Prof. Dr. Adnan Demircan, Allah Elçisi’nin Hayatını Sağlıklı Bir Şekilde Anlamakla Mükellefiz
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Prof. Dr. Adnan Demircan, Allah Elçisi’nin Hayatını Sağlıklı Bir Şekilde Anlamakla Mükellefiz
18.12.2016 09:00:00

 

Prof. Dr. Adnan Demircan, Allah Elçisi’nin Hayatını Sağlıklı Bir Şekilde Anlamakla Mükellefiz

​''Türkiye’de ve bilebildiğim kadarıyla Arap dünyasında siyer alanında yapılan çalışmaların önemli bir kısmının henüz başlangıç aşamasında olduğunu, Müslümanların nitelikli çalışmalar yapması için biraz daha beklememiz gerektiğini söyleyebiliriz.'' Prof. Dr. Adnan Demircan, Son Peygamber Hz. Muhammed’in hayatını, mücadelesini ve yaşadığı dönemi inceleyen Siyer ilimi üzerine Muaz Ergü'nün sorularını cevapladı.

Son Peygamber Hz. Muhammed’in hayatını, mücadelesini ve yaşadığı dönemi inceleyen Siyerilmi üzerine, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin saygıdeğer hocalarından Prof. Dr. Adnan Demircan’la konuştuk. İslam’ın ilk dönem siyasi tarihi ve toplumsal yapısı ile ilgili değerli çalışmaları bulunan hocamıza, yoğun gündemine rağmen bizi kırmayıp sorularımıza cevap verdiği için teşekkürlerimizi sunarız.

Hocam, siyer nedir? İslâm tarihinin hangi döneminde ortaya çıkmış? Siyer ilmini ortaya çıkaran tarihsel şartlar hakkında bilgi verebilir misiniz?

Siyer, Hz. Peygamber’in hayatını, kişiliğini ve yaşadığı dönemi ele alan bir ilim dalı olarak çok erken dönemlerde ortaya çıkmıştır. Hz. Peygamber, İslâm’ın doğru bir şekilde anlaşılıp yaşanması için ortaya koyduğu örnekliği ile Müslümanlar açısından önemli bir konuma sahiptir. Öte yandan Allah Resûlü’ne itaat etme ve Kur’ân-ı Kerim’de mufassal olarak zikredilmeyen konularda Müslümanların ondan yararlanmaları, hayatını ve dönemini öğrenmeyi cazip hale getirmiştir.

Müslümanların Hz. Peygamber’in hayatında ve vefatından sonra karşılaştıkları birçok sorunun çözümünde Hz. Peygamber’in görüşüne ve pratiğine müracaat etme ihtiyacı duydukları bir gerçektir. Bu sebeple karşılarına çıkan herhangi bir soru ya da sorun karşısında Hz. Peygamber’in nasıl davrandığını öğrenmeleri önemli olmuştur.

Allah’ın Elçisi vefat ettikten sonra Müslümanlar, karşı karşıya kaldıkları sorunları kendi çabalarıyla çözümlemeye gayret ettiler. Bu süreçte Hz. Peygamber’in hayatını öğrenmeye daha çok ihtiyaç duydular.

Siyer ilmi, ilk zamanlarda hadis ilmi ile birlikte rivayet geleneği çerçevesinde şekillendi. Esasen doğuş döneminde hadis ile siyeri birbirinden ayırmak oldukça güçtür. Zira siyerciler aynı zamanda muhaddis olarak da bilinmektedir. Telif edilen risalelerin bir kısmı hadis ve siyer rivayetlerini ihtiva etmektedir.

Hz. Peygamber’in hayatı, dönemin sosyal, siyasî, ekonomik, kültürel, dinî, hukukî vb. konularla ilgili rivayetlerin hepsi aynı zamanda Siyer ilminin konusunu oluşturmaktadır. Siyer ilmi bu manada çok erken dönemde ortaya çıkmış bir ilimdir. Müstakil Siyer kitaplarının birinci asırdan itibaren telif edilmeye başladığını ve üçüncü asra kadar temel metinlerin şekillendiğini görüyoruz.

Tabiin âlimleri tarafından yazılan meğâzî kitapları Hz. Peygamber’in hayatını anlatan önemli eserler arasındadır. Her ne kadar bu kitaplar sadece Allah Resûlü’nün savaşları hakkında bilgi verseler de siyer alanıyla ilgilidirler.

Siyerin önemli kaynakları arasında Hz. Peygamber’in hayatını anlatan kitapların yanı sıra hadis ve tefsir literatürü de zikredilmelidir. Ayrıca kelam, fıkıh ve tasavvuf alanıyla ilgili kitapların içerisinde de siyere dair metinler bulunabilir.

İlk siyercilerde, Hz. Peygamber’in hayatını, rivayet naklinden farklı bir şekilde anlatma çabası görülmektedir. Zira hadisçilerin hadisleri nakletme gerekçeleri ile siyercilerin kitaplarını telif etme gerekçeleri arasında önemli farklar vardır. Hadisçi, sahip olduğu rivayetlerin her birisini müstakil bir kimlikle değerlendirir. En ufak farklılık, rivayetlerin bağımsız kabul edilmesini sağlar. Örneğin bir rivayetin senedinde bir ravinin değişmesi ya da rivayetin metnindeki en küçük farklılık, rivayetin bağımsız olarak nakledilmesini zorunlu hale getirir. Bu durumda hadislerin naklinde yoğun bir tekrar olması kaçınılmazdır. Oysa siyerciler Hz. Peygamber’in hayatını anlatırken daha az tekrarla meseleyi sunmayı uygun görmüşlerdir.

Geçmişte yaşayan âlimlerin sordukları soruların ve aradıkları cevapların günümüz insanının sorularından ve cevaplarından farklı olması kaçınılmazdır.

Hz. Peygamber’in hayatını anlatırken kronolojik bağlama dikkat etmesi, bir siyerciyi diğerlerinden ayıran önemli özelliklerden biridir. Olayın vuku bulduğu zamanın yanı sıra vuku bulduğu mekâna ilişkin tasvirler ve bilgiler de siyercileri diğerlerinden ayırır.

Kur’ân’ın nüzul dönemi, aynı zamanda Hz. Peygamber’in hayatını ele alan siyer alanı olması sebebiyle Kur’ân’ın tefsiri ile siyer arasında doğrudan bir irtibatın olması gerekir. Şunu da ifade etmek mümkündür ki Kur’ân-ı Kerim siyerin temel kaynağı olduğu gibi, Kur’ân’ın anlaşılmasında da Kur’ân’ın nazil olduğu kültürel çerçevenin belirlenmesi için müracaat edilecek alanlardan birisi siyerdir.

Tarihî koşullara baktığımızda Siyer ilmini ortaya çıkaran temel etkenler arasında insanların ihtiyaçlarını karşılama çabasının olduğunu söylemek yanlış değildir. Siyer de diğer ilimler gibi ihtiyaç çerçevesinde ortaya çıkan ve gelişen bir ilimdir. Bunun, Müslümanların gündelik hayatlarından kaynaklanan pratik sebepleri olduğu gibi, Müslümanlar fetih hareketlerine giriştikten sonra karşılaştıkları yeni sorunları çözmeye çalışırken kaynak olarak Allah Resûlü’nün uygulamalarına müracaat etme ihtiyaçları da siyer ilmini geliştiren etkenlerden biri olarak zikredilmelidir. Öte yandan fetih hareketleri devam ederken Müslümanların cihada teşvik edilmeleri, Allah Resûlü’nün cihatla ilgili uygulamaları ve cihat stratejisi, üzerinde durulması gereken konular olarak gündeme gelmiştir. Bir Müslüman dinini yaşarken hayatının Kur’ân’dan ve onun anlam dünyasından kopuk olmaması gerektiği gibi Kur’ân’ı bize bildiren Hz. Peygamber’in hayatını sağlıklı bir şekilde öğrenmenin aynı zamanda Kur’ân’ı öğrenme çabası olarak değerlendirilmesi mümkündür.

İlk dönem siyer kitaplarının birçok hurafe ve israiliyyat kaynaklı rivayetler barındırdığı söyleniyor. Bu konudaki değerlendirmelerinizi öğrenebilir miyiz?

 

İlk dönem siyer kaynaklarının birçoğunun İsrailiyat bilgisi barındırdığı iddiası, genelleştirilmiş bir iddia olup bütün kaynaklar için kullanılması doğru olmaz. Esasen siyer kaynakları için toptancı bir bakış yerine rivayetlerin ayrı ayrı değerlendirilmesinin daha sağlıklı olacağı kanaatindeyiz. Siyer kaynakları Hz. Peygamber döneminden sonra telif edilmeye başlandığında rivayetler bir süre sözlü gelenek çerçevesinde, daha sonra yazılı gelenek çerçevesinde nakledilmiştir. Bazı İsrailiyat rivayetlerinin kitaplarda yer almış olması, bu kitaplarda yer alan bilgilerin tamamının aynı ithamla karşı karşıya kalmasını haklı kılmaz. Öte yandan İsrailiyat olarak nitelendirilen rivayetlerin bir kısmı Yahudiliğin temel kaynaklarına dayanırken, bir kısmı efsanevî nitelikteki rivayetlerdir. Bu sebeple İsrailî rivayetler de aynı mahiyete sahip değildir.

Müslümanlar arasında Yahudilikten ihtida etmiş kimseler olduğu gibi, bazı İslâm âlimleri Yahudilerin bilgilerine başvurmuşlardır. Ancak bunların hiçbiri, Hz. Peygamber’in hayatıyla ilgili kurgunun tamamının ehl-i kitabın etkisinde kalarak şekillendiğini söylemeye imkân vermemelidir.

Hz. Peygamber’in yaşadığı dönemde meydana gelen gelişmeler, o dönemde yaşayan insanlar tarafından ezberlenerek muhafaza edildiği gibi takip eden yıllarda da bir süre daha bu malumat şifahi olarak nakledilmiştir. Söz konusu nakiller sırasında sözlü gelenekten kaynaklanan sorunların olduğu bir gerçektir. Ancak rivayetler yazılı hale geldikten sonra bazı yeni sorunlar ortaya çıkmıştır.

Hangi dönem olursa olsun alınan tedbirler ve ortaya konan çabalar, sorunları asgariye indirebilir; ama sorunsuz bir koruma ve nakil süreci oluşturmak herhalde mümkün olmasa gerektir.

Kaynaklar arasında karşılaştırma yaptığımızda, siyerle ilgili rivayetlerin sınırsız olmadığı, bir kısmının birbiriyle çelişkili, çelişenlerin de bir kısmının sebebinin anlaşılmadığı ifade edilmelidir.

Sahih bilgiye ulaşma çabası ilk dönemlerdeki âlimler için de söz konusudur. Doğruyu bulma, sadece günümüz insanının hedefi değildir. Hz. Peygamber döneminden sonra yaşayan ve siyer telif eden âlimlerin hepsi Hz. Peygamber hakkında sahih bilgiye sahip olmayı arzu ederlerdi. Bizim gösterdiğimiz hassasiyetin geçmişte yaşayan âlimler tarafından gösterilmediğini iddia edemeyiz. Bugün ilimle iştigal eden insanların sahip oldukları imkânlarla geçmişte yaşayan âlimlerin sahip olduğu imkânlar bir değildir. Kuşkusuz âlimlerin yaşadığı çevre ve sahip oldukları imkânlar, görüşlerini etkilemekte ve şekillendirmektedir. Bu sebeple günümüzde kendisini daha özgür hisseden bireyin, dışlayıcı, saldırgan ya da toptancı görüşler ileri sürebilmesi daha kolay olmaktadır.

Siyer bilmek; daha doğrusu muteber, ilmi süzgeçten geçmiş siyerle muhatap olmak neden önemli?

Siyer bilmenin birçok faydası olduğu muhakkaktır. Bunların başında Müslümanların daha sahih bir din anlayışına ulaşmaları gelir. Hz. Muhammed ilk Mümin ve ilk Müslüman olarak aynı zamanda Müslümanlara örnek olan bir şahsiyettir. Onun yaşadığı dönemde Müslümanların kendisini örnek alma hususunda hassasiyet gösterdiklerini, aynı zamanda bunun ilahî emir olduğunu da kabul ettiklerini görüyoruz. Zira Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de Müslümanlara Allah’a, Elçisi’ne ve onlardan olan emir sahiplerine itaati emretmektedir. Kuşkusuz bu ayet-i kerimede Müslümanların kendilerine verilen emirlere itaatleri konusunda bir hatırlatma ve uyarıda bulunulmaktadır. Belki bu ayet Müslümanın karşılaşacağı her durum için söz konusu olarak söylenmiş veya söylenmemiş olabilir. Ancak bu, durumu değiştirmemektedir.

Hz. Peygamber her zaman dinî konumu ve örnekliği itibariyle Müslümanlar açısından ilgiye mazhar olmuştur. Kanaatimizce Hz. Peygamber’in hayatının öğrenilmesindeki birinci saik budur.

Hz. Peygamber’in yaşadığı dönemde kendisine nazil olan Kur’ân-ı Kerim’in nasıl anlaşılması lazım geldiği hususu peygamber açısından değil bizim açımızdan önem arz etmektedir. Kur’ân’ı sağlıklı bir şekilde anlamamız gerektiği gibi Allah Elçisi’nin hayatını da sağlıklı bir şekilde anlamakla mükellefiz.

İnsanların kendilerine rol model olarak gördükleri bazı kişileri takip ettiklerini, rol model alınan kişilerin, insanların hayatlarında çok önemli bir yere sahip olduklarını görüyoruz. Ancak rol model olarak gösterilen insanların çoğunun buna liyakatinin olmadığı bir gerçektir. Esasen insanlar için bir rol modelden bahsedilecekse bunların peygamberler olması gerekir.

Hz. Peygamber, diğer peygamberler gibi kendi kavmine ve bütün insanlığa, Müslüman olan ve olmayan herkese örnektir. Allah Resûlü’nün hayatının öğrenilmesi ve ondan değerler üretilmesi, insanlık için geniş bir ufuk açacaktır. Ayrıca Müslümanların mutlaka bu kazanımların farkında olması gerektiğini söylemek icap eder.

Hz. Peygamber’in hayatını doğru bir şekilde öğrenmenin önemli gerekçelerinden biri de, Hz. Peygamber üzerinden insanların kandırılmasına imkân verilmesine müsaade edilmemesinin, Hz. Peygamber’in hayatının insanları kandırmak için bir istismar ve aldatma aracı olmaktan kurtarılmasının gerekliliğidir. Allah Resûlü’nün hayatı doğru öğretildiğinde bugün için Hz. Peygamber’in hayatını kullanarak çıkar elde etmeye kalkışan kişilerin alanının daralacağı bir gerçektir.

Hz. Muhammed’in bizden biri olarak öğrenilmesi ve bu çerçevede örnek alınması, insanlık için oldukça önemlidir. Hz. Peygamber’in bizden biri olduğunu kabul ettiğimizde ondan daha sağlıklı bir şekilde yararlanırız. Böylece o, aramızdaki kardeşimiz, amcanız komşumuz, babamız gibi olur. Yine Allah Resûlü’nün arkadaşlarından biri gibi davranabiliriz. Burada Hz. Peygamber’in ashabının hayatı üzerinde oluşturulan sis perdesinin gelenekten beslendiğini, Hz. Peygamber’in ve arkadaşlarının araçsallaştırılarak kullanıldığını söylemek zorundayız.

Hocam piyasada birbirini yalanlayan, birbirinin zıddı bir sürü siyer anlatıları var. Bir tek peygamber var ama siyerlere baktığımızda birçok peygamberle karşılaşıyoruz. Aynı peygamberin bu kadar birbiriyle çelişik olmasının sebebi ne? Siyer okurken neye dikkat etmeliyiz?

Piyasada Hz. Peygamber’in hayatını anlatan birçok kitap ile karşılaşıyoruz. Bu kitapların kahir ekseriyetinin, siyer formasyonu olmayan, hatta bu konuda ilmi çalışmaları bulunmayan kişilerce telif edildiği bir gerçektir.

Siyer hakkında sağlıklı akademik bilgiye ulaşabilmek için mutlaka bu alanda çalışma yapan uzmanların eserlerine dikkat etmek gerekir. Aksi takdirde Türkiye’deki birçok dinî grubun ve cemaatin kendi dinî görüşleri paralelinde siyerler yazdıklarını görüyoruz. Bu kitapların içerisinde yer alan bilgilerin önemli bir kısmının Hz. Peygamber’in hayatına uygun olduğunu söylemek yanlış değildir. Herhangi bir siyer kitabını açıp baktığınızda, içindeki bilgilerin önemli bir kısmının bildiğimiz genel geçer bilgiler olduğunu görürüz. Fakat kitapların içinde müşterek bilgilerin bulunması, kitapların muhtevasının bütünüyle aynı olduğu anlamına gelmemektedir.

Siyer kitaplarında, siyer algısının temelini oluşturan bazı konularda görüş farklılıklarının olduğu bir gerçektir. Maalesef Hz. Peygamber’in hayatını anlatmak üzere kitap telif eden kişilerin önemli bir kısmının yapmak istedikleri, kendi görüşlerini ifade etmek üzere siyeri bir zemin olarak kullanmalarıdır. Bazı siyerler ise ticari kaygılarla telif edilmiştir. Bunlarda ekonomik hedefler, ideolojik kaygının önüne geçmiştir.

Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki Hz. Peygamber döneminden hemen sonra, hatta Hz. Peygamber döneminde Allah Resûlü ile ilgili algıda bir farklılaşma olduğunu tespit etmek mümkündür. Hz. Peygamber bir beşerdi ve kendisini tanıyan ilk Müslümanlar, onu Kur’ân’ın tanıttığı gibi bir beşer olarak kabul etmişlerdi. Fakat Arapların yaygın olan anlayışlarına göre Hz. Muhammed’in beşer olduğu halde peygamber olarak gönderilmesinin imkânsızlığını aşmanın yollarından biri Hz. Peygamber’i olağanüstü bir varlık haline getirmektir.

Erken dönemlerden itibaren kaynaklarda Hz. Peygamber’in bazı mucizelerinin yer aldığını görüyoruz. Kur’ân-ı Kerim’de anlatılan Hz. Muhammed’le bu rivayetlerde anlatılanlar arasında belirgin bir farklılığın olduğunu söylemek icap eder. Ancak şunu da söylemek gerekir ki Hz. Peygamber’in hayatı ile ilgili rivayetlerin önemli bir kısmı tarihî sürece uygundur. Rivayetlerin bir kısmı ise bunların dışında kalmaktadır.

Hz. Peygamber’in hayatı hakkında iki temel görüşü yansıtan rivayetlere de erken dönemde telif edilen kitaplarda rastlıyoruz. Allah Resûlü’nün hayatı hakkında iki temel yaklaşım vardır ki bunlardan biri Hz. Muhammed’i bir tarihî kişilik ve beşer olarak ortaya koyan rivayetlerdir. Bir diğeri ise Allah Resûlü’nün hayatı boyunca gizli bir el tarafından yönlendirildiği ve dolayısıyla beşer olarak hareket etmediği anlamına gelmektedir. Bu iki görüşün ortaya çıkardığı peygamber algısının tarih boyunca farklı etkenlerle geliştiğini ve başka etkenlerin altında şekillendiğini söyleyebiliriz. Bu hususta yabancı kültürlerin, Müslümanların muhatap oldukları diğer din mensuplarının, hassaten onlardan ihtida edenlerin ciddi bir etkisinin olduğu muhakkaktır.

İslâm dünyasındaki siyer çalışmaları hakkındaki tespitlerinizi öğrenebilir miyiz?

İslâm dünyasının tamamı hakkında kesin bir şey söylemenin doğru olmayacağı kanaatindeyim. Ancak Türkiye’de ve bilebildiğim kadarıyla Arap dünyasında siyer alanında yapılan çalışmaların önemli bir kısmının henüz başlangıç aşamasında olduğunu, Müslümanların nitelikli çalışmalar yapması için biraz daha beklememiz gerektiğini söyleyebiliriz. Bugün İslâm dünyasının bazı bölgelerinde Hz. Peygamber’le ilgili bilgilerin Mevlid seviyesinin çok üstünde olmadığı ifade edilmelidir. Bazı ülkelerde Allah Resûlü ile ilgili telifatın oldukça az olduğunu görebiliyoruz. Ülkemiz bu hususta şanslı olan ülkelerden biri. Arap ülkelerinde de Hz. Peygamber’in hayatı hakkında yayınlanmış birçok telifat ile karşılaşıyoruz.

Modern dönem insanının ihtiyaçlarına cevap verecek, sorularını cevaplandıran, Hz. Peygamber’i kendi döneminin tarihî kişiliği olarak doğru bir şekilde anlatacak, onun yaşadığı dönemi tekrar tekrar yaşamanın mümkün olmadığını kabul eden nesillerin yetiştirilmesi elzemdir. Bu insanlar, din algısının sağlıklı bilgiler üzerinden oluşturulması gerektiğini bilecekler ve ona göre davranacaklardır.

Ülkemizde ortaokul ve liselerde seçmeli olarak okutulan Siyer derslerinin Hz. Peygamber’in hayatına duyulan ilgiyi arttırma potansiyeli bulunduğu ifade edilmelidir. Hz. Peygamber’in hayatının ele alındığı bu kitapların sahih bilgi çerçevesinde yazılması ve çocuklarımızın zihinlerini bulandırmadan Kur’ân perspektifinden bir peygamber anlatımının tercih edilmesi gerekir. Bugün ders kitabı olarak telif edilen eserlerde bu yaklaşımın mevcut olduğunu söylemek mümkün değildir. Ders kitaplarıyla ilgili eleştirilerin Milli Eğitim Bakanlığı’nın bürokratik sistemi içerisinde yeterli karşılığı bulabildiğini söylemek mümkün değildir.

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Hz. Peygamber’in hayatı hakkında iki temel yaklaşımın varlığını devam ettirdiğini ve bu çerçevede telifatın yapıldığını görüyoruz. Bunlardan biri Allah Resûlü’nün bir beşer-elçi olduğunu vurgulayanlardır. Bu görüşün yer aldığı eserlerin günümüzde gençler arasında revaç gördüğünü ve zihinlerine takılan bazı sorulara cevap bulabildiklerini söylemek mümkündür.

Bir diğeri ise Hz. Peygamber’in hayatının mucizelerle dolu olduğunu kabul eden ve onu bu çerçevede anlatan eserlerdir ki özellikle tasavvuf çevrelerinin itibar ettiği kitaplar bunlardır. Öte yandan Mevlid gibi Hz. Peygamber’in hayatını anlatan bazı metinlerde de Allah Resûlü’nün hayatının mucizelerle örüldüğünü görmekteyiz.

Hz. Peygamber mucizeler üzerinden mi yoksa hayatı boyunca yaşadığı süreç üzerinden mi okunacak? Müslümanların buna karar verme yükümlülükleri vardır. Bu yükümlülüğü sadece başkaları için değil aynı zamanda kendileri için de yerine getirmelidirler. Aksi takdirde Müslümanların sağlıklı bir dinî hayat yaşamaları oldukça zordur.

Türkiye’de sizin de çalışmalarınızla destek verdiğiniz Siyer Vakfı ve Uluslararası Siyer Eğitim ve Araştırma Enstitüsü hakkında bilgi verebilir misiniz?

Sevindirici bir haber olarak ifade etmek gerekir ki son dönemlerde siyerle ilgili çalışmalara yoğunlaşan çeşitli vakıf ve kuruluşlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunlardan biri Siyer Vakfı’dır. Vakıf, yaptığı çalışmalarla Hz. Peygamber ve döneminin tanıtılmasına katkı yapmaktadır. Bu çerçevede yapılan çalışmalara bir araştırmacı ve alanın önemini fark edilmesine sevinen bir Müslüman olarak katkıda bulunmaya çalışıyorum.

Siyer Vakfı, bir süre önce Siyer Araştırmaları Enstitüsü’nü kurdu. Çalışmaların bir kısmını enstitü faaliyeti olarak gerçekleştirirken çalışmalar henüz hedeflenen düzeye gelmiş değildir. Ancak kısa zaman içerisinde önemli atılımların yapılacağını biliyoruz.

Hz. Peygamber ve hayatı üzerinde önemli çalışmalar yapmak amacıyla kurulan Meridyen Derneği de zikredilmeye değer kuruluşlarından birisidir. Meridyen Derneği’nin kurduğu www.sonpeygamber.info sitesinin büyük ilgi gördüğü bilinmektedir. Çeşitli akademik çalışmaları destekleyen bu derneğin de Siyer Hadis Araştırmaları Merkezi kurduğunu ve bu merkezin de kısa süre içerisinde aktif olarak faaliyetlerine başlayacağını biliyoruz. Siyer Vakfı ve Meridyen Derneği gibi kuruluşların artması ve çalışmaların daha nitelikli bir şekilde devam etmesi temennimizdir.

Siyer alanında özellikle önerebileceğiniz siyer kitapları var mı? Kimleri okumalıyız?

Siyer alanında belirli bir kitabı önermek yerine ilkelerden bahsetmenin daha isabetli olacağı kanaatindeyim. Öncelikle siyer alanında telif edilmiş olan bir eserin müellifinin birikiminin dikkate alınması ve bu konuda yetkin olup olmadığının göz önünde bulundurulması yerinde olur. Birbirinin tekrarı niteliğinde olan çalışmaları takip etmek yerine okuyucunun kendisini geliştireceği kademeli bir okuma yapmasını öneririm. Basit metinlerden başlayıp daha ağır ve araştırmaya dayalı metinlere doğru gidilmelidir. Bu minval üzere şunu ifade etmek mümkündür ki siyerle ilgili nitelikli metinlerin fazla olduğunu söylemek iyimserlik olur. Mevcut metinlerin bir kısmının makale türü çalışmalar olarak telif edildiğini ve çok dar bir çerçevede okunduğunu söylemeliyim. Hz. Peygamber’in hayatını anlatmada Kur’ân’ı eksene almayan bir çalışmanın ihtiyatla karşılanması lazım geldiği açıktır. Siyer çalışmalarında Kur’ân ayetlerine dayanmanın ötesinde bir Kur’ânî bakış açısı ve perspektif ile meseleye yaklaşmanın gerekliliğine işaret etmeye çalışıyorum.

Beyan Yayınları’ndan yakın zamanda Siyer adıyla bir kitabınız çıktı. Kitabınız hakkında neler söylersiniz?

Hz. Peygamber’in hayatı hakkında yaptığım çalışmalardan biri de Siyer kitabıdır. Bu kitabın özelliklerinden biri, her konunun sonuna ilgili ayetlerin verilmesi, konuların sonuna ileri okuma önerilerinde bulunulması ve ihtilaflı konular yerine kabul ettiğim rivayetlerin kullanılması ya da farklı görüşlerin verilerek tercihin okuyucuya bırakılmasıdır. Öte yandan yer yer temel kaynaklardan Arapça metinler ve çevirileri verilerek ilgi duyan okuyucunun orijinal metinler üzerinden örnekler görmeleri de sağlanmıştır. Kitabın bu ve benzeri özellikleri sebebiyle faydalı olmasını ümit ediyorum. 

Röportaj: Muaz Ergü

http://www.dunyabizim.com

 

 

 

Hz. Muhammed Siyer Adnan Demircan
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER