İşin Şakası Ve/Veya Felsefesi (II)
SON DAKİKA
Sol Ok
Sağ Ok
Yazarlar - Köşe Yazıları
Samsun Haber – Akasyam Haber  Samsun'dan son dakika haberler – dünyanın haberi bu sitede
ANASAYFA Genel Güncel Gündem Siyaset Samsun Haber Kent Kültürü Türkiye Dünya Ekonomi Kültür Tarih
İşin Şakası Ve/Veya Felsefesi (II)
25.02.2018 14:00:00

 

İşin Şakası Ve/Veya Felsefesi (II)

Türklerin bildiği ile başkalarının, Türk olmayanların ve bu arada Amerikalıların bildiği aynı şey mi? Aynı şey olabilir mi? Kime ne sebeple Türk dememiz, kime hangi vesileye binaen Amerikalı dememiz gerekiyor? Boşnaklar “Sigarasız kahve imansız Türk’e benzer” sözünü boşuna söylemedi. Çünkü Türk’ün mevcudiyeti demek saf olarak, bütün dünyevî endişelerden arındırılmış olarak dinin mevcudiyeti demektir. Bu yüzden bilhassa son otuz beş senedir silahlı çatışmalar içinde yol açtıkları zayiatı şehitlik makamının suiistimali biçimiyle takdim edenler makulesini halka faş etmekten imtina edenler vebal altında değil midir? Bu sonuncu sualin cevaplandırılmasına yetecek irfanınız yoksa benim yazdıklarımı okumakla vakit kaybetmeyin. Ben bir insanın her nefsin ölümü tadıcı olması hasebiyle hangi ülkede, hangi çağda yaşarsa yaşasın “ben işin şakasında takılıyorum” veya “ben işin felsefesindeyim” diyerek ömrünü geçirmesi mümkün değildir diyen kişiyim.

İnsan insanlıktan çıkmadıysa hayatın ne bir şaka olduğuna inanmağa meyyaldir, ne de bir felsefe bahsi oluşuna rıza gösterir. Buna mukabil herkesin içinde hep hayat boyunca avutulduğuna dair bir korku yer bulmuştur. Korkuya kapılan iyi ki avutuluyorum mu; maalesef avutuluyorum mu der? Bu ikisinden biri; ama ne diyeceğini bir türlü bilemez. Hepimiz iki sual arasında bocalar dururuz. Avutulmanın iyi mi, kötü mü olduğuna karar vermek sanki bize bırakılmamıştır. Ne zamana kadar bu tereddüdümüz devam eder? İman kalbimize yerleştirilinceye kadar. Bu bocalama müddeti zarfında şakaya veya felsefeye her dokunuşumuz kendimizce her ikisinin de ilerisinde bir neticeye matuftur. Dert edinilen o neticeye ulaşmamız zorlaşınca şakayla ve/veya felsefeyle kendimizce zaman kazanmak isteriz. Hayat bize şakanın şaka olduğunu, felsefenin felsefe olduğunu fark ettirir de, fark ettirmeyebilir de. Şaka bir yana dediğimiz gün de gelir, felsefe bir yana dediğimiz gün de.

Bir bakarız felsefe bilmenin felsefe tarihi bilmek olmadığını görürüz. Tuhaflık oradadır ki, felsefe tarihinden bihaber biri eğer felsefe bildiği iddiasıyla ortaya atılacak olursa bu tavır felsefeden uzak düşmüş kimseleri bile güldürmeğe kâfidir. Felsefe dediğin tarihle olmuyor, tarihsiz ise hiç olmuyor. Biz Türkler tarih dediğimiz zaman vukuatın sırasını, tertibini anlarız. Edep erkân bilmek Türklüğün şanındandır. Resmi evrakımız tarih ve numara ile ikmal olur. Kim tarihleri karıştırdıysa onu anlamayız. Kendimizin tarihleri karıştırmamız halinde meramımızı ifade edemeyiz. Sıra ve tertip gözetme mühleti kazanma gayesiyle edindiğimiz olgunluk biz Türklerin aynı zamanda felsefesidir. Hakkı müdafaada sıramız İslâm-İman-İhsan sırasıdır. Asırlar içinde ne zarar gördüysek sırayı karıştırmaktan gördük.  

Sıra karışıklığına bilmeden sebebiyet verenler cahil, bilerek sıra karışıklığı yaratanlar kâfirdi. Zaman zaman sıra karışıklığına katlandığımız yetmezmiş gibi kimin daha cahil, kimin daha kâfir olduğu bahsini es geçme şartlarına maruz bırakıldık. Katlanmak, tahammül etmek, şaka kaldırmak… Türk milletinin olgunluğu bu keyfiyetler muvacehesinde dönüp dolaştı. Sıra karışıklığı hadiseleri sabırla karşılamamıza mani oldu. Sadece katlandık. Yüzyılların tarih tecrübesinden Türk milletinin sabır gösterdiği fikrini doğrulayacak bir intiba edinemiyoruz. Milletçe sabırdan nasibimizi almış olsa idik her fırsatta küfrün azgınlığını kâfirlerin yüzüne vurabilecektik. Tahammül ettik sadece. Kâfirlerden Türk milletinin başına musallat olmak suretiyle vize alan mütegallibe müsveddelerinin şakasını kaldırdık. Bu şakanın tahakkuku kâfirlerin Ortaçağ karanlığını yaran yenilikçi kâfir düşünceleri vasıtasıyla gerçekleşti.

Bu serencam içinde başörtüsünün mahsus yeri var. Kadınlarımızın örtüsüne husumet duyanlarla Türk yazısına Arap harfleri lâkabı yakıştıranlar aynı kimselerdi. Yazımızdan tecrit edilmiş cünbüşlü tesettür modasının Türklükle bir alâkası yoktur.

İsmet Özel, 22 Şubat 2018

http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr

 

Boşnaklar Türkler İnsan
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
GALERİLER
Advert
Advert