Her cumhuriyet hâkimiyet-i millîye değildir!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Her cumhuriyet hâkimiyet-i millîye değildir!
30.10.2019 11:32:08

 

Her cumhuriyet hâkimiyet-i millîye değildir!

​Bâzı tecrübelere bakıldığında Cumhuriyet, cumhurun hâkim olduğu rey ve esaslara göre idarecilerinin belirlendiği, istibdat ve oligarşinin en az hükümferma olabileceği bir rejimdir. Âmenna.

Fakat “Cumhuriyet” nâmı altında ilân edilen Cumhuriyetin millet değerlerine karşı yapılan lâdinî-pozitivist inkılâpçı “Tek Adam” ideolojisinden oluştuğunu en iyi necip Türk milleti bilir. İçinde yaşadığımız Cumhuriyet’in cumhurun dininden neşet eden kültür ve medeniyet değerlerine sımsıkı bağlı bir Cumhuriyet vasfını taşıdığını söylemek mümkün mü?

Cumhuriyet’in 1925’den sonra millî hâkimiyeti muhtevî olmadığını, M. Kemal ve kadrosunun Avrupa’nın lâdinî ve pozitivist anlayışından mülhem altı ok ilkeleri üstüne inşa edildiğini devrin paşaları söylüyor.

29 Ekim 1923 tarihinde TBMM’de Cumhuriyetin ilânı karar altına alınırken Millî Mücadele’nin öncü paşalarından Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele Meclis’te yoktu. İstiklâl Savaşı’ndan çıkan bir devletin yeni rejiminin ilânı sırasında M. Kemal’in Millî Mücadele’nin lider paşalarına haber vermemesinin sebebi, adı geçen paşaların ve onlar gibi düşünen hayli kanaat önderlerinin düşündükleri sistem millî hâkimiyetin temsil edildiği ve İslâmî değerlerin büyük nisbette korunduğu bir Cumhuriyet devleti olmasıydı.                                                                          

Bu paşaların M. Kemal’den ayrı, millet değerlerine istinat eden Cumhuriyet düşüncesi, ilk Meclis feshedilip seçime kararı alındığında ortaya çıkar. M. Kemal’in Meclis’in üstünde devletin tek otoritesi hâline gelmesinden ve böylece Cumhuriyet adı altında bir Batılı bir Cumhuriyet rejimi kurma ihtimalinden rahatsızlardı. (Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş / D. Mehmet Doğan).                            

Kuvvacı paşaların haberi olmayan cumhuriyet

Adı geçen kitaba göre, Meclis çoğunluğunun reyine müracaat etmeden ve Millî Mücadele’nin öncü paşalarının görüşü sorulmadan ilân edilen ve lâdinî Tek Parti istibdadına dönüşecek olan Cumhuriyet’e ilk karşı görüş Kazım Karabekir’den gelir:

“Müstebid idare mahv sebebidir. Ferdî veya zümrevî tahakkümler bir milleti mahv için kâfi sebeplerdir. Buna misal isterseniz biz ve bütün Müslüman hükümetlerdir. Hepsi birer müstebit idarede uyuşmuş kalmışlardır. Milletin kuvveti, halkın kuvvetidir. Bunun da mânası cumhuriyeti ifade eder, diyecek ve Türkiye’nin millî hâkimiyet esasından şahıs hâkimiyetine doğru gitme ihtimalinin gün geçtikçe artacak.”         

 29 Ekim günü Rauf Orbay İstanbul’dadır. Cumhuriyet’in ilânını ve atılan top atışlarının sebebini gazetecilerden öğrenir ve aynı gün Tasviri Efkâr gazetesi muhabirinin sorusuna verdiği cevapta millî hâkimiyetin esas olduğunu söyler: 

“Bence Cumhuriyet  kelimesi üzerinde mütalaa münakaşa değildir. Millet esasen bu idare şeklini hak edip zaferiyle temin eylemiştir. Elverir ki meseleler milletimizce muhakeme edilerek, malûm olsun. Bu esaslar bâki kaldıkça, isim değişikliği, hedef ve gayeyi ihlâl de tebdil de edemez” 

Millî Mücadele’nin diğer bir öncü ismi Ali Fuat Cebesoy da Rauf Orbay gibi düşünüyordu:

“Teşkilât-ı Esasiye Kanunu ile kurulmuş olan Büyük Millet Meclisi idaresi şüphesiz millî hâkimiyet ve idareye göre kurulmuş bir müessese idi. Bu cumhuriyet demek değildir. Çünkü Cenubî Amerikan devletleriyle Bolşevik devletleri de birer cumhuriyetti. Bunlar tam mânasıyla birer diktatörlüktür. Biz asla diktatörlüğü getirmeyecek esaslara dayanan cumhuriyet istemiştik. Önemli olanın milletin hâkimiyetidir…”

Hâkimiyet-i millîye’siz cumhuriyet…

“Vatan-ı İslâmiyye” üzere yapılan Millî Mücadele’nin öncü paşalarının bu ifadeleri M. Kemal olmak ve yandaşlarını rahatsız eder. Rauf Orbay, Cumhuriyet düşmanı olmakla itham edilmeye başlanır. Bu itham üzerine, Halk Fırkası (Chp) Meclis Grubu’nda, “Kayıtsız şartsız Hâkimiyet-i Millîye’nin Cumhuriyet olduğunu, ancak her Cumhuriyetin Hâkimiyet-i Millîye” olmadığını cesurca beyan ederek Cumhuriyetle ilgili fikirlerini bir kez daha savunur. (Geçmişiniz İtinayla Temizlenir / Prof. Dr. Cemil Koçak).

Erzurum Kongresinde yazılan “Kayıtsız şartsız millî hâkimiyet ilkesi” maddesinden hareketle “hâkimiyet-i millîye’nin” mânasını hatırlamayanlar için mevzuun sıcaklığı içinde açıklayalım. 

Milletin kendi geleceğini ve idaresini tayin etme gücü ve hakkı demektir. Millî, millete ait, millete has olan mânasındadır. Millî kavramı milletten, yâni İslâm üzere yol tutan topluluk mânasına geldiğine göre, millî hâkimiyet de İslâmlaşmış bir topluluğun hâkimiyeti demektir. Cumhuriyet sistemi de cumhurun yâni halkın idaresi demek olduğuna göre millî hâkimiyeti mutlaka temsil etmesi gerek.

Gerçek târif böyle. Fakat M. Kemal ve kadrosunun ilân ettirdiği Cumhuriyete, kağıt üstünde farklı görünse de ikinci yılından itibaren fiiliyatta bu târife uymadığı için hâkimiyet-i millîye’yi haiz bir Cumhuriyet diyemeyiz.

Dine hürmetkâr cumhuriyet isteyenler tasfiye ediliyor

Millî Mücadele’nin liderleri arasında Cumhuriyetin ilânı ile başlayan görüş ayrılığı bir yıl sonra daha da hızlanır. Devletin Tek Şef M. Kemal “önderliğinde” lâdinî bir istibdat dönemine girmeye başladığını gören paşalar, millî hâkimiyeti temsil edeceğini söyledikleri ve kuruluş beyannamesinde “Bu parti dine hürmetkârdır” yazılı olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kurarlar. (Erik Jan Zürcher, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası).

Netice itibariyle “Her Cumhuriyet, hâkimiyet-i millîye değildir” demek, Tek Şef Cumhuriyetine karşı işlenmiş bir cürüm sayılır ve 1926 İzmir Suikastı bahane edilerek, önce Kazım Karabekir ve Rauf Orbay olmak üzere bu anlayışta olan birçok zevat siyasî hayattan tasfiye edilir.

Kemalist Cumhuriyeti nasıl bilirsiniz?

Bu ülkede Müslüman milletin değerlerine uygun bir Cumhuriyet kurulmadığını anlamak için yakın tarihin zorba günlerinden bâzı kareleri dikkatlice izlemek yeterlidir. Şedit bir Kemalist Türkçü olan Tekinalp (Moiz Kohen)’e göre “Cumhuriyet, atalar ruhunun dirilmeye ve Türklerin tekrar Türkleşmeye başladığı dönemdir. Bu dönemin fikir babası Ziya Gökalp, uygulayıcıları ise M. Kemal ve İnönü’dür.” 

Tekinalp bu ifadelerinin devamında, “Atalar ruhu” ndan Moğol-Türk karışımı “budunların” başındaki Cengiz Han ve Atilla gibi Müslüman olmayanları kastediyor. İslâmlaşan Türklüğün on bir asırlık varlığını “karanlık” sayarak, Cumhuriyetin, “atalar ruhunu” “İslâm öncesi Türk budununa bağlayarak M. Kemal ve İnönü’nün dirilttiğini” söylüyor. Bu düşünceye göre Cumhuriyet, Müslüman milletin ruh ve kültürünün “dirildiği” bir Cumhuriyet değil, bin yıllık İslâmlaşmış millet varlığını reddeden Batılı bir Cumhuriyet…  

Meclis’teki 291 mebustan 158’ine, bir yandan tehdit, diğer yandan ikbâl vaat edilerek ilân ettirilen Cumhuriyet, tepeden inme bir Cumhuriyettir ki, “din-i İslâm üzere” başlatılan Millî Mücadele’nin mâna ve idealizmine hiç de uygun olmadığı aşikârdır. Kemalist kadro, millet-i hâkimenin inanç ve medeniyetine uygun bir Cumhuriyet değil, Müslüman milletin değerlerine kasteden despot ve bürokratik bir Cumhuriyet kurmuştur.  Kemalistlerin ifadesiyle, “1919-1929 arası devrimci Cumhuriyet sayesinde kadîm Doğu gericiliği yok edildi.”

Cumhuriyetin ilkeleri İlk Meclis’in Esaslarına Zıttır

Cumhuriyet, Millî Mücadele ruhuna uygun bir millet sistemi olarak kurulmamıştır. Yani “Cumhuriyetin temel nitelikleri”, İstiklâl Harbi’nin ve ilk Meclis’in beyannamelerine ve yeminli gayesine taban tabana zıttır. Batılıların da desteği alınarak ilân ettirilen Cumhuriyet, millete ait bir sistem değil, oligarşik bir diktatörlük olarak kurulmuştur. Milletin varlık sebebi, kendini ezen ve inkâr eden Cumhuriyete “göğsünü siper etmektir.”  Esas olan millet değil, Cumhuriyet’in varlığıdır. Altı Ok ilkeleri ve Kemalist ideoloji istikametinde varlığını Cumhuriyet’e adayan ve İslâm kimliğinden arınmış “laik Türk vatandaş”  hedeflenmiştir.

Padişahtan daha yetkili Kemalist iktidarın adıdır cumhuriyet

D. Mehmet Doğan’ın “Türkiye Cumhuriyeti Tarihine Giriş” kitabına göre, 24 Nisan 1920’de askerî sıfatıyla milletvekili seçilerek TBMM’ye ilk başkan olarak seçildi. O dönemde alınan karar gereğince Meclis Başkanı aynı zamanda İcra Vekilleri Heyeti Başkanı, yani Hükümet Başkanıdır. 5 Ağustos 1921’den 29 Ekim 1923’te cumhurbaşkanı olana kadar milletvekili sıfatıyla TBMM Hükümet Başkanlığı ve Ordular Başkomutanlığı yaptı. Hiçbir feriklikte bulunmadan (feriklik iki aşamalıdır. 1. Feriklik korgeneral, 2. Feriklik tümgeneral) 19 Eylül 1921 tarihinde bir kanunla doğrudan müşirliğe, yâni mareşalliğe yükseltildi. 23 Nisan 1920’den başlamak üzere 1.2.3.4.5. meclislerde milletvekilliği devam etti. 29 Ekim 1923’ten 1938 yılında vefatına kadar cumhurbaşkanlığı vazifesini sürdürdü.

1921’de mareşal rütbesi verildiğinde hem milletvekili, hem hükümet başkanı, hem de ordular başkomutanıydı. 30 Ekim1923 tarihinden itibaren cumhurbaşkanlığıyla milletvekilliği sürerken 11 Eylül 1923 tarihi itibariyle de Cumhuriyet Halk Fırkası Reisliğini de yürütmeye başladı. Askerî sıfatıyla milletvekili ve cumhurbaşkanlığını yürütmesi mecliste tenkitlere sebep olunca 30 Haziran 1927 tarihinde mareşal rütbesinden emekliye ayrıldı. Ancak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği vazifeleri devam etti. 1932’de İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi tarafından Türk Tarih dalında fahrî müderrislik (profesörlük) unvanı verildi. Doktora unvanının tarih dalında verilmesini M. Kemal’in bizzat kendisi söylemiştir (Birinci Mecliste Muhalefet-İkinci Grup, Yrd. Doç. Dr. Ahmet Demirel)

   “Cumhuriyet, işin içyüzünü maskelemekten başka bir şey değil”      

Koyu bir Kemalist olan Falih Rıfkı Atay “Çankaya” kitabında,  millete rağmen ilân ettirilen Cumhuriyet’in alâmet-i fârikasını tam isabetle açıklıyor: “M. Kemal de, İnönü de nihayetinde Enver gibi birer askerdirler. Ankara iktidarı ister istemez kafasına, dikine giden bir askerî dikta rejimi olacaktı. Cumhuriyet, işin iç yüzünü maskelemekten başka bir şey değildir.” 

Hâsıl-ı kelâm; doksan altı yıldır millet değerleriyle uyumlu olamayan cumhuriyet böyle. Sual şu: Elan içinde yaşadığımız cumhuriyet devletinde birkaç müspet tâdilat dışında esaslı bir değişiklik olduğu söylenebilir mi?

Ahmet Doğan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cumhuriyet Millî Mücadele
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert