Türkiye Cumhuriyeti Kimsesizlerin Kimsesi Olarak Doğdu Böyle Bir Başka Cumhuriyet Doğmuş Değil
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Türkiye Cumhuriyeti Kimsesizlerin Kimsesi Olarak Doğdu Böyle Bir Başka Cumhuriyet Doğmuş Değil
11.12.2016 10:00:00

 

Türkiye Cumhuriyeti Kimsesizlerin Kimsesi Olarak Doğdu Böyle Bir Başka Cumhuriyet Doğmuş Değil

Papaza kızıp oruç bozanlardan değiliz. Ben değilim. Allah’ın her milletten daha üstün yaratmış olduğu Türk milletinden yanımda yöremde cirit atan nursuz simalar sebebiyle yüz çevirmeğe hiç niyetim yok.

 Eğer Mustafa Kemal, “Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir” dediyse, bu sözdeki büyük haklılık payını inkâr eden namussuzlar kervanına katılmayacağım. Türk bayrağını gönderde görmediği için başlamakta olan yarışmaya bir atlet olarak katılmağı reddeden Mehmet Ali Aybar’a Mustafa Kemal hakkında fikri sorulduğunda şöyle demişti: “Ona gençlik yıllarım boyunca İstanbul sahillerinde beni bir yabancı harp gemisi görme acısından uzak tuttuğu için müteşekkirim”. Yukarıdaki bütün bu sözlerin Mustafa Kemal’e makbul bir yer temin etmekle veya en azından onu beraat ettirmekle bir bağlantısı yok. Mustafa Kemal’in tarihteki yerini anlamak için yurt içinde halen Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun (Resmi adıyla: Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun) (1951) yürürlükte olduğunu ve yurt dışında Nelson Mandela’nın kendisine takdim edilen Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nü 1992 yılında kabulden imtina ettiğini anmak yeter. 

Ferdî olarak insanların hangi tesirler altında neler yaptığı tarihî olay sayılmamalıdır. Eğer Napolyon’un ifade ettiği gibi tarih üzerinde mutabakata varılan yalandan ibaret değilse millet varlığına mahsus tercihlerden anlaşılan şeye tarih dememiz icap eder. O halde zaman ve mekân içinde önce millet varlığı fark edilmek zorundadır. Akabinde hesaba bu varlığın tercihlerinde tutturduğu seviye alınır. Türk varlığı millet mensubiyetinin kaçınılmaz ürünü olmuş ve fakat Türk milletine mensubiyetin mahiyeti, yani mensup olunan milletin bir adı olup olmadığı Haçova Meydan Muharebesi’nden günümüze kadar halli kastı mahsusla geciktirilmiş bir mesele dolaylarında kalmıştır. 

Neresidir tarih sahnesinde Türklerin yeri? Bu sualin cevabından korkup kaçanların her birine kâfir damgası vuruyoruz. Ben vuruyorum. Ben hassaten “Kâfir kaçtı!” diye nida edenlerin Türk kaldığı görüşünü savunuyorum. Dikkat etmelisiniz: Meraka değen Türkleri kimin tarihin neresine yakıştırdığı değildir. Bir şayiadan, üzerinde mutabakata varılmış bir yalandan değil,  reddine güç yetirilemeyen bir vakıadan bir millî tercihten haberdar olunup olunmadığına bakıyoruz. Cumhuriyet’in ilânı Türk tarihinin temize çekilmesine vesile olmalıydı. Neden olmadı?

Reddine güç yetirilemeyen en yakın vakıa İstiklâl Harbi vesilesiyle Türk topraklarının gâvura yedirilmemesi vakıasıdır. Türkler topraklarını gâvura yedirmediler de ne oldu? Toprakların kendilerine Türk’müş havası veren yiyicilerin eline geçmesi meşru bir hadise miydi? Değildi. Cumhuriyet idaresi bir idare tarzı vasfına kavuşabilme arzusuyla sınıf bilincini istismardan hiçbir şart altında geri durmadı. Dini sebebiyle üzerine düşeni ciddiye alan Müslüman zümre İstiklâl Harbi’nin üç safhasında da hâkimiyetin bilâ kayd-ü şart eline geçeceği inancıyla hareket etmişti. Bu hareket niçin o zaman hareket edenin lehine sonuçlar doğurmadı. Halen niçin doğurmuyor ve yakın bir gelecekte de doğuracağına dair niçin bir emare yok?

Millet olarak biz Türkleri mahveden şey istikbal vaat eden şeyin Dünya Sistemi ile uzlaşmadan doğduğuna inanışımızdır. Türkler “gâvur icadı” tamlamasına bir anlam verme gücünü elden çıkardıktan sonra iflâh olmadı.  Cumhuriyet idaresi kendisine ariyeten tevdi edilen fırsatları kisve değiştirmiş mütegallibe zümresinin idame-i hayat kavgasına sahne olmaktan fazlasını talep etmeyenlerin emrine tahsis etti. Böylece çağlar boyu mü’minlerin necasetten muafiyeti şeklinde anlaşılan Türklük önce özenilir olmaktan çıktı. Türklüğe kimse özenmeyince kimse de onu özlemedi. Özlenmeyen şeyi aramak kimsenin aklına gelmedi. Cumhuriyetle birlikte siyaset kimsesizlerin kimsesi olma şerefini koruma tavrını izhar etmek şöyle dursun, kimsesizlerin içeri alınmadığı hamamdaki tasa benzemeği tercih etti. Bir cenabetin elinden diğer cenabetin eline geçiyor.

İsmet Özel,  9 Aralık 2016

http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr

Mustafa Kemal Napolyon Cumhuriyet İstiklâl Harbi
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert