Hemen belirteyim. Vizyonda olan, yapımcılığını hemşehrim olan Mustafa Uslu’nun yaptığı Türk İşi Dondurma filmine gidin.
Ayla filmiyle dikkatimi çekti hemşehrim. Güzel işlere imza atmaya çalıştığını görünce göğsüm de kabarmıyor değil.
Ancak...
Öncesinde bildiğim bir hikâyenin beyazperdeye aktarılması beni onca heyecanlandırmasına rağmen maalesef beklentimi karşılayamadı.
Kendimi ağlamaya hazır olarak hazırlamıştım. Film bitince salya sümük olacaktım.
Muazzam emeğin, fevkalade bir hikayenin altının doldurulmamasına üzüldüm. Ama yine de Türk sineması adına gayretli bir adam olan hemşehrimin desteklenmesi gerekiyor.
Kısa notlar şeklinde kanaatlerimi arz edeyim.
*Çukur dizisinin Vartolusu filmde zorlama kalmıştı. İnsanın gözü ister istemez Yamaç'ı aramadı değil.
* Zoraki mizahın peşine takılması yönetmenin filmin dokusunu zedelemişti.
* Türk kadınını oynayan oyuncu Anzak hatunu gibi kalmıştı. Neden başörtüsü motifi esirgenmişti anlayamadım. Ki yakın zamanda olan Yeni Zelanda katliamı sonrası Başbakanı Ardern'in Tesettüre ve Ezana karşı hassasiyeti filmde yoktu.
*Belaltı küfürler mücahit Türklere yakışmadı.
*Bari mücahitlerin dindarlıklarını ifade eden bir iki sahne eklenseydi.
*Katledilen bebek sahnesinde bile beni ağlatamayan yönetmene ben ne diyeyim.
*Mustafa Uslu muazzam bir trend yakaladın. Umarım fırsatları değerlendirir, seküler mücahitlerle duygularımızla oynamazsın.
***
Yeni Zelanda katliamını yaşadık geçen Cuma. Katilin mesajları enteresan geldi hepimize; en azından tarihimizi bilmediğimiz acı gerçeğiyle yüzleştik cümbür cemaat.
Yeni Zelanda ve Avustralya askerlerinin Anzak ismiyle Çanakkale'de bulundukları olgusu ile (Ki alçak saldırının tarihi de manidar oldu, tam da Çanakkale Savaşlarının yıldönümünde) ayrıca masaya oturduk.
Katilin mesajı gayet netti, hele ki 70 sayfalık manifestosuyla: Siz uyumaya devam edin-Biz uyumuyoruz!
Katliam sonrası toplu İslam’a giriş serenomileri keyiflendirdi bizi. Biz Müslümanlar özellikle batılılar Müslüman olunca "bak... Biz haklıyız" mottosuna girmiyor muyuz, ne desem? Onaylanmak hoşumuza gidiyor. Hele ki batı tarafından onanmak!
Biz de katilin sosyal medyadan istifade ederek katliamını gerçekleştirmesi başka konuları da gündeme aldı, mobil oyunlar gerçeğini.
Bu arada filmimizin konusuna ilham veren hikayenin AA' sınca yerinde irdelenmesi başka konuları da elbette gündeme alacaktır; ama biraz daha zaman var bunun için.
Haydi habere bir göz atalım:
Birinci Dünya Savaşı sırasında Avustralya'da 98 yıl önce piknik trenine saldıran iki kişinin Türk olduğu iddiası sonucu olay Avustralya tarihine ''İki Türk'ün savaş ilanı' olarak geçmişti. 98 yıllık efsanenin komplo olduğu ortaya çıktı!
98 yıldır esrarını koruyan Broken Hill saldırısını, bölgedeki uzmanlar ve yetkililer değerlendirdi. Avustralya'da tarihe ''İki Türk'ün savaş ilanı'' şeklinde yazılan, Birinci Dünya Savaşı'nda 2 Afgan'ın piknik trenine saldırdığı ve 6 kişinin öldüğü olayda gerçekler gün yüzüne çıkarılıyor!
Birinci Dünya Savaşı için daha fazla Avustralyalının askere alınması ile sonuçlanan Broken Hill saldırısı, aradan geçen 98 yıla rağmen esrarını koruyor.
Anadolu Ajansı (AA), Avustralya'nın New South Wales eyaletine bağlı Broken Hill kasabasında 1 Ocak 1915 yılında meydana gelen ve saldırgan olduğu iddia edilen iki Afgan dahil 6 kişinin ölümü ile sonuçlanan piknik trenine saldırıyı yerinde inceleyerek, Avustralyalı tarihçiler ve yetkililer ile olayın iç yüzünü araştırdı.
Melbourne'a 840, Sydney'e 1145 km uzaklıkta, Avustralya'nın iç kesimlerinde yer alan Broken Hill kasabası, Birinci Dünya Savaşı öncesi madencilikle geçinen tipik bir bozkır kasabası konumunda idi.
Madenlerdeki nakliyatı 1880'li yıllarda Afganistan, Pakistan ve Hindistan'dan develeri ile birlikte Avustralya'ya gelen ve "deveciler" olarak adlandırılan insanlar sağlıyordu. Ancak Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi ile birlikte kasabada işsiz sayısında büyük artış yaşandı, çünkü kasabanın en büyük geliri Almanya'ya ihraç edilen maden ürünlerinden oluşuyordu.
Almanya ile İngiltere savaşmaya başlayınca kasabadaki madenler birbiri ardına kapanmış, iş olanakları durma noktasına gelmişti. Kasabada develeri ile taşımacılık yapan Afganlar da hem madenlerin kapanması hem de yeni taşımacılık yöntemlerinin gelişmesi üzerine işlerini kaybetmeye başladılar.
İşsizlik sıkıntısına Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizler ile birlikte savaşa gitmek üzere gönüllü asker toplama çabaları da eklenince, kasabada gergin bir hava oluşmaya başladı.
Bu gergin ortamda 1 Ocak 1915 günü kadın, erkek ve çocukların içinde bulunduğu yaklaşık 1200 kişiyi taşıyan yeni yıl piknik treni, kasabanın çıkışında iki kişinin silahlı saldırısına uğradı. Saldırı sonrası trende bulunanlardan 4 kişi hayatını kaybetti, 7 kişi de yaralandı.
Saldırının failleri olduğu iddia edilen Gül Muhammed ve Molla Abdullah adlı 2 Afgan, kasaba yakınlarındaki beyaz kayalıklarda çıkan çatışma sonucunda vurularak öldürüldü.
Olay sonrası yerel gazeteler, Afgan olmalarına rağmen haberi, "Türkler trene saldırdı" şeklinde verdi. Kasabada Türkler aleyhine hava oluşturuldu ve Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın müttefiki olan Almanların kulübüne saldırı gerçekleştirildi.
Avustralya tarihinde o zamana kadar ilk defa yaşanan saldırının ardından Birinci Dünya Savaşı'na katılmak üzere bölgeden çok sayıda genç gönüllü olarak askere yazıldı.
Olayın üzerinden yaklaşık bir asır geçti ancak zaman zaman tarihçiler, olayın Avustralya'da anlatılandan çok daha farklı boyutlara sahip olduğu eleştirisini dile getiriyor. Avustralyalılar savaşa gitmek istemiyordu
AA ekibi, bir yandan Broken Hill kasabasında olayın yaşandığı alanlarda incelemeler yaparken, diğer yandan bölgeyi ve 98 yıl önceki saldırıyı araştıran Avustralyalılar ile bir araya gelip olayın iç yüzünü araştırdı.
Broken Hill Tarih Kurumu üyesi Gordon Densie, aslında saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen kişilerin Afgan bile olmadığını, birinin dondurma satarak geçimini sağladığını, diğerinin ise bölgenin tek camisinin imamı olduğunu ve bu kişilerin Hindistanlı olduklarını ileri sürdü.
Densie, cami imamı Molla Abdullah'ın, arka bahçesinde İslami usullere göre kesim yaptığı için kanunlarla başının derde girdiğini belirtti ve "bana göre onu tuzağa düşürdüler" iddiasında bulundu.
Saldırının, savaşa asker toplamak için planlandığını kaydeden Densie, şunları söyledi:
"Birinci Dünya Savaşı'na gönüllü bulmaları gerekiyordu. Askere gönüllü alıyorlardı, mecburi hizmet yoktu, Avustralyalılar zorunlu askerliğe izin vermiyordu. Özellikle bu bölge insanları çok duyarlı idi. O inanış o kadar güçlüydü ki kasabadan savaşa giden gönüllüleri taşıyan trenleri taşlayıp camlarını kırıyorlardı. Onların savaşa gitmelerine karşı gösteri yapıyorlardı. Çünkü savaşın onlarla ilgisi olmadığını biliyorlardı, Almanya bizim en iyi müşterimizdi. Savaş çıktığında her şey bir anda çökmeye başladı."
Broken Hill saldırısı ile ilgili kesin bir delilin bulunmadığını dile getiren Densie, o yıllarda siyasetçilerin ve ticari kuruluşların da olaya katkısının olduğunu söyledi.
Densie, "Olay çıkartmak istediler ve çıkardılar. Çünkü Türk bayrağı vardı. Saldırganlara Türk etiket verildi. Senenin sonunda kendilerini Gelibolu'da buldular, her şey yerine oturdu. Çok ilginç olanı ise bir iki sene sonra hükümet kayıtları yandı. 1900 yılından Broken Hill çatışmasına kadar olanları araştırdım, bütün kayıtlar yanmıştı. Hiç bir şekilde bu olmadı deme şansları yok, ne iddia ederseniz edin hayır demeye kanıtları yok" dedi.
Olayın, "devletin yaramazları tarafından düzenlenmiş kurnazlık olduğunu" iddia eden Densie, saldırıdan sonra kasabada ufak tefek sorunlar hariç Afganlara karşı bir olayın yaşanmadığını belirterek, bazılarının soyadlarını bile değiştirmediğini ifade etti.
Broken Hill polisinin saldırganları canlı yakalamak istediğini öne süren Densie, beyaz kayalıklarda yaşanan çatışmanın ardından, saldırgan olduğu iddia edilen Molla Abdullah'ın ölü ele geçirildiğini, yaralı ele geçirilen Gül Muhammed'in ise hastanede hayatını kaybettiğini ve böylece Broken Hill çatışmasının sona erdiğini söyledi.
Densie, cesetlerin camiye götürüldüğünü ancak cemaatin kanunsuz olaya karıştıkları gerekçesi ile onlara sahip çıkmadıklarını, bu yüzden cesetlerin bilinmeyen bir yere gömüldüklerini dile getirdi.
Broken Hill Tarih Kurumu üyesi Densie, saldırıda kullanılan silahların askeri silahlar olduğunun altını çizdi ve bu silahların iki Afgan'ın elinde olmasının normal olamayacağına değindi.
O yıllarda polis teşkilatında bile belli sayıda silah olduğunu kaydeden Densie,"Bütün polis birliği 7 adet silah kullanıyordu. Polisler, savaş silahı olanları kullanmıyorlardı" dedi. Diğer silahların doldurulabilmesi için bile eğitimli polislerin görev aldığını ileri süren Densie, askeri silahları polislerin kullanmadığını söyledi.
Polislerin bile her silahı kullanamadığı dönemde, işsiz ve ekonomik sıkıntı içinde oldukları bilinen iki Afgan'ın askeri silahları ve mermileri nereden buldukları, cevaplanamayan sorular arasında yer alıyor.
Broken Hill Belediye Başkanı Wincen Cuy da her yılın 11 Kasım tarihinde saat 11.00'de düzenlenen savaş kurbanlarını anma gününde, olayın aydınlatılması gerektiği yönünde görüş bildirdi.
Başkan Cuy, "Maalesef trene ateş açan iki kişi beyaz kayalarda öldürülmüş, orada olayın anısına hazırlanmış bir yer var. 2015'te olayın yüzüncü yıldönümü, ne yapabileceğimiz ile ilgili bir toplantı yaptık, ne olup bittiğini konuşmak için iyi bir fırsat oldu. Çünkü Birinci Dünya Savaşı sırasında Avustralya'da tek ciddi saldırı o idi" dedi.
Cuy, olay hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığını, bir karara varmak için belgeleri incelemesi gerektiğini belirterek, "Tarihçilerimizden bir tanesi araştırıp bir kitap yazdı, tüm belgeleri, gazeteleri araştırdı, olayı tam anlayabilmek için onu okuyacağım" şeklinde konuştu.
Binbaşı Roben Mallen, aktif görevde olmasından dolayı konu ile ilgili herhangi bir açıklama yapmak istemedi.
Mallen, Birinci Dünya Savaşı'nda birçok ülkeden çok sayıda gencin hayatını kaybettiğini, bu sebeple bütün dünyada olduğu gibi kendilerinin de saygı duruşunda bulunduklarını ifade etti.
Anma törenine katılan gazilerden Bill Graham da piknik trenine saldıranların Afgan bile olmadıklarını belirterek, "Pakistan-Afganistan sınırından bir yerlerden gelmişlerdi, hayvan kesimi ile ilgili belediye ile sorunlar yaşıyorlardı, bu yüzden kızıp olayı yapmış olabilirler" şeklinde konuştu.
Olayı aydınlatacak kilit unsurlardan sayılan Gül Muhammed ve Molla Abdullah'ın mektupları da günümüze kadar tartışılageldi.
Saldırının üzerindeki sır perdesinin kalkması için baskı yapan bölge halkına karşı 3 gün sonra kayalıklarda, Afganlar tarafından yazıldığı iddia edilen mektuplar bulundu. Mektuplardan Molla Abdullah'a ait olanında şu ifadeler yer alıyor:
"Ben Allah'ın önünde zavallı günahkar bir kulum ve onun merhametini istiyorum. Bu ülkede yaşayan fakir biriyim. Bir gün belediye denetçisi beni suçladı. Bir başka gün ben ona yalvardım yakardım, beni dinlemedi. Sinirli bir şekilde oturup derin derin düşünürken Gül Muhammed geldi. Kendi üzüntülerimizi birbirimize anlattık. Kendi isteğimle onun planlarına katıldım ve Allah'tan benim için kolay bir ölüm olmasını istedim, dinim açısından. İkimizin de kimseye bir düşmanlığı yok. Padişaha ve Kur'an'a karşı gelmek istemiyorum sadece denetçiye karşı bir kinim vardı, önce onu öldürmek istedim, başka kimseye kinim yoktu.''
Gül Muhammed'e ait olduğu iddia edilen mektupta ise şu ifadeler var:
"Merhametli olan Allah ve Peygamberi Muhammed'in adı ile. Bu zavallı günahkar Sultan'ın bir kuludur. Benim adım Gül Muhammed, Sultan Hamid Han'ın mekanını 4 defa ziyaret ettim savaşmak için. Sultan tarafından imzalanmış emri ve mührü elimde, kemerimde şimdi, eğer silahla ya da tabanca mermileri ile yok olmazsa üzerimde bulursunuz. Sizin adamlarınızı öldürmem gerekiyor kendi inancıma ve Sultan'ın emrine göre. Kimseye karşı düşmanlığım yok bunu da kimseye danışmadım ve bilgilendirmedim. İnananlara elveda."
İki Afgan tarafından yazıldığı iddia edilen mektuplardan Gül Muhammed'e ait olanında bahsedilen Sultan imzasına ve mührüne rastlanamadı. Yine Gül Muhammed'e ait olduğu öne sürülen mektuptaki ifadenin aksine mektuplar, Afganların üzerinde veya kemerinde değil, bir taşın altından çıktı.
AA'ya konuşan Broken Hill sakinleri de piknik trenine saldırı olayında birçok soruya henüz cevap bulamadıklarını belirtirken, bunun sebebini devlet belgelerinin yanmış olmasına bağlıyor.
Ayrıca bölgede yaşayanlar, olayın zamanı, şekli, faillerin Türk olmamasına rağmen Türklerin suçlanması ve olaydan sonra elde edilen deliller konusunda ikna olmadıklarını ifade ediyorlar.
Sıkça sorulan sorular ise şunlar:
"-O dönemde sadece askerlerin kullanabildiği askeri silahları, ekonomik zorluk içindeki iki Afgan nasıl ve nereden temin etti ve eğer satın aldılar ise bu silahları kim sattı?
-Saldırı olana kadar belediye ile sürtüşmeleri dışında herhangi bir olaya karışmayan iki Afgan'ın neden silahlanıp yıllarca birlikte yaşadıkları sivil halka saldırdıkları?
-Olay yerine dondurma arabası ile geldiği iddia edilen Afganların neden saldırıya uğrayanlar tarafından görülmediği ve olaydan sonra ifadelerin yer almadığı?
-Saldırıdan sonra kaçtıkları iddia edilen iki Afgan'ın, beyaz kayalarda saklanılabilecek bir yer olmamasına rağmen yaklaşık 3 kilometre kaçarak neden buraya saklandıkları?
-Beyaz kayalıklarda yaşanan çatışmada sınırlı sayıda mermisi olduğu fotoğraflarda da görülen saldırganların neden canlı olarak ele geçirilemediği?
-Saldırgan olduğu iddia edilen kişiler tarafından yazılan mektupların neden üzerlerinde değil de 3 gün sonra kayalıktaki bir taşın altından çıktığı ve mektupta bahsedilen Sultan mührünün mektubun üzerinde bulunmadığı?
-Mektubu yazan kişilerin kimseye herhangi bir kinimiz yok demelerine rağmen neden masum sivilleri hedef aldığı?"
Kimliğini açıklamak istemeyen bazı Avustralyalı yetkililer de olayın günümüze dek ulaşan bilgiler dışında boyutlarının olduğuna inandıklarını belirttiler.
Piknik treni saldırısının gerçekleştirildiği bölgede New South Wales eyaletinden getirilen temsili bir vagon bulunuyor. Piknik treninin geçtiği güzergah ise yaşanan olaydan yıllar sonra değiştirildi. Saldırıya uğrayan ve resimlerde üzerinde kurşun delikleri görünen tren vagonunun nerede olduğu bilinmiyor ancak benzer vagonlar ve lokomotif hala tren müzesinde bulunuyor.
***
Son Not: Dün bilgimiz ya çok kirli ya çok yetersiz be dostlar. Dil bilgimiz ve din bilgimiz gibi.
Siz Yine de Marvel filmini izleyeceğinize, yani Roma Dondurması yerine Türk İşi Dondurmayı tercih ediniz.
Fehmi DEMİRBAĞ
Songül KARAMAN
Dergah-ı Mevlânada
Ömer Naci Yılmaz
Demokrasi Rezaletleri
Memiş OKUYUCU
Ritim ve Eğitim İlişkisine Yakından Bakmak!
Hasan KARADEMİR
ÖZGÜRLÜĞÜN TAHAKKÜMÜ
Halil MERT
Milli Savunma Sanayii’nin Görünmeyen Cephesi
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Seyfettin BUDAK
Yorgun olan insan mı, yoksa içinde yaşadığı sistem mi?
Adnan ÖZ
Dünya kupasında hüsran yaşadık!
Recep YAZGAN
Akışa yön veren gençlik nasıl yükselecek!
Öztürk Samuk
Son Yüzyılın Etkili Liderleri
Eyüphan KAYA
Kürtler Ülkemizin Sigortasıdır
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
Kadir Erol
İnsanı İzlemek!
Hüseyin KURT
İlkokul Mezuniyetleri mi, Duygu Gösterileri mi?
Özlem Gürbüz
Adalet Ve Sorumluluk Dengesi
Ravza ZEYBEK
Zehirli Baldır Söyleme
Ahmet SAĞLAM
Birlik Ve Beraberlik
Aydın BENLİ
ANTİMADDE
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Mehmet BOZKURT
Tarih konuşuyor, alınacak dersler var-2
Nihat Güç
Müslümanlar, Terör Devleti İsrail ve Dünya Kupası
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Aydan KURT
Müsait Değilim
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Mehmet Ali Çamoğlu
Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)