Günümüzdeki bazı kimselerin, "insanın sorumluluğu olan bir şeyde kader yoktur" anlayışı, Allah'ın hayatımızdaki müdahalelerini görmezden gelmeye neden olmaktadır.
Bir kimse, bir işin olması için elinden gelenin çok fazlasını yaptığı halde, Allah bu işin olmasını dilemezse, bu iş meydana gelmez. Eğer meydana gelmeyen bu iş için hayırlı bir amel yapma niyeti var idiyse, kişi niyetinin mükafatını görür.
Birine kötülük olacak bir fiil ise, yalnızca Allah'ın izin vermesiyle bir zarar meydana getirebilir. Mülkün sahibi izin vermediğinde, koruduğu kuluna yapılan bir kötülük asla zarar veremez. (Bakara suresi 102. Ayete bakınız.)
İnsanın cüzi iradesiyle olan bir iş veya fiil, hayırlı ise dünya ve/veya ahirette mükafat, kötü ise dünya ve/veya ahirette ilahi cezaya sebebiyet verir. İşlediği fiillerin mükafatını veya cezasının bir kısmını dünyada görmeye başlaması, o kimsenin iradesi dışındaki bir ilahi adalet ve lütuf ile Allah'ın takdir etmesinin sonucudur.
Bir kişi, herhangi bir işin, fiilin oluşmasını istesin veya istemesin, Allah yaratmayı dilerse, kulun iradesi dışında pek çok etken bu işin, fiilin oluşmasında rol alabiliyor. İmtihan ve nimetlere muhatap olacak bir insanın, iradesi dışındaki ilahi takdir sayesinde imtihanlar ve nimetler meydana çıkabiliyor. Taha suresi 38-40. Ayetlerde bu hakikat çok güzel beyan ediliyor. Bu ayetlere bir göz atalım:
(38) Hani annene şunu vahyetmiştik.
(39) Onu sandığa koy ve ırmağa bırak; böylece ırmak onu kıyıya çıkarsın ve benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Mûsâ!) Senin üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki (sevilesin), nezâretim altında büyütülüp yetiştirilesin.
(40) Hani kız kardeşin gezinip; 'Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?' demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve üzülmesin. Sen bir insan öldürmüştün de, biz seni tasadan kurtarmış ve seni çeşitli şekillerde imtihanlar etmiştik. Bu sebeple yıllarca Medyen halkı arasında da yıllarca kaldın, sonra bir kader ile buraya geldin ey Musa.
Taha suresi 40. Ayetin son kısmında, summe ci'te alâ kaderin yâ mûsâ" yani "sonra bir kader ile buraya geldin ey Musa" ifadesi belirtilerek, kainatta olduğu gibi insan hayatında meydana gelen hadiselerde de bir ilim ile ölçü (takdir) konulduğu ispat edilmiş olur. Ayrıca 40. Ayette belirtildiği gibi, Hz. Musa'nın çeşitli şekillerde imtihandan geçirilmesi ve bu sayede yıllarca Medyen halkı arasında kalması, kaderin içinde ilahi imtihanların olduğunu ispat eder.
Modernistlerden bir kısmında gördüğüm üzere, insan iradesi sonucu gerçekleşmiş hayırlı işlerin ilahi lütuf olduğu unutulmaktadır. İlahi lütuf olduğu unutulmuş bu hadiselerin insan iradesine çokça bağlı olduğu varsayılarak, bu lütufların verilmiş olmasının ilahi imtihan olduğu da fark edilmemiş oluyor. Bu görüşteki bazı kimselere göre, insan iradesine çokça bağlı olan bazı hadiselerinde ilahi lütuf olduğu göz ardı edildiğinden, kendi elleriyle işlemiş oldukları fiillerinin akabinde de olsa ilahi imtihana düçar oldukları kabul edilmemektedir.
Bu düşüncede olan kimseler, insanın iradesine çok az iş düşen ilahi lütufların olduğunu gaflet ile sezememeleri nedeniyle, nedensellik ile ortaya çıkan nimetler, lütuflar karşısındaki bir insanın tutum ve davranışları yalnızca bu insanın imtihanı olduğunu varsaymaktadır. Yani bu kimselere göre, nimetler bize gönderilmiş olmasına rağmen insan iradesi işin içinde olduğundan, nimetin gönderiliş sebebinin ilahi imtihan olduğu unutulmaktadır. İlahi lütuf olarak verilmiş nimetin akabinde, irademizle yapılan fiillerin, davranışların, şükretmenin sadece bizim imtihanımız olduğu gibi bir algı oluşmaktadır.
Böyle düşünen bazı kimselere göre kişinin doğuştan zeki olması, zengin olması gibi ilahi lütuflar, bu kişinin ilahi imtihanı değilmiş. Kişinin yalnızca bu lütuflar karşısında davranışları imtihanıymış. Bu kadar somutlaşmış ilahi imtihan bile göz ardı ediliyorsa, sünnete ittiba imtihanının, ilahi imtihan kabul edilmeyişini daha iyi anlamış oluyoruz.
Somut lütuflarda bile imtihanı kabul etmeyen böyle biri, bize şer işleyen biri olduğunda, bize karşı şer işlendiği anda bizim ilahi lütuflarla, ızdırari kaderle orada bulunuyor olmamız ve irademiz dışında bir musibetin yaratılarak musibetle karşılaşmış olmamız, "bizim ilahi imtihanımıza dönüşmüştür" gerçeğini hiç kabul etmemesine neden oluyor. Yani hiç kusurumuz olmadığı halde, kusurlu sürücü yüzünden bir şer işlenmesi ile sakat kalmamız, bizim sakat kalacağımızı bilip, izin veren ve yaratan bir ilahımız olduğu halde, bu durum bizim için ilahi bir imtihan değilmiş. Sakat kalmamız sonrası sabredip-sabretmeme durumu sadece imtihanmış.
Bu inanış ile trafik kazalarından korunmak için "El-Hafız olana dua etmeye gerek yok" anlayışı oluşmaktadır. Çünkü bu anlayışa göre, her türlü musibet ve beladan bizi koruyan bir ilah olduğu inancı yerine, Allah'ın varlığına inanıldığı halde her şeyin nedenselliğe, insan aklı ve iradesine bağlı olduğu bir hayat algısı oluşmuş durumdadır.
Bir insan, kendi iradesi dışında gerçekleşen herhangi bir işin, fiilin Allah’ın izni ile yaratılması sonucu, hayır veya şerle denenebilir. İlahi imtihanın var olabilmesi için üzerimizdeki koruma kalkanı nimetini mülkün gerçek sahibi dileyip azalttığında, bu sayede imtihanı var eden bir külli iradeye cüzi irademiz engel olamamaktadır. Madem her çeşit nimet Allah'tandır. O zaman herhangi bir nimetin veya nimetlerin azaltılmasıyla imtihanlar ortaya çıkmaktadır. O zaman birinin bize karşı işlemiş olduğu şer vesilesiyle de olsa, herhangi bir nimetin veya nimetlerin sünnetullah ile azaltılmış olması bizim için ilahi bir imtihan olarak ortaya çıkmaktadır.
Modernistler, kainatta meydana gelen hadislerdeki ilahi takdiri kabul ediyor. Fakat, insan iradesini aşan insanın hayatıyla ilgi mühim hadiselerde, ilahi takdirin olduğu konusunda bir gaflet halleri var. Oysa, bir insan olarak bizde kainatın ayrılmaz bir parçasıyız. İnsanı kainattan ayırmak yanlıştır.
Yediklerimiz, içtiklerimiz, faydalandığımız toprak, hava, su, Güneş, bitki ve hayvanlar; kainatın işleyişi vesilesiyle bedenimize geçerek, kainatın ayrılmaz bir parçası olarak sağlıklı bir biçimde yaşayabilmemizi sağlamaktadır. Ölünce yine kainatın bir parçası olan toprak olacağız. Kainatta nasıl herşey takdir ile bir ölçüyle (kaderle) yaratılmışsa, insanda kainat gibi kainattaki atomlardan oluşmuş ayrılmaz bir kainatın parçası, meyvesi olarak bir ölçüyle (kaderle) yaratılmıştır.
İnsanın doğduğu ve büyüdüğü yer, anne ve babası, cinsiyeti, fiziki yapısı, ülkesi, sınırlı bir akıl ve iradesinin takdir ve tayin edilmiş olması, buna en büyük delildir. İnsanın karşılaştığı herhangi bir ilahi imtihan, kaldıramayacağı bir yük oluşmayacak şekilde belli bir ölçüde (kaderle) yaratılarak karşısına bu imtihanın çıkmasına izin verilmektedir. İnsan iradesi ise bu şartlar, koşullar, imkan, ortamlar, imtihanlar altında akıl ve iradesinin tepkisi ölçülür.
Nasıl ki insan iradesi dışındaki iki göktaşının birbirine yaklaşıp, yaklaşmamasına izin verilmesi belli bir ölçüyle (kaderle) olur. İnsan iradesi dışında karşılaşabilen nimet ve imtihanlarda; insanın karşılaşabileceği varlıkların yaklaşıp, yaklaşmamasına izin verilmesi vesilesiyle, ızdırari kader ve ilahi hikmet ve adalet ile ilahi müdahale sayesinde belirli ölçülerde (kaderle) yaratılır. Herkesin imtihanı, kendi kaldırabileceği potansiyeline ve seviyesine göre adaletle olabilmesi için ilahi adalet ve hikmet gereği rastlantısal olmadan nimet ve imtihanların yaratılmış olması gerekir. Aksi halde birine az ve ölçüsüz, birine fazla ve ölçüsüz verilen imtihanlarla denenmiş insan hayatı için haşa ilahi adalet söz konusu olmamış olurdu.
Bazı modernistler, Enbiya suresi 35. Ayetin kaderle bir alakasının olmadığını kabul etmektedir. Rabbimizin sadece nimet ve sıkıntı verdiğini ancak imtihan vermediğini açıkça söyleyen bir ilahiyatçı ve bu ilahiyatçının bu görüşüne inanan müntesipleri bile var. Geçmişte ve günümüzde bu bozuk inanca veya bu gaflete sahip modernist kimseler azımsanmayacak sayıdadır. Özellikle şer ile imtihanın rastlantısal olduğunu, bir şer ile karşılaştığımızda sabredip, sabretmeme meselesinin sadece imtihan konusu olduğu maalesef artık kabul görmektedir.
Rabbimiz şerre razı olmasada imtihan sırrı gereği şerre müsade etmesi ilahi takdirdir. İnsan iradesi veya irade dışındaki hususlar ile ilahi kudretin izni ve gözetimiyle oluşan bazı imkanlara göre, şerre muhatap olacak kimsenin şerre muhatap olabilmesi için o an orada bazı koruyucu nimetlerden mahrum olarak orada bulunup şerre muhatap olması, nasıl ilahi takdir sayılamaz?
Fiili ve/veya kavli dualarımız olsa da koruyup, korumaması Mülk sahibinin elinde iken sadece ve sadece şer işleyen birinin sebebiyetine takılı kalıp, bizim o an orada o zaman diliminde bulunmamız açısından ilahi takdiri görmezden gelmek ne acı… Birinin şerri ile karşılaşılan bir musibette Allah'tan yardım yerine haşa "şerrin tek ve yegane ilahı" olarak olarak görülen şerri işleyen kimsenin bertaraf edilmesi gerektiği, yegane seçenek olarak düşünülmektedir. İlahi imtihanın varlığı yok sayıldığından şerre sabretmek yerine, şer işleyene saldırmayı yegane seçenek görmek, günümüzde bu anlayıştan geliyor. İşlenen bir şer var ise bu şerden kurtuluş için tevekkül ile asıl nimet verici mülkün gerçek sahibine karşı hüsnü zan beslemenin önüne, bu anlayış set çekiyor.
Şahit olunan Rabbimizin ilahi imtihanı olan hadiseler sonrası, imtihan Rabbimizden bilinmeyip, tevekkül bilinci zarar görerek, Rabbimize hüsnü zan kırılırsa, şahit olunmayan hadiselerde de Rabbimize hüsnü zan kırılarak kişi, sadece şerri işleyen kişi veya diğer etkin sebeplere takılır kalır.
Birinin özgür iradesiyle işlediği şerrin bir başka birine imtihan olmasında, hiç ama hiç ızdırari kaderin varlığını kabul etmemek, ilahi imtihanların rastgele, birine çok az, birine çok geldiğine inanmaya sebep olmaz mı? Oysa biz biliyoruz ki, Mülkün gerçek sahibi adaleti ve hikmeti gereği kimseye kaldıramayacağı yük vermez. Dolayısıyla şerle ilgili imtihanlarda, Rabbimiz şerre razı olmasada imtihan sırrı gereği, ızdırari kader ile kişinin sikleti dikkate alınarak, ilahi adalet gereği irade dışı koşullar hikmetle oluşturularak imtihan yaratılır.
Her çeşit nimetin azaltılması veya artırılması hadiselerinde, gözle görülen ilahi takdir sayesinde gerçekleşen somut ilahi imtihanların varlığına şahit olunduğu halde "özgür irademiz" olduğu bahanesiyle ilahi takdir, ilahi imtihanın varlığı kabul görmüyor. Bu kimseler, 14 asır boyunca sünnetin korunma hadisesini oluşturan Rabbimizin nimetlerine bizzat gözleriyle şahit olamadıkları için sünneti koruyan ilahi nimetler aracılığıyla yaratılan sünnete ittiba imtihanını bir türlü kabul edemiyor. Çünkü günlük hayatlarında her türlü nimetin artış ve azalışı, gözleriyle görüldüğü halde, bu sayede şahit oldukları hadiselerdeki ilahi takdir ile gerçekleşen somut ilahi imtihanın varlığı bile bu kimseler tarafından kabul görmedi.
Bu yüzden, şahit olunan nimetlerdeki artış ve azalış ile gün yüzüne çıkan somutlaşmış ilahi murada teslim olunamamaktadır. Gördükleri somut ilahi murada teslim olamamış bu kimseler tabii ki, sünneti 14 asır boyunca korumuş olan, gözleriyle şahid olamadıkları soyut ilahi murada teslimiyette de doğal olarak büyük bir sorun yaşayacaktır. Bu nedenle, sünnetin korunacağına işaret eden ayetlere rağmen, sünnete ittiba konusunda büyük bir sapma yaşanmaktadır.
Suat Altınbaşak
Songül KARAMAN
ALLAH DER
Hüseyin KURT
Yaşar Doğu’dan Astorya’ya
Seyfettin BUDAK
Dağları Kurtaranlar, Evlerini Kaybedenler
Halil MERT
Tarihsel Gerçeklik: İran’da Türk Hâkimiyeti…
Adnan ÖZ
Samsunspor ve mircea lucescu’nun ardından!
Mehmet BOZKURT
Tarih Konuşuyor, Alınacak Dersler Var! - 1
Recep YAZGAN
Bugün öğretmenler eylemde mi tatilde mi!
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Ömer Naci Yılmaz
Erbakan ve Teknoloji
Eyüphan KAYA
Veda Hutbesi insanlık için bir kurtuluş reçetesidir
Aydın BENLİ
Cengiz Zor “Aile Çökerse Devlet Ayakta Kalamaz” Diyor
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Bülent ERTEKİN
Engel Bedenlerde Değil, Vicdanlarda Başlar!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Hakikatı hatırlayış ve öze dönüş!
Ahmet SAĞLAM
Mümin mi, Müslüman mı!
Cevahir AYDIN
Hareketsizliğin Makyajı: Şikâyet
Nihat Güç
ABD-İsrail Ve İran Savaşı
Özlem Gürbüz
Helallik Meselesi
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Ahmet DÜZGÜN
Fabrika Ayarlarına Dönüş
Hamdi TEMEL
Sarı Kantaron: Gelenekten Bilime Uzanan Şifa Bitkisi
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Mehmet Nuri BİNGÖL
Üstad Said Nursi Vefat Etti Ama Eserleri Asırları Parlatıyor
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Gülay ÇETKİN
Özgürlük Vaad Ediyoruz; Aslında Öyle Değil, Çok Kolay
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
İsa ÇOLAKER
Kitap Okurunun Hakları
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)