Yağmur, sel, deprem, volkanik patlamalar, tsunami, kasırga, salgın, hastalık gibi hadiselerin bile bile yaratılmış olduğu unutularak, yalnızca nedensellikle yaratıldığı bahsedilmektedir. Her şeyin, öncesi ve sonrası bilinerek yaratılmış olması anlamına gelen kaderin hayatımıza etkisi devre dışı zannedilince, böylece materyalizmden etkilenmeleri daha da kolaylaştı. Bu yüzden hayatın içinde tanık olunan hadiselerin, zahiri sebeplerle birlikte manevi sebepler vesilesiyle gerçekleştiğini, fıtratın kabul edeceği bir biçimde vahiyle açıklayan Resul ile okumak varken, maddeci bir gözle hadiseleri okuma gerçekleşti.
Dünyadaki hadiseler; hakiki sebep, zahiri sebep ve manevi sebep olmak üzere, 3 sebeple gerçekleşir. Hakiki sebep Allah'tır. Zahiri (görünen) sebep, fiziki neden-sonuç ilişkisidir. Manevi sebep ise dua edilmiş olması, salih amel işlenmiş olması, vebale girilmiş olması, günahların işlenmiş olması gibi sebeplerdir.
Yanardağ patlaması ve deprem sebebiyle bazı kavimlerin helak olması bu 3 sebep ile gerçekleşmiştir. Allah bu kavimlerin toplu bir biçimde, haramı helal görerek işleyecekleri günahları, isyanları yüzünden iman etmeyeceklerini, toplu şekilde zulüm işlemeye devam edeceklerini bildiği için yer kabuğu hareketlenmelerini ta en başından itibaren hazırlayıp, sürecini ona göre ayarladı.
Bu şekilde yer kabuğu için işleyen sistemi en başından beri buna göre düzenleyip, süreci aşama aşama nedensellikle helak olacak kavmin asla iman etmeyip, zulüm ve günaha devam ettikleri zamana denk getirerek helak etti. Buradaki zahiri sebep, helak gerçekleşmeden çok önce yer kabuğunun hareketlerinin ayarlanarak, aşama aşama neden-sonuç ilişkisiyle sürecin ilerleyerek helakin gerçekleşeceği zamana denk getirilmesidir. Helakin manevi sebebi ise, asla sona ermeyecek topluca işledikleri ve savunuculuğunu yaptıkları günahlarıdır. Hakiki sebep, Cenab-ı Hakk'tır. Günahlardan ötürü helak hadisesinin gerçekleşeceğini ezeli ilmiyle önceden bilip, helak anına kadar nedensellik sürecini getirip, yaratmıştır.
Bazı alimler dahil olmak üzere, materyalizmden etkilenmiş modernist kardeşlerimiz, "dua ile yağmur yağar mı?" demektedir. Dua gibi bir soyut fiilin etkisi olmadan "Yağmur, yalnızca Allah'ın koyduğu kanunlar ile yağar" diye inanılmaktadır. Bu durumun izahı kendi zihinlerinde şu şekildedir:
"Sıcaklığın etkisiyle yeryüzündeki su buharlaşır. Gökyüzünde soğuk hava ile temasa geçen buhar sıvı hale geçip, su damlaları yeryüzüne yağmur olarak düşer. Bu sebeplerle yağmur yağmaktadır. Siz ise "duayla yağmur yağar" diyorsunuz. Oysa, Allah'ın koyduğu tabiat kanunlarıyla yalnızca yağmur yağar. Soyut duanın, yağmurun yağmasıyla ilgili somut fiziki nedenselliğe, ilahi kanuna tesiri nasıl olacak? Siz nasıl böyle mantık dışı konuşuyorsunuz. Yağmurun yağabilmesi için siz ağaçlar dikin.
"Dua ile mi, yoksa fiziki sebeplerle mi yağmur yağar?" sorusunu açıklamaya çalışalım… Manevi ve zahiri sebebi (fiziki sebebi) birbirinden ayırmak yanlıştır. Yağmuru yağdıran Allah olduğuna göre, Allah yağmuru dilerse dua ve fiziki sebeplerle birlikte yaratmayı murad edip, yaratır. Bir topluluk istiğfar ile samimi bir dua yapar, Allah bu duaların kabulünü murad etmişse, ta en başından ezeli ilimle fiziki sebepleri ona göre düzenleyip ve ayarlayıp, yağmurun yağmasını, duanın edildiği an'a veya bir müddet sonrasına nedensellikle denk getirir. Yağmurun yağmasında gözlenen fiziki neden-sonuç ilişkisi, zahiri sebeptir. Topluca istiğfar edilerek yağmur duasının yapılmış olması, manevi sebeptir. Hakiki sebep ise, Allah tealadır.
Allah yağmuru yaratmayı dilemezse, manevi sebep olan dua ve fiziki sebepler mevcut olsada, yaratmayı bir başka manevi sebep olan günahlardaki ısrardan dolayı murad etmediğinde, ezeli ilmiyle rüzgarın etkisi ve yağmur yüklü bulutların yükü azalır, bulutlar nedensellikle neredeyse yüksüz hale gelmiş bir biçimde başka bölgelerden bize ulaşır ve yağmur yağmaz. Her şey ezeli ilimle, imkan ve koşullar yönetilerek ancak ortaya çıkabilir.
Allah bir kulunun maddi açıdan yaşadığı sıkıntıdan kurtulmak için yaptığı duasını kabul edeceğini ezeli ilmiyle çok önceden biliyor. Kendisine, hür iradesiyle infak edecek birini, ızdırari kaderle denk getiriyor. Yağmur duası ile yağmur yağabilmesi meselesini de aynı perspektifle okumalıyız. Mesela bir köyün kuraklıktan ötürü tarlaları için toplu halde bir tepede dua ettiğini düşünelim... Duaları kabul edilecekse, dualarını kabul edeceğini çok önceden Yaratıcı bildiği için, Yağmurun yağma nedenselliğini ezeli ilimle çok önceden ayarlayıp, yağmurun yağmasını duaları sonrasına denk getirerek, bu sayede, rızkın kim tarafından bol bol verildiğini, nedenselliğin bir gücü olmadığını iyice farketmemizi sağlar. Bizdeki bozulmamış fıtrat ayeti, bu gibi hadisatı, en doğru biçimde böyle okur.
Köylüler, dualarının kabul olmasıyla Allah'ın somut desteği olan yağmur nimetinin kıymetini anlayıp, bu nimetin çok geç verildiğinde bile tarlalarının uzun süren bir kuraklıkta işe yaramayacağını anlamış olur ve her daim dualarını kabul eden bir Rabbe dua edebilmelerine, günahları için istiğfar etmelerine kuvvetli bir gerekçe sağlanmış olur. Üzerimizde taşıdığımız fıtrat ayeti, bizim yaşantımızdaki somutlaşmış manevi durumu ve doğa olayını birlikte ele alıp, gerçekleşen somut hadiseyi yani adetullahı böyle okur.
17 yaşında bir genç düşünelim… Bu gencin omuriliğinde bir ağrı başlıyor. Bu baş gösteren rahatsızlığından dolayı 15 yıl sonra kambur olacak… Ama bundan onun haberi yok… Belinde başlayan ağrıdan 10 sene sonra bir yerde gördüğü yaşlı bir kambur amcayla, arkadaşlarının yanında, güya eğlence olsun diye kamburuyla alay ediyor. Bu yaşlı kimse, bu alay eden kişiye hitaben, "dilerim ki Allah'tan, sen de benim durumuma düşüp, kambur olursun" diye bir beddua ediyor. Çok eskiden ızdırari kader ile oluşan ortam şartları veya genetik bir faktörün vesileyle 17 yaşında belinde rahatsızlık oluşmaya başlamış bu kimse, bu bedduayı alarak, 5 sene sonra aşama aşama nedensellikle kambur birine dönüşüyor.
Bu olaydaki zahiri sebep, bu kimsenin 17 yaşından beri kambur oluncaya kadarki geçen süredeki belinde süregelen rahatsızlıktır. Manevi sebep, beddua almasıdır. Hakki sebep ise Cenab-ı Hakk'ın, bu kimsenin ileride kambur olmasına neden olacak bir beddua alacağını ezeli ilmiyle bilerek, sistemi en başından en sonuna kadar ona göre ayarlayıp, yaratmasıdır.
Allah teala, 17 yaşındaki bu gencin ileride böyle bir beddua alacağını ve bu duayı kabul edeceğini, ezeli ilmiyle bu kişi doğmadan önce bile biliyordu. Bunun için daha doğmadan, ızdırari kader ile ortam, şartları veya genetik bir vesileyle belindeki ağrıları meydana getirecek zahiri sebepleri ta yıllar öncesinden hazırlayıp, kambur olmasını bedduadan sonra meydana getirdi. Günümüzde, "Ezeli ilim ile yaratmanın arası ayrılmaya çalışılıyor." denmesindeki maksatta, tamda bu tür konularla ilgilidir. İşte bu tür kader inancı gölgede bırakıldığı için Allah'ın bilmesi ve yaratılması ayrı tutularak, kainat ve insanla ilgili hadiseler doğru okunamamaktadır.
Hastalıkların şifaya dönüşmesi içinde bahsettiğimiz bu 3 sebep geçerlidir. Dua manevi sebep, ilaç ise zahiri sebeptir. Manevi sebebi hayatınızda dikkate almazsanız; sıkıntıdan, beladan, hastalıktan kurtulma için dua edebilme bilinciniz oluşamaz. Bu bilincin zayıf olduğu kimselere göre pek çok şey zahiri yani fiziki sebeplerle ilerlemektedir. Bu yüzden iyileşmenin sadece ilaçlara bağlı olduğu zannedilmeye başlandı. Oysa, "dua ve ilaç ile hastalığımız şifaya dönüştürülür" diye düşünülmelidir. Şifa, hakiki sebep olan Cenab-ı Hakk'ın, her şeyin öncesini ve sonrasını bilerek yaratmasıyla ortaya çıkar.
Doğal afetlerden korunmak için "Dua mı yoksa, doğal afetler tedbiri mi gerekli?" denmez. Dua ve tedbirlerin aynı anda olması elzemdir. Kainattaki hadiselerin oluşmasına vesile olan insanla ilgili manevi sebepleri hesaba katmamak, kainatta her şeyin insanla ilgili olduğunu, insana uygun ve insana hizmetkar olduğunu gölgelemiş olmak demektir. Bu tür bir okuma biçimi, adetullah ve fıtratla birlikte yapılan bir okuma değildir.
Kainattaki her şeyin ezeli ilimle bilinerek insana göre, dizayn edilmiş bir planlama olduğunu gördüğü halde, kendi hayatında ve kainatta gerçekleşen hadiselerin oluşmasında dikkate alınan insanoğluyla ilgili manevi sebepleri yok saymak, yanlış bir okuma biçimidir. Doğadaki afetler öncesinde veya rızık arayışına dair çalışmalarımız öncesinde, hayırlısıyla Allah'tan yardım dilemek, manevi sebeplerle birlikte her türlü fiziki olan zahiri sebepleri dikkate alıp, Allah'a tevekkül edebilmemizi sağlar.
Dünyadaki nedensellik ile birlikte yol alan manevi sebeplerin, ezeli ilimle çok önceden bilinerek yaratıldığına delil olan bazı ayetler okuyup, durdukları halde hadiseler, reformistler tarafından maddeci gözle okunabilmektedir. İstiğfar ile yağmurun yağabileceği, mal ve çocuk sahibi olunabileceği, bağ ve bahçeler verilebileceği, ırmakların akıtabileceğiyle ilgili Nuh suresindeki 10-12. Ayetler çok çarpıcıdır. "Sabırla ve namazla yardım isteyin" (bk. Bakara 2/153) ayetini uyguladığımızda ortaya çıkan manevi sebebin, ezeli ilmin kudretiyle çok önceden planlanmış fiziki neden-sonuç ilişkilerinin yaratılma süreciyle birlikte ele alınmış olduğuna kuvvetli bir şekilde inanmalıyız.
Allah’a iman ve itaatin bolluk, huzur ve refaha vesile olacağını (bk. Maide 5/66; A'raf 7/96; Hud 11/3, 52), imansızlık ve itaatsizliğin ise bereketi, huzuru ortadan kaldırıp sıkıntı ve felaketlere sebep olacağını (bk. Taha 20/124) ayetlerle öğreniriz. Kainat ve insan hayatındaki koşulları, kulun kalbinde yaşadığı manevi durumunu dikkate alarak yöneten, kuluna çok yakın bir Allah inancını, Resulullah'ın bize ayetleri izah etmesiyle iyice kavramaktayız.
Kendisiyle ilgili her şeyin öncesi ve sonrası yaratıcısı tarafından bilinen insanoğlunun, kalbindeki maneviyatı hesaba hiç katılmadan, insana karşı kör ve sağır ilahi kanunlarla insana rastgele isabet eden bazı hadiselerin gerçekleştiğine inanılmaya başlandı. Ezeli ilim ile yaratmanın arasının ayrılmasıyla, ilahi kanunlar ile insanların maneviyatı arasında kurulan kader ilişkisi kopartılarak, sadece nedensellikle yaratan bir ilah inancına kalplerde yer verilmeye başlandı. Yani, dünyamızdaki hadiselerde, manevi sebeplerinde bir etkisi olduğuna, pek çok kez zan diye bakıldığından, insan önemli ölçüde zahiri sebeplerle (nedensellikle) baş başa kalmış zannedildi.
Doğadaki hadiselerin yalnızca ilahi kanunlar ile yürüdüğünü söyleyerek, değişen manevi sebepler ile nedenselliğin yürütüldüğü hakikatini dikkate almayan, materyalizm ve determinizmden etkilenmiş modernist müslüman alimler ortaya çıktı. Ezeli ilimle koşulların yönetildiğini ve zahiri sebeplerle birlikte manevi sebeplerin işlediğini dikkate almayan modern zihin, ezeli ilim ile yaratmanının arasını ayırmış oldu. Bu yüzden, özellikle yaşadığımız doğal afetlerin maneviyatla bağı düşünce boyutunda kopartılmış olduğundan, kör ve sağır nedenselliğe (ilahi kanunlara) güç verildiğini zannetti. Bu yüzden kendisinin, nedenselliğe emanet bırakıldığını zannetti.
Bu düşünceye sahip reformist birine göre, insanla ilgili manevi sebeplerden ve ezeli ilimden haşa kopuk, insana karşı kör ve sağır ilahi kanunlar Yaratıcı tarafından, insanın manevi durumu haşa bilinmiyormuş gibi işlediğinden, fiziki sebeplerin bu yüzden bir nebzede olsa "zorunluluk" esasına göre işlediğini zannederek, nedenselliğin bir gücü olduğunu düşünür. Böylece manevi sebeplerle koşulların ezeli ilimle yönetilerek, insanlara imkanlar verildiğine şüphe duyulmaya başlandığından, insanın başarı için "zorunluluk" olarak gördüğü akıl ve iradesine bir güç atfetmesinden başka bir çaresi kalmadı.
İrade dışı kaderin etkisiyle insanın sorumluluk alanıyla temasa geçildiği hakikati reformist zihinlerde devre dışı bırakıldığından, Kur'an'ı hakkıyla anlamak için gereken ilim nimeti, takva nimetini salt çabasıyla hak edip, aldığını düşünür. Bu düşünce yapısına göre, Yaratıcı yalnızca sonucu yaratır. Her şeyi önceden bilip, hidayete, takvaya, ilme ulaşabilmesi için gereken imkan, ortam ve şartları verdiğine şahit olsada, irade dışındaki kaderin hayatımıza etkisi devre dışı zannedildiğinden, bunların çok önceden bir planlamayla çabamız sonrası verildiği hakikati garip karşılanmaktadır.
İrademizin sorumluluk alanıyla ilgili bize verilen lütuf veya imtihanların irademiz dışındaki kader ile bize ulaştırılabildiği gerçeğini hafife almak, pek çok dini konuda ilahi takdire teslim olmamaya neden olmaktadır. Doğal afetlerin geliş sebebinin imtihan olduğunu, tercihlerimiz sonrası ortaya çıkartılan sonuçların lütuf veya imtihan olduğunu, yani sorumluluk alanımızla ilgili temasa geçildiğini kabul etmek, Kur'an'daki her bir ayet ve yaşayan sünnet ile ilgili ilahi takdire teslim olmamızı sağlar. Hadisatı, adetullah ve fıtrat ile birlikte okumadığımızda, bir kul olarak boyun eğip, hakkıyla teslim olmamızda bir sorun oluşur.
Bu teslimiyetin neden oluşmadığına, bir fıtri mercek ile daha yakından bakalım:
Dünyamızdaki doğa olayları ve irademizin sorumluluk alanı ile ilgili ilahi lütuf veya imtihanlarımızın, her şeyin öncesi ve sonrası bilinerek, irademiz dışındaki kader ile koşulların yönetilmesi sayesinde, zahiri sebeplerin aşama aşama bizim duamıza kabulüne veya günahlarımızın sonrasına denk getirildiğini kabul etmeyen bir insan, neden dua etsin? Arada sırada bile olsa, dua edilmesi hususunda insanın kendini kısıtlaması, doğadaki işleyişte ve insan iradesiyle ortaya çıkan zahiri sebeplere güç atfedildiğinin delilidir. Bu yüzden, insanın sorumluluk alanıyla ilgili kaderin olmadığını söyleyen bazı kimseler, günah işlemekten korunmak, salih amelleri işlemek, hidayette kalabilmek gibi sorumluluklarıyla ilgili dua edebilme ve tevekkül sahibi olma hususunda bir gaflet halini yaşayabilmektedir.
İnsan iradesinin sorumluluk alanı ve doğa olaylarıyla ilgili ilahi lütuf ve ilahi koruma nimetine erişmek için fıtratı sayesinde bazı zamanlar bir reformist dua etsede, bu konularla ilgili dua etmek için kendini ikna edebilme de bazı zamanlar zorlanacağından, ilahi takdire boyun eğip, teslim olmakta sorunlar yaşar. Kainattaki cansız zahiri sebeplere güç atfeden böyle biri, canlı ve akıllı olan kendisinin iradesiyle ilgili başarılı sonuçlardan ötürü kendi aklına ve iradesine neden güç atfetmesin ki? Bu bozuk itikad ile sınırlı aklı ve iradesini neden kutsamasın ki?
Küçük bir kız çocuğunun zorla evlendirilmesi, bu kız çocuğunun iradesinin hiçe sayılacağı bir anne ve babadan dünyaya getirilmesi, bu kız çocuğunun evliliği sonrası karşılaşacağı zorbalıklar nedeniyle sorumluluk alanıyla ilgili tercih seçeneklerinin dar olmasına dair imtihanı, kaderi değil midir? Şizofren bir anne ve babadan dünyaya getirilen bir çocuğun bir müddet sonra şizofren hastası olması, onun bu hastalığından dolayı tercih hatalarını düzeltip, düzeltmemekle ve sabır ile denenmesi, iradesinin sorumluluğuyla ilgili bir imtihanı, kaderi değil midir? Birine özürlü bir çocuk verilmesi, bir başkasına bir çocuk yerine aynı anda dördüz çocuk verilerek bu çocukları aynı zaman diliminde büyütmek ile sabır, şükür ve isyan kavramlarıyla denenmesi, bu gibi kimselerin sorumluluklarıyla ilgili imtihanı, kaderi değil midir?
Bu konuda başka misaller verelim:
Diyelim ki, birine bir yatırım için ayrı ayrı 4 teklif geldi. Özgür iradeyle yapılan bu tekliflerin 4'ünün de haramı barındırdığını, teklif verilen kimsenin de o an için batmak üzere olduğunu ve takva sahibi biri olduğunu varsayalım… Allah bu kişinin takva sahibi olup, bu 4 haram seçenekten birini bile kabul etmeyip, batacağını o doğmadan önce bilir, yaratır ve böylece imtihan etmiş olur. Hür iradesi olan bir başkasına yine haram olan bu 4 seçenekli (teklifli) imtihanı yaratmışsa eğer, harama düşeceğini bildiği halde bu seçenekler ile bu kişinin karşılaşmasına izin verip, özgür iradesi olan bu kimseyi imtihan etmiş olur. Bu kişinin 4 haram seçenekten hiçbirini kabul etmeyip, imtihanı kazanabilme imkanı elbette vardı.
Bir başka yatırımcı, bu 4 haram seçenek (teklif) ile karşılaşacağı halde, çok önceleri haram lokmadan uzak tutulması isteğiyle dua ettiği için bu tekliflerle karşılaşmayıp, kendisine başka bir kapı açılarak, günaha girmekten kurtarılabilmektedir. Başka bir yatırımcıya da, haram olmayan ve 4'ü de hayırlı olan tercih seçenekleri, ilahi irade ile önüne getirilebilir, böylece harama düşmekten korunarak, rızkı helalinden bolca arttırılabilir. Hayatın içinde bu örneklere benzer hadiselere tanıklık ettiğimiz üzere, insan evladının önüne iradesi dışında bazen çok dar, bazen çok geniş tercih seçeneklerinin sunulması, bu kişilerin, özgür iradelerinin sorumluluk alanıyla ilgili bir imtihanı, kaderi değil midir?
İradesi dışında kader ile kendisine çok önceden her şeyin bilinmesiyle verilmiş imtihanların, lütufların olduğu hususuna bir reformcu zan diye baktığından, teslimiyette sorunları oluşmuş bu kimse, yalnızca kendi akıl ve iradesine güvenip, peygamberimizin (a.s) beyanı, Resulullah'ın örnekliği, bilgi sahibi olanlara sorulması, ulu'l-emre itaat edilmesi ile ilgili ayetlerin tefsirini okuduğu halde, iradesi dışındaki bu lütuflara neden ihtiyaç duyup, bu hakikatlere neden teslim olsun ki?
Suat Altınbaşak
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Nihat Güç
Müslüman Ahlaklıdır
Eyüphan KAYA
Şu Meclisin kapısına kilit vurmak lazım!
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Adnan ÖZ
Galatasaray maçında averaj düzelttik!
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Murat GÜLŞAN
Camilerimizde Türk Bayrağı Olmalı
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)