevap verdik. Toplumun o kadim sosyal kontrol mekanizmalarını, mahallenin o koruyucu bakışlarını “Özgürlüğümüz kısıtlanıyor!” diye aşağıladık. Değerlerimizi küçümsedik, geleneklerimizi hor gördük. Kendi ideolojilerimizi kutsallaştırırken asıl kutsal olanı yani insanı ve onun ruhunu yok saydık.
Sonunda ne mi yaptık? Erkek çocuklarımızı ve kız çocuklarımızı “özgürlük ve demokrasi” adı verilen modern zaman putlarının kurbanı ettik. “Kendi kararlarını versinler.” dedik fakat onlara karar verecek bir irade, bir pusula bırakmadık. Kendi konforumuz bozulmasın, huzurumuz kaçmasın diye onları bozuk para gibi harcadık. Sokaklar kirlendiğinde, ahlâk aşındığında, değerler ayaklar altına alındığında ise aynaya bakmak yerine bağırmayı seçtik.
Kendi ihmallerimizin faturasını başkalarına kesmekte hiç tereddüt etmedik. Meydanlarda “Bakan istifa!” diye bağırırken aslında kendi vicdanımızın sesini bastırıyor, asıl sorumluluğumuzla yüzleşmekten köşe bucak kaçıyorduk. Suçu hep sistemde, hep dışarıda, hep başkalarında aradık. Oysa asıl istifa etmesi gereken biziz...
Biz, anne ve babalıktan çoktan istifa etmişiz çünkü bu kutlu makamın hakkını veremedik. Kendi evladının ruhuna dokunamayan, onun kulağına ilk ezanı bir yük gören, ona bir taziye evinde sabrı öğretmeyen bizler, dünyayı kurtaracağımızı sandık.
Şimdi durup düşünme vakti... Erkek çocuklarımız birer yabancı gibi büyürken kız çocuklarımız aidiyet hissini dışarılarda ararken “Biz nerede hata yaptık?” diye sormanın tam vaktidir. Hata, dünyayı onların ayaklarının altına serip cenneti başlarının üstünden çekip almamızdaydı. Hata, onlara sadece “başarılı” olmayı öğütleyip “iyi insan” olmayı unutturmamızdaydı.
Masum değiliz. Bu sessiz çığlık, bizim eserimiz. Bu ruhsal erozyon, bizim ihmallerimizin bir sonucu. Eğer bugün bir yerden başlayacaksak bu ancak hatalarımızı itiraf etmekle mümkündür. Ellerimizi dizlerimize vurup ağlamak yerine, omuzlarımızı birbirimize yaslayıp bu yıkılan duvarı yeniden örmek zorundayız. Çünkü bir nesil ziyan olduğunda sadece bir gelecek değil, bir tarih ve bir medeniyet de ziyan olur.
Gelin, önce kendi ruhumuzdaki o büyük ihmalden istifa edelim ve gerçek anne-baba olmanın, bir ruhu inşa etmenin o ağır ama onurlu yükünü tekrar sırtlanalım. Zira vakit daralıyor ve tarih, sadece yapanları değil, yapması gerekip de susanları da yazıyor.
Kahramanmaraş'ta kendini öğrencilerine siper edip şehit olan öğretmenimizin başörtülü olması başsağlığı mesajı yayınlamamızı, ona rahmet dilememizi engelleyecek bir karakter yoksunluğunu ortaya çıkarttığı için insanlığımızdan da utanalım, insanlıktan da istifa edelim.
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Kadir Erol
Telef olan, rotasız hayatlar
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)