Şahit olunan, Kainat ve insan ile ilgili hadiseler, peygamberimizin açıkladığı Kur'ani bir bakış açısıyla okunmadığında, farzların uygulanabilmesi için Resulullah'a Kuran dışı bir vahyin verildiğini işaret eden ayetleri defalarca okudukları halde, aşağıda bahsedeceğimiz kendilerinde oluşmuş, bozuk bir kader inancı ile yine de bu ilahi takdire teslim olunamamaktadır.
Reformcu kimselerin, farzlarla ilgili Kur'an dışı vahyin olduğu hususunda ayetlerde yer alan soyut ilahi takdire hakkıyla boyun eğmeyip, teslim olamamalarının sebebi olan somut bir hayatı doğru okuyamamalarıyla ilgili bazı tespitleri dile getirmeye çalışalım...
Zelzele, sel, her çeşit hastalıkla ilgili musibetlerin insanların günahlarıyla ilişkilendirilmesi, Kur'an'da yer alan bazı ayetler üzerinde görüldüğü halde, bu durum reformcuların hoşuna gitmemektedir. Hud suresi 52. Ayette, günahlarından istiğfar (dua) ile yağmurların yağabileceğini bize öğreten bir ayetin tefsirini okudukları halde bu hakikat bile reformcu kalplerin onayından geçememektedir.
Reformcu bu kimseler tarafından, insanların günahlardan dolayı bu dünyada ilahi cezanın olmadığı, ilahi cezanın yalnızca ahirette olacağı savunulmaktadır. İlahi ceza ile helak olan kavimlerin yaşadıkları yerler günümüze kadar ulaşmış olup, buna da şahit oldukları halde, insanlara günahlarından ötürü ilahi cezanın günlük hayat içerisinde olabileceği kabul görmemektedir. Yağmurun dua ile yağabileceğini kabul edemeyen reformcu, yağmurun çokça yağdırılarak, sel ile musibet, ilahi ceza verilebileceğini de elbette kabul edememektedir.
Evrendeki kanunların işleyişi, "salt dua ile lütfa dönüşmez" inancı, insanlar günah işlediği halde evrendeki herhangi bir nedensellik, ilahi bir müdahaleyle insanlara ilişmez düşüncesine sebebiyet verdiğinden, Allah korkusunun olduğu bir inancı rafa kaldırıp, hümanist bir Allah inancı oluşturulmuş oldu. Bu tür bir kainat okumasıyla insanın kainattaki nedenselliğe, akıl ve iradesine emanet edildiği zannıyla bir kader anlayışı oluşarak, Kur'an'daki ayetler ve sünnetle ilgili ilahi takdir inancı, akıl ve iradeleriyle uydurdukları pek çok batıl görüşe ve yoruma kurban edildi.
Bir istisna belirtmeden, insanoğlu her istediğini başarabilir" cümlesi bazı reformcu ve modernist alimler tarafından açık açık söylenmeye başlandı. Bu tür bir anlayış, "ben istersem Kur'an'ı da hakkıyla ilahi muradı asla ıskalamadan anlarım" itikadına neden oldu. Yanında çok sevdiği ve ilmine somut olarak şahid olduğu bir alim olsada, "bu sevdiğim alime bile ihtiyacım olmadan Kur'an'ı ilahi murada göre hakkıyla anlarım" gibi bir itikada sahip birileri, müstağni bir şekilde korkusuzca bu anlayışı uydurdu. Çünkü evrendeki kanunların işleyişi ve hayatın içindeki hadiselerin ilahi takdir ile ona fayda sağlayıp veya zarara uğratabileceği zan diye görüldüğünden, ilahi takdirin imkanlar oluşturarak veya imkanları kısıtlayarak kişinin sorumluluk alanıyla temasa geçebileceği hakikatine, insan iradesi kutsandığından dolayı bir türlü teslim olunamadı.
Adetullah ile sünnetullah kavramlarının aynı şeye tekabül ettiği zannedildiğinden, "Sünnetullah değişmez" meselesi doğru anlaşılmayarak, materyalist ve determinist anlayıştan etkilenmiş bozuk bir takdir-i ilahi inancı oluştu. İlahi takdirin çok bariz görülebildiği ölümün gerçekleşmesi hadisesinde bile ölümün, bazen tedbirsizlik ve şer yüzünden olduğu bahane edilerek, ilahi takdir bağlamından önemli ölçüde koparılmasıyla, büyük ölçüde nedenselliğe bağlanmaya başlandı.
Ölüm meselesinde olduğu gibi insanı ilgilendiren pek çok hadisedeki ilahi takdir, insanın yalnızca akıl, irade ve kainattaki nedenselliğe emanet edildiği zannıyla açıklanmaya başlandı. Bu itikadi gözlük ile vahyin hayattaki karşılığı olan korunmuş yaşayan sünneti teyit eden binlerce hadis-i şerifin bize ulaşmasında rol alan nedenselliğe bizzat şahit olamamasından ötürü bu kişiler, bu konuyla ilgili ilahi takdiri denklem dışına çıkarmaktadır.
Yaşayan sünneti teyit eden hadis-i şeriflerin hak olduğunu, Kur'an'daki ayetler ile ispat edebilseydiniz bile, ilahi takdire teslim olamamış bu müstağni düşünce, "yaşayan sünnet ve bu sünneti teyit eden hadis-i şeriflerin hak olduğunun, vahiyle ispatlanmış olunmasına hiçbir ihtiyacım yok ki, ben Kur'an'ı zaten tek başıma anlıyorum" diyecekti… Çünkü siyeri, dini hükümlerin hayattaki somut karşılığını, Resulullah'a indirilmiş hikmeti, Kur'an'daki ayetler üzerinden ilahi murada göre tek başına çıkarımlar yaparak, eksiksiz bir biçimde öğrenebileceğine inandığını, açıkça dile getirmektedir.
Bu bozuk itikadın asıl sebebini biraz daha anlamaya çalışalım… Tedbir almayan yöneticilerden dolayı hacda ölenler olduğunda, tedbirsizlikte rol alan yöneticilerin, tepkilerden kendilerini korumak için tedbirsizliklerinin hiç etkisi yokmuş gibi, bu şerlerini sadece takdir-i ilahiye (bilinerek yaratılmasına) bağlamalarını haklı olarak eleştirebiliriz. Lakin şerleriyle ilgili iradelerinin hiç etkisi yokmuş gibi takdir-i ilahiyi (bilinerek yaratılmasını) bahane eden bu yöneticileri, şerle ilgili takdir-i ilahinin (bilinerek, yaratmanın) hiç olmadığı zannıyla eleştiren reformcu kimseler, aslında bunu, sünneti reddetmelerine neden olan şu bozuk itikadlarından dolayı yapmaktadır:
Birinin, tedbirsizliği veya kasti niyeti ile bize şer işleyebilmesi, şerrin işleneceği önceden Allah tarafından bilinerek, bizi şerlerden koruyan ilahi koruma nimetinin ızdırari kader ile azaltılması yaratılarak meydana gelir. Izdırari kader ile her daim hiç azalmayan ilahi koruma nimeti olsaydı, biri şer işlemek istediğinde şer işleyemezdi. Allah, şerri işleyenin iradesini özgür bırakmıştır. Şerre raz olmasada, imtihan sırrı gereği şerrin işleneceğini bilerek yaratmasına ilahi takdir denmektedir. Lakin bu hakikate reformcular razı olmamaktadır. Bu yüzden iradeyle ilgili konularda ilahi takdiri gölgede bırakacak şekilde hayat, seküler ve çok dar bir bakışla okunmaktadır.
Tedbirsiz yöneticilerin, Allah'ın razı olmadığı kendi tercihlerinin sorumluluğunu elbette kendilerinin üstlenmesi gerekir. Lakin birilerinin tedbirsizliği sonrası ölenlerin olmasıyla, ölenlerin yakınlarına bu durumun imtihan olmasına izin verilmiş olması ilahi takdir değil mi? İlahi takdir veya kader sözcüğü, alimlerin çoğuna göre Allah'ın bilerek yaratması demektir. Dolayısıyla hacda ölümlere sebep olan tedbirsiz yöneticilerin bu şerleri ve her yanlış tutumu, Allah tarafından öncesi ve sonrası bilinerek yaratılmıştır.
Tedbirsizlik şerrini işleyecek kimselerle aynı zaman diliminde yaratılmış ve hacca gidebilecek kadar sağlık veya zenginlik verilmiş kimseler olmasaydı ve hac nimeti onlara verilmeseydi, ilahi koruma nimeti sayesinde bu kimselere şer işlenememiş olurdu. Izdırari kaderle gerçekleşen bir ilahi koruma nimeti sayesinde, bu tedbirsizlik şerri ile bu kimseler, zarar görmemiş olacaktı.
Birinin şerri ile de olsa birinin zarar görmesiyle ilgili ilahi takdirin, kavramsal olarak Allah'ın bilerek yaratması olduğu hususunda alimlerin çoğunun ittifak ettiğini iyi bilen reformcu modernist alimler, bunu bildikleri halde bu tür durumları neden takdir-i ilahi saymaz? Birinin şerrinin bir başkasına ilahi imtihan olmasını, "güya takdir-i ilahiymiş" gibi bir alaycı tavırla nasıl eleştirebilir? Özellikle dinin belki de en temel konusu olan Allah'ın bilerek yaratmasıyla ilgili çok ciddi bir itikadi sorunları var. Bilmek ile yaratmanın arası ayrılmaya çalışılmaktadır.
Izdırari kaderle ilgili çok büyük sorunları olduğundan, nimetlerin bize ulaşma öncesinde ızdırari kader ile şartların, imkanların, ortamların oluşturulmasını sağlayan ilahi nimetler denklem dışına atılarak, Allah'ın hayatlarıyla ilgili her nimeti yanlızca tercihleri sonucunda, ölçüyle yarattığına inanılmaktadır. Kaderi sadece, nedensellikteki ölçüye ve insan iradesine indirgeyen bir kader anlayışları var. Nimetin bize ulaşmadan önceki tüm süreci, Yaratıcının ezeli ilmiyle bilerek, yarattığı göz ardı edilmektedir.
Evlilik ve hidayet nimetine ulaşmamız öncesinde, bu nimetlere ulaşabilmemiz için ızdırari kader ile verilen diğer nimetler, "kader yalnızca iradedir" söylemleriyle üstü örtülmektedir.
Nur suresi 10. Ayetin tefsirini çok iyi bildikleri halde birileri, hidayetin Allah'ın rahmetiyle olduğunu Kur'an dışı bir düşünce olarak görebiliyor. Hidayetin kendisine ulaşmasından önceki süreçte, hidayetin ulaşmasını sağlayan, şahit olduğu ızdırari kaderi görmeyip, bu somut rahmeti kabul etmeyerek, teslim olmayan kimseler; farzların uygulanabilmesi için gerekli diğer farzlarla ilgili Resule Kur'an dışı vahyin olduğunu işaret eden, bize rahmet olan soyut ayetlere ve yorumlara nasıl teslim olabilir ki?
Var eden kudretin, bilgisiyle koşulları yönettiği unutulmaktadır. Reformcu modernistlere göre Yaratıcı, insanın sorumluluk alanıyla haşa temasa geçmeyip, insanın sorumluluğuyla ilgili olarak neredeyse sadece insan iradesinin sonuçlarını yaratmaktadır. Her nimetin Allah'tan olduğunu vurgulayan ayetlerin tefsiri okunduğu halde, evlilik ve hidayet nimetinin kendilerine ulaşmasını sağlayan tüm şartları, ayetlerdeki ilahi muradın kendilerine ulaşmasını sağlayan nedensellik nimetini, pek çok çeşit nimeti, iradeleri dışındaki programlama unutularak yalnızca kendi iradeleriyle oluşturabileceklerine inanılmaktadır.
Hayatı doğru okuyamayan bu yamuk bakış açısı yüzünden Kur'an'ı, peygamberi, dini hükümleri yorumlamada büyük bir sapma yaşanmaktadır. Mesela, farzların uygulanabilmesi için gerekli diğer farzların Resule, Kur'an dışı vahiyle öğretildiği çok açık olduğu halde, Kehf suresi 26. Ayetteki "Allah hükmünde kimseyi ortak etmez" vurgusuna rağmen, yeminle ilgili bir ayetten yola çıkıp, 10 kişiyi doyuracak kadar zekat vermek gerektiğini belirterek, zekat farzıyla ilgili farz olan zekat miktarını belirleyebiliyor.
Zekatla ilgili olmayan, yeminle ilgili bir ayetten, farz olan zekat miktarını çıkartabildiğini zannediyor. Çünkü evlilik ve hidayet nimeti gibi pek çok nimetin, ızdırari kader ile bize sunulduğunu zan gören birinin, insanın iradesiyle ilgili sorumluluk alanına, ilahi lütuflar ile temasa geçildiği hususunda bir gaflet hali mevcut... Zaten "irade eşittir kader" diye bir inancı olduğunu ağzıyla itiraf etmektedir. Ayetlerdeki imani ve dini hükümleri bu bozuk itikadla yani ilahi takdire teslim olmayan akıl ve iradeleriyle yorumlamaktadır.
Bir bayanın, güzel olmayan birini beğenmeyip evlenmemesi, bir erkeğin güzel birini beğenip evlenmesi, evlilik nimetinin birine ulaşıp, ulaşmamasında ızdırari kaderin etki ve katkısı olduğunu gösterir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz… İrademiz dışındaki kader sayesinde, bize sunulan tercih seçenekleri ile insanın sorumluluğuyla temasa geçildiğine dair bir hakikat olan ilahi takdiri nasıl gölgede bırakılabiliriz? Evlilik gibi pek çok nimetin bize ulaşmasındaki ızdırari kaderin etkisini dışladıklarından, "nimete ulaşmayı biz tercih ederiz, Allah yaratır ve bize vermiş olur" diyerek, tercihimizle gelen nimetin bize ulaşmasından önce oluşturulan imkanlar, ortamlar, şartlarında nimet olduğunu gözleriyle gördükleri halde, bunları algılamayan bir pencereden baktıklarından, elbette Kur'an'daki soyut ayetlerdeki soyut ilahi takdire, murada teslim olunamaz.
Her şeyi akıl ve iradeyle halledebileceğine inanan böyle bir reformcu moderniste, bir savaş ayetinden yola çıkarak namaz vakitlerinin 2'şer rekat olduğunu söyleyen kimseler olduğunu söylediğimizde, 5 vakitin farz olduğuna inanıyorsa, muhtemelen bu anlayışa karşı çıkacaktır. Ama aynı yöntemle, zekatla hiç alakalı olmayan yemin ayetinden yola çıkarak "10 kişiyi doyuracak kadar zekat verilmelidir" diye belirterek, zekatın asgari farz oranını kendi zannıyla belirleyebiliyor. Halbuki yemin konusuyla, zekat konusu mahiyet açısından birbirinden çok farklı olduğu aklen bilinebileceği halde… Maalesef ilahi takdire boyun bükülmediği takdirde çok büyük bir çelişki içerisine girilmektedir…
Farzların uygulanabilmesi için gerekli diğer farzlarla ilgili Allah Resulüne, Kur'an dışı vahyin takdir edildiğine karşı çıktıklarında, dini hükümlerin uygulanma biçiminin herhangi bir insan iradesiyle kolayca belirlenebileceğine dair algıları, iradeyi kadere eşitleyen itikadlarının desteğiyle sağlamlaşmış oldu. Rububiyetle ilgili ilahi takdir biraz bile olsa denklem dışına itildiğinde, açılan boşluğu insan iradesi dolduracağından, dinin sabiteleriyle ilgili yorumlarda bile insan iradesi paydaş olarak görülmeye başladı.
Gözleriyle gördükleri, nimetlerin veriliş, artış ve azalış süreci, bu süreçte şahit oldukları somutlaşmış ilahi takdir, ilahi murad zan diye karşılandı. Mesela çok sevdikleri, ilmine şahit oldukları, somut bir nimet olarak görmeleri gereken yanı başlarındaki bir alimin bilgisine bile başvurmaya ihtiyaçlarının olmadığını, Kur'an'ı ilahi murada göre akıl ve iradeleriyle anlayabileceklerini söyleyenler, elbette peygamberimizin üzerinde gözleriyle görmedikleri sünnet nimetinin zorunluluğunu kabul etmeyeceklerdir. Böyle bir düşünceye sahip iken, görmedikleri ve ilmine şahid olmadıkları mezhep alimlerinden faydalanılması ise tabii ki hiç kabul edilmez. Çünkü "kader, sadece iradedir" denilerek, müstağnileşme süreci ne yazık ki başlamıştır.
Rastlantısal olmayan ızdırari kaderle, ilmin gerçek sahibi Allah tarafından ilahi lütufla peygamberimiz ve alimler vesilesiyle bize ilim nimeti sunulmuş olması da, nahl suresi 43. Ayetteki "bilenlere sorun" ifadeside, takdire teslim olamamış kalplere henüz girebilmiş değil…
Kur'an'da geçen "Allah ve Resulüne itaat edin" ifadelerindeki "ve" bağlacıyla Kur'an dışı vahye işaret edilmesine rağmen, hayatın içerisinde gün be gün somutlaşmış pek çok ilahi takdiri göremeyen kimselerin, soyut haldeki bu ayetlerin anlamını kavraması onca izaha rağmen beklenemez. Çünkü hayatın içerisinde yaşayıp gördükleri hadiselerdeki somutlaşmış ilahi takdire ikna olmadıkları müddetçe bu gibi ayetlerdeki soyut ilahi takdire boyun eğip, teslim olmalarının mümkün olması çok zordur.
"Ahmet ve Mehmet, buraya gelir misin? " gibi bir cümle, iki farklı kişiyi kendimize çağırmayı ifade eder. Her dilin kendine has "ve" bağlacı, birbirinden farklı iki varlığı ayırma işlevinde kullanılır. Yaşlı, genç veya çocuk, her seviyede insan bunu bilir. Ama buna rağmen, "Allah'a itaat ve Resule itaat" ifadesindeki, Allah ve Resul vurgusu aynı şeyi ifade eder, yani "Kur'an'a itaat" bahsedilir, denmektedir. Oysa Allah haşa aynı şeyi, fazladan ve gereksiz yere kelam eder mi?
Allah Resulüne, farzların uygulanışını sağlayan farzın içindeki farzlarla ilgili Kur'an dışı vahiy verilmeseydi eğer, Kur'an'da "Allah'a itaat" ifadesinin yanına, türkçedeki "ve" bağlacı gibi ayırıcı olan vav atıf harfiyle birlikte Resule itaat ifadesini Allah koyar mıydı? Allah haşa merhametini askıya alıp, itikadi konuda kafamızı karıştıracak bir ilah olabilir mi? Bu konularla ilgili Kur'an'daki soyut kelamı dilediğiniz kadar açıklasanızda şartlanmış kimseler teslim olamamaktadır. Somutu doğru okuyamayan, soyutu doğru okuyabilir mi?
Şuhut alemindeki hadiselerde gözleriyle görüp, doğru okuyamadıkları somutlaşmış ilahi takdire teslim olunması sağlanmadan, sünnetin zorunluluğuyla ilgili soyut ayetleri çok kuvvetli akli delillerle açıklamak dahi şartlanmış kimselere bir fayda vermemektedir. Çünkü, kaderini salt kendi iradesine bağlı kılan böyle bir kimse, akıl ve iradesiyle birlikte kainattaki nedenselliğe emanet edildiğini varsaymaktadır.
Kur'an'da geçtiği üzere, Allah'a ve Resule itaat emri, kitap ve hikmetin indirilmiş olması, Resulün ancak vahye uyduğuyla ilgili ayetlerin tümünü bir araya getirip, Resule Kur'an dışı vahyin olduğunu çok hikmetli anlatsanızda ikna olunamamaktadır. "Sünnetullah değişmez" meselesindeki ilahi takdiri yanlış anlayıp, kainattaki işleyişin ve insan hayatının nedenselliğe emanet edildiğine inanan biri, serbestlik makamında kendisini hissederek, Allah korkusunu hoş karşılamayacak bir hümanist akla sahip olacağından, onun bu inancıyla çelişecek, aslında hakikat olan soyut ayet ve açıklamalara, korkusuz bir cesaretle teslim olamaması doğaldır.
Suat Altınbaşak
Songül KARAMAN
ALLAH DER
Hüseyin KURT
Yaşar Doğu’dan Astorya’ya
Seyfettin BUDAK
Dağları Kurtaranlar, Evlerini Kaybedenler
Halil MERT
Tarihsel Gerçeklik: İran’da Türk Hâkimiyeti…
Adnan ÖZ
Samsunspor ve mircea lucescu’nun ardından!
Mehmet BOZKURT
Tarih Konuşuyor, Alınacak Dersler Var! - 1
Recep YAZGAN
Bugün öğretmenler eylemde mi tatilde mi!
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Ömer Naci Yılmaz
Erbakan ve Teknoloji
Eyüphan KAYA
Veda Hutbesi insanlık için bir kurtuluş reçetesidir
Aydın BENLİ
Cengiz Zor “Aile Çökerse Devlet Ayakta Kalamaz” Diyor
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Bülent ERTEKİN
Engel Bedenlerde Değil, Vicdanlarda Başlar!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Hakikatı hatırlayış ve öze dönüş!
Ahmet SAĞLAM
Mümin mi, Müslüman mı!
Cevahir AYDIN
Hareketsizliğin Makyajı: Şikâyet
Nihat Güç
ABD-İsrail Ve İran Savaşı
Özlem Gürbüz
Helallik Meselesi
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Mesut CİHAT
İmamoğlu'nu Özel'e, Özel'i Belediyelerine Vursan
Ahmet DÜZGÜN
Fabrika Ayarlarına Dönüş
Hamdi TEMEL
Sarı Kantaron: Gelenekten Bilime Uzanan Şifa Bitkisi
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Mehmet Nuri BİNGÖL
Üstad Said Nursi Vefat Etti Ama Eserleri Asırları Parlatıyor
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Gülay ÇETKİN
Özgürlük Vaad Ediyoruz; Aslında Öyle Değil, Çok Kolay
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
İsa ÇOLAKER
Kitap Okurunun Hakları
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Hasan KARADEMİR
HALK (!) PARTİSİ
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Adnan İPEKDAL
Ne Vereyim Abime, Biraz Sokak Kültürü Alır mısınız?
Vehbi KARA
İnsan Çok Zalim Ve Çok Cahildir
Servet ZEYREK
Dünden Bugüne Çarşamba'da Eğitim
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)