“Elindeki oyuncağı hemen yere bırak!”
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
“Elindeki oyuncağı hemen yere bırak!”
18.11.2018 13:00:00

 

“Elindeki oyuncağı hemen yere bırak!”

1.Dünya savaşı bitmiş, Asya ve Balkanlar’a yeniden düzen verilmiş, Avrupa’da kartlar yeniden karılmıştı. Kısaca dünyada artık hiçbir şey eskisi gibi değil, her şey altüst olmuştu. Olmuştu olmasına ancak istenilen sınırlar istenildiği gibi intizam edilememişti.

Yeni bir dünya savaşı organize edilmeli ve istenilen sınırlar, istenildiği gibi yeniden düzenlenilmeliydi. Yetmedi, 2. Dünya savaşı da arzu edilen neticeyi tam mânâsıyla vermedi. 3. Dünya savaşına zemin hazırlığı tam hız devam ediyor; gerçi kimilerine göre 3. Dünya savaşının tam da ortasındayız.

Demokrasi, insan hakları falan gibi süslü ve sihirli kelimelerle organize edilse de bu büyük kampanyalar, temelde iki cepheli ve zıtların kavgası görünümünde. İyi ve kötü, doğru ve yanlış, güzel ve çirkin arasındaki kavgada kelimeler hileli süslü ve sihirli…

Teknoloji, Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun tanımıyla Japonca da “oyuncak” demek. Büyük kavganın oyuncağı da teknoloji.

İskoç Riti’nde epeyce bir süre reislik yapan ve aynı dönemde “Moralsand Dogma” adlı kitabını yazan, Amerikan iç savaşında Tuğgeneral olarak bulunan, Albert Pike de destekliyor yukarıda söylediklerimi. Yaşananların büyük bir plan ve oyunun senaryosu olduğunu ve aktörlerin rollerini çok iyi yapıklarını dile getiriyor. Hattâ oyun kurucu olarak yer aldığını da belirtiyor…

1871 yılında, Albert Pike kendisi gibi mason üstadı İtalyan Mazzini’ye yazdığı mektubunda “Yeni Dünya Düzeni” oluşturmak için üç adet dünya savaşı çıkarılma ihtiyacından bahsediyor.  Estonyalı yazar Juri Lina “Underthesign of scorpion” adıyla bu mektubu kitaplaştırmış.

1. Dünya savaşı bitmiş sonuçları itibariyle hesaplar yarım görülmüş olsa da, hedefler yerine getirilmiş, Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, Müslümanların hâkimiyet alanları tamamen yok edilmiş, sömürmeye uygun yeni devletçikler tesis edilmiş ancak İsrail henüz kurulamamıştı. 2.Dünya savaşı için zemin hazırlanmıştı.

1.Dünya savaşı sonlarında 1920‘lere doğru Alman Mühendis Arthur Scherbius tarafından gizlenmesi gereken mesajların şifrelenmesi ve deşifre edilebilmesi için yeni bir makine yani yeni bir oyuncak yapılır.

“Enigma”, Yunanca “gizem, bulmaca” demek olan bu oyuncak, 2. Dünya savaşında Almanlar lehine büyük kazanç olmuş, savaşın seyrini değiştirmişti.

Enigma’nın onlarca farklı modeli üretilmişti ancak Alman ordu modeli olan “Wehrmacht Enigma”, en çok konuşulan ve en yetenekli enigmalardan olduğu kabul edilen bir cihazdı.

Almanlar için her şey yolunda gidiyordu, teknolojileri orduyu besliyor ve işgal ettikleri topraklar ile yetinmeyip alan genişletiyorlardı, iç-dış haberleşme konusunda dünyanın gördüğü en üstün teknoloji ile deşifre edilemeyen bir ağa sahiptiler.

Ta ki, bir İngiliz Matematikçi Alan Turing sahneye çıkana kadar. Alan Turing, bilgisayar bilimlerinde ve kriptoloji alanında deha denecek çapta bir zekâya ve bilgiye sahipti.

Alan Turing, 7 Haziran 1954’te temizlikçisi tarafından evinde ölü bulundu. Yatağının kenarında siyanüre batırılmış şekilde ısırılmış elma bulundu. İntihar ettiği söylendi. Alan Turing eşcinseldi. İddia odur ki, bu sebeple ya uzun bir hapis hayatı ya da hadım ile cezalandırılacak, tercih de kendisine bırakılacaktı. 1952 yılında şantaja maruz kaldığı şikayeti ile polise başvurup eşcinsel olduğunu açıklayan Turing, eşcinsellik suçlamasından yargılanıp 1 sene boyunca kimyasal olarak hadım etme yöntemi olarak kullanılan östrojen iğnesi vurulmaya mahkûm edilmişti. Alan Turing’e yapılan şantaj eşcinsel olduğu için mi? Yoksa başka sebepler mi vardı hala bilinmiyor.

Alan Turing, tek bir elden yahut temel düşünce merkezinden beslenen, desteklenen ve ileri sürülen Macintosh (aslında bir elma çeşididir)- Apple teknoloji şirketi gibi şirketlere rol model oldu. Batı merkezli büyük teknoloji şirketleri, ısırılmış elma logosu, gökkuşağı rengi, Alan Turing’in eşcinselliğine vurgu yaparken, sloganları ile ahlâksızlığı kutsayacak ve bilinen tüm ahlâkî değerlere isyan bayrağı açarak, teknoloji adı altında semboller üzerinden kurulan büyük oyunun aktörleri olacaklardı.

Isırılmış elma ile aynı zamanda Hazreti Âdem ve Hazreti Havva’nın ısırdığı elma sembolüne gönderme yapılmıştı. Şöyle ki… İncil’e göre Hazreti Âdem ve Hazreti Havva mahrem yerlerini incir yaprağı ile örtmeye başlar ve Allah sorar “mahrem yerlerinizi neden örttünüz?” Hazreti Âdem cevap verir: “Çıplak olduğumuzun farkına vardık.” Sorulur: “Daha önce değil de neden ve nasıl şimdi çıplak olduğunuzun farkına vardınız?” Hazreti Âdem cevaplar: “Yasak olan ağaçtan, yasak olan meyveyi, elmayı ısırdık. Bu bizim halimizin farkına varmamıza sebep oldu.”

Macintosh–Apple’ın bugün de kullanılan sloganı “think different”, “farklı düşün”, yani “elmayı ısır farkındalığa ulaş” demektir. İlk logosunda Newton’a atfedilen slogan: “Düşüncenin tuhaf denizlerinde tek başına sonsuza dek gezinen bir zihin” ve elma… Ve “Rainbow” (gökkuşağı): Bilgi, şehvet, anarşi ve umudu temsil eder. Isırılmış elma: Farklı düşünmenin yolu ve ışığını getiren iblis Lucifer’e tam itaat eden yahut etmesi istenen insanlık.

Tam adı Alan Mathison Turing, 1912’de Londra’da doğdu. Üstün zekâsı sebebiyle erken keşfedilmiş ve iyi bir eğitim almıştır. Cambridge Üniversitesi’nden dereceyle mezun oldu. “Merkezi limit teoremi” tezi ile üniversiteye akademik üye seçildi. Bir süre sonra Princeton Üniversitesi’nde çalışmaya başladı ve burada “felsefe doktoru” unvanını aldı. Cambridge Üniversitesi’ne dönmesiyle birlikte matematik ve kriptoloji alnında çalıştı ve alanında uzmanlaştı. Kriptoloji biriminde İngiliz devletinin istihbarat teşkilatında yoğun mesai harcadı. 2. Dünya savaşında Enigma’nın şifrelerini kırmak için Polonya Şifre Bürosu ve İngiliz Hükümet Kod ve Şifre Okulu’nda görev aldı. Enigma’yı hızlı kırmaya yardımcı olacak korumalı mesaj trafiğine saldırmada en önemli ve tek, tam otomatikleştirilmiş kod kırma makinesi olan “Bombe Enigma”yı geliştirdi.

1946’da ilk program hafızalı bilgisayarın detaylı tasarımını hazırlayan Turing, ACE yani “Otomatik Bilgisayar Motoru” tasarımı için Ulusal Fizik Laboratuvarı’nda çalıştı ve 1950’de de ilk programını gerçekleştirdi. Manchester Üniversitesi’nde bilgisayar laboratuvarında çalışan ve ilk gerçek bilgisayarlardan olan “Manchester Mark 1” yazılımını hazırlayan Turing, bu arada yapay zekâ ve makine zekâsı üzerine çalışmalara başladı. Çalışmalarının sonucunda bugün “Turing Testi” olarak da adlandırılan, bir makinanın insan seviyesinde ve zeki olduğunu gösteren testi ortaya çıktı.

Bilgisayar için satranç programı da tasarlayan Alan Turing, bilgisayarı gerçek insanlarla test etti ve başarılı oldu. Matematiksel biyoloji alanında da ölümüne kadar özellikle “morfogenez” üzerine çalışmalar yaptı ve “Morfogenezin Kimyasal Temeli” adlı bir makale yayımladı.

3.Dünya savaşı süreci içerisinde olduğumuz şu günlerde bilgisayar teknolojileri, hologram teknolojisi, yapay zekâ teknolojisi kısaca oynanan tün oyunların oyuncakları olan topyekûn teknolojik gelişmeler ve yenilikler bağımsız, fikirsiz ve şuursuz gelişmiyor. Biri çıkıp buldum dese de bulmamış sayılıyor, bulamayana da bulduruyorlar; Bill Gates misali. Dünyanın küresel gücü, sistemi ve düzenini elinde tutan yapı, düzenlerine aykırı gördükleri kim varsa tasfiye etmekte başarılı oldular bugüne kadar. Şimdilerde tekliyorlar, zira üzerinde bulundukları düzen arıza veriyor, toparlayamıyorlar, toparlayamayacaklar.

Batı hayranı simsarlar “biz teknoloji üretemiyoruz, üretemeyiz” gibi salvolar savuruyorlar. Bir oyuncağı üretebilmek için, o oyuncağın temelinde derin kültür bağları olmalı ki üretilebilsin. Aksi hâlde o oyuncak üretilemez, üretilse de taklitten öteye geçilemez. Sanat ve estetik konusunu hiç söylemiyorum. Bizim mevcut düzenimiz köklerimize kurşun sıkarken, kendi teknolojimizi üretemiyoruz, üretemeyiz de demek komik kaçar, kaçıyor da. Kendi oyuncağımızı (teknolojimizi) kendimiz üretmeli köklerimizden gelen ruhumuzu da içine üfleyebilmeliyiz. Bunun için de en başta köklerimiz ile ruhumuz arasında yol inşa etmek durumundayız. Bismillah demek için de, elimizde Mutlak Fikre muhatap, derinliğine ve genişliğine fikir örgüsü âletleri olmalı. Büyük Doğu-İbda düşünce sistemi ilim, fikir, aksiyon, sanat ve estetik açısından insanlık tarihinin hikmetlerini damıtan olarak, teknolojik zıplamalar dâhil her türlü medeni inkişaf için hem vasıta hem harita hem de hedefi tayin eden alettir.

Girizgâh tamam oldu… Önümüzdeki sayıda Yapay Zekâ (mantıksal analiz robotu) ile devam edeceğiz.

Süleyman Toker / Akademya Dergisi

1.Dünya savaşı Demokrasi Salih Mirzabeyoğlu
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert