Sizden ricam bu bölümü dikkatle okumanız. “Sekoya ağaçlarının oluşturduğu ormanlarda dönem dönem aşırı sıcaklardan yangınlar çıkar. Ormanlık alanda ne var ne yoksa yanıp kül olur. Bir süre sonra ormanın zemini küllerden arınır, çıkan küçük hortumlarla, Mikail Meleğin talimatıyla. Biliniz ki eğer bu yangın çıkmasaydı toprağın altındaki tohumlar yeşeremezdi, yağan yağmurla.
Bu ağaçların 700 santigrat derece sıcaklığa dayandığını da hatırlatayım. 2 ay içinde orman yepyeni tazeliğine kavuşur. Hayvanlar geri dönerler yuvalarına.
Döngü ilahi takdir sayesinde yaratılmışların arasında bir ahenkle döner durur. Bakın az ötemizde 1986 yılında Çernobil’de meydana gelen nükleer sızıntının olduğu yere. Demişlerdi ki bilim adamları “burada en az 100 yıl yaşam olmaz!”
Ah siz bilim adamları. Dünya da ne tür bir sıkıntı varsa arkasında hep sizin imzalarınız var. Patronlara, kodamanlara, hegemonlara, zalimlere üç kuruşluk hizmet karşılığında yapmadığınız dalkavukluk, etmediğiniz madrabazlık kalmadı. Bütün dünyada 500 bin kişilik kalabalığınızla dakikada kaç kişi öldürürüz, kişi başı milli hasılalarla insanları nasıl köleleştirir ve mevcut kölelik sistemini nasıl sürdürürüz gibi bilimsel yöntemlerinizle perişan ettiniz mevcudatı! Ah şu berbat ötesi okullarınız! Bulduğunuz yöntemler, formüller hep nedense insanlığın aleyhinde. Varsa ki içinizde her şeye rağmen vicdanını korumaya çalışanlar, onları da girdabınızda kendinize benzetmektesiniz.
Son 50 yıla nasıl sığdırdınız, bozkırların, dağların, ormanların, denizlerin, kutupların talanını? Mevcudatın % 60’ını nasıl yok ettiniz, fakültelerinizde, laboratuvarlarınızda yaptığınız bilimsel çalışmalarla.
Her şeye inat lakin tutmadı Çernobil’de ki öngörünüz. Şimdi orası doğal yaşam alanına döndü 20 yılda.
Firavuni bir asır yaşanılıyor, tekrardan yüzyılımızda. Örnekleyeyim. Ama vurgulayayım, günümüzün firavun kavramını yeryüzü hegemonları karşılar. Onların yardımcıları da günümüzün bilim dünyasıdır.
Kimdi Firavun ve kavramsal karşılığı neydi. Öncelikli olarak tanrısallık iddiasındaydı. Musa’nın Tanrısı gibi ben de yaşatır ve öldürürüm diyordu Firavun efendi.
Mısır’a yüzyıllardır hakim olmuş 26 firavun ailesi vardır. Her sülalede çeşitli hükümdarlar asırlarca ülkeye hükmetmiştir. Ayrıca bunlardan büyük bir kısmı da kendisini tanrı olarak ilan ettirmiştir. Bunlardan en bilineni şu olaydır:
Hz. Musa (a.s) Tur Dağı’nda yüce yaradanla konuştu. Mısır’a gelerek firavunu hak dine davet etti. Fakat hükümdar bunu kabul etmedi ve yanındaki veziri Haman’a sordu. “Musa, büyük sihirbazdır. Bizi aldatıp, memleketimizi elimizden almak istiyor.” Dedi Haman’da. Böylece Firavun’un imana gelmesine engel oldu. Bunun üzerine ülkede kafirlerin suları kan oldu, kurbağa yağdı, cilt hastalıkları ortaya çıktı. Firavun bu mucizeleri görünce gözü korktu. Hz. Musa (a.s) ile inananların Mısır’dan gitmesine izin verdi. Kısa bir süre sonra da bu kararından pişman olarak ordusuyla birlikte peşlerine düştü.
Fakat Kızıldeniz’in Süveyş kısmında askerleri ile birlikte boğularak feci bir biçimde öldü. Yunus suresinde, “Ey Firavun senden sonra geleceklere ibret için, bugün senin bedenini cansız olarak kurtarıp bir tepeye atacağız. İşte insanlardan birçoğu, hakikaten ayetlerimizden gafildirler.” şeklinde buyrulmaktadır. 3000 yıldan bu yana firavunun cesedi hiç bozulmaya uğramadan günümüze kadar gelmiştir. Ceset İngiltere’nin Londra şehrindeki British Museum’da sergilenmektedir.
Antik Mısır’da, Firavunların kutsal ve gizemli kabul edilen birçok adları vardı. Bu isimlerin en önemlisi, Firavunun tahta çıktıktan sonra kullandığı isimdir. Çünkü Firavunun aldığı isim, izleyeceği politikanın habercisi oluyordu. Misal; bir Firavun savaş tanrısı Mantu’nun ismini almışsa, askeri seferlerin artacağı anlamına geliyordu.
Firavunların görev süreleri ölümleri ile son bulmaktaydı. Bütün Firavunlar, ölene dek tahtta kalmıştır. Bunların en meşhuru ve bilinen en uzun süre hükümdarlık yapanı Pepi II Neferkare’dir. Firavunlar uzun süre tahtta kalabilmek için 30 senede bir tören gerçekleştirirlerdi.
“Gençleşme Festivali” ismini verdikleri bu törenlerin sihirli olduğuna inanılırdı.
Firavunlar öldükten sonra cesetleri mumyalanır ve ülke genelinde 70 gün yas ilan edilirdi. Yas sona erdiği zaman, dirilince kullanacağını düşündükleri için özel eşyalarını da Firavun ile birlikte bir lahite koyuyorlar ve mezarı kapatıyorlardı.
Buraya dikkat edin lütfen. Yıllar geçtikçe ortaya çıkan gerçekler, Kur’an’daki her kelimenin belli bir hikmete göre kullanıldığını bizlere gösteriyor.
Kur’an her çağa ayrı mucizelerle hitap ediyor. Mesela, Firavun zamanı hakkında verilen bilgilerin arkeolojik çalışmalarda tek tek ortaya çıkması Kur’an’ın beşer üstü ve ilahi bir kitap olduğunu yepyeni mucizelerle ortaya koyuyor. “Haman” da bunlardan biri.
Kur’an’da Firavun’la birlikte adı geçen kişilerden biri “Haman”dır. Haman, Kur’an’ın 6 ayrı ayetinde, Firavun’un en yakın adamlarından biri olarak zikredilir. Buna karşılık Tevrat’ta Hz. Musa’nın hayatını anlatan bölümde değil de ondan yaklaşık 1100 sene sonra yaşamış ve Yahudilere zulmetmiş bir Babil kralının yardımcısı olarak geçer. Bunu gören oryantalistler “İşte Kur’an’da hata bulduk!” diye sevinirler. Ancak bu sevinçleri Mısır hiyeroglif yazısının çözülüp, eski Mısır yazıtlarında “Haman” isminin bulunmasıyla yarıda kalır. Eski Mısır dilinde yazılmış hiyeroglif kitabeler 18’inci yüzyıla kadar okunamıyordu. Çünkü, Hıristiyanlığın bölgede yayılmasıyla Mısır’ın eski inancı da dili de unutulmuştu. Hiyeroglif yazısının kullanıldığı bilinen en son tarih M.S. 394 yılına ait bir kitabedir. Bundan sonra bu dil unutuldu ta ki 1799 yılına kadar. Yazının sırrı, “Rosetta Stone” adı verilen ve M.Ö. 196 tarihine ait bir kitabenin bulunmasıyla çözüldü. Bu tabletin özelliği üç farklı yazıyla yazılmış olmasıydı: Hiyeroglif, demotik (hiyeroglifin el yazısı şekli) ve Yunanca. Yunanca metnin de yardımıyla tabletteki eski Mısır yazısı Jean-Françoise Champollion adlı bir Fransız tarafından tamamen çözüldü.
Hiyeroglifin çözümüyle çok önemli bir bilgiye daha erişilmiş oldu: “Haman” ismi gerçekten de Mısır yazıtlarında Hz. Musa (as) döneminde geçiyordu. Viyana’daki Hof Müzesi’nde bulunan bir anıt üzerinde bu isimden söz ediliyordu. Aynı yazıtta Haman’ın Firavun’a olan yakınlığı da vurgulanıyordu. Tüm yazıtlara dayanılarak hazırlanan “Yeni Krallıktaki Kişiler” sözlüğünde ise, Haman’dan “Taş ocaklarında çalışanların başı” olarak bahsediliyordu.
Fransız bilim adamı Prof. Dr. Maurice Bucaille “Haman” ismini bir Fransız Mısır bilimcisine verdi ve bu ismin Kur’an’da geçtiğini söylemeden, “7. yüzyıldaki bir Arap el yazmasından alıntı” olduğunu belirtti. Uzman, 7. yüzyıldaki bir Arap el yazmasına hiyerogliflere ait bir bilginin geçirilmiş olmasının mümkün olmadığını, fakat Firavun sarayının isim listelerine bakacağını söyledi. Sonra bakıldığında gerçek bir kez daha ortaya çıktı. Ortaya çıkan sonuç önemli bir gerçeği ifade ediyordu. Haman, Kur’an’a karşı çıkanların iddiasının aksine, aynen Kur’an’da geçtiği gibi Hz. Musa zamanında Mısır’da yaşayan ve Kur’an’da bahsedildiği gibi Firavun’a yakın ve inşaat işleriyle ilgili bir kişiydi: “Firavun dedi ki: ‘Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa’nın ilahına çıkarım; çünkü gerçekten ben onu yalancılardan sanıyorum.” (Kasas 38)
Eski Mısır yazıtlarında Haman’ın adının bulunması Kur’an aleyhindeki iftiraları boşa çıkarmakla kalmayıp, onun Allah katından olduğunu bir kez daha ortaya koyuyordu. Zira Kur’an’da indiği devirde ulaşılması ve çözülmesi mümkün olmayan bir tarihî bilgi mucizevî şekilde bizlere aktarılıyordu.
Mısır’dan bahsetmişken Gübre Böceği’nden bahsetmemek olmaz. Arkadaşlar, durun panik yapmayın. Bu yazı dizimiz bir kitap hacmini oluşturuncaya dek devam edecek. Sabrederseniz, size daha neler anlatacağım, neler. Siz yeter ki okuyun. Okumayın amma, illa ki, yalan, mazeret, palavra.
Mısır’ın arka sokaklarında dolaştıracağım birazcık sizleri. Malumdur ki asırlardır, saklı gizemli mesajların iletilmesi için belirli semboller kullanılmaktadır. Günümüzün emojilerini, piktogramları düşünün ne demek istediğimi anlarsınız. Trafik işaretlerini misal… Büyü uygulayıcıları için, bu semboller, özellikle doğaüstü güçlerine çağrıda bulunmada ve onlardan yararlanmakta ve bunun yanında bunların gizli öğretilerinden haberdar etmede kullanılan araçlardır. Ayrıca, semboller, çoğunlukla pek çok asır öncesinden geldiği halde, bunların anlamları aslında aynı kalmıştır. Gerçekte, eski gizli öğretilerin halktaki uzantısı olarak, Yeni Çağ hareketi, gizemli simgeciliği günümüzdeki kültürümüzün yüzüne doğrudan yerleştirmiştir. Bunu özellikle rahatsız edici hale getiren şey, toplumda gizemciliğin işaretleri bulunabildiği halde, artık bunların ruhsal imalarını algılamayışımızdır. Diğer taraftan, sadece sıradan bir insan, gizemli sembollerin anlamını bilmediği için; bu, bunların önemini hiçbir şekilde reddetmemektedir. Açık bir şekilde, geçen asrın en etkili gizemcilerinden biri olan P. Hall, simgeler hakkında şunu yazmıştır: “ Bunlar güçlü bir kuvvetin merkezindedir ve müthiş bir güç olmaya muktedir figürlerdir”.
Eski Mısırlılar, bilimsel adı Scarabaeus sacer olan, (gübre) bok böceğinin, Güneş tanrısının belirtisi olduğuna inanıyorlardı. Bu kın kanatlıların temsilleri, muskalar olarak ve göreneksel ve idari amaçlarla kullanılıyordu.
Çok rağbet gören Mummy (Mumya) ve bunun devamı olan “Mumya Geri Dönüyor” filminde, bok böcekleri olarak bilinen yabancı kara kınkanatlılara senaryo boyunca sık sık rastlanıyordu. Her iki film de bu bok böceklerini korkutucu et yiyen doğaüstü böcekler olarak tasvir ediyordu. Gerçekte; bok böcekleri, yaygın Afrika bok böceğinden başka bir şey değildir. Hollywood, bu canlıları abartmasına rağmen, her iki filmde de bok böcekleri Mısır’ın dinsel ve törensel ayinleri ile doğru bir şekilde ilişkilendirilmiştir.
Yaratıcının mükemmel yaratışının ilginç bir parçası olarak; bok böcekleri, toprak üzerinde hayvan dışkısı topaklarını yuvarlamaktadır. Bu topaklar, böceğin üzerine yumurtalarından çıkıp dışkıyla beslenen larvalarını bıraktığı deliklere yuvarlanır. Mısır öğretisine göre, topağını yuvarlayan bok böceğinin, güneşin cennetin içerisinden geçirilerek gün içerisinde kendisinin yeniden ortaya çıkmasını açıkladığı düşünülüyordu. Bundan dolayı, güneş diskini sırtında taşıyan bok böceği simgesi, güneşin gökyüzünde yaptığı dönüşü temsil ediyordu.
Bok böcekleri, yeniden dirilişi de simgelemektedir. Bununla da, doğrudan güneşin doğuşu arasında bağlantı kurulmuştur. Gerçekte, bok böceği ile gün doğumu arasında ruhsal olarak bağlantı kurulduğundan, “doğan Güneş tanrısı” olan Mısır ilahı Kepri ile yakından ilişkili hale gelmiştir. Her yönden, bok böceklerinin ile Mısır’daki “Güneşe tapınma”nın birbirinden ayrılması imkansızdır.
Mısırlılar döneminde, taştan oyulmuş muskalar, takana “ölümsüz biçimde hayatını sürdürme” gücünü almasına yardım ettiğine inanılan büyüsel muskalar olarak kullanılıyordu. Bok böcekleri, muskalar ve kraliyet mühürleri olarak kullanılıyordu. Kanatlı bok böcekleri, cenaze töreni ayinlerinde kullanılıyordu. AMORC tarafından yayınlanmış olan “Mısır’ın Eski Mirası” adlı kitabın yazarı Rodman Clayson, şunu yazıyordu:
“Genellikle yanında kanat bulunan kalp bok böcekleri denen nesneler, cenaze töreni ile ilgili kullanılan muskalardı. Taştan yapılmış kalp bok böceği, mumyanın göğsüne yerleştirilirdi ve bu, suçlu ruhun mahşerde Osiris’in huzurunda durması gerektiğini göstermektedir. Bu şekilde kullanılmış olan bok böceği, muhtemelen kötü bir hayat geçirmekten kurtulmayı güvence altına almak içindi”.
Eski Gizemli Rosae Crucis (AMORC), merkezi San Jose, California’da bulunan bir Gül-Haç topluluğudur. Pek çok gizemli ve gizli Mısır öğretilerine dayanan bir topluluk olarak, AMORC, kendi edebiyatının ve ayin faaliyetinin çoğunda, bok böceği sembolünü kullanmaktadır.
Geçenlerde British Museum içerisindeki Mısır ve Asur antikalarının sorumlusu olan Sir Wallis Budge, “Mısır Büyüsü” adlı çalışmasında da şu benzer açıklamayı yapıyordu: “Bok böceği kendi başına önemli güçleri vardır ve eğer bir bok böceği figürü yapılır ve üzerine buna uygun güç sözcükleri yazılırsa, sadece cesedin fiziksel kalbini korumakla kalmayıp aynı zamanda bedenine bağlanmış olduğu kişiye yeni bir hayat ve varoluş sağlayacaktır”.
Mısır büyü dünyası, Gül-Haç tarikatları, Teosofi ve Altın Şafak dahil gizli esrarengiz topluluklar tarafından uzun süredir benimsenmektedir. Ancak, bir kişinin Mısır bok böceğinin gizli sembolündeki ya da Mısır büyüsündeki yollardan ya da öğretilerden herhangi birindeki kendisine faydalı ahiret umuduna kapılması, ruhsal yönden iflas edecek bir yaklaşımdır.
DEVAM EDECEĞİZ BE KARDEŞİM BİİZNİLLAH! SABIRLA OKUMAYA DEVAM EDİN LÜTFEN.
Fehmiİ DEMİRBAĞ
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)