İftar Sofraları İsraf Sofraları Olmasın!
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
İftar Sofraları İsraf Sofraları Olmasın!
20.05.2018 10:00:00

 

İftar Sofraları İsraf Sofraları Olmasın!

İsraf; lüzumsuz yere harcama yapmak, ihtiyaçtan fazla tüketmek, saçıp savurmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kıtlık yıllarını da bolluk yıllarını da yaşamıştır. O, garip, yoksul ve kimsesiz olduğu zamanları da emirü’l-müminin olduğu günleri de görmüştür fakat hayatında hiçbir zaman israf etmemiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bir seferden dönerken abdestin nasıl alınacağını soran bedeviye, abdesti bizzat uygulayarak göstermiş ve şöyle söylemiştir: “İşte abdest böyle alınır, kim bundan daha fazlasını yaparsa hatalı davranmış, haddini aşmış ve zulmetmiş olur.” (Nesai, Taharet, 5.) Esasında o bu davranışının su kıtlığından doğan bir fikir olmadığını müminin olgunluğuyla ilgili bir davranış biçimi olduğunu söylemektedir. Yine bir gün Sad b. Ebi Vakkas (r.a.) abdest alırken Rasulüllah onun yanına uğramıştı. Onun suyu fazla kullandığını görünce:  “Bu ne israf?” buyurdu. Sad, “Abdestte de mi israf olur?” diye sorunca, Efendimiz, “Evet, akan bir nehirden bile abdest alıyorsan israf olur.” karşılığını verdi. (İbn Mace, Taharet, 48.)  Görüldüğü gibi temizliğe önem veren, abdeste ve namaza sürekli dikkat etmeyi ve devamlılığı emreden Rasulüllah, abdest suyunu bile dikkatli kullanmayı, israf etmemeyi tembihlemiştir.

Bol nimetler içindeyken nasıl olsa gerisi var diye düşünüp israfta bulunmak sünnete aykırı bir davranıştır. Birçok Müslüman, ibadetinde daha dikkatli ya da daha özenli olduğunu zannederek abdest azalarını defalarca yıkayıp hem kendini hem de beraber yaşadıklarını yormaktadır. Benim içim rahat etmez diyerek üçten fazla da yıkıyorsa bilmelidir ki sünnete aykırı davranmaktadır. Tabii ki biz çölde değiliz, su kıtlığı çekmiyoruz, memleketimizde denizler, göller, dereler elhamdülillah bol bulunmakta. Ama Peygamberimiz (s.a.s.) ne diyor: “Akan bir nehirden bile abdest alıyorsan israf olur." Bunun nedeni, sadece yaşadığımız yeri ve zamanı düşünmeyip bizden sonra gelecek nesilleri de düşünmek zorunda olmamızdır.

Kıtlık günlerinden birinde Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir’le birlikte Ebu’l-Heysem’in evine misafir oldular. Biraz hurmayla serin bir su ikramından sonra Rasulüllah Efendimiz şöyle buyurdu: “Bu canı bu tende tutan Allah’a yemin ederim ki, kıyamet gününde kendisi hakkında hesaba çekileceğimiz nimetler, serin bir gölge, güzel bir hurma, soğuk bir sudur.” (Tirmizi, Zühd, 39.) Görüldüğü gibi Rasulüllah Efendimiz içtiğimiz suyun, yediğimiz hurmanın bile hesabının sorulacağını bildirirken, biz bugün iftar sofralarımızı bir sorgulayalım. Birkaç çeşit yemek, salatası, hoşafı, yoğurdu meyve suyu ve birçok garnitürüyle âdeta çeşit yarışlarına giriyoruz. Bunların hepsi gelir durumumuza göre misafirlerimize ikram açısından gerekli diye düşünebiliriz fakat tabaklarda bitmeyen, yiyemeyeceğimiz kadar fazla yemekler, sadece bir gösteriş olması için midir, diye durup düşünmemiz lazım. Yemeklerin yanında bir de hiç yenmeyecek ekmekler doğranır ve sonra çöpe gider. İki gün önceden başlayarak iftar sofralarını hazırlamak, gereğinden fazla yemek yapmak ve yenmeyen yemekleri hemen çöpe atmak ve bunları âdeta çağın, hijyenin ve gelişmişliğin bir sonucu gibi algılamak Müslümanca bir tavır olmasa gerek. Bunlara Müslümanlar olarak dur demeliyiz.  Aslında bu çok da zor değildir, davet ettiğimiz kişi sayısınca ve her bir insanın yiyebileceği miktarı hesaplayarak yemek listesini birkaç çeşitle sınırlandırdığımızda israf olmadan iftar sofraları hazırlayabiliriz. Peki, içinde bulunduğumuz çağda büyük protokoller, derneklerin ve grupların sevgi bağlarını güçlendirmek amacıyla hazırlanan o iftar sofralarına ne demeli?  İçinde bulunduğumuz imkânlar doğrultusunda güzel nezih sofralar, çeşitli ikramlar olsa da bunların hiçbirisi çöpe atılmadan hepsi yenebilecekse ya da geri kalanlar tekrar değerlenebilecekse bu sofralar ikram olur, yoksa hepsi bizlere azap olur.

Tabii ki verilen nimetlerden faydalanacağız, rızkımıza düşenden yiyeceğiz, ikram edeceğiz ama israf etmeden. Peygamberimizin yanına gelen Malik b. Nadle yaşadığı bir olayı anlatıyor:  “Dağınık bir kıyafetle peygamberimizin yanına gitmiştim, Allah Rasulü bana şöyle dedi: ‘Senin malın mülkün var mı?’ ‘Evet var ey Allah’ın elçisi!’ dedim. ‘Ne gibi malların var?’ diye sordu. ‘Allah bana deve, at, koyun sürüleri ve hizmetçiler ihsan etmiştir.’ dedim. O da ‘Allah sana mal mülk ihsan etmişse, Allah’ın nimetinin ve ikramının eseri üzerinde görünsün.’ diye buyurdu.” Yani Allah’ın nimetlerinin en güzelinden faydalanmakla israf etmek farklı şeydir. Herkes aynı imkânda aynı zenginlikte değildir. Çünkü Allah rızkı dilediğine bollaştırır, dilediğine de daraltır. Dilediğine çok büyük zenginlikler bahşeder, dilediğine de fakirlik verir.  Allah’ın bahşetmiş olduğu bu nimetleri insanlara, komşularımıza, arkadaşlarımıza, akrabalarımıza ve fakirlerimize ikram etmemiz, büyük bir ikram ve sevap iken, israflarla onları azap hâline dönüştürmeyelim.  Yaptığımız ikramları gösteriş ve kibirle sonuçlandırmayalım.

Peygamber Efendimizin sözlerinden, nimetleri kullanmadaki serbestliği sınırlayan tek şeyin kibir ve israf olduğu görülmektedir. O, bir hadisinde şöyle buyurur: “Kibre düşmeden ve israfa kaçmadan yiyin, sadaka verin ve giyinin.” (Nesai, Zekât, 66.)  Cenab-ı Allah aslında bir hayat kriteri belirtmiştir bizlere. Araf suresinin 31. ayetinde şöyle buyurur Yüce Allah: “Ey âdemoğulları, her mescide gidişinizde güzel elbiselerinizi giyin, yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”

Ayet-i kerime çok açık ve kesin bir şekilde Allah’ın israf edenleri sevmediğini bildiriyor. İftar sofraları da olsa, ramazan da olsa, fakirleri de davet etsek, eğer o sofralardaki nimetler atılıyorsa, çöpe gidiyorsa Allah bunu sevmeyecek ve bundan hoşnut olmayacaktır.

Aslında ikram etmek cömertlik alametidir ve cömertlik övülen bir davranıştır. Cömertlikle israfın arasını nasıl ayrıştırmalıyız diye sorarsanız, bunun cevabını da Yüce Allah bizlere şöyle bildiriyor: “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma, sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.” (İsra, 17/29.) Hiç beklenmedik bir anda beklenmedik şekilde büyük ikramlarda bulunmak, insanlar arasında hayranlık uyandırabilir ve cömertlikle bağdaştırılabilir. Fakat bu davranışın doğru olmadığını, kullarını tanıyan, ileride nasıl bir zorlukla karışılacağını bilen Rabbimiz, savurganlığa da dikkat çekerek bizi bu ayet-i kerimeyle uyarmıştır.

Altın ve gümüş kaplardan yemeyi men eden Peygamberimiz (s.a.s.), israfın sadece yemeğin miktarıyla değil, gösterişe ve kibre kaçan tarafıyla ilgili olarak da bizleri uyarmıştır. Yoksa lüksün zenginliğin sonu olmayabilir. İnsanların imkânları varsa hepsini sunmak isterler ama kullanılan malzemeler, çok pahalı, çok masraflı ise ve insanı kibre, gösterişe götürecekse bu da Müslüman ahlakına aykırıdır. Çünkü Müslümanın insanlara tepeden bakan davranışlardan ve kendisini kibre götürecek gösterişlerden uzak durması gerekir.

Aslında israf konusunda bilinçlenmemiz sadece mal ya da servet alanında değil, her türlü nimetin kullanılması hususundadır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) özellikle iki nimet hususunda insanların aldandığından bahseder: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onlar konusunda aldanmıştır. Sağlık ve boş vakit.” (Buhari, Rikak, 1.) Sağlığımızı gereksiz yerlerde, gereksiz işler için israf etmemeli, yine vaktimizi boş işlerle boş meşguliyetle harcamamalıyız ki zor zamanlarımızda bize nimet olarak gelebilsin.

Aslında içinde bulunduğumuz ramazan ayı, bol bol ibadet etmemiz, Kur’an’ı okuyup anlamamız, hayatımıza çekidüzen vermemiz gereken bir aydır. Vaktimizi ve emeğimizi yemek sofraları hazırlamaya değil de, daha çok Kur’an okumaya, kuruyan gönüllerimizi ramazanla feyizlendirmek için harcamaya ihtiyacımız vardır. Daha çok ibadet etmeye, daha çok düşünmeye, daha çok ramazan orucundan faydalanmaya ihtiyacımız vardır. İftar sofralarından sonra namaz bile kılamayacak hâle gelmişsek, günlerce hazırlanmışsak, ihtiyaç sahibi iki kişiyi daha ekleyememişsek bu sofralara, vaktimizi, emeğimizi ve ibadetlerimizi israf etmişiz demektir. Muhakkak bir şeyler yapmak, ikram etmek istiyorsak, fakirleri, mültecileri, yetimleri, belki bu nimetleri hiç görmemiş olanları davet edelim de göstermiş olduğumuz zahmetler, ikramlar sevaba dönüşsün. İkram sofraları ve iftar sofraları sevap olacakken israfa dönüşmesin.

Belgin Konarılı / Diyanet Dergi

İsraf kıtlık ramazan ayı
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert