Kur’ânî Mânada Milliyet, Millet Ve Milliyetçilik
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
Kur’ânî Mânada Milliyet, Millet Ve Milliyetçilik
10.02.2020 10:32:00

 

Kur’ânî Mânada Milliyet, Millet Ve Milliyetçilik

Milliyetçilik bir ideoloji değildir, Bir milletin dil ve irfanından, ruh ve medeniyetinden sâdır olan ve cazibesinden dolayı yayılan, büyüyen ve başka topluluklar nezdinde de bu mânada tesir gösterip, gıpta uyandıran bir hâldir. Türkiye’de birçok zümre kendi düşüncesine ve meşrebine göre bir milliyetçilik târifi yapıyor. Öyle ki, beşe ona varan sayıda farklı düşünceye sahip “milliyetçi” gurupların en başta “millet” târifinde anlaşamadıkları başlıbaşına bir mesele…

Doğru, yâni Kur’ânî’ “millet” kavramında mutabık olunmadan milliyetçi akımların anlaşmasının mümkün olmadığı gibi, ileri sürdükleri milliyetçilikten birlik hâsıl olmaz.

 

Millet ve milliyeti Kur’ânî mânasıyla anlamak

Milliyet kelimesi İslâm mânasına gelen milletten olma ve dolayısıyla millî kavramının oluş hâlidir, Kur’ânî bir kelimedir, şeriattan yana olmaktır, dini ve dinin sosyal değerlerini savunmaktır. Be sebeptendir ki Müslüman Türklerin dimağında milliyetçilik “millet” ten olma şuurudur.

 

Ölçü kabul ettiğimiz D. Mehmet Doğan’ın “Büyük Türkçe Sözlük” ünde milliyet kelimesi “Aynı milletten, yâni aynı dinden olma hâli, bir milleti diğer bir milletten ayıran unsurların toplamı, aynı millete mensup olanların tamamı” mânasında ve milliyetçilik de “Millet, milliyet topluluğunu, kendi dininden olanları esas alan, onu sevmek ve yüceltmek ana fikrine dayanan görüş” olarak târif ediliyor.                                                                                                   

 

Türkiye’ye ideolojik bir kavram olarak giren ulusçuluk karşılığında kullanılan milliyet ve milliyetçilik kelimeleri Batı’daki muhtevasıyla anlaşılagelmiş ve İslâmî olan bu kavramlar kirletilmiştir.

 

20. Asrın başlarına kadar millet ve milliyet kavramları İslâm’la aynı mânaya geliyordu. Lâdinî Cumhuriyetin kültür ve eğitim anlayışıyla ulusçuluk, ırkçılık ve kavmiyetçilik milliyetçilikle karıştırılıyor. Kavram kargaşası âfetten, savaştan daha kötü. Millet vasfını temsil eden Türklere bu kötülüğü yapanlar Cumhuriyet ilke ve inkılâplarıyla düşünenlerdir.

 

Cumhuriyetin millet ve milliyetçiliği Kur’ânî değildir

Cumhuriyetin, milliyetçiliği bir ideoloji olarak tercihi Batı kaynaklıdır. İslâm öncesi Türk tarihi ile Batılılaşma veya “muasır medeniyet” (çağdaş uygarlık) seviyesine ulaşma düşüncesi, seküler milliyetçiliğin esasıdır. Devrimler bu esaslar üzerine oturtulmuştur. Bundandır ki Atatürk milliyetçiliği İslâmî muhtevaya sahip milliyetçi kavramının antitezidir.                                                   

 

İkinci Meşrutiyet devrinde başlayan Batılı mânada milliyetçilik tartışmaları, milliyetçiliğin Türkçülük çizgisine çekilmesinin bir sonucudur. Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu gibi aydınların (bunlar arasında Tekinalp takma adlı Mohiz Kohen gibi Yahudiler de var) başını çektiği bir akımdır. Türkiye’deki hâlihazırdaki milliyetçi düşünceler buna yakın sentezci karakter taşıyor.

 

“Milliyetçiliğin ‘millet’ini bilmek gerek önce”

Ali Yurtgezen hoca “Milleti Nasıl Bilirsiniz?” yazısında “Milliyetçiliğin ‘millet’i” ni bilmek gerek önce” diyor. Milletten neşet eden milliyetçiliğe dair yaptığı tesbitler, Türkiye’nin en mühim meselelerinden biri olarak kafa karıştıran, çok zaman tefrikaya sebep olan “milliyetçilik” mevzunu vuzuha kavuşturacak hususiyettedir. Milliyetçiliği, onun hülâsa ettiğimiz tesbitlerinden öğrenmek lâzımdır ki sözü ehline bırakalım:

 

“Cenazelerimizi ‘Millet-i İbrahim’ üzere defneden bizler, o milletin ne olduğunu anlamamız, milliyetçiliğimizi buna göre tashih etmemiz gerekiyor. 19. yüzyıldan sonra İslâm âleminin yaşadığı parçalanmanın, ümmetin düştüğü tefrikanın önemli bir sebebi, Türkçeye yanlış olarak ‘milliyetçilik’ diye aktardığımız ‘nasyonalizm.’ Câhiliyye asabiyesinin modern versiyonu olan nasyonalizm, Fransız İhtilâli’nden sonra, Batı’nın kendi şartlarında elverişli bir çözüm imkânı olarak rağbet görmüş. Sadece dünyevî verimliliği esas alan ve bu uğurda geleneksel bütünlükleri ayrıştırıp daha küçük birimler hâlinde yeniden düzenlemeyi metod olarak kabul eden modernizmin, şimdilerde modası geçen ulus-devlet dizaynına gerekçe yaptığı bir ideoloji. Vahye sırtını dönerek sabit ayağını kaybettiği için hiçbir meseleyi asla düzgün çizgilerle kuşatamayan modernizmin diğer kavramları gibi bu da kaypak, karmaşık ve belirsiz. Bizdeki milliyetçilik anlayışlarında görüldüğü üzere, ‘Kişi kavmini sevmekle kınanmaz’ noktasındaki masum ve meşru türünden, kollektif bir nefsaniyetin ateşine odun taşıyanına kadar belki yüzlerce çeşidi var. Fakat bir Müslüman ‘milliyetçiyim’ diyorsa öncelikle bu anlayışın dayandığı millet kavramının ne olduğunu bilmek durumundadır. Milliyetçiliğin ‘millet’ini Kur’an’dan alıyorsak problem yok. 

Milliyetçilik sonuçta bir millet kavramı üzerine kurulduğuna göre ‘millet’ nedir? Kur’an-ı Kerim, millet ‘din’dir diyor. Bizim irfanımızda Osmanlı’nın son zamanlarına kadar da topluluk ismi olarak kullanıldığında ‘bir dine mensup insanlar’ anlamı veriliyor millet kelimesine. Halbuki nasyonalizmin dayandığı ‘nation’ veya ‘ulus’u belki ‘kavim’ kavramıyla karşılayabiliriz. Belki diyoruz, çünkü ‘ulus’ kavim bile değil. Çok zaman devlet eliyle plânlanan bir toplum mühendisliğinin ve yapay bir inşanın ürünü.”

 

Nezdimizde efrâdını câmi, ağyarını mâni bir tesbit olan bu izaha göre, “milliyetçi anlayışa sahibim” diyenlerin milliyetçiliğinde İslâm’a dair mesnet ne kadar güçlü ise o kadar millîdir.

******

“Nefs tezkiyesi”

Modernleşmenin, küresel kapitalizmin gümrükleri ezip geçtiği bir zamanda “Müslümanın “ diyenleri dahi paraya, mala mülke, hırsa, kibre, seküler hayata, israf azgınlığına sürüklediği malûm. Mümin bir Müslüman gibi olmanın zayıfladığı bir günde hazreti insan olmanın yolu ince kendini arındırmaktan, terbiyeden geçtiğini herkes bilir. Fakat ne yapmalı? Suali sorulduğunda çoğumuz bu tâlimden kaçtığımızda bir acı gerçek.

 

Semerkand Dergisi Şubat 2020 sayısında Ali Yurtgezen hocanın “Nefs tezkiyesi” başlıklı yazısında bu meseleye dokunuluyor. Kendi adıma okumak gerektiğine inanıyorum ve ardından elbette amel etmek… Arınmak nasıl olur? Yazıdan birkaç başlık:

 

“Arınmak îman etmekle başlar”, “Sadaka, namaz ve zikirle arınmak”, “Tevbe ile arınmak”, “Kendimizi temize çıkarmak”, “Tezkiye eden kim?”, Tasavvufta nefs tezkiyesi”

 

Karınca kararınca bu tâlime soyunanlara bu başlıklar ne diyor?  Merak edip okumaya değmez mi?

Ahmet Doğan İlbey
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Metaor     0000-00-00 Ümmetcilik var diyon yani...Ummetcilik milli bir değer yani ?
GALERİLER