Akasyamhaber yazarı Nurettin Veren'den Odatv'ye zehir zemberek açıklamalar Ben susturulursam bunların hiç biri gündeme gelmeyecek!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
Advert
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Akasyamhaber yazarı Nurettin Veren'den Odatv'ye zehir zemberek açıklamalar Ben susturulursam bunların hiç biri gündeme gelmeyecek!
26.01.2019 10:41:43

 

Akasyamhaber yazarı Nurettin Veren'den Odatv'ye zehir zemberek açıklamalar Ben susturulursam bunların hiç biri gündeme gelmeyecek!

Yeni Akit Gazetesiyle yollarını ayırdıktan sonra Akasyamhaber’de yazmaya başlayan Nurettin Veren, Oda TV’ye verdiği mülakatta zehir zemberek açıklamalar yaptı;

İşte "susturulduğunu" düşünen Nurettin Veren'in Odatv'ye yaptığı açıklamalar:

FETÖ'YE KARŞI BİR MÜCADELE VEREN YOK

"Hüseyin Gülerce zaten Star’da yazıyor biliyorsunuz, bir de Beyaz TV’de program yapıyor. Şimdi ben onlara niçin dokunmadım? FETÖ’ye karşı bir mücadele veren insanlar aynı cephede gibi düşündüm. Fakat şu son yapmış oldukları programlarda gördüm ki FETÖ’ye karşı bir mücadele veren yok. Sadece ‘o gemi yattı bu gemi yaşasın’ değil o gemiden bu gemiye atlayıp AKP hükümetinin yanında yer almak cumhurbaşkanından takdir görmek ve bir yer tutmak için bu tavırlarını sergiliyorlar.

Ben şunu açık açık soruyorum ve söylüyorum: Bu arkadaşlar hangi televizyonda olursa olsun benimle ilgili tek kelime -suçlayıcı da olsa takdir edici de olsa- bahsedemiyor. Hüseyin Gülerce en son yazdığı kitabı bana imzalı olarak gönderdi, hiçbir kelimeyle benim ismimden bahsetmiyor. Latif Erdoğan da aynı şekilde benimle ilgili suçlayıcı veya takdir edici mücadelemden dolayı bir kelimeyle dahi bahsetmekten özellikle kaçınıyor. Ben Akit gazetesindeyken o bir gün yazıyordu ben üç gün yazıyordum, özellikle davet ettim. Eğer biz bir mücadele veriyorsak bu mücadeleyi birlikte yapalım diye. Kesinlikle hem Hüseyin Gülerce hem Latif Erdoğan bunu reddettiler. ‘Biz seninle beraber hareket etmek istemiyoruz.’ dediler.

Ben ülkede darbe yapanlara karşı hareket ediyorum. Yani darbeyi yapıp bu ülkeyi perişan hale getirenlere karşı… Şimdi bunlar kolaycı yoldan işini yürütmek isteyen sahtekâr ve takiyyeci insanlar. Bakın bunu açıkça söylüyorum, sahtekâr ve takiyeci insanlar. Cesareti olanla doğru dürüst olan insanlar, her zeminde her platformda hem bana karşı yazarlar ve konuşurlar hem de her yerde bu konuyu açıklarlar.

LATİF ERDOĞAN GÜNEY AMERİKA İMAMIYDI

2013’ün altıncı ayında kadar FETÖ’den maaş aldığını canlı yayında kendisi söyledi. Hüseyin Gülerce ve Latif Erdoğan. 2014’e kadar hatta. İkisi de maaş alıyor. Latif Erdoğan, 2006, 2007 yıllarında Fetullah Gülen’in Güney Amerika imamı… Yani bakın Fetullah Gülen 1998’de Amerika’ya gitti. Latif Erdoğan da 1998’den 2007’lere kadar Fetullah’ın tayin etmiş olduğu Güney Amerika imamlığı yaptı. Daha sonra, 2013-14’e kadar FETÖ’nün emrinde çalıştı. Bizzat maaşını aldı. Ona bir ev aldığını kendisi söyledi. En son 2013’de atıldıktan sonra veya karşı karşıya geldikten sonra evinin taksitlerini Mehmet Tanrısever ödedi (Akit televizyonunda ve kayıtlarda var öğrenebilirsiniz). Diyor ki, 'Latif Erdoğan’ı ortada kaldığı için 2013’de, ben getirdim (başladığı tarih de var Akit’te) Akit gazetesine elimle teslim ettim sonra da Karahasanoğlu’na dedim ki: bu sizin gazetenizde yazsın kalemi iyidir. Size yük olmasın maaşını ben vereyim. Siz gazeteden maaş vermeyin.’

Şimdi Mehmet Tanrısever de FETÖ ile irtibat halinde olan FETÖ’nün talimatıyla Kenya’da sayısız okullar açan binlerce talebe okutan, onun emrine amade olan bir iş adamı… Aynı zamanda Adnan Oktar’la da irtibatı var. Adnan Oktar’ın ellerini öptüğü görüntüleri açıkça Google’da bulabilirsiniz, yayınlandı. Şimdi, bu irtibatına rağmen Latif Erdoğan’ın evinin taksitlerini niçin ödesin? Bir açıklaması lazım. Bu suçlayıcı şeylerden sonra Mehmet Tanrısever çıkıp bir cevap veremedi. Adnan Oktar’ın, açık ve seçik ülkeye ihanet eden FETÖ’yle irtibatı olan Mehmet Tanrısever ellerini öpüyor mehdi diye…

Bu adam niçin Latif Erdoğan’ın evinin yarım kalmış taksitlerini FETÖ’ye rağmen ödüyor? Bu büyük bir araştırılması soruşturulması gereken bir konu. Ben şimdi Latif Erdoğan’a soruyorum bunu. Hüseyin Gülerce de aynı şekilde. 2013’ün altıncı ayına kadar örgütün içerisinde görünen yüz olarak maaşlı yüz olarak açıkça söylüyor. Şimdi burada normal vatandaşları yani Bank Asya’da hesabı olan, Sızıntı’ya aboneliği olan suç unsuru olarak kabul edip sorgulayan yargının Hüseyin Gülerce’nin kızındaki Fetullah Gülen’e ait olan Turgut Özal Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak önce Bylock’tan içeri alınıyor ve çok kısa bir zaman sonra da araya giren bazı hatırlı kişilerle ‘Bylock’ yokmuş diyerek çıkarılıyor. Şimdi bu aynı zamanda Melih Gökçek’in televizyonunda her hafta program yapıyor.

MELİH GÖKÇEK NASIL SİNDİRİYOR

Bize ise bazı konularda konuşmamak şartıyla program yapma teklifi geldi ve ben o programları yaptım, devamında niçin program yaptırılmıyor? Kesinlikle bir de hiçbir şekilde bize ücretlendirme, maaş veya bir program yaptırılmıyor. Peki dedim Hüseyin Gülerce’ye araba alınması büyük maaşlar verilmesi nasıl içine sindiriyor Melih Gökçek veya onu destekliyor? Maaş da verildi araba da alındı başka neler verildi bilmiyorum. Bunun dedim açıklanmasını istiyorum. FETÖ mücadelesinin eğer her tarafta bu şekliyle yapılmayıp da destekçiler çıkıyorsa bu ülkede hiçbir şekilde gerçek manada FETÖ mücadelesi yapılamaz. Şimdi ben ise hiçbir televizyonda bir şekliyle hatta TRT’de dahil program yaptırılmıyorum. Sabah beni tesadüfen TRT World aradı. ‘Program için bir şeyler sorabilir miyiz size’ diye. Dedim ‘siz bizi ne sorarsınız ne ararsınız’. İngilizce yayın yapan TRT World nasıl bir yanlışlıkla bizi aradı? ‘Biz sizi konuk etmek isteriz ama TRT 1, TRT Haber gibi TRT’nin diğer kanallarında haklısınız’ dedi. Milletin malıysa bu TRT, milletten alınan vergilerle yayın yapıyorsa canının istediğini kendi lehine aleyhine olacak şeyleri söyleyen insanları çıkarmaması çok büyük bir sansür ve çok büyük bir despotizm.

 

Ben şimdi bunları hangi televizyon olursa olsun tartışmaya açığım. Kendilerine sorun, ben de sorayım Fetullah Gülen’in bir numaralı trolleri olan bu insanlar hala daha ortada nasıl çıkıp dolaşabiliyor ve onların aklayıcısı olarak programlarını yapıyorlar? Fetullah Gülen’i suçluyor gibi görünüp aslında onun propagandasını yapıyorlar ve büyük yalanlarla insanları önemli şahıs gibi inandırıyorlar. Şimdi Latif Erdoğan, program öncesi konuştuğum gibi 1956 doğumlu kendisini de fakir bir aile olduğu için Yusuf Erdoğan diye birisi elinden tutuyor komşusu getiriyor Kestane Pazarı Kuran Kursu’na teslim ediyor. Ama Latif Erdoğan 10 yaşında. 1956 doğumlu, Fetullah Gülen de 1966’da İzmir’e geldi. Bunları iyi hesaplamak lazım. Bilmeyenleri bir şekliyle gözünün içine baka baka kandırıyor. O dönemde 10 yaşındaki bir çocukla Fetullah Gülen’in nasıl bir yakınlığı olabilir? Olayları nasıl tahlil edebilir? Kendisini öyle yakın bir arkadaşı gibi takdim ediyor ki (o dönem de biz üniversiteye gidiyorduk). Şimdi Latif Erdoğan 1966’dan hesaplayın 1990’a kadar Fetullah Gülen’le muhataplığı sadece Kuran kursu merdiven altında 10-20 talebenin okuduğu, fakir fukarının çocuğunu gelip teslim ettiği bir hafızlık okulu orası okul da değil kurs.

Bu arada olan bitenlerden Latif Erdoğan’ın hiç haberi yok. Kendisi hırçın bir çocuk olduğu için oradan sonra Bursa’da görev alıp camide görev yaparken, kendi başına Fetullah Gülen’e rakip olabilecek bir model kurmak istiyor. Yani Kuran Kursu kurmak istiyor. Fetullah Gülen de bunun farkına varıp yanına çağırıp onore etmek için Bu Küçük Dünyam kitabını Latif Erdoğan’a yazdırıyor. Fetullah Gülen’in hayatını anlatan 'Küçük Dünyam' kitabını yazdırıyor, parça parça ayda bir geliyor. Bu kitabı kendini mal ediyor. Yani Fetullah Gülen’in bütün hayatının detaylarını bilen onun emsaliymiş gibi kendisini takdim ediyor. Halk da bu detayı bilmiyor.

BİLDİKLERİ HALDE SUSTULAR

Latif Erdoğan, Fetullah Gülen’in yaşıtı değil ayrıca bu anlattıklarını da Fetullah Gülen dikte ediyor o da görmüş duymuş beraber yaşamış gibi anlatıyor. Daha sonra da 1996-1997 yılında yanına gelip gitmiyor. Seyrek ayda bir, iki ayda bir. Fetullah Gülen de bunu problem çıkarmasın diye Güney Amerika’ya gönderiyor. Onun gittiği dönemde bir de Latif Ünal var İlahiyat mezunu, Bursa’da. Bugün de Türkiye’de kaçak olabilir veya aranıyor olabilir. Bunlar kendilerini örgütün önemli isimleriymiş gibi gösteriyor. Şimdi ben A takımını 2008’de terörle mücadeleye ve Genel Kurmay Başkanlığı’na, 14 kişilik listeyi İzmir, Ankara, İstanbul terörle mücadele birimlerine isim isim verdim. Örgütün çalışma şemasını verdim. Bu arkadaşların yeni örgüt başı olduklarını teker teker verdim hatta Aydınlık gazetesi, Töre, Nokta dergisine fotoğraflarını da verdim. Örgütün esasları bunlardır diye. Latif Erdoğan hiçbirisinde yok sadece Amerika’ya gittikten sonra Fetullah Gülen’in yanına alıp Güney Amerika’da kullandığı bir piyondur. Daha sonra 2013’de Türkiye’ye gelip ‘ben ondan ayrıldım’ deyip durumun ehemmiyetini görüp AK Parti’ye yanaşmaya ve onlardan nemalanmaya ve kendini kurtarmaya çalışmıştır. Ben bunları açık açık canlı yayında kendisine sorarım o da bana sorabilir.

1995 yılında ben gazetenin genel müdürlüğünü yaparken Fetullah Gülen, Hüseyin Gülerce’yi bana gazeteye alma talimatı verdi. Ben anladım endişelerini. Hüseyin Gülerce de gazeteye çağrıldı. Ben de noter belgesiyle gazetenin tek imza ile keza anonim şirketinin bütün mal varlığını dahi satabilecek, alabilecek ve yönetecek yetki imzası var, noter belgesi sınırsız ve süresiz. Ben kitabımda bunu da yayımladım. Fakat Hüseyin Gülerce’yi transfer etmesinin sebebi, ekranlarda Nurcu olmayan ve FETÖ’cü olmayan bir izi ortaya çıkarıp insanları kandırmak. Hüseyin Gülerce de bunu açık açık itiraf etti. ‘Ben sizin cemaatinizden değilken niçin böyle önemli bir görevi bana veriyorsunuz’ ben de söyledim ‘sen şimdilik ben atılacağım için seni kullanacak Fetullah Gülen, dikkatli ol sen sadece bir görüntüden ibaretsin’ fakat Hüseyin Gülerce ile bu tartışmaları yaptığımız halde Hüseyin Gülerce, Fetullah Gülen’in kendisine vermiş olduğu öneme, iltifata ve imkana göre buna kendisini kaptırdı ve hakiki bir FETÖ’cüden daha FETÖ’cü bir şekilde en önemli açıklamaları FETÖ adına medyanın görünen yüzü olarak haftalık aylık talimatları o iletti.

Şimdi bu kadar kullanıldığını bile bile Hüseyin Gülerce ne oldu da 2013’ün altıncı ayına kadar maaşını alırken ayrılma ihtiyacı duydu? Neyin farkına vardı? Ben CNN’de de diğer kanallarda da Hüseyin Gülerce’ye bu soruyu sordum. Hatta örgütün imamlarını dahi bildiğini benim FETÖ’den yuvamın dağıtıldığını beni boşattırdığını çocuklarımın kaybolduğunu bildiği halde niçin FETÖ’nün yanında diz çöktü ve devam etti? Bir cevap veremedi, CNN’de var. Bunlar batan gemiden yüzen gemiye doğru atlayan riyakâr, takiyyeci, sahtekâr insanlardır. Bunları niçin söylüyorum? Bugüne kadar bunlar konuşulmadığı için önemli açıklamalar yapıyor gibi FETÖ’nün hala Türkiye içerisinde ayakta kaldığını organizenin devam ettiğini gösteren sahtekâr ve riyakar insanlar… Bunun bilinmesi lazım ki bunların ifadelerine, açıklamalarına önem verilmesin.

ABİDİN SUNGUR GAZETEDEYDİ

Bir ilave de Kemalettin Özdemir’den bahsedelim bu konuya bakın yazılarımın hiçbir tanesinden daha evvel girmemiştim. O da şu anda Türkiye’de FETÖ’nün ilk defa MİT imamı olarak tayin ettiği Kemalettin Özdemir Saidi Nursi’nin varislerinden Sait Özdemir’in oğludur ve MİT imamıdır. Ondan sonra da Afrika Başkonsolosu olarak bütün Afrika ülkelerinde Fahri Başkonsolusu olarak görev yapmıştır. Kuzey Irak’ta açılan okulların ve üniversitelerin açılmasını sağlamıştır. En son 2010 yılında da hala daha Türkiye’de şu anda üniversitede profesördür ve hiçbir şekilde kendisine soru sorulmamıştır. Bu soruları sorabilmek ancak benim gibi bunları maziden tanıyan ortaokuldan bu yana tanıyan bir insan tarafından sorgulanabilir. Ama bunların açıklamaları ve sorgulanmaları istenmemektedir. Şimdi diyorum ki bu işin siyasi ayağı niçin sorgulanmıyor. Çünkü sorgulanamaz eğer sorgulanırsa evvela bunlardan başlamak lazım. Yani bunların sorgulanıp ifadeleri alındıktan sonra siyasilerin kim olduğu ortaya çıkar. Ama bunlar sorgulanırsa siyasilerin hepsinin maskesi düşecek.

Bakın en son Hanefi Avcı kitap yazdığı zaman ondan belki aynı tarihlerde iki çocuğu Ankara Samanyolu Koleji’nde FETÖ’nün okulunda okutuluyordu. Hiç kimse bu yönüyle geçmişe yönelik kendilerinin sorgulanmasını istemiyor. Geçen hafta çok önemli bir şey daha yakaladım. Kendisinin vefat ettiğini düşündüğüm Abidin Sungur MİT bölge temsilcisi. Ferhat Ünlü’nün programında TGRT’de hayretle gördüm ki Abidin Sungur gazetede önemli bir göreve FETÖ tarafından getirildi. Ben de geçen hafta Ferhat Ünlü’nün programında konuk olarak gördüm en azından tanıştığımızın zaman belki emekli olmuştur veya 70 yaşlarındaydı onu çoktan vefat etmiş zannediyordum. Orada sapasağlam görünce hayret içinde kaldım. Zaman gazetesinin yöneticiliğini yapan FETÖ tarafından bir şekilde organize edilen bir MİT görevlisi… Burada sorgulanacak o kadar çok şey var ki fakat dinleyecek yok. Benim yüzlerce açıklamalarıma rağmen MİT personeli veya yetkilisi birisi bu açıklamalarımla ilgili bir muhatap olarak beni hiç dinlemedi. İçişleri Bakanı dinlemedi, adalet bakanı dinlemedi.

FETÖ İLE MÜCADELE İSTENMİYOR

Mesela bir önerge verdi Emin Şirin İçişleri Bakanı'na. Nurettin Veren’e cevap vermeli diye. ‘Böyle bir örgüt yoktur’ diye Abdülkadir Aksu böyle cevap verdi. Cemil Çiçek’e yazdım ve konuştum. Bunlar da hiçbir şekilde bu konunun açılmasını istemezler. Dolayısıyla bu FETÖ meselesinin bu kadar vurdumduymazlıkla çözülme ihtimali yok. Askeriyenin içerisinden atılan de bunun iki katı aynı şekilde dolduruluyor. Üniversitelerde ise devamlı yazdığım, konuştum YÖK Başkanı’yla da görüştüğüm halde FETÖ ile ilgili araştırma kürsüleri de yok. Yekta Saraç’la bunu özellikle görüştüm. Dedim ki ‘bakın siz yeni alınacak elemanları üniversitelerden yetiştiriyorsunuz peki yetiştirdiğiniz elemanlar örgütün içerisine emniyetçi olarak hukukçu olarak FETÖ’yle mücadele edecek dışişlerinde içişlerinde ateşeler olarak bu hususta uzman kişiler var mı yargıda’, ‘yok’ dedi. O zaman kelebek, çiçek, böcek için kürsü açılan ve bu sene 700 küsur tane kapan kürsü var talebesi olmayan Fetullah Gülen ve FETÖ hakkında uzman olacak kişiler için açılmış bir kürsü var mı? ‘yok’ dedi. Peki bu örgütle mücadele edecek elemanlar nereden yetişecek de FETÖ ile mücadele edecek? Bu gibi önemli konular için hem yazılması lazım hem ihtisaslaşmış emniyetçiler, savcılar lazım hem de uzman kişiler lazım.

FETÖ örgütünü bilmiyorlar, bu örgüt hayalet ve nev-i şahsına mahsur dehşet bir örgüttür. Hem içindeki kendi elemanlarını kandırıp yetiştirmektedir hem de ülkeye dünya çapında zarar verecek propagandalarla yazılı görsel medyayı da dışarıdan bu kuşatmayı devam ettirmektedir. Bunu da Kuşatma kitabımda özellikle yazdım. Dünyanın bütün istihbarat örgütleriyle, Yahudi ve Hristiyan teşkilatlarıyla iç içe yapmaya devam etmektedir. 1990 yılından itibaren bakın 29 yıl olmuş FETÖ’nün yurt dışı yapılanması… Bu işin bir şekilde tasfiyesi bu şekilde mümkün değildir. Ancak devletin silahlı güçlerle PKK ile uğraştığının 10 katı bir güçle uzun vadeli bir çalışmayla bu iş yapılabilir. Bunu anlatamadık maalesef anlatmamız da istenmiyor fakat ben sizin aracılığınızla duyurayım. Eğer ben susturulursam bunların hiçbir şekilde gündeme gelmesi mümkün değildir."

Odatv.com

Nurettin Veren FETÖ Akasyamhaber
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert