Yakarışım duam, haykırışım...
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Yakarışım duam, haykırışım...
22.12.2011 14:37:00

 

Yakarışım duam, haykırışım...

Gün olur, an gelir normal şartlarda umursamayacağınız, beklide hiç görmeyeceğiniz ufacık bir yanlışlık, mazluma yapılan küçücük bir haksızlık sizi zıvanadan çıkartır

Gün olur, an gelir normal şartlarda umursamayacağınız, beklide hiç görmeyeceğiniz ufacık bir yanlışlık, mazluma yapılan küçücük bir haksızlık sizi zıvanadan çıkartır.

Tıpkı bardağı taşıran o küçücük son damla misali. Haykırmak istersiniz içinizdeki sıkıntıyı, umutsuzluğu, nefreti karşınızda ve hedefinizdeki kötülere, düşmanlara, kahpelere, şerefsizlere, hırsızlara, döneklere, zalimlere, münafıklara, fasıklara.

Veya bazen de tersi olur. Yıllarca içinizde biriken sevinci, hüznü, mutluluğu, umudu, huzuru, tüm gücünüzle paylaşmak istersiniz sevdiklerinizle. Bazen de bu iki duyguyu aynı anda yaşarsınız yüreğinizde.

Her iki durumda da kusarsınız bir anda beyniniz, yüreğiniz ve aklınızdaki acıları, hayal kırıklıklarını, yarım kalmış sevinçleri ve umutlarınızı dünün fakir, ama mazlumu, bugünün zengin, ama zalimi olan eski yol arkadaşlarınızın 4x4 jeeplerinin kaputlarına ve kaput olmuş suratlarına.

Tükürürsünüz Mümin ve Müslüman maskeli, sonradan görme davadan dönme, azgın nefislerine en uygun fetvayı veren çakma şeyhlere biat etmiş orospusu erkeklerin ve onların ( kıçlarını açarken başarına örttükleri sözde başörtüsüyle kendi vicdanlarını ve çevrelerindekileri bir tür nikâhlı fahişe oldukları maslına inandırmaya çalışan) sözde imam nikâhı ile kılıfına uydurdukları stepne eşlerinin yüzüne. Gördükçe tükürür, tükürdükçe görürsünüz çirkefleşmiş ve kirlenmede uzmanlaşmış insanların gerçek kimliklerini.

Ve bir an gelir dayanamaz; acımayla karışık hırsınızla bir çırpıda sorarsınız o muhteşem soruyu…

N’oldu size; daha dün denilebilecek kadar yakın bir geçmişte samimiyetle

“Halka hizmet Hak’ka hizmettir” prensibi ile çalışırken;

Allah’ın “adil davranarak, usulünce yönetin” diye yönetimini sizlere nasip ettiği devlet kurumların kapılarına daha ilk gün yazdırdığınız

“Rüşvet alanda verende, haram yiyende melundur” sözünün gereğini yaşarken;

Daha dün, yüzünüzdeki bir avuç uzunluğundaki sakalınızla, üzerinizdeki yakasız gömleğiniz, altına giydiğiniz şalvar ve sırtınızda olmadığı zaman kendinizi çıplakmış gibi hissettiğiniz gri cübbenizle,

“İnançlarımızdan ve tercihlerimizden dolayı bu güne kadar çok zulme uğradık. Ama hamdolsun Allah bize bu millete adil ve hakkıyla hizmet etme fırsatı verdi. Bunun için rabbimize ne kadar şükretsek azdır” derken

Ne odluda, bu kadar kısa bir zamanda üzerinizdeki kıyafetlerle birlikte hayata, olaylara, insanlara, sakala, cübbeye, şalvara bakışınız değişti. Helal, haram, kul hakkı anlayışınız dumura uğradı. Nasıl oldu da onurunuzu ve karakterlerinizi, (tabi hala kaldıysa ) beş kuruşluk dünyanın üç kuruşluk menfaatleri için harcadınız.

Daha dün ateşten kaçar gibi korktuğunuz ve şeytandan kaçar gibi uzaklaştığınız caizliği şüpheli, alengirli işler ve rüşvet nasıl olduda bu gün “hizmet gereği” “hizmet bedeli”, “bahşiş”, “cemaate yardım”, “fazla mesai ücreti” adı altında “helal”  oldu sizin için.

Hatta bu dönemde boğazınıza kadar günaha girmek, çamura batmakta kesmedi sizi. Dün birlikte yarı aç, yarı tok, sokaklarda afiş astığınız, kapı kapı gezerek davayı anlattığınız, yol- dava arkadaşlarınızı n’oldu da bugün, zamana ve ortamın şartlarına uyum sağlayamamakla, aptal olmakla, geri kafalılıkla, yobazlıkla suçladınız ve çevrenizden uzaklaştırdınız, dışladınız o samimi, güzel insanları.

Dün ramazanlarda içeriden gelen alkol kokusu ve dekolte kıyafetli bayanların orucunuzu bozma ihtimaline karşın önünden dahi geçmeye çekindiğiniz, korktuğunuz 5 yıldızlı oteller tövbe edip imana mı geldi, haremlik selamlık İslami mekanlar mı oldu da bugün o otellerde şaşalı iftar davetleri veriyorsunuz. Adını dahi tam olarak zikretmekten aciz olduğunuz o menüdeki yiyecekleri zıkkımlanırken Somali de ki açlıktan ölen çocukların bakışları hiç mi sızlatmıyor içine tükürdüğüm vicdanlarınızı.

Size ne oldu da bu tür oteller de verilen gösterişli iftar davetlerine, siyasetçi veya bürokrat çocuklarının çalgılı çengili düğünlere çocuklarınızın annesi olan resmi nikâhlı çilekeş hayat arkadaşınız ile değil de sadece sizin ve iki bozacının şahitlik ettiği çakma imamın kıydığı nikâh ile 1+1 stüdyo dairenize kapattığınız eski sekreteriniz yeni stepne hatunlarınızla gidiyorsunuz.

Anlatın bana ne olur;

Siz doğuştan haramzadeydiniz de şimdiye kadar uygun bir ortam olmadığı için mi bu şerefsizliklerin gereğini yapamadınız ve biz bu yüzden mi sizin bu DNA larınıza kadar işlemiş esfeli safilin tarafınızdan haberdar olamadık; yoksa siz aslında doğuştan insanı kâmil diniz de bu yalan dünyanın cafcaflı şerefsiz ortamları ve insanımsıları mı sizi kendine benzetti. Çok merak ediyorum doğrusu.

Aslında Farkındayım, Biliyorum.…

Şimdiden sonra bunların hiçbir önemi de yok aslında. Çünkü bu saatten sonra ne siz dün ki kutsal davanın sözü emir kabul edilen beyin takımısınız, nede bizler kutsal davamız için davanın büyüklerinin her söylediğine kayıtsız şartsız biat eden saf hizmetkârlar.

Bizde de nimetlere şükür, yaratana teslimiyet, kadere rıza o eski temizlik, saflık,  kalmadı. Keşke sadece biz değil, dünün zalimlerinin zulmüne uğramış sizler de çilekeş ama kirlenmemiş mazlumları olarak  kalsaydınız, ayak uydurmasaydınız bu kapitalist sisteme. Bu günün (ne şekilde olursa olsun maddeye sahip olmayı temel amaç ve o amacı ilah kabul eden) kahpe zihniyetine teslim olmasaydınız. Çoğumuz olmasa bile bir kısmımız, gönülden ettiğimiz dualardan ve yaratıcıya yaptığımız samimi yakarışlarımızdan vazgeçmeseydik; böylemi olurdu ülkemizdeki ve bölgemizdeki Müslümanların hali. Bir anda ve durup dururken mı geldik biz bu hale.

Kesinlikle hayır.
Yıllarca hiçbirimiz, ötekinin hatasına, suçuna, zulmüne, haksızlığına “sen ne yapıyorsun kardeşim, bu yaptığın caiz değildir, kazancın haramdır, garip gureba bu insanlara yaptığın haksızlıktır, zulümdür. Senin bu yaptıkların ne İslam ahlakına, ne Kur’an ahkâmına, nede Müslümanlığa sığar” demedik.
Demedik de ne oldu, başımız göğemi erdi. Dünyalık olarak belki mal mülk, makam, mevkii sahibi olduk. Ama bunlara sahip olurken parayla alamayacağımız, onurumuzu, babamızdan emanet aldığımız soy ismimizi, şerefimizi, dostlarımızı, saf ve temiz yüreğimizi kaybettik. Kısaca Müslümanlar olarak özellikle son 10 yıldır yakın gelecekte bu günlerin bizim için zarar hanemize yazıldığını anlayacağımız bir bataklık süreci içerisinde debelenip duruyoruz.

Sözüm sadece size mi?

Elbette ki değil.

Ben sadece aynadaki kendime söylüyorum bütün bunları. Herkes payına düşeni alsın bu sözlerden. Yoksa haksızlıklar ve zulümlere dur demek için ortaya çıkmadığımız; korkularımız ve beklentilerimiz yüzünden konuşmamız gerekirken sustuğumuz için cezamız olduğunu düşündüğümüzden çok çok fazla acıyla muhatap olacağız yarın yaratıcının huzurunda ki “Mahkemeyi Kübra” da.

Henüz vakit var. Eskiden olduğu gibi

Yüreğimiz kardeşimizin derdiyle dertlensin. Gazze deki, Afrikada ki, Urumçide ki, Bosna da ki, Somali de ki kardeşlerimiz için ellerimiz semaya kalksın, gözlerimiz yaşlarla dolsun bu mübarek günlerde. Yapılan haksızlıklar ve zulümler karşısında tekrar vicdanımız titresin. Yüreğimizi kaplayan ‘vehim’den kurtaralım gönlümüzü. Eskiden olduğu gibi elimizin tersiyle itelim bizi Allah’ın yolundan alı koyan dünya nimetlerini. Ahirette Rabbimizin bize vaat ettiği nimetler yanında hiç hükmünde olan bu dünya hayatına eyvallah etmeyelim.

Ey ins biliyorum günahımız çok, yüzümüz yok Rab’bimizin huzuruna çıkmaya. Ama olsun O’nun rahmetinden umut kesilmez, gelin birlikte affımızı isteyelim ve dua edelim.

Diyelim ki:

 Ey Rabbimiz bizi bağışla. Bize asla merhamet etmeyecek olanları bize musallat etme. Sana karşı asiyiz. Hayat rehberimiz olsun diye bize verdiğin Kuran’a sırtımızı dönüp gittik. Seni hakkıyla tespih edemez olduk. Ama bu sana eksiklik vermez. Sen kendini senâ ettiğin gibi yücesin. Şanın yücedir ve övgüye layık olan yalnızca sensin.
Evet, biliyorum, haz ve gurur mabetlerine dönüştürdüğümüz evlerimizde ve başına İslami kelimesini getirerek caizleştirdiğimizi sandığımız eğlence mekânlarımızda nefsimize tapınma ayinleri düzenliyoruz. Biliyorum, sana yalvarmaya yüzümüz yok ama işte görüyorsun şu mazlum ümmetin senden başka da koruyucusu da yok. Farkındayız, başımıza gelenlerin bahanesi sana hakkıyla inanıyor olmamamızdır. Ama sen daha iyi bilirsin ki aslını unutmuş olsak da bizler hala senin Müslüman kullarınız…

Bizi adaletli bir şekilde idare etsinler diye başımıza seçtiklerimiz, dünyalık makamları ve dünyanın nimetleri için canımıza kasteden birer canavara dönüştüler. Senden başka sığınağımız yok Rabbimiz. Bizi Amerika’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın, Almanya’nın ve Siyonistlerin uşağı olmuş sonradan görme gâvurdan dönme merhametsizlerin merhametine muhtaç etme; bu insafsızların insafına bırakma. Kendi problemlerimizi haktan adaletten, merhametten ve basiretten ayrılmadan çözebilme basireti nasip et bizlere!
Bu insafsız ve acımasız idarecileri başımıza bela eden biziz. Bizi bu zalimlerden kurtaracak olanda senin Allah’ım. Kurtar bizi bu zalimlerin elinden Allah’ım.
Allah’ım ağlamayan gözden, ürpermeyen kalpten, haşyet duymayan gönülden, kabul edilmeyen duadan sana sığınıyoruz.
Fayda vermeyen ilimden, onu padişah yapan halkına merhamet etmeyen liderden, oyunu aldığı insanların derdiyle dertlenmeyen vekilden, içinde halkın huzurunun ve menfaatinin gözetilmediği meclisten sana sığınıyoruz…
Doymayan nefislerden, şişmiş göbeklerden, kalın enselerden, bitmeyen ihtiraslardan, sonu gelmeyen çıkar ve makam kavgalarından sana sığınıyoruz.
Allah’ım duyulmayan feryattan, doymayan nefisten ve içinde insanlara yardım hissi barındırmayan taş yürekten sana sığınıyoruz.  Müslümanların yüz kızartıcı hallerinden sana sığınıyoruz ey Rab’bim.
Bir parçacık imanımız kaldı, onu da dünyanın dört bir tarafında Müslümanlara musallat ettiğin şu zalimler yüzünden kaybetmeyelim Allah’ım!  Eğer bizi helak edeceksen, sen helak et!  Allah’ım bizi Amerika’nın, NATO’nun, Rus un, Çin’in ve onlara hizmet eden içimizdeki hainlerin insafına bırakma.
Biliyoruz biz belayı hak ettik. Çünkü bizim başımızdaki idarecilerimiz, senden değil onlardan korkuyorlar! Korkanların korktuklarının şerrinden ve insafsız idarecilerin şerrinden sana sığınıyoruz.  Bizi içimizdeki sefihlerden dolayı cezalandırma…
Sen onlara haddini bildir. Akıllarını başlarına almaları için onlara ve bize fırsat ver Allah’ım. Biraz  daha sabrını, merhametini, affını, mağfiretini ve bereketini istiyoruz. 

Hak etmiyorsak da bize affınla, merhametinle, mağfiretinle, bereketinle muamele et!  ALLAH’IM
                                                                                                                     (A M İ N )

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER