Hamileliğinin ağırlaşmasıyla fiziksel zorluklar yaşayan; 2 yıl boyunca bebeğini emziren (Bakara 2/233), evdeki bebek ve küçük çocuklarına bakmak durumunda olan, onları başkasına bırakamayan, evde hasta çocuğa, hasta yetişkine, engelliye, yaşlıya veya yatalak hastaya bakan kadınlar; bu gibi sebeplerle cuma namazına gidemeseler bile bundan dolayı sorumlu tutulmazlar.
Çünkü kendilerinin alışveriş yapma ve rızık arama (kazanma) farziyeti olmadığından, Cuma/9’da alışverişi bırakması emredilen ve Cuma/10’daki rızık arama (kazanma) emrini/farziyetini yerine getirmek için yeryüzüne dağılması gereken kimselerden olmamasından ötürü bu kadınlar günaha girmez.
Cuma/9’da “Ey iman edenler” hitabıyla genel bir ifade kullanılarak cuma namazı farz edilmiş olsada, bu bahsettiğimiz mazeretleri olan kadınlar cuma namazına gidemediklerinde günaha girmez.
Cuma/9’da “Ey iman edenler” hitabıyla genel bir ifade kullanılarak cuma namazı farz kılınmış olsa da, burada geçen alışverişi bırakma emri, rızkını temin etme sorumluluğu olan kimseler için geçerlidir. Çünkü Cuma/10’daki “Allah’ın lütfundan (rızkınızı) arayın” emri, Cuma/9’daki alışverişi bırakma emrinin kesintiye uğrattığı rızık arama sorumluluğunun devamını ve sürdürülmesini muhatabına farz kılar. Bu da, alışverişi bırakma emrinin, geçim yükümlülüğü olan erkeklere yönelik olduğunu gösterir.
Cuma/9’daki cuma namazı emriyle birlikte aynı muhataba gelen “alışverişi bırakın” emri, bu cuma namazı emrinin geçim yükümlülüğü olan erkeklere yönelik olduğunu da gösterir.
Cuma/9’da “Ey iman edenler” şeklinde genel bir hitap kullanılması sebebiyle eğer, alışverişi bırakma ve rızık arama emri istisnasız tüm müminleri kapsamış olsaydı, alışveriş yapma ve rızık kazanma yükümlülüğü bulunmayan kadınlar, yukarıda saydığımız bazı mazeretlere sahip olduklarında bu sebeple cuma namazına gidemediklerinde günaha girmiş olacaklardı. Ayette, “Ey iman edenler” şeklinde genel bir hitap olsada Allah böyle bir adaletsizlik yapmaz.
Zaten Cuma/9’da, Cuma namazı emriyle birlikte gelen alışverişi bırakma emri ve bu alışverişin devamı niteliğindeki Cuma/10’daki rızık arama emri, ancak geçim sorumluluğu olan kimselere hitaben gelmesinden dolayı, bu sorumlulukları olmayan gruplar (kadınlar, çocuklar, köleler, hastalar) cuma namazı emrininin doğrudan muhatabı değildir. Dolayısıyla alışverişi bırakma emri ve bu alışverişin devamı niteliğindeki rızık arama emriyle birlikte gelen cuma namazı emri de, geçim sorumluluğu taşımayan bu grupları kapsamamaktadır.
Çünkü cuma namazı emri, alışverişi bırakma emri ve rızık arama emirleriyle birlikte aynı hitap içinde geçmekte ve hepsi aynı muhataba yani geçim yükümlülüğü olan erkeklere yöneliktir. Neticede, cuma namazı, alışveriş yapma ve rızık arama yükümlülüğü taşıyan erkeklere farz kılınmıştır. Bu yükümlülükleri taşımayan kadınlar ve diğer istisnai gruplar ise bu emrin muhatabı olmadıklarından cuma namazından da sorumlu tutulmazlar.
Tabii ki kadınlardan dileyen camiye cuma namazına gidebilir ama kadınların cuma namazına gitmeleri, Cuma suresindeki ilgili ayetlerden anlaşılacağı üzere cuma namazının kadınlara farz olmadığı gerçeğini değiştirmez.
Şimdi Cuma/9’da geçen ve alışverişi ifade eden "el-bey” kelimesi üzerinde bir miktar duralım.
Bu “el-bey” kelimesi klasik Arapçada ve Kur’an'da “alışveriş, ticaret, satış” anlamında kullanılır. Bu kelime, sadece günlük market veya pazar alışverişini değil, kazanç sağlamak amacıyla yapılan ticareti de kapsar.
Cuma/10’da, “artık namaz bitince Allah’ın lütfundan (rızkınızı) arayın” buyrulmuştur. Bu ifade, çalışmak, ticaret yapmak, kazanç sağlamak anlamındadır. Bu ayetteki rızık arama emri, cuma namazı sonrası yeniden devam ettirilecek alışverişin yalnızca market alışverişi değil, aynı zamanda geçim sağlama faaliyeti de olduğunu gösterir.
Eğer Cuma/9’daki “el-bey” sadece marketten ekmek almak gibi küçük bir alışveriş olsaydı, yasaklanan bu alışverişi yeniden sürdürecek Cuma/10’daki “rızkınızı arayın’ emri bağlamını yitirirdi. Çünkü rızık aramak, sadece hazır bir ürünü almak değil, onu kazanmak için çalışmak, ticaret yapmak, geçim sağlamak demektir.
Bu sebeple, Cuma/9’daki alışverişi bırakma emri, yalnızca market alışverişiyle sınırlı kalmayıp, geçim sağlamak maksadıyla yapılan tüm ticari faaliyetleri kapsar.
Buradan mühim bir netice çıkar:
Cuma/10’daki “Allah’ın lütfundan (rızkınızı) arayın” emri, Cuma/9’da yasaklanan alışverişin yeniden yapılmasını emreder. Bu, Cuma/10’daki rızık arama emrinin doğrudan Cuma/9’daki alışverişi bırakma emrinin muhataplarına yönelik olduğunu gösterir. Bu muhataplar, Cuma/10’daki rızık arama emrinden açıkça anlaşıldığı üzere, alışveriş yapma ve geçim sağlama farziyeti taşıyan kimselerdir.
Cuma/10’daki rızık arama emrinin tümüyle, alışverişi bırakma emrinin muhataplarına yönelik olması, Cuma/9’daki alışverişi bırakma emrinin sadece geçim sağlama farziyeti taşıyanlara yöneldiğini açıkça gösteren kuvvetli bir delildir. Bu iki emir, geçim sağlama farziyeti olan kimselere yöneliktir.
Bu nedenle, bazı kimseler fiilen alışveriş yapsalar bile, geçim sağlama farziyeti taşımadıkları için, ne Cuma/9’daki alışverişi bırakma emrinin ne de Cuma/10’daki rızık arama emrinin kapsamına girerler.
Cuma namazı farz olanlara cuma namazını bitirmeleri sonrası için gelen rızık arama emri, cuma namazı emri ve alışverişi emriyle birlikte aynı hitap içinde aynı muhataba yönelik geçmektedir. Dolayısıyla cuma namazı emri, alışverişi bırakma ve rızık arama emrinin muhatabı olan geçim yükümlüsü erkeklere yöneliktir. Bu sebeple cuma namazı emri, hasta, köle, çocuk, kadın, yolcu, tehlikeli bir bölgede nöbet tutan asker grubunda olanlar gibi geçim yükümlüsü olmayan kimselere yönelik değildir. Bu sebeple bu kimselere cuma namazı farz değildir.
Alışveriş ve ticaret yapan çalışan kadınların olması, ayrıca cuma namazına giden kadınların olması, cuma namazının kadınlara farz olduğu anlamına gelmediğini bazı gruplar üzerinden izah etmeye çalışalım.
Cuma/9’da “Ey iman edenler” şeklinde genel bir hitap kullanılmış olsada, bu hitabın ardından gelen alışverişi bırakma emriyle ve Cuma/10’da belirtilen rızık arama emriyle aynı hitapta gelen cuma namazı emrinin asıl muhataplarının alışveriş yapma ve rızık arama (kazanma) farziyeti olan kimseler olduğu anlaşılır.
Alışveriş ve rızık arama (kazanma) sorumlusu olmayan hasta, köle, çocuk, kadın, yolcu, nöbet tutan asker grubunda olan kimseler, cuma namazı emriyle ilgili genel hitabın dışında kalır. Bu kimselerin cuma namazına gitmeleri mümkündür, ama bu durum onlara cuma namazının farz kılındığı anlamına gelmez. İlgili ayetler birlikte değerlendirildiğinde, cuma namazı ancak rızık arama ve geçim sorumluluğu olan bireyler için farzdır.
Hasta kişi kendisini zorladığında, yolcu mola verdiğinde, nöbetçi asker bir süreliğine izin aldığında ya da köle efendisinden müsaade bulduğunda cuma namazına katılabilir. Fakat bu fiili katılım, onların cuma namazıyla dinen sorumlu oldukları anlamına gelmez. Çünkü bu kimselerin fiilen rızık arama, alışveriş yapma gibi yükümlülükleri bulunmaz. Cuma namazının farz kılındığı kişiler, aynı zamanda alışveriş ve rızık arama farziyetini fiilen taşıyan aktif bireylerdir.
Bir kimsenin bir ibadeti fiilen yapabiliyor olması, o ibadetin ona farz olduğu anlamına gelmez. Hasta, yolcu, nöbet tutan asker, köle bir şekilde cuma namazına gidiyor olabilir ama cuma namazına gitmediklerinde günaha girmezler.
Dolayısıyla “kendilerini ve şartları zorladıklarında cuma namazına hasta bile gidiyor, yolcu bile gidiyor, gitmek isteyen kadın da gidiyor. O hâlde kadınlara da cuma namazı farzdır” şeklindeki bir iddia geçersizdir. Gidiyor olabilirler, ama gitmediklerinde günaha girmezler. Bu durum cuma namazının onlara farz değil, yalnızca kendileri açısından cuma namazının kılınabilir olduğunu gösterir. Buradaki temel ölçü, alışveriş, ticaret ve geçim sağlama yükümlülüklerinin olup, olmamasıdır. Cuma namazı farziyetinin belirleyicisi budur, cuma namazına fiilen gidebiliyor olmak değildir.
Cuma 62/9 ayetinde, ezan okunduğunda “alışverişi bırakın” ve “Allah’ı anmaya koşun” buyrulmuştur. Burada ibadet çağrısı, doğrudan maddi sorumluluğu olan kimselere yöneliktir. Köle efendisinden izin alıp, çalışıp para kazanabilir, hatta ailesine maddi yardım da edebilir. Fakat bu kölenin özgür bir birey olduğu anlamına gelmez. Köle, efendisinin izniyle kendi adına alışveriş yapabilse veya çalışsa bile bu kölenin ailesinin geçim yükünü tam manasıyla omuzladığı anlamına gelmez. Çünkü bu görev onda asli değil, efendisinin iznine dayalıdır. Asli ve temel kararları kendi başına alamamaktadır. Bu sebeple ailesinin geçimini sağlamada tam mükellef tutulamaz.
Dolayısıyla cuma namazına gitmek, alışveriş yapmak, ticaret yapmak yani rızık aramak gibi sorumluluklar da köle için bireysel bir farz değildir, çünkü efendisinin iznine bağlı bir durumdur. Bakara 2/286 ayetine göre, kişi ancak gücünün yettiğinden sorumlu olduğundan dolayı, efendisinin iznine bağlı olan kölenin tam anlamıyla alışveriş, ticaret yani rızık arama farziyeti yoktur, çünkü bu özgürlüğe bağlıdır. Kur’an’da “sorumluluk imkâna göredir” ilkesi vardır. Özgürlüğü kısıtlı olan birine, özgür bir birey gibi mükellefiyet yüklenemez. Bu, adaletin bir gereğidir.
Bu sebeple, köle efendisinden izin alıp çalışsa ve para kazansa bile, Bakara/286’ya göre hiç kimse gücünün yetmediği bir sorumlulukla yükümlü tutulmayacağından, bu çalışan kölenin her şeyi efendisinin iznine bağlı olduğu için tam anlamıyla alışveriş, ticaret yani rızık arama farziyeti ona yüklenemez. Geçim sağlama konusunda Kur’an bu köleyi çalışsa bile sorumlu tutmaz. Köle kendi adına çalışsa bile geçim sağlama sorumluluğu olmadığından, cuma namazına gitmediğinde de günaha girmez.
Geçimi sağlama yükümlülüğü olmayan birine cuma namazının farz kılınmaması da bu bağlamda anlam kazanır. Cuma Suresindeki ilgili ayetler, ekonomik faaliyeti asli olarak üstlenmesi farz olan kimseleri muhatap alır. Dolayısıyla bir kişi alışveriş ve ticaret yapabiliyor diye değil, geçimi sağlama farziyetini fiilen ve asli olarak taşıyorsa ancak cuma namazı farz olur.
Bir çocuk, ailesine rızık temini konusunda katkıda bulunabilmek için dilerse yapabileceği bir işte çalışabilir ama alışveriş, ticaret ve geçimi sağlama gibi rızık arama farziyeti olmadığı için Kur’an'da “Ey iman edenler” hitabıyla gelen cuma namazı emrinden, geçim sorumluluğu olmayan bu mümin çocuk sorumlu tutulmaz. Bu genel hitaba rağmen mümin çocuklar cumaya gitmediğinde de günaha girmez.
Bir kişi hasta olduğu hâlde temel ihtiyaçları için kendini zorlayarak az da olsa kısa süren, ayak üstü alışveriş veya ticaret (kazanç temini) yapabiliyorsa zaman zaman, bu onun geçim yükümlülüğünü taşıdığı ve sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Zira Bakara 2/286’da belirtildiği gibi, Allah kişiye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez. Bu sebeple, aile geçimini sağlamak gibi büyük bir yükümlülük, hastanın ancak normal şartlarda gücü yettiğinde üzerine farz olur. Hasta kişiler, bu durumda yeryüzüne dağılarak, rızık arama, alışveriş yapma ve ticaret yoluyla geçim sağlama görevini tam olarak yerine getiremez.
Dolayısıyla alışveriş, ticaret yani kazanç temini yapabilme imkânının sınırlı düzeyde var olması ve bir yolunu bulup, bir miktar yapabilmesi bu hasta kişinin üzerine cuma namazını farz kılmaz. Hastanın, alışveriş, ticaret yani kazanç temini gibi geçim sorumluluğu fiilen yoktur. Geçim sorumluluğu taşımayan bir hasta için cuma namazı da farz olmaz.
Kaldı ki kendini çok zorlayarak cuma namazına gitmesi mümkün olsa bile, bu hâl cuma namazını, hasta bu kişinin üzerine farz kılmaya yetmez. Çünkü farzlar normal güç, imkan ve bazı şartlar üzerinden belirlenir, zorlama çabaya göre belirlenmez. Bu sebeple, hasta kişinin kendini zorlayarak cuma namazına gitmesi gerekmez, cuma namazına gitmediğinde de günaha girmez. Çünkü Allah kişiyi ancak gerçekten sorumlu olduğu şeylerden mükellef tutar.
Uzun süre yolculuk yapan kimseler olabilmektedir. Mesela otobüsle veya uçakla 20 saat üzerinde yolculuk yapanlar olabilmektedir. Bu kimseler bu şartlarda camiye gidemeyip, cuma namazı kılamamaktadır.
Bir yolcu, seyahat hâlindeyken oruç tutabilir. Lakin bu, orucun yolcuya o sırada farz olduğu anlamına gelmez. Yolculuk esnasında bir kişi, ailesinin geçim temini için alışveriş ve ticaret yapma imkanı bulsa ve bunu yapsa bile bu yolcuya cuma namazı farz değildir.
Çünkü yolculuk esnasında kişi, düzenli bir şekilde ailesinin geçimini temin edecek şartlara sahip değildir. Kazanç temini için gerekli şartları, imkânları kullanması fiilen pek mümkün olmadığından, ailesinin geçimini sağlama sorumluluğu yolculuk süresince farz değildir.
Zira, Bakara/286’da belirtildiği gibi, hiç kimse gücünün yetmediği bir sorumlulukla yükümlü tutulmayacağından, ailesinin geçim temini amacıyla yapılan alışveriş ve ticaret gibi yeryüzüne dağılıp, rızık arama yükümlülüğü yolculuk süresince geçici olarak kalkmıştır. Bu nedenle, ailesinin geçim temini için alışveriş, ticaret gibi rızık arama farziyeti geçici olarak kalkmış yolcuya cuma namazı farz değildir.
Nitekim bu yolcu, mola verdiğinde fırsat bulup, ailesinin geçim temini için alışveriş, ticaret yapmış veya bir camide cuma namazına katılmış olsa bile, bu onun cuma namazıyla yükümlü olduğu anlamına gelmez. Bu yolcu cuma namazına gitmediğinde günaha girmez.
Dolayısıyla, yalnızca ara sıra alışveriş ve ticaret yapabilmek, bir kimseyi yeryüzüne dağılmak ve rızık aramak ile sorumlu kılmayacağı gibi, cuma namazına da mükellef kılmaz.
Tehlikeli bir bölgede nöbet tutan bir asker, cuma namazı vakti görev yerini terk edemeyeceğinden cuma namazına gidemeyecek kimselerden biridir. Bu nöbet tutan asker görev değişimi talebini yapıp, izin verildiğinde cuma namazına gidebilir. Ancak Bakara/286’da bildirilen “Allah, hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez” ilkesi gereği, o nöbet tutma görevi esnasında alışveriş yapma ve rızık arama farziyeti bulunmadığından, cuma namazı ona farz değildir.
Bu sebeple bu kişiler, tehlikeli bu bölgede görev gereği kalması yönünde bir tercih yaparak, cuma namazına gitmediklerinde günaha girmezler. Yani nöbet anında izin alıp cuma namazına gitmeleri, bu kimselere nöbet anında cuma namazının farz olduğu anlamına gelmez.
Alışverişi bırakma emrinden, rızık arama emrinden sorumlu olmayan kimselerin cuma namazı farziyetinden istisna edilmediğini söylerseniz, nöbet tutan kimse cuma namazı için izin alabileceği halde önemli görevi gereği izin almayıp, cuma namazına gitmediğinde günaha girmiş olduğunu kabul etmiş olursunuz. Halbuki o görev anında alışveriş yapma ve rızık arama farziyeti bulunmayan bu kimseler alışverişi bırakma ve rızık arama emrinin muhatabı olmadığı için bu iki emirle birlikte aynı muhataba yönelik gelen cuma namazı emrinin de muhatabı değildir.
Kadınlarında, ailenin geçim yükünü taşıma farziyeti bulunmadığından, cuma namazı farziyetinden istisna edilen gruplar arasında yer alır.
Bir kadın da fiilen çalışıyor olabilir. Ama bu durum, kadının geçim yükümlülüğüne sahip olduğu ve bu sebeple kendisine cuma namazının farz olduğu anlamına gelmez.
Yani cuma namazı farziyetinin belirleyen, “çalışıyor olmak” gibi bir filî durum değil, kişinin fıtri ve şer’î yükümlülüğüdür.
Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından (Aile fertlerinin geçimi için) harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. (Nisa Suresi 34. Ayet)
Bu ayete göre, rızık kazanma (arama) farziyeti erkeklere aittir. Kadının çalışması, fiilî bir durum olabilir ama kadın için fıtri ve şer’î sorumluluk değildir, tercihine bağlıdır. Bu sebeple, kadının çalışması, onu erkeğe ait olan geçim sağlama farziyetinin kapsamına sokmaz. Kadın çalışsa bile, geçim sağlama farziyeti kendisine ait olmadığı için cuma namazı ona farz değildir.
Kadının çalışması, onu fıtri olarak Nisa/34’deki kavvâm yapmaz. Tıpkı bir çocuğun yapabileceği bir işte çalışmayı tercih etmesinin onu ailesini geçindirme farziyeti yüklememesi gibi. Yani farziyetin ölçüsünü, bireysel tercihler belirlemez, vahyin yaptığı sınıflandırma belirler.
Cuma/9’da geçen alışverişi bırakma emrinden ve Cuma 10’da geçen rızık arama emrinden sorumlu olmayan kimselerin (kadınların) Cuma namazı farziyetinden istisna edildiğini reddederseniz; köleler, hastalar, nöbet tutan askerler, yolculardan kendini, şartları zorladıklarında cumaya gidebilecek olanları kendini, şartları çokça zorlamayıp, cuma namazına gitmediğinde günaha girmiş olduğunu kabul etmiş olursunuz. Allah ise bu durumdaki kimselere haşa haksızlık etmez.
Halbuki alışveriş yapma ve rızık arama farziyeti olmayan bu kimseler, alışverişi bırakma emriyle ve rızık arama emriyle birlikte aynı hitapta yer alan cuma namazı emrinin de muhatabı değildir.
Köle, nöbet tutan asker, hasta, yolcu ve çocuklar gibi bir kadında cuma namazına gidebilme imkanı tabii ki bulabilir ama bu kimseler, alışveriş yapma ve rızık arama farziyeti bulunmadığından, bu alışverişi bırakma ve rızık arama emrinin muhatabı olmadığı için bu iki emirle birlikte aynı muhataba yönelik gelen cuma namazı emrinin de muhatabı değildir.
Ayrıca, Cuma/9’daki “Ey iman edenler” şeklindeki genel ifadeyi gerekçe göstererek kadına cumanın farz olmadığını kabul etmeyenler, kendini çok zorlasa cuma namazına gidebilecek kadın yolcu ve kadın hastalar, bebek veya çocukları nedeniyle gidemeyen anneler, kız çocukları gibi alışveriş yapma ve rızık arama farziyeti bulunmayan bu kimselerin cuma namazı kılmadıkları için günaha girdiklerini kabul etmek durumunda kalacaklardır.
Kadınların, nöbet tutan askerlerin, hastaların ve yolcuların, alışveriş ve rızık arama farziyeti bulunmadığından, cuma namazına gitmeye fırsat bulsalar bile gitmediklerinde günah işlemediklerinin bir başka delili, çalışan çocuk örneğidir. Kur’an’da ‘Ey iman edenler!’ hitabıyla belirtilen cuma namazı emriyle birlikte alışverişi bırakma ve rızık arama emirleri aynı muhataba yöneliktir. Ancak bu üç emir, alışveriş ve rızık arama yükümlülüğü olmayan çalışan çocuklara hitap etmez.
Çünkü çocuklar çalışsa bile, alışveriş ve rızık arama yükümlülükleri taşımadıkları için cuma namazı emri de onlara yönelmez. Bu örnek, cuma namazı emrinin de aynı mantıkla, çalışıyor olsalar bile yalnızca geçim sağlama sorumluluğu olan kimselere yönelik olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bir kimsenin (kadının) alışveriş, ticaret yapması yani rızık temin etmesi, onun geçim sağlama yükümlülüğü taşıyan biri olduğunu göstermez. Tıpkı hastalığı sebebiyle halsizlik içinde ayakta durmakta zorlanan birinin, zaman zaman ailesinin temel ihtiyaçları için alışveriş ve kazanç sağlama adına kısa süreli dışarı çıkmasının, onu geçim yükümlülüğünün muhatabı yapmaması gibi. Çünkü, Kur’an’da belirtildiği üzere, kişi ancak gücünün yettiğinden sorumludur.( Bakara 2/286)
Bazen dışarı çıkıp, rızık temin edebilse de, bu hasta kişi Bakara 2/286’daki ilkeye göre geçim sağlama yükümlülüğü taşımaz. Dolayısıyla geçim yükümlülüğü taşımayan bu hasta, kısa süreli dışarı çıkıp, rızık temin etse ve kendini zorladığında cuma namazına gidebilecek durumda olsa bile gitmediğinde günaha girmez.
Çünkü Cuma/9’daki cuma namazı emri, aynı ayetteki alışverişi bırakma emriyle ve Cuma/10’daki rızık arama emriyle birlikte aynı muhataba yönelik gelmiştir. Yani ayetteki cuma namazı emri ancak alışveriş ve rızık arama farziyeti/yükümlülüğü olan kimselere (erkeklere) hitap eder.
Cuma/10’daki “Allah’ın lütfundan (rızkınızı) arayın” buyruğu, cuma namazından sonra yeniden alışveriş, ticaret yapmayı yani rızık temin etme farziyetini yerine getirmeyi emreder. Bu emir, açıkça geçim sağlama için rızık temin etmenin peşine düşmeyi kasteder. Dolayısıyla bu rızık arama emri, bir önceki ayet olan Cuma/9’da cuma namazı için işi ve alışverişi durdurma emri verilen kimselerin, geçimini temin etme yükümlülüğü taşıyanlar olduğunu açıkça ortaya koyar.
Cuma namazı bitince, cuma namazı farz olanlara gelen Cuma/10’daki rızık arama emrinin tümüyle, cuma namazı emri ve alışverişi bırakma emri muhataplarına yönelik aynı hitap içinde gelmesi, alışverişi bırakma emrinin yalnızca rızık arama farziyeti olan erkeklere yönelik olduğunu açıkça göstermektedir.
Geçim yükümlüsü olmayan, aileleri için rızık temin etme ve temel ihtiyaçları karşılama farziyetleri bulunmayan kadın, çocuk, yolcu, köle ve hastalara alışveriş yapma farziyeti yüklenmemiştir. Bu nedenle onlara yönelik böyle bir alışverişi bırakma emri de Cuma/9’da verilmemiştir. Dolayısıyla bu kimseler, alışveriş ve rızık arama emirleriyle aynı hitap içinde ve aynı muhataba yönelik gelen cuma namazı emrinin kapsamına girmezler. Bu sebeple cuma namazı emri, rızık temin etseler ve cuma namazına gitseler bile bu gruplara farz değildir.
Aydan KURT
Yorulmuyor musun?
Mehmet Nuri BİNGÖL
Sahtelerin Tasallutu
Halil MERT
İki Farklı Kader, İki Farklı Devlet Aklı
Fatih ORUÇ
Abd-Cıa ve Darbeler
Eyüphan KAYA
İnsanlık Alemi Veda Hutbesini Arıyor
Erol AYDIN
İnsan Olmanın En Ağır Yükü
Nihat Güç
İyi İnsan, Kötü İnsan
Gülay ÇETKİN
Denizlide okullar kaosa mı sürükleniyor?
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
21. Yüzyılın Öğrenci Profili: Alfa Kuşağı
Fatma Saçak Akbulut
SEVGİ DİLİ
Adnan ÖZ
Süper kupa ve transferler!
Aydın BENLİ
MİLLİ DUYGULAR ÖLDÜRÜLÜRSE NE OLUR?
Seyfettin BUDAK
Tek bir taşla kaç kuş vurulur?
Mehmet BOZKURT
Suçlu Kim? Müslümanlar mı?
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Hamdi TEMEL
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
Ravza ZEYBEK
Bizim çocukları ateşe atan kim?
Songül KARAMAN
YA RAB
Ahmet SAĞLAM
Kaçınılması Gerekenler
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’da Şirin Bir Köy: Duhancılar
Cevahir AYDIN
El alem Jürisinin Sahte Kürsüsü
Özlem Gürbüz
Geçmişten Ders, Geleceğe Umut
Recep YAZGAN
Beyaz leke gösterir…
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Adnan İPEKDAL
Dijital İçerik Üretme Seferberliği
Bülent ERTEKİN
Bayraklı’daki Söyleşi Üzerinden Ciddi İddialar
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Ahmet DÜZGÜN
Kimse mucize beklemesin
Vehbi KARA
Kocatepe Olayı
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Sevgi Mi Bağ, Yoksa Görünmez Bir Kafes Mi!
Ahmet Eren KURT
Sessizlik Bazen Bir Tercih Değil, Son Çaredir
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Servet ZEYREK
Yedinci Oğul Nerede?
Hüseyin KURT
Telekonferansın Ardındaki Gerçek: Büyük Kürdistan’ın Güncel Senaryosu
Hasan KARADEMİR
Giriş: Foucault'nun Eleştirel Soykütüğünün Temelleri
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı iken oruç tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (1)
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Mesut CİHAT
Allah'ın Zatı ve Subuti Sıfatları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Batuhan ŞUORUÇ
Şıracılar
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
Mahremiyet, insanın özgür iradesiyle var oluşu!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Murat GÜLŞAN
Türk Milliyetçisinin Vicdan Muhasebesi
İsa ÇOLAKER
Aşık Veysel Şiirinin Renkleri
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Özhan KIZILTAN
Duvarların Ardında Filizlenen Hayat
Memiş OKUYUCU
Zübeyir Yetik’in Ardından…
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Cahit KURBANOĞLU
Nefis nedir ve ne istiyor?
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Levent ERTEKİN
Fakir Halkın Bağışladığı 350 Uçak
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)