Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değdi mi?
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değdi mi?
26.06.2018 09:23:58

 

Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değdi mi?

“İki saniye sonrasına garantimiz olmayan bir hayat için fırıldak olmaya gerek yok!”

Seçimler oldu, geçti ve bitti çok şükür. Seçim adrenalinden her ne kadar keyif alsam da sonrasında oturup ince belliden bir bardak demli çay içmek her zaman daha keyifli geldi bana. Bu kez de öyle oldu. Ve “En sonunda Allah’ın dediği olur” fehvasınca inanıp ve olanda hayır vardır deyip neticelendi şükür. Allah vatana, millete ve ümmete hayırlı kılsın inşallah.

Elbette bunun dışında söyleyeceklerim ve bu kez de yeniden ve yeni öğrendiklerim de var. Evvela şunu öğrendim ki halka rağmen sürdürülen hiçbir hareket başarı ile neticelenmiyor. Ne mi demek istiyorum? Şöyle; Anadolu insanı kendi hassasiyeti ve kendi derdini dert edinmeyeni ve hatta onu görmeyeni çok da görmek istemiyor. Köylü, çoban, gibi ahmakça ve edepsizce tavırlara karşı kendini ve kendi varlığını hep ve bir şekilde gösteriyor. Anadolu insanı dediğimiz bir kavram var. Ve ondan öte Anadolu irfanı diye bir kavram var ve okuyarak, eğitim alarak öğretilen bir hal değil bu. Bence Anadolu denen bu toprağın insanı pek çok hasletinin yanında en ziyade samimi oluyor. Ve yeri geldiğinde tokat atacağı suratı çok iyi biliyor ve çok iyi seçiyor. Samimiyet toprağa da siniyor. Kibir yok oluyor bence. Tevazu resme dönüşüyor, tecessüm ediyor. Toprak insan yetiştiriyor. Anaların koyunlarında merhamet büyüyor, çocukların ellerinde tuttuğu oyuncak masumiyet oluyor. Bütün bunların etrafında pısırık, kendine güvenmeyen bir insan değil aynı zamanda vakur bir millet oluyor ve oluşuyor. Anadolu’yu ilkin biz yurt edindik elbette doğru lakin şimdi zannediyorum ki Anadolu bizi kendinin yapıyor. Ve kendini dışlayan, öteleyen, kabul edemeyen ev sahibi oyken ona kiracı ve hatta sığıntı muamelesi yapanlara “mekanın sahibi benim” dercesine bir sille aşk ediyor, had bildiriyor, “adam ol” diyor.

Seçimlerle ilgili uzun uzun anlatacaklarım var esasen ama benim söyleyeceklerim çoğu vakit duygusal olur ve bunu bildiğim için de uzatmayacağım çok fazla zira ben yukarıda anlatmaya çalıştığım Anadolu’nun ve Anadolu insanın gönlüyle yazmaya gayret ediyorum. Ama söylemek zorunda olduğumu hissettiğim bir şey var bu seçimle ve öncesiyle ilgili. Esasen daha evvel söylemiştim bunları ve söylediğim için de tanıdık tanımadık pek çok kişiden de tepki almıştım ama tepki aldım diye doğru bildiğimden ya da hakikat diye kabul ettiğimden vazgeçecek değilim. Bahsetmek istediğim bütün bu seçim sürecinde hayretle ve hatta ibretle seyrettiğim Temel Karamollaoğlu ve bir şekilde tutulmuş bir zihinle, gözleri bağlanmış da yürünmesi istenen insanlar gibi onun peşinden giden ya da gitmekte ısrar edenler. Ve bence bu seçimin hem matematikle hem siyasetle hesap edildiğinde kaybedeni onlardır. Ama esas kaybettikleri mecra Anadolu insanının vicdanıdır. Yıllarca tutundukları davada yanlarında olup da düşünce ağlayan, yaralanınca kanayan, acıyı çileyi çeken Anadolu insanının vicdanında büyük yaralar açmaya değdi mi yani? Bıraksaydınız da her şey onların bildiği ve hatırladığı gibi kalsaydı da bu ufacık hesaplar için bunca şeyi yıkıp heba etmeseydiniz, daha mı açık söyleyeyim; onlara ihanet etmeseydiniz olmaz mıydı? Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değdi mi yani?

Daha önce bu konuyla ilgili şöyle söylemiştim ve ısrarla tekrar ediyorum:

Birkaç günlük çıkar uğruna, belki biraz menfaat uğruna neleri ezdiğinizin ve insanların gönüllerini ne denli kırdığınızın farkında değil misiniz? O meydanlarda coplanan adamlara nasıl izah edeceksiniz bunu? Kendi ülkesinde okuyamayan ve bir başka memlekette okumak zorunda bırakılan ya da belki tamamen okuma hakkı elinden alınan kızlara bunu nasıl izah edeceksiniz? Günlerce nezarethanelerde bekletilen, saatlerce dayak yiyen, işkence gören, askeriyenin önlerinde oğullarının yemin törenlerine alınmayan, tel örgüler ardında bekletilen, şehit olmuş oğlunun cenazesine dahi zorla katılan başı yaşmaklı analara nasıl izah edeceksiniz? Çocukluğu poşetten yapılmış Refah Partisi bayraklarını üzerine geçirerek, geceleri babasının sokak sokak dolaşıp da bayraklar astığını bilerek, odasında Erbakan hocanın resmi asılı olan çocuklara nasıl izah edeceksiniz?

Mekânı cennet olsun, Muhsin Başkan’ın duvarlara asılacak ve her gün bakılacak bir cümlesi var:

“İki saniye sonrasına garantimiz olmayan bir hayat için fırıldak olmaya gerek yok!”

Nokta.

Fatih Duman / Diriliş Postası

Refah Partisi Muhsin Başkan Erbakan hoca
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert