DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Ömer Naci Yılmaz
Ömer Naci Yılmaz
Giriş Tarihi : 06-07-2026 16:58

Siz Ne Zaman Rahatsız Olacaksınız?

İnsan, en çok sevdiği değer incitildiğinde acı duyar. Çünkü sevgi, yalnızca dilde kalan bir söz değil; kalbin derinliklerinde hissedilen bir sadakattir. Bir evlat annesine hakaret edildiğinde nasıl susamazsa, bir millet bayrağı yakıldığında nasıl yüreği sızlarsa, inanan bir insan da Allah’ın adı küçümsendiğinde, Kur’an-ı Kerim alaya alındığında, İslam hakaret konusu yapıldığında ve Allah Resûlü’nün aziz hatırasına dil uzatıldığında sessiz kalamaz. İşte bugün size yöneltmek istediğim soru tam da budur: Siz ne zaman rahatsız olacaksınız? Hangi söz, hangi hakaret, hangi saygısızlık vicdanınızın kapısını çalacak? Daha kaç defa kutsallarımız hedef alınacak da “Artık yeter.” diyeceksiniz?

Bugün dünyanın farklı ülkelerinde, zaman zaman da kendi ülkemizde Allah’ın varlığıyla alay eden sözlere, Kur’an ayetlerini küçümseyen ifadelere, İslam’ı çağ dışı göstermeye çalışan söylemlere ve Peygamber Efendimiz’i mizah kisvesi altında hedef alan yayınlara rastlıyoruz. Bunlar yalnızca birkaç satırdan, birkaç karikatürden veya birkaç sosyal medya paylaşımından ibaret değildir. Bunlar, milyonlarca insanın inancını, sevgisini ve manevî dünyasını hedef alan davranışlardır. Elbette düşünceler konuşulur, fikirler tartışılır, eleştiriler yapılır. Fakat hakaret, hiçbir zaman düşüncenin yerine geçemez. Alay etmek, ilim değildir; küçümsemek, fikir üretmek değildir; kutsala saldırmak ise medeniyet göstergesi hiç değildir.

Asıl üzerinde durulması gereken ise bu saldırılardan daha çok, saldırılar karşısındaki derin sessizliktir. Çünkü bazen bir söz kadar, o söze gösterilmeyen tepki de çok şey anlatır. İnsan, sevdiği bir değerin incitilmesine kayıtsız kalıyorsa, ister istemez şu soru zihinlerde beliriyor: Acaba gerçekten o değere gönülden bağlı mıdır? Elbette herkes aynı hassasiyeti aynı biçimde göstermek zorunda değildir. Ancak en azından “Bu yapılan doğru değildir.” diyebilmek, ortak vicdanın gereğidir. Sessizlik, çoğu zaman yanlışın cesaretini artırır; itiraz ise hakikatin yalnız olmadığını gösterir.

Bugün bazı kimseler Kur’an ayetlerine “safsata” deme cesaretini gösterebiliyor. Kur’an eğitimini “karanlık Orta Çağ anlayışı” diye küçümseyebiliyor. Allah Resûlü’nün sünnetini ve hadislerini “hurafe” diyerek bütünüyle değersizleştirmeye çalışabiliyor. İlmî bir değerlendirme ile peşin hüküm arasındaki farkı görmek zorundayız. İlim, delille konuşur; hakaret ise delilin bittiği yerde başlar. Medenî toplumların gücü, birbirlerinin kutsalını aşağılamakta değil; farklı inançların varlığını saygıyla kabul edebilmektedir. Hakaretin özgürlük diye sunulduğu yerde, özgürlüğün değil, tahammülsüzlüğün sesi yükselir.

Burada vicdanlara yöneltmek istediğim birkaç soru var. Bizim iman ettiğimiz Allah sizin de Allah’ınız değil mi? Bizim rehber kabul ettiğimiz Kur’an-ı Kerim sizin de kutsal kitabınız değil mi? Bizim salât ve selam getirdiğimiz Hz. Peygamber, sizin de peygamberiniz değil mi? Eğer öyleyse, bu ağır sözler karşısında neden tek bir itiraz yükselmiyor? Neden kutsallarımıza yönelen hakaretler karşısında suskunluk tercih ediliyor? Neden ifade özgürlüğü denildiğinde yalnızca hakaret edenlerin özgürlüğü akla geliyor da, inanan milyonların incinen gönlü hiç hesaba katılmıyor? Bu soruların cevabı, hukuk kitaplarından önce vicdanlarda aranmalıdır.

Hiç kimsenin aynı dünya görüşünü paylaşma mecburiyeti yoktur. Hiç kimse aynı siyasî düşünceye, aynı felsefeye veya aynı inanç anlayışına sahip olmak zorunda değildir. Fakat birlikte yaşamanın en temel şartı, birbirimizin kutsalına saygı göstermektir. Çünkü saygı, sadece sevdiğimiz insanlara gösterdiğimiz bir nezaket değildir, aynı zamanda farklı düşündüğümüz insanların en temel hakkıdır. Bir toplum, başkasının kutsalına hakaret etmeyi normal görmeye başladığında, aslında kendi geleceğinin temellerini de sarsmaya başlamış olur. Bugün başkasının kutsalı hedef alınır, yarın sıra sizin vazgeçilmez değerlerinize gelir.

Müslümanlar olarak bizim de muhasebe yapmamız gereken yönler vardır. Kutsallarımıza yapılan hakaretlere öfkeyle değil, hikmetle karşılık vermek zorundayız. Bilgimizi artırmalı, ahlakımızı güzelleştirmeli, temsil ettiğimiz dinin güzelliklerini yaşayarak göstermeliyiz. Çünkü İslam’ın en güçlü savunması, güzel ahlâk sahibi müminlerin örnek hayatıdır. Ancak bu vakar, sessizlik anlamına gelmemelidir. Saygı talep etmek, hakaret istememek ve kutsalların aşağılanmasına itiraz etmek, her inananın en tabiî hakkıdır. Bugün yeniden soruyorum: Siz ne zaman rahatsız olacaksınız?

Kutsallar, bir toplumun yalnızca dinî sembolleri değildir; aynı zamanda onun hafızası, vicdanı ve ortak değerleridir. İnanç sahibi olsun ya da olmasın, her insan başkasının kutsalına saygı göstermenin medeni bir toplumun vazgeçilmez şartı olduğunu kabul etmelidir. Bugün “mizah”, “sanat”, “özgürlük” veya “eleştiri” adı altında yapılan bazı yayınların, aslında milyonlarca insanın en mahrem değerlerini incittiği açıktır. Özgürlük, başkasının inancını aşağılamanın ruhsatı değildir. Eleştiri ile hakaret arasındaki çizgi silindiğinde, geriye ne hukuk kalır ne de birlikte yaşama ahlakı.

Dikkat ediniz; dünyanın herhangi bir yerinde başka dinlere, başka kimliklere veya başka toplumsal değerlere yönelik küçümseyici bir ifade kullanıldığında, birçok çevre haklı olarak tepki gösteriyor. Saygıyı, nezaketi ve toplumsal barışı savunuyor. Aynı hassasiyet söz konusu Allah olduğunda, Kur’an olduğunda, İslam olduğunda ve Peygamber Efendimiz olduğunda neden kayboluyor? Ölçü neden değişiyor? Eğer ilke gerçekten ilkeyse, kişiye ve konuya göre değişmemelidir. Adalet, en çok da hoşumuza gitmeyen durumlarda adalet olarak kalabildiğinde anlam kazanır.

Hiç kimsenin imanını sorgulamak bizim görevimiz değildir. Kalplerin hükmünü yalnızca Allah verir. Ancak davranışların oluşturduğu görüntü hakkında soru sormak herkesin hakkıdır. Kutsal değerlere saldıranlar, neden çoğu zaman sessiz kalanlardan cesaret buluyor? Neden her hakaretin ardından aynı suskunluk yaşanıyor? Neden hakarete karşı çıkanlar “gerici”, “çağ dışı” veya “tahammülsüz” olmakla itham edilirken, hakaret edenler “özgür düşünür” olarak alkışlanıyor? İşte bu çifte standart, toplumun vicdanını yaralayan en büyük problemlerden biridir.

Biz kimseye hakaret edilmesini istemiyoruz. Kimsenin inancı, kimliği, mezhebi, etnik kökeni veya dünya görüşü aşağılanmasın istiyoruz. Çünkü Kur’an bize adaleti emreder, Peygamber Efendimiz güzel ahlâkı öğretir. Aynı ilkeleri, bizim kutsallarımız söz konusu olduğunda da görmek istiyoruz. Talebimiz ayrıcalık değil, eşit saygıdır. Beklentimiz imtiyaz değil, ortak vicdandır. Çünkü saygı tek taraflı olduğunda değil, karşılıklı olduğunda toplumu ayakta tutar.

Bugün belki birkaç cümleyle geçiştirilen bir hakaret, yarın çocuklarımızın zihinlerinde normalleşmiş bir davranış hâline gelebilir. Değerler, bir anda yıkılmaz; önce küçümsenir, sonra alaya alınır, ardından sıradanlaştırılır ve en sonunda unutulur. Bunun için sessizlik, bazen en büyük kayıptır. Tepki dediğimiz şey ise öfke değil; vakar, ilim, ahlâk ve kararlı bir duruştur. İnanan insanın dili nezaketini korurken, duruşu da onurunu korumalıdır.

Bugün bu satırları okuyan herkese son kez aynı soruyu yöneltiyorum: Allah’ın adı hafife alındığında siz ne zaman rahatsız olacaksınız? Kur’an-ı Kerim hakkında küçümseyici sözler söylendiğinde ne zaman itiraz edeceksiniz? İslam, cehaletle özdeşleştirildiğinde hangi cümleyi kuracaksınız? Allah Resûlü’nün kutlu şahsiyeti alay konusu yapıldığında vicdanınız size ne söyleyecek? Bu soruların cevabı ne bir gazete köşesinde ne de bir televizyon ekranındadır. Cevap, herkesin kendi vicdanında ve Rabb’iyle baş başa kaldığı anda saklıdır.

Unutmayalım ki bir milleti ayakta tutan yalnızca ekonomisi, ordusu veya teknolojisi değildir. Asıl güç; inancına, ahlâkına, tarihine ve kutsallarına sahip çıkan insanların varlığıdır. Fikirler değişebilir, hükümetler değişebilir, ideolojiler değişebilir; fakat hakikate duyulan saygı değişmemelidir. Geliniz, birbirimizin kutsalına saygıyı yeniden ortak bir vicdan hâline getirelim. Hakareti değil hikmeti, öfkeyi değil adaleti, nefreti değil merhameti çoğaltalım. Çünkü insanı yücelten inancı kadar, inancına gösterdiği sadakattir.

Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
NAMAZ VAKİTLERİ
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
ahsap mobilyauluslararası evden eve nakliyat