https://www.facebook.com/AKubilayB
1.Yazdıklarımın çoğunda herkesin hemen anlamayacağı göndermeler var. Anlamadığını düşünenler okumasınlar; çözüm bu! Ne incinelim, ne incitelim.
Bu üslup benim için bir avantaj. Nasıl ki sanat müziğinde makamlar var, benim de bir çok yazım birtakım makamlara göre yazılıyor. Bir algoritması, matematiği var. Bu üslup benim için bir avantaj çünkü çoğu arkadaşım, okurum bu dile aşina olduğu için bu usûlle normal bir iletişime nazaran çok daha derin, çok daha hızlı, verimli anlaşabiliyoruz. Bir de şu var: kalemime aşina olmayan biri yazdıklarımdan fazla bir şey anlamaz; beni tanımayanlar da genellikle üslubumu beğenmez. Hatta anlatılanları saçma da bulabilir. Buna itirazım yok. Hatta bundan memnunum bile diyebilirim. Ne güzel işte, çok kimsenin diline pelesenk olmuyorum.
Bir de, bu serinin (Uzay Konuşmalarından Notlar) özelliği konuşma dilinden yazı diline çevrilmiş notlar olarak yayınlanıyor olması. Konudan konuya atlanıyor görünmesi bu husustan kaynaklanıyor. Her ne kadar tipik yazılarda olması gerektiği gibi giriş - gelişme - sonuç kısımlarına sahip olmasa da ait olduğu davadaki muhteşem tutarlılıktan ötürü "Uzaydan Konuşma Notları" da uzun vadede tutarsız değil.
2.Şimdi de oradan yine başka bir "biz"e geçmeye çalışıyorsun. Artık gerçek bir ortak akıl, gerçek bir şahsiyet olarak biz varız. Bizdesin. Bizdensin. Tüzel kişilik falan değil, hükmi değil yani reel. Bir iç matris olarak bir sistem olarak gerçekten var olan bir şahıstan bahsediyorum.
Cidden kendi tedbirlerini alıyor, engelleme, rast gelişlerini ayarlıyor. Bir "melek" olsa gerek. Yani bizim kendi aklımız hem var, hem yok. Akl-ı faal. Faal akıl tüm evrenleri kuşatan bir şey, mesele ona bağlanabilmek. Yani bu yaşananlar hep bağlanma aşamaları. Bal arısına vahyeden Allah, kullarına da, gayretkeş, zahmetkeş, işgüzar kullarına da güzel ilhamlarla imkan verecek, yol gösterecektir. Zaten duanın hedefi de bu değil midir? Allah, bizleri duamızda kararlı kılsın. Ölümlü dünya! Maksat yoldan çıkmamak; verimli, güzel yaşamak ve en güzel ölmek. Evet, ölümlü dünyanın temel meselesi aslında ölmemek. Güzel ölmek, insan için ölmemek demek!
3.O hikaye tarihte yaşanmış bir hikayedir!
Evet yazarın hikayeye ihtiyacı vardı ve Allah hikayeyi yarattı. Buna da yazarı vesile kıldı. Yazılan her şeyin yaşandığı âlemler var. O kadar kentrilyonlarca alemler var ki... Hikaye, âlem-i misalin bir alt katında yazardan bağımsız bir varlık haline geliyor ama çoğu yazarda metinle gerçek bir iletişime geçecek derinlik yoktur. Okurların ezici çoğunluğunda da hâkezâ; aynı derinlik yoktur.
4.Kuzey Amerika'nın keşfinde ve kolonizasyonunda ilk dönem... Önce İspanyollar ve Fransızlar hâkimler. Ama sonra ne oluyorsa oluyor ve İngilizler, Anglosakson damar hâkim oluyor. Özellikle Latin Amerika ve Kuzey Amerika farkına baktığımızda daha net bir şey görüyoruz. İspanyollar, İtalyanlar, Fransızlar becerememiş. Elitini oluşturdukları Meksika'da, Brezilya'da, Arjantin'de kayda değer, dişe dokunur sistemler, hayat, üretim ve yönetim mekanizmaları oluşturamamışlar. Kuzey Amerika'ya baktığınızda, ABD + Kanada, anlatmak istediğimiz anlaşılacaktır. Tüm dünyaya nizam verebilen bir idrak, bir sistem anlayışı! Nedir fark? Nedir sebep? Ben aradaki anlamlı farkın "Anglosakson asil sınıfı" olduğuna eminim. İspanyol, Fransız, İtalyanlar sıcakkanlı, biraz da tabir caizse gevşek Akdeniz insanları. Kültürleri de biraz öyle. O yüzden soğuk yüzlü, çelik disiplinli, feminen duygusallıktan uzak Anglosaksonlar kendi "düzen"lerini dünyaya dayatmış durumdalar. Almanlar bunun neresinde diye sorulacak olursa, ta merkezindeler, derim. 2016 yılı itibariyle ABD'de kabaca 325 milyon olan nüfusun 45 milyonu safi Alman Amerikalı (German American) diye tanımlanıyordu. 17 ve 18. yüzyıllardan itibaren Anglosakson Amerika'nın işçi, beyaz yakalı derinliğini Alman Amerikalılar oluşturmuştur desek abartmış olmayız.
Bu bizim coğrafyalarda da bir organize asil sınıf olmadıkça, bazı akılsız kütleler kendi kumlarını (!) avuçlamaya devam edecek. Yoksa; giden ağam, gelen paşam. Böyle gider bu! Kağıt üzerinde herhangi bir sistem değişikliği veya aslında birbirinden altkültürel anlamda farkı olmayan kadroların değişimiyle gerçek bir fark oluşacağını sanmak en hafifinden naiflik, genel planda da akıl ve idrak yoksunluğudur.
5.[MARJİNAL BİR TEZ OLARAK:] Bir önceki "dünya medeniyeti" Orion üzerinden kurgulanmış bir mimariyle, yerel pozisyonla inşa edilmiş Giza piramitlerini merkeze alan bir ekvator üzerinden dünyayı kontrol etti. (Diyelim.) Ve hatta diyelim ki, "Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik." (Sad, 37-38) Bina ustasını "mason" olarak çevirmek daha makul geliyor bana. Mason duvarcı, bina ustası demektir. Dalgıç şeytanlardan da bahis var. İşimiz biraz da denizlerleymiş demek ki. (Rüzgarın emir altında olmasını da hesaba katacak olursak kara, deniz, hava hakimiyeti tamamlanıveriyor.) Bir de "diğerleri" var. Bukağı diye de çeviren olmuş ama "birbirine zincirlerle bağlanmış"lardan ben en çok "emir komuta zinciri"ni anlıyorum. Bahsi geçen Peygamber de belki de bir önceki ırkın peygamberlerindendi. Veya bildiğimiz Süleyman aleyhisselamın bir önceki ırktaki izdüşümüydü. Kim bilir! Paskalya Adası'ndan başlayan bir hat, Latin Amerika'dan, Afrika'dan, Dogonların Ülkesi'nden, meşhur piramitlerden, Pakistan'daki Mohenco-daro'dan ta Japonya açıklarında deniz altındaki bazı binalara kadar uzanıyor. Bu hat, Süleyman aleyhisselamın altı ve üstündeki dünyayı takip ettiği nöbet hattı olabilir.
3 yıldızlı bir sistem! Türe diyor ki, "Zülkarneyn hadisesi zamanda yolculuk değil. Daha farklı bir kafayla bakalım. Güneşimizin galaksi içinde takip ettiği bir yörünge var. Bu yörüngede bir noktada bir karadelik var ve bu karadelik başka bir gezegeni yutacakken Zülkarneyn onlara yardım etmeye çalışıyor. Ayetlerin anlattığı bu hadisedir." Bu bir iddia. Türe bunu temellendirmeye çalışıyor.
Güneşimizin, (dolayısıyla etrafındaki seyyarelerden oluşan Güneş sistemimizin) tuttuğu yolda, yani yörüngesinde başka (en az) bir (insanlı / dabbeli) gezegen var. Biz adım adım onun geçtiği yoldan geçiyoruz. Peşindeyiz! İşte o gezegenin yardımına giden Zülkarneyn'in meselesi bize anlatılıyor ki biz de tedbir alalım.
[VE TÜRE'NİN ANLAYIŞINA BENİM MARJİNAL BİR KATKIM OLARAK:] Aslında sistemimiz bir değil üç güneş tesiri altında (olabilir). (Bunun Orion Kuşağı'nda üç yıldızın olmasıyla ilgisi yok. Zaten o üç yıldız da bizim baktığımız yerden öyle üst üste duruyorlar.) Ama bunlar; o kadar uzun bir yörüngedeler ki şu daracık zamanda ürettiğimiz bilim henüz bunu fark etmedi.
6.Görünen yığın kültürümüzde fertleri soyut kurallara uyarak sistem fikrine imanla organize etmek neredeyse imkansız. Adı sanı konulmuş lider görmek istiyorlar. "Kural şudur onun için bunu yapmalıyız" diye bir şey yok. "Liderin emridir, şöyle yapılacak" var. Yani sanki somut bir şey, hâşâ min huzur, gözle görülecek, elle dokunulacak put istiyorlar.
"Turanî kavimler 5000 yıldır sürekli beylik ve minimalist yapılar halinde örgütleniyorlar."
Yüksek teknoloji, elit "know-how" üretemeyişimizle çok bağlantılı görüyorum ben bunu. Karmaşık üretim modeli gerektiren entegre tesisler ve kurumlar oluştururken olması gerektiğinden çok daha fazla müşkülatla karşılaşıyoruz. Yapan, yapmaya çalışan bilir.
Bazı uzmanlıklara yatkın olmayışımız, bazı ince işler, hesaplama, planlamalar, eksikleri dışarıdan tamamlama yöntemiyle aşılmış. Büyük Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde devşirme sisteminin kurulmasının en önemli sebeplerinden biri bu. Eğri oturalım, doğru konuşalım. Fatih Sultan Mehmet, dehası tartışılmaz bir lider. İstanbul'un fethi için gerekli teknoloji ve ekipmanı ülke dışından getirdiği uzmanlarla üretiyor. Urban bir gayrimüslim Macar mühendis. Donar ise yine gayrimüslim bir döküm ustası.
Devşirme sistemi bir müddet sağlıklı yürüyor ama sonra iş gayrî millî bir vesayete dönüşüyor, zulmoluyor. Belki bazı konulara genetik yatkınlığımız biraz zayıf. Ama yatkın olanlarla ayrı bir iç kavim oluşturabilir. "The others"la, ötekilerle, almazlarla kasdî, iradî temas kurmayan bir fiktif azınlık. Ciddiyim. Temas gevşetir.
(Sistemsizlik, güdümsüzlük, bereketsizlik, biteviye bir kabusu yaşıyormuş gibi işlerin olacak gibi olurken olmaması, bunun tekrar tekrar olması.) Buna sebep olan safsatacı bir zihin yapısı... "Fallacy" ile çalışıyor çoğunluğun kafası. Türkçesi "kıyas-ı batıl". "Safsata" da deniyor. Akıl yürüme ilkeleri vardır. Akıl yürütememe ilkelerine (!) de "safsata" deniyor.
Kafamızdaki ideal için daha da ümitleniyorum. Sadece, geniş bir kesimi ihmal etmek gerektiğini görüyorum. Çünkü hak etmiyorlar. Yani gözüme bunlar mutasyon ehli görünüyor. Orklara karışmış Uruk-hailer bulunca "şükür" diyoruz. "Buna da şükür! Hiç yoktan iyidir."
7."Özellikle birine mi kızdın, yoksa bu insanlarla ilgili genel kanaatin mi?"
Sezgileri çok kuvvetli bir eczacı arkadaşım o tiplerin hormonlarında sorun olduğu tespitini yapmıştı. Türk erkeklerinin çoğunun özellikle testosteron sorunu varmış iddiasına göre... Bu çok yaygın korkaklık, kaypaklık, zayıf muhakeme vesaireyi açıklıyor olabilir. Özellikle 30'undan sonra... Ben buna da almazlık diyorum, böyle bir mıymıntılık, bir kanaât zayıflığı...
Sadece testosteron değil, milli diyetimize bağlı olarak dopamin dahil bütün önemli hormonlarda sorun var. Aşırı ekmek, yağ, şeker tüketimi. Kan şekeri düşük olduğunda nasıl net bir şekilde muhakeme sorunu ortaya çıkar, değil mi? Ortalama insanın tükettiği yağ, şeker, karbonhidrat oranı net biçimde genel aklı etkiliyor. Bu artık norm kabul edildiğinden ortalama kültürümüzün anormalliği fark edilmiyor. Bu alt kültür normal ve değişmez sanılıyor. Bu alt kültür, aslî kültür sanılıyor. Radikal bir çözüm önerisi olarak "komple yeni bir mutfak", bütünüyle bambaşka bir beslenme düzenini savunmak gerek.
ABD'de "redneck"ler bizim gibi beslenir. Muhakeme tarzları, analitik zayıflıkları ne kadar da "biz"e benzerdir. Zaten sonunda gidip Trump'ı da seçtiler.
8.Ayvaz derken özel bir zeka çeşidini kastediyorum. Hem bir zeka çeşidi, hem de bizzat nefsimizi aşan bir aklın parçası olarak, (faal akla bağlanarak, ilhamla, inayetle, hikmetle) yolda yürürken gereken duruşun adıdır.
Kendini mütemadiyen güncelleyebilen, en küçük hatasından bile derhal ders çıkarıp, çıkardığı dersten sonra "kim ne der" diye utanmadan hemen yanlışından dönebilen. Feminen algıya uzak. Ölçüler net, pratik, defalarca denenmiş ama bizzat yaşayıp, görmeyen için izahı biraz zor.
En çok ticaretle anlaşılan bir şey bu biliyor musun? Peygamberin en çok tüccarlık mesleğini yapmış olması sanırım bunu biraz açıklıyor. Peygamberin uzun süre yaptığı diğer meslek, hilfulfudül riyasetidir. Bir çeşit legal mafyalık, bir çeşit zenginden alıp, fakire verme durumu. Başkasının haklarını korumak için gerekirse aşiret reisi amcanın yakasına yapışıp, hesap sorabilme. O günün Mekke'sinde hakim kültürü tanımadan, doğru bildiği neyse yapmak. Bunu bir arkadaş çevresiyle, hılfulfudül'le, "erdemliler cemiyeti"ndeki seçilmiş arkadaşlarıyla yapmak. Belki ona da, "siz de herkesi arızalı görüyorsunuz" diyenler oluyordu, kim bilir! Ya öyleyse. Ya hakikaten paçoz bir kültür bütün bir toplumu veba gibi değil hakikaten bir veba salgını, aids salgını olarak sardıysa. E anlamayan ahmakları görmezden gelmeli. Ayvazlığın şiarındandır. Verimsiz, güdümsüz engelleri görmezden gelme sanatı en güzel ayvazlarca icra edilir.
Direkt formülasyonu çok zor ama pratikte gerçekten işe yarıyor. Ayvazlık diyoruz buna. Ayvazlık işaretle, hâlle öğretilebilir. Kadim bir racondur.
Ayvaz kök bir sıfattır. Her şeyin zıddıyla bilindiği doğrudur ama bazı kavramların tam zıddı yoktur. Ayvaz'ın da tam zıddı yok ama zıddına yakın sıfata "almazlık" denebilir. Allah'ın dediği olur. Pek çok ayette çoğunluğun hataya doğal olarak yatkın olduğu, onlardan geri durulması gerektiği ifade edilir. Bu çoğunluğun tek fertlerine almaz deniyor.
Almazlarda bir çeşit kibir vardır. Ne zaman bir şeye emin olsalar (kesin diyeyim sana) tercihleri muhakkak saçma sapan yanlışlara sebep olacaktır. Mesela bir durumda mümkün beş seçenekten gidip en aptalca olanı seçeceklerdir.
Evet, almazlarda kibrin özel bir çeşidi var. Yani bir olay / durumda o olayın kendi iç mantığıyla değil muhatabının senin iç aynandaki izdüşümüne bak. O adamlarda bir hâl görürsün, dersin ki: bu hâl varsa hata da vardır. Zombi gibidirler; onlarla konuşurken duvarla konuşuyormuşsun gibine gelir. Bak bu idrak öğretilemiyor. Kendin bunu bir kere ediniyorsun sonra çok netleşiyor görüşün. Çok daha hızlı, genelde ilk bakışta, ilk temasta anlamaya başlıyorsun. Kim nasıl bir insandır. Kiminle yola çıkılır. Kim hastadır, kim sağlamdır. Kimin hastalığı arızîdir, kiminki artık cevherine işlemiştir; bakar bakmaz anlamaya başlarsın. Elbette hata payı vardır ama basiretin, ferasetin bir yaz gündüzü kadar bulutsuz, görüşün de o kadar açıktır.
Kalbine bak. Ne idüğünü merak ettiğin, öğrenmek istediğin şeyi bırakıp, başka bir şeyle meşgul olmaya başladığında birden zihin/kalp aynanda okuma eylemi sonuç verir. Şuuraltın çalışmış, neticeye çoktan ulaşmıştır. O adamlardaki o kibri fark edersin. Ama köylü kibri, kifayetsiz bir kibir. Genetik diye düşünüyorum onu ben hep! Ama ademoğlunda o genetikten kurtulma / dönme/ yükselme yeteneği de var. İnsan genlerinden bazıları yaşarken aktive olup insanı yeni bir türe, "o tür"e evirebiliyor. Mecazen demiyorum, bu gerçek anlamda böyle.
Zikirle oluyor bu. Ama bu bir şeyi tekrarla yapmak anlamında zikir. "Bir şey kırk gün yapılırsa fıtrat olur" derler. O hesap!
Ayvazlıktaki kalp feminen olmayan bir üst akıldır. Günlük dille kavramları doğru yere oturtmak, onları hakkıyla ifade etmek zor. Bu örneğimizde, ayvazlık feminen olmayan bir üst akılken, masküler de değildir. O kendisidir. "İçindeki içindedir!" "O neyse odur!"
Ben derim ki; başarmak bu kadar masraflı olmamalı. O yüzden derim ki bunun bilgisi var. Çabuk anlaşılıyor. İşlerinde, ilişkilerinde hayal kırıklığı yaşıyorsan hata ediyorsun.
Bunu çok önceden görmeyi mümkün kılan bir idrak biçimi var. Hani bir hal olur, dersin ki elemana, senin işinde uzmanlığım, bilgim yok; ama her ne yapıyorsan yanlış yapıyorsun. Bu hâl seni başarısızlığa götürür. Ne sağcı, ne solcu, ne sosyal demokrat, ne milliyetçi, ne islamcı, ne şucu buculuğun bu hali giderdiğini görmediğimden mezkur ve mevcut ekollerden, anlayışlardan, "yol"lardan hiç bir beklentim olmadı. Ne bekliyordun ki hayal kırıklığına uğrayasın!
Herhangi bir işin yapılmasına dair temel analitik algı yok ki. Yokluğun farkındalığı da yok. Fakirler ama kendilerini zengin sanıyorlar. Ne yapmalı? Onları görmezden gelmeli. Mesnevi'deki talimatla: "almazlardan uzak dur!" Milleti zengin etmenin gerçek yolunda yürünmeli.
Ahmet Kubilay
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 37. Ayet
Hüseyin KURT
Asabiyenin Gölgesinde Bir Coğrafya
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Seyfettin BUDAK
Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı
Mehmet BOZKURT
Türkiye'nin CHP ile tarihi yolculuğu...
Eyüphan KAYA
Ailenin selameti için 7-S
Recep YAZGAN
Karl Marks’ın Hindistan İhaneti!
Öztürk Samuk
Proje Derin
Mehmet Ali Çamoğlu
Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Songül KARAMAN
Aile İçi İletişimde 10 Altın Kural
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)