Ağustos Böceği İle Karınca
Dilimize "masal" olarak geçen ve Arapça bir sözcük olan "mesel"in İngilizcesi "Fabl", Fransızcası "conte", Almancası ise "Märchen"dir. Darb-ı mesel derler eskiler, hikayelendirerek, örneklendirerek anlatmak yani; anlatımda engüzel metodun adına. Kurani bir usuldür bu. Peygamber kıssalarıyla yol göstermek, kıyamete kadar gelecek insanlara. Bizde Bostan-Gülistan’daki hikayeler Şirazlı Sadi’nin anlatımıyla özellikle çocuklarımız için emsalsiz eserler olarak tarihe geçmiştir. Mevlana’da aynı teknikle kaleme almıştır anlatacaklarını. Özellikle hayvan hikayeleri oldukça etkili olmuştur. Dede Korkut, Binbir gece Masalları filan…
Batıysa heyulalarını Grim kardeşlerle boca etmiştir çocukların tertemiz dimağlarına. Nevrotik bir düşünce yapısına sahip olan batı kafası aslında alabildiğince karışıktır. Bundan dolayı saldırgandır. Engizisyonun tarihine ve tahribatına bir bakın hele. İlerleyen bölümlerde benzer tarzı anekdotlarımız olacak.
Bu bölümde Ağustos böceği ile Karınca’nın o bilindik hikayesine bir göz atalım bakalım.
Çok eski masaldır, karınca ile ağustosböceğinin hikâyesi. La Fontaine’nin tüm masallarında olduğu gibi her biri ders niteliğinde öğüt verici nitelik taşır.
Hikâye şöyle: Hikayemizin geçtiği yer ise Çağdaşlık Ormanı denilen bir yer. Ağustosböceği ormanda, kırlarda, gezi parkında gitarla Heavy Metal, Rockin Roll çalar, dans edermiş. Rakı ve leblebiye bayılırmış. Üzerindeki Che Guevera tişörtüyle avazı çıktığı kadar bağırırmış. “Ormanda herşey çok güzel olcak!” Okuduğu Nazım şiirleriyle karşılaştığı her orman hayvanına siyasi propaganda yapmayı da görev bilirmiş! “Biz aslan kralın askerleriyiz!” “Orman layıhtır, layıh kalacak!” Benzeri tarzda konuşmalarla geçermiş ömrü. Orman halkından Karıncalara gıcıklarmış. Onları yobaz olarak nitelendirmekteymişler. Anlatılan o ki, bir gün Ağustos böceklerinden söz yazarı, bestekar ve aydın…keçi sakallı Agüstüs bir karınca çalışmaktayken ona sırf hayvani hislerinden dolayı yardımcı olmak istemiş. Kafası da kıyakmış, her zaman ki gibi.
-Karınca kardeş! Sana yardımcı olmak istiyorum. Proleter kardeşim, filan diyerek diyaloğa geçmeye çalışmış. Karınca ciddiye almamış Agüstüs’ü.
Yardım talebi geri çevrilen Agüstüs deliye dönmüş. Bağırıp çağırmaya başlamış bir yandan da!
-Bundan sona sana nah yardım edeceğim, ezik karınca. Senin için şiir yazmayacağım, şarkılar bestelemeyeceğim. Çav bella!, demiş.
Neyse…Dönelim ana hikayemize.
Ağustos böcekleri son zamanlarda “Ormansal Cinsiyet Eşitliği” gibi saçma-salak lakırtılarla orman halkının gündemini de meşgul etmeye başlamışlar. Neymiş, her hayvan her hayvanla birlikte olabilmeliymişler. Önemli olan zevk alabilmekmiş. Neden bir aslan bir kaplanla, bir tavşan bir kaplumbağa ile birlikte olmasınmış ki? Orman kanunlarının değişmesi gerekiyormuş.
Ama o kahrolası karıncalar buna direnmekteymişler. “Biz de 3000 i aşkın karınca çeşidi var. Adımız karınca diye türümüzü neden inkar edelim ki?”
Yozmuşlar, yobazmışlar. İşleri güçleri soğuk ve uzun geçecek kış günleri için erzak biriktirmekmiş. Karınca, ağustosböceği ile her karşılaştığında, ona kış için hazırlık yapmasını tavsiye eder…ahiret gününden filan söz edermiş. Ancak her seferinde ağustosböceği kışa daha çok zaman olduğunu söyler, gününü gün edermiş. “Aman, üç günlük dünya, keyfine bak!” diye de aksi tavsiyelerde bulunurmuş. Böyle sürüp giden karşılaşmaların-konuşmaların sonunda ağustosböceğinin içine bir kuşku düşüvermiş. İşini sağlama almak için ‘Doğa Ana’ya çağrı yapmaya karar vermiş; “Doğa Ana! Doğa Ana!” diye bağırmış. Masal bu ya dağların arkasından ‘Doğa Ana’ belirmiş. “Doğa Ana, kış gelirken bana haber verir misin? Haber verirsen bende kış için erzak biriktiririm” demiş. Doğa Ana ne desin. ‘Olur’ anlamında bir rüzgâr estirmiş. Derken sayılı günler tez geçmiş. Karakışın en yoğun olduğu bir gün ağustosböceği, karıncanın kapısını çalmış. “Karınca kardeş! Karınca kardeş! Aç kaldım bana biraz yiyecek verir misin?” demiş. Karınca da, ağustosböceğine yaz boyu ne yaptığını sormuş.
“Gitar çaldım, şarkı söyledim, oynadım, oyalandım” demiş. Karınca bu cevaba karşılık; “Şimdi sen git, gitarını çal, festivallerde boy göster,şarkı söyle, oyna” demiş. Tabi ki ilave etmiş;
“Neden bir parça yemek biriktirmedin? Bu kış günleri için tedbir almadın?” demiş. “Tedbir alacaktım ancak Doğa Ana kış gelirken beni uyarmadı” diye cevap vermiş. O sırada konuşmalara kulak misafiri olan Doğa Ana, gökyüzünde belirmiş ve ağustosböceğine seslenmiş; “Yeşil yaprakları sarartmadım mı?”, “Tenini soldurmadım mı?”, “Saçını ağartmadım mı?”Ağustosböceği keşkelrini saklayarak cevap verir;
“Evet sararttın.” “Havaları soğutmadım mı?” “Evet soğuttun.” “Yüksek dağlara kar yağdırmadım mı?” “Evet yağdırdın.” “Eee! Ben senin için daha ne yapsaydım? Sonbaharın arkasından kışın geleceğini, ben sana daha başka nasıl bildirebilirdim ki?”
1985 yılında NASA, uydu fotoğraflarından, böyle devam ettiği takdirde, Anadolu’nun 50 yıl sonra çöl olacağını bildirmiş. O zaman yayınlanan tüm gazete ve dergilerde bu konu çokça işlenmiş. Konunun önemini anlamamız gerekmiyor muydu? En azından erozyonla mücadele konusunda yoğun bir mücadele başlatmış olmalı değilmiydik?
2019 yılındayız. NASA’nın ilk beyanından şunca yıl geçmiş durumda. Yani tahmini verilen sürenin yarısından fazlası geçmiş durumda. Ülkemiz hızla çölleşirken, maalesef milletin dilinde hala ‘Türkiye 50 yıl sonra çöl olacakmış!’ lafları dolaşıyor.
La Fontaine’den masallar devam ediyor anlaşılan. 2035 yılında bize gitar çalıp, türküler söyleyip, oynamak düşecek galiba… Çav bella!
‘La Fontaine’den Masallar’ devam ediyor
Bu ülkede; ağustosböceği ile karıncanın masalları sona erecek gibi değil. Yukarıda anlatılan masalın bir başka versiyonu daha var. Dilerseniz bir de onu anlatayım:
Masal, aynı masal. Kişiler, konular aynı ancak olayların seyri bir az değişmiş. Karınca yaz boyu çalışırken ağustosböceği yine gitarının tellerine dokunmuş; “Akdeniz akşamları, bir başka oluyor! Hele aylardan bir de Temmuz ise bambaşka!”. Benzer hikâyeler tekrar edilmiş yani. Tabi kış gelmiş, karınca doğalgazla ısıtılan sıcacık evinde afiyet içinde yaşıyorken yine masalda olduğu gibi bir gün kapısı çalınmış. Bakmış diyafondan, karınca karşısında ağustosböceğini buluvermiş.
Karınca, ağustosböceğinin yaz boyunca gitar çaldığını şimdi aç kalmış olduğunu ve yemek istemeye geldiğini düşünerek, “Yine yemek istemeye geldin değil mi?” demiş. Ve ağustosböceğini hiç dinlemeden konuşmasına devam etmiş; “Biraz çalışmış olsaydın böyle aç kalmazdın.”
Buraya kadar her şey La Fontaine’nin anlatmış olduğu masal gibi. Ancak ağustosböceği, karıncaya; “Yo yo! Yanlış anladın” demiş. “Yaz boyunca gitar çaldım, biraz para kazandım. Acun’un yarışmalarına katıldım, meşhur oldum. Şimdi Avrupa turnesine çıkıyorum. Belki oralardan istediğin bir şeyler vardır diye düşündüm. Bir de halını hatırını sorayım dedim” demiş.
Bizim çalışkan karınca çok şaşırmış bu işe. Hem ağustosböceğinin hiç aç bir duruşu da yokmuş. Üzerinde kürk, arkada bir limuzin araba, şoförü ile bekliyor. Durumu hemen toparlamış bizim güngörmüş karıncamız; “Yok, bir şey istemiyorum” demiş. “Ama Fransa’ya uğrayacaksın değil mi?” diye sormuş. Ağustosböceği de; “Evet” deyince eklemiş bizim çalışkan karınca; “İyi o zaman. Fransa’da La Fontaine diye biri var. Onun mezarına bir uğramanı isterim.”
La Fontaine yüzünden yıllardır, insanlar ağustos böceğine meğer büyük haksızlık yapmış. La Fontaine'nin hikayesine göre, karınca tüm yaz çalışıp yiyecek biriktirirken, ağustos böceği şarkı söyleyip, yan gelip yatar. Karınca ile de dalga geçer. Ancak kış gelip kapıya dayanınca yiyecek için karıncaya muhtaç olur.
Bu hikaye tüm dünyada yıllardır anlatılır, öğretilir. Türkiye 'de de hemen her çocuk bu hikayeyi bilerek büyür. Peki gerçekten ağustos böceği hikayedeki gibi tembel, vurdum duymaz mıdır?
Böcek bilimcilerin araştırması La Fontaine hikayesi yüzünden ağustos böceğine büyük haksızlık yapıldığı görüşünde.
Yapılan araştırmalara göre, ağustos böceği, Ağustos ayından sonra hayatta kalmıyor. Yani kış için yiyecek biriktirmesinin bir anlamı yok.
Dişi Ağustos Böceği, uzantılı yumurtlama borusuyla yumurtalarını Ağaçların genç sürgün yarıklarının içine bırakır. Bunlardan altı hafta sonra “NİMF” adı verilen ve erginlere benzemeyen yavrular çıkar. Danaburnuna benzeyen bu yavrular, kazıcı ön ayaklarıyla toprağı kazarak altına gizlenirler.
Toprak altında yaşayan ağustos böcekleri ağaç kökleri ve öz suyu emerek beslenirler. 17 sene toprak altında kalan ağustos böceği yeryüzüne çıktıktan sonra 4 haftalık ömre sahiptir. Bu dört haftayı eş arayarak geçiren ağustos böceği eşleştikten sonra ölür, kışın yaşamayacağı için yiyecek biriktirme endişesi olmaz.
Bu bölümde ne anlatmak istediğimin ana fikrini de arzedeyim, bari. 1621 - 1695 yılları arasında yaşayan ünlü Fransız şair ve yazar Lafonten toplam 238 masal yazdı.
Bu masalların çoğunda “fabl” denilen ve hayvanları insansılaştırmaya dayalı tekniği kullandı.
Aptal karga, ağzında peynir parçasıyla beklerken “kurnaz” tilki yanına gelir. Onun yüzüne gülerek, “ne güzel sesin var, bize bir şarkı söyle” diye kandırır onu. “Aptal” karga inanır, güvenir ve şarkıyı söylemeye başlar. Ağzı açılır açılmaz düşen peyniri kapan tilki kahkahalar ata ata uzaklaşır oradan.
Şimdi biraz düşünelim, ne mesajlar veriyor bu zararsız görünen masal.
“Eğer hırsızlık için akıllıca bir yöntem bulursan hırsız değil kurnaz olursun. Eğer birine güvenip inanırsan ve o kişi bunu suistimal ederse onun kabahati yoktur, bu senin aptallığındır. Kimseye güvenme! Bu dünyada saf, temiz ve insanlara güvenenler hep kaybeder, uyanıklar, kazanmak için her yolu mübah sayanlar hep kazanırlar!”
Gördünüz mü tehlikeyi?
Şimdi bu masalı kaç kere okuduğunuzu düşünün çocuğunuza,
Üstüne bir de okulda öğretmeninin kaç kere okuduğunu ekleyin,
Üstüne çizgi filmlerde işlenen hallerini kaç kere izlediğini ekleyin.
Çocuğunuza bu ahlaksız mesajlar kaç kere ulaşmıştır sizce?
Şimdi bu çocuk büyüyecek ve ahlaklı bir genç olacak, öyle mi?
Bir dakika! Ne oluyor yahu? Masal mı yazıyorsunuz, Elm Sokağı Kabusu’nun senaryosunu mu?
Nasıl mesajlarla dolduruyoruz çocuklarımızı, farkında mısınız?
Çocuklarımızı “uyutan” masallar, hikayeler, filmler, çizgi filmler yerine onların ruhuna iyi gelen, kalplerini yumuşatan, karakterini oluşturan içeriklerle buluşturmaya çalışalım.
Milli Eğitim Bakanlığı’na sesleniyorum. Talim ve Terbiye Kurulu’nuzdan geçen böyle masallarla nasıl terbiye edileceğini düşünüyorsunuz çocuklarımızın? Lütfen… Vahşetle, hainlikle, pusu kültürüyle yetişmiş çocukla yetiştiriyoruz elbirliğiyle. Lütfen duralım!
Bu bölümü yine küçük bir masalla bitirelim.
Bilge bir kırlangıç varmış. Bir gün bu kırlangıç, köylünün birinin tarlasına kenevir tohumu ektiğini görmüş. Kırlangıç, küçük kuşları çağırıp "bakın bu adam sizin kuyunuzu kazıyor, size tuzak hazırlıyor" demiş. "Bu adamın ektiği tohumlar başınıza çorap örecek. Bunlardan yapışkan macun yapılacak, ip, sicim, kafes yapılacak ve bununla sizi birer birer avlayacak. Kiminiz kafese, kiminiz tencereye girecek. Sizin sonunuzu hazırlayacak olan şu kenevir tohumlarını bitmeden, büyümeden yeyin" demiş.
Ama küçük kuşlar, bilge kırlangıcı dinlememişler. Kenevirler büyümeye başlamış. Kırlangıç küçük kuşları gene uyarmış. "İş işten geçmeden, başınıza belâ gelmeden şu körpe kenevir yapraklarını yeyin bitirin, tehlikenin önünü alın" demiş. Bilge kırlangıcın sözünü tutacaklarına ona kızmışlar. "Ne şom ağızlısın" demişler. Bu arada kenevirler büyümüş. Kırlangıç, kuşları bir kez daha uyarmış. Demiş ki "kötü tohum yurdunuzda aldı yürüdü. Bugüne kadar bana inanmadınız. Fakat insanlar sizi avlamak için dağda bayırda ağlarını kurmuş. Ya yuvanızdan hiç çıkmayın, ya da başka yere göç edin. Ama siz küçüksünüz, çölleri denizleri geçemezsiniz. Yeni dünyalar aramak size göre değil. Yapabileceğiniz tek şey, duvar deliklerine saklanmak."
Kuşlar kırlangıcı dinlemekten yorulmuş, cıvıl cıvıl ötüşüp durmaya başlamışlar. Sonunda kafesler kuşlarla dolmuş.
Gökten üç elma düşmüş.
Biri hibrit, biri gdo’lu, diğeri de ithal…Hanginiz payına ne düşüyorsa onu dişlesin artık!
Fehmi DEMİRBAĞ
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)