Yeni bir yazı dizisine başlıyorum. Hani diyorum ya hep, ülkemde basılan kitapların… Hele ki çocuk edebiyatımızın %90’ı tercüme. Verdikleri mesajlar bizim inancımızla, değerlerimizle örtüşmemekte. Acilen çocuk edebiyatının millileşmesi lazım. Arkasından çizgi filmlerimizin de paganizmden, spüretilizmden, şovenizmden ve eşcinsel içerikten kurtarılması lazım.
Farkında mısınız; Bilim çağında “kötü bilim” diye bir problemimiz var. Ders kitaplarındakiler yetmezmiş gibi bir de onları öykülerle gelecek nesillere aktarıp durduğumuz, saçma-salak mesajları hedefleyen berbat hikayeler-masallar sorunumuz var bir de.
Bunun için bilindik masalları başka türlü ele almak istiyorum. Umarım arkasını getiririm. Yorucu olacak ama sonucun verilecek emeğe değeceğine inanıyorum.
Bilimsel kavramların öğretilmesinde yanlış bilgi, örnek ve çizimlerin kullanılması, fiziksel olguları insanlaştırma artık günümüzde önemle üzerinde durulan bir eğitim-öğretim konusu. Bir de Hollywood’un sanal kahramanlarının tarumar edici hikayelerini de eklememiz lazım bu duruma. Dünyada kötü bilim örnekleri ders kitaplarından bir şekilde insanlığın vicdani yönüyle tek tek çıkartılırken biz ise onları farkında olmadan öykülerle de çocuklarımıza öğretiyoruz. İşin bu yönüyle olay korkunç yani.
Örneğin bilindik “Karga ile Tilki” öyküsünü, La Fontaine’nin felsefesini anlatan en karakteristik öyküsünü ele alalım. Biraz sulandırarak anlatacağım öyküyü.
Tilki cenaplarını bilirsiniz, hani pek kurnazdır kendileri. Fırsatçıdırlar. Kurt, çakal, köpek sülalesinin en dip halkasıdırlar. Koca kuyruklu, sivri burunlu ve sivri zekalı –kurnaz- diye bilinen orman hayvanından bahsediyorum. Ormanlar kralı aslanın köyündendir kendisi. Ama bilin ki tilkinin akrabaları dünyanın her tarafına yerleşmişlerdir. Kutuplara, çöle kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşarlar. İşin ucunda beleş yemek varsa kurnazlıkları kitaplara, hikayelere konu olur.
Evet, hikayemize-masalımıza-öykümüze başlayalım hazırsanız.
Bir gün, ormandaki bir ağacın dalında neşeyle dans eden bir karga varmış. Ormanın nerede olduğunu sormayın, bilmiyorum. Ama kesinkes bildiğim bir şey var ki ahlaksızlaşan insanlık misal talan etmiştir yeryüzündeki ormanların çoğunu. İş yalnızca ağaçların kaybından ibaret değildir. Ağaç deyince de tek bir tür ağaç gelmesin aklınıza. Ormanda sayamayacağımız kadar ağaç türü bulunduğunu, başka başka bitkileri de hesaba katacak olursak muazzam çeşitlilikteki zenginliği bir düşünmenizi isterim. Yine bu bitkilerden faydalanan milyonlarca hayvanı da düşünmenizi rica edeceğim. Yani ağaç, orman diyerek geçiştiremeyeceğimiz bir masallar kitabıdır; kainat ansiklopedisinin ciltlerinden bir cilttir.
Karga diyorduk efendim. Hani zeka konusunda tilkiyi suya götürüp, susuz getirecek kadar çok daha fazlasına sahip olan kuştan bahsediyoruz. Hani insanın ilk ciddi kudurukluğunda… Hani Kabil efendi Habil’i katlettiğinde cesedini ne yapacağını kara kara düşünürken örneklemesiyle ona yol gösteren o müthiş kuşun başından geçeni anlatıyoruz efendim.
Karga o an çok mutluymuş, çünkü ağzında kocaman bir peynir parçası varmış, karga bulduğu peyniri yiyeceği için çok ama çok mutluymuş. Rivayet odur ki karga o peyniri yandaki çiftlikten yürütmüş. Pardon çalmış. Yok yok ödünç almış. Çiftlik sahibi ile tarım il müdürlüğünden gelen bir yetkili ülkenin tarım politikaları üzerine muhabbet ederlerken onların meşguliyetinden istifade sofradaki peyniri gagasının alabildiği kadarıyla “nasibim” diyerek kapıvermiş.
O esnada tarım il müdürü çiftçi amcaya kocaman laflar sarfetmekteyken olmuş bu hadise.
“Efendim, miras hukukumuzu düzeltmeden, arazi reformunu görmezden gelerek tarım politikaları üretemeyiz. Topraklarımızın çoğu ölü. Verimlilikte sıkıntılar büyük. Gübre ve tohumlamada, tarım ekiminde ki planlamada eksiklerimiz saymakla bitmez. Köydeki nüfusumuz şehirlere boca edildiler. Bakınız Hollanda topraklarının %4o ı dolgu iken dünya tarım ve hayvancılığında söz sahipleri. 200 milyar dolar ihracatları var. 21. Yy a biz hala anız yakıyoruz!” Bu eksende konuşuyorlarken sofradan eksilen bir kalıp peynirin elbette farkına varmazlar bu iki ademoğlu. Havva’nın Kızları ise feministlerin peşindeler zaten. Kariyer peşindeler. Kimin umrunda karganın sofradan yürüttüğü bir kalıp peynir. Hem memlekette yürütülmeyen ne kaldı ki? Ama yürümez koca memleket 200 yıldır bir arpa boyu mesafeyi. Yetkililer konuşup durmaktadırlar oysa. Belki çiftçinin “kışşşşt” diye bir tepkimesi olmuştur, hepi topu o karganın peyniri yürütmesine. Zaten aklı mazot parasındadır, pancar parasında filan. Zaten hasad zamanı gızı ayşayı muhtarın oğluyla everecektir, masraflar gafasını gurcalamaktadır.
Neyse efendim. Bizim karga konar yakındaki bir ağacın dalına. Ağzındaki kocaman peyniri tam midesine indirmek üzereymiş ki, ordan geçmekte olan hikayemizin diğer kahramanı olan bir tilki kargayı görür. Kurnaz tilki kargayı kandırıp, peyniri alabilmek için hemen 5 yıllık bir kalkınma planı yapar ve kargaya der ki:
‘Karga kardeş! Merhaba, ne kadar güzelsin! Best of orman güzeli misin be mubarek! Kanarya, bülbül halt etmiş senin yanında! Sesin de çok güzel bu arada. Youtube’de videolarına rastlamıştım, zahir. Ne kadar çok tıklayanın, likeleyenin var ki… Herkes seni konuşuyor, ben de bunca yolu senin sesini duyabilmek, cemalini görebilmek için geldim’ der. “Ekmek, musab çarpsın ki doğruyu söylüyorum. Bana inanmıyorsan Acun’un programına katıl. İster “yetenek sizsiniz”e, ister “o ses patagonya’ya!” “Bak ben bir tilki olarak söylüyorum, Aleyna Tilki senin çömezin bile olamaz!”
“Hem sen neden hayatını anlatan bir kitap yazmıyorsun ki? En az 40 bin satarsın!” Bu ormanın hayvanları nasıl merak ediyorlar senin hikayeni, inanamazsın!”
Bu güzel sözleri duyan karga hemen kendini kanıtlama sevdasına düşer ve sanki metropolitan defilesinde sahne alan lady gaga tripleriyle ‘Ben senin için güzel bir şarkı söylerim’ der.
Bunu söylemek için ağzını açar açmaz, daha “do” sesi çıkmadan ağzından, kocaman peynir parçasını da ağzından düşürür. Kurnaz tilki hemen yere düşmeden havada kaparak düşen peynir parçasını alır, kaçıp uzaklaşır oradan. Eli de, karnı da boş kalan vatandaş karga da bir daha güzel sözlere inanıp, elindekini kaptırmaması gerektiğini anlar. Tilkinin arkasından o karga sesiyle bağırır. “Lan oğlum manyak, ben kargayım bana peynir mi yok! Ben de bu çalma huyu oldukça ben peynirsiz mi kalırım? Adam gibi rica etseydin de birlikte lokmamızı paylaşsaydık. Bu masalı salakça bir sonla bitirmeseydin? Neyse önümüzdeki seçimde görüşürüz!”
Hadi biraz da ciddiyet. Hikayenin bize verdiği izlenim tilkinin kurnaz, karganın ise aptal bir hayvan olduğudur. Ama gerçek hiç de öyle değil. Karga da en az tilki kadar akıllı ve hatta daha sosyal bir hayvandır. Hikayenin esas rahatsız edici konusu ise hikayeyi okuyan çocukların bilinçaltına yerleştirdiği felsefe... Çocuklara tilki gibi olmayı yani rakibini kurnazca aldatıp onlardan bir şeyler kapmayı öğretiyor. Yani çocukların bilinçaltına birbirimizi nasıl kandırırız felsefesi yerleştiriyor. Fransız La Fontaine felsefesinden etkilenen o kadar çok insan var ki günümüzde, neticesinde her şeye Fransız kalan… Yani kayıtsız kalan, ben merkezci. La Fontaine’nin kötü öyküleriyle büyümüş anne-babalar! Lütfen, artık yanlış felsefeleri kötü hikayelerle genç beyinlere sokmayalım. Çünkü, “Kafalara neler koyduğunuz konusunda çok ama çok dikkatli olun, çünkü onları bir daha asla değiştiremezsiniz”.
Çocukluğumuzda aldığımız, çocuklara verdiğimiz ilk kayıtlar çok önemli. Bu ilk kayıtlar hayata bakış açımızın temellerini oluşturur.
Edindiğimiz şartlanmalar, yanlışlarımızı bile akla uygun hale getirmemize sebep olur. Kendi davranışlarımızı ve toplumsal hayata bakışımızı şekillendirir. Nedeni bilinmeyen korkularımızı (fobiler), kaygılarımızı, değer yargılarımızı inşa eder. En önemlisi, artık bu şartlanmalar bizi doğru düşünebilmekten uzak tutar. Hegemon güçlerin istedikleri olmuştur. Peynirimizi ağzımızdan almışlardır.
E hadi tilki ile karganın hikayesinin devamına geçelim.
Orman bu! Ne kavgası biter, ne barışı! Her şey yaşamak için. Doğal döngü ve denge için! Herşey yüce yaratıcıya şükür için!
Bir şekilde kahramanlarımız barışırlar. Hikayeleri için Walt Disney’den teklif alırlar. Hikayeleri çizgi filme dönüşecektir. Öyleye yaşadıkları Patagonya’da çizgi filmden anlayacak, ona kafa yoracak, yatırım yapacak çapta hayvan nerde? Bütün bildikleri bütün ormanı fast food dükkanlarıyla bezemek. Plastikten yuvalar yapmak. Ağaçları katledip betondan yaşam alanları yapmak. Ormandaki hayvanların yavrularını insan denilen en vahşi hayvana benzetmek için okullar açmak. Bir de kahredici yönü kral aslan da bu salaklıklara izin veriyor görmezden geliyor. Ya da onun da kafası basmıyor. Onun içindir ki goriller, domuzlar, sırtlanlar işbirliğine girmişler aslanı koltuğundan edeceklermiş.
Nihayet beklenen gün gelir. Bir gün kargayla tilki Amerikanya’ya gitmek üzere uçağa binerler. First class bilet almışlardır. Daha uçak havalanmadan tilki boş beleş siyasetçiler gibi her konuda konuşmaya başlar.
-Biliyormusun, dünyada ilk uçma teşebbüsünde bulunan insan Ebu Firnas’tır.
-Hezarfen Ahmet Çelebi’yi biliyor musun sen?
-Sen nasıl kargasın? Nasıl Vecihi Hürkuş’un adını duymazsın? Sen şimdi Nuri Demirağ’ı da tanımıyorsundur? Peki söyle Devrim Otomobillerinden haberin var mı?
Kafası şişer karganın. Aklında hala unutamadığı o “peynir” olayı vardır.
Bir süre sonra uçak havalanır, yarım saat geçmeden karga hostes çağırma butonuna
basar.
Hostes: Buyrun karga bey ne istersiniz
Karga : Hiiiiççç!
Hostes: O zaman niye bastınız çağırma butonuna
Karga : Pislik olsun diye
Hostes kızarak oradan uzaklaşır.
Karga bir süre sonra tekrar hostes çağırma butonuna
basar.
Hostes: Buyrun karga bey ne istersiniz!
Karga : Hiiiiççç! Pis pis sırıtmaktadır bunu söylerken.
Hostes: O zaman niye bastınız çağırma butonuna?
Karga : Pislik olsun diye!
Hostes iyice kızarak uzaklaşır yanlarından. Tilki olaydan karganın aldığı keyfi görünce kıskanır. “Lan” der, “benim kargadan ne eksiğim var? Bi de ben yapayım? Ben de eğleneyim!” der içinden. Tilki’de akabinde hostes çağırma butonuna basar, hınzırca gülerek.
Hostes: Buyrun tilki bey ne istersiniz
Tilki : Hiiiiççç!
Hostes: O zaman niye bastınız çağırma butonuna
Tilki : Pislik olsun diye!
Hostes iyiden iyiye kızmıştır düşüncesizce ve terbiyesizce davranışlarından dolayı bu iki yolcuya. Hemen Pilota şikayete gider. Durumu anlatır.
Kaptan pilot: Uçaktan aşağı atın pislikler, der öfkeyle.
Görevliler kargayla tilkiyi karga tulumba kapıya getirirler. Tilki uçağın açılan kapısıyla birlikte bi kargaya bakmış bi kendine…
Tilki : Ama ama ben uçmayı bilmem ki!
Karga: (Hınzırca gülümsemesini artırarak) Madem uçmayı bilmiyorsun, neden el alemin rızkına göz koyuyorsun? Neden peynirimi çalıyorsun? Neden pislik yapıyorsun?!
Haydi hikayemizi bitirelim artık. Anlatılır ki… Hz. Süleyman'ın sarayına kuşluk vakti saf bir adam telaşla girer. Nöbetçilere, hayati bir mesele için Hz. Süleyman'la görüşeceğini söyler ve hemen huzura alınır. Hz. Süleyman benzi sararmış, korkudan titreyen adama sorar:
- Hayrola ne var? Neden böyle korku içindesin? Derdin nedir? Söyle bana...
Adam telaş içinde:
- Bu sabah karşıma Azrail çıktı. Bana hışımla baktı ve hemen uzaklaştı. Anladım ki, benim canımı almaya kararlı..
- Peki ne yapmamı istiyorsun?"
Adam yalvarır:
- Ey canlar koruyucusu, mazlumlar sığınağı Süleyman! Sen her şeye muktedirsin. Kurt, kuş, dağ, taş senin emrinde. Rüzgarına emret de beni buradan ta Hindistan'a iletsin. O zaman Azrail belki beni bulamaz. Böylece canımı kurtarmış olurum. Medet senden!
Hz. Süleyman, adamın haline acır. Rüzgarı çağırır ve:
- Bu adamı hemen al. Hindistan'a bırak!" emrini verir. Rüzgar bu... Bir eser, bir kükrer. Adamı alır ve bir anda Hindistan'da uzak bir adaya götürür.
Öğleye doğru Hz. Süleyman, meclisi toplayarak gelenlerle görüşmeye başlar. Bir de ne görsün, Azrail’ de topluluğun içine karışmış, divanda oturmaktadır. Hemen yanına çağırır:
- Ey Azrail! Bugün kuşluk vakti o adama neden hışımla baktın? Neden o zavallıyı korkuttun?" der.
Azrail cevap verir:
- Ey dünyanın ulu sultanı! Ben, o adama öfkeyle, hışımla bakmadım. Hayretle baktım. O yanlış anladı. Vehme kapıldı. Onu, burada görünce şaşırdım. Çünkü Allah bana emretmişti ki:
- "Haydi git, bu akşam o adamın canını Hindistan'da al!" Ben de bu adamın yüz kanadı olsa, bu akşam Hindistan'da olamaz. Bu nasıl iştir, diye hayretlere düştüm. İşte ona bakışımın sebebi bu idi.
İnsan nasibinden kaçamaz. Atalarımız, gelin ata binmiş, ya nasip demiş, demelerinin sebebi budur.
Hiç düşündünüz mü, bir şey yedikten sonra elhamdülillah der, Allah’a hamdederiz. Ağzımızda da olsa onun bizim nasibimiz olduğunu bilemeyiz.
Tekrar karga ile tilki hikayesine dönelim ve yeniden yorumlayalım. Karga o peyniri nasibi olmadığı için yiyemedi. Nasibi olsa kanmazdı veya tilki yanına gelmeden çok önce peyniri yer bitirirdi. Burada ne karga aptal, ne de tilki çok kurnaz. Peynir tilkinin nasibiymiş. Bir vesile olması gerekiyordu, karga saflaştı ve tilki de kaptı. Meselenin aslı budur efendim.
Bakış açısı efendim.
Masallara biraz bu gözle bakalım diye yazmaya başlıyoruz. Takipte kalın!
Fehmi DEMİRBAĞ
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)