Yelpaze, sıcaktan rahatsız olan insanı rahatlatmak için sallanan bir nimettir. Fakat o sallanış, kara sinekleri ve sivrisinekleri kahreder. O zaman yelpaze nimeti gibi ilahi kanunla işleyen, insana faydalı rüzgar ve deprem nimeti de, Allah'ın takdir yelpazesi olarak nasıl olur da isabet eden imtihanlarla dolu olmaz? Aksi halde doğa olayları sonrasında hayatımızda gerçekleşen lütufları, sıkıntıları, zorlukları, can ve mal kayıpları gibi sonuçların rastlantısal olduğunu ve tepkilerimizin bile isteye ölçülmediğini ve imtihan edilmediğimizi kabul etmek durumunda kalmış oluruz.
Madem ki cüzi olan yelpaze bile, bir şeyi bozmak veya bir şeyi düzene koymak için olabiliyorsa, esen rüzgarların, depremlerin, yağmurların ezeli ilimle lütuf olarak pek çok şeyi düzene koyduğu kabul edildiği gibi çok şiddetli meydana geldiklerinde ise insanların rahatını, güvenliğini bozup, ezeli ilim dahilinde imtihanların oluşmasına sebep oldukları nasıl olur da inkar edilebilir?
Şiddetli bir biçimde büyük bir yelpazeyi bir insanın sıcaklığını almak adına iyilik için sallayan biri, o alanda bulunan bazı sineklere yelpazesinin çarpmasıyla, zarar görebileceklerini ve bazılarının ölebileceklerini hesaba katarak bile bile yelpazeyi sallamaktadır, zarar vereceğini anladığı ve zarar vermeye başladığı anda fiilini sonlandırmayarak, sonuçlarını bilerek ortaya çıkarmış olur. Aynı misal, doğadaki pek çok doğa olayı nimeti verilirken gerçekleşen doğal afetler içinde geçerlidir.
Fay hatlarının ve yanardağların ilahi kanun ile zaman zaman patlaması bizim için elzemdir. Bu sayede dünyamızın merkezindeki ateş deryası "mağma", içinde biriken gazı atıp, rahatlamış olur. Anlıyoruz ki, deprem gibi bir nimet olmasaydı, dünyamız infilak ederdi.
Bor madenleri, maden suları, şifalı kaplıcalar deprem vesilesiyle ortaya çıkmış olan nimetler olup, faydalanılan bu nimetlerin olduğu bölgelerde, iradesi dışındaki kader ile yaratılmış kimselere, deprem vesilesiyle çıkmış bu nimetlerin bile isteye isabet ettirildiği çok açık… Bu durum; depremin etkilerinin ve sonuçlarının, insanla ne şekilde ilişkisi olacağının, kimlere temas edeceğinin bilerek yaratıldığına da delildir.
Bor madenleri, maden suları, şifalı kaplıca gibi nimetlerin olmadığı bazı bölgelerde doğmuş kimselere ilahi kanunların işleyişi ile deniz, petrol gibi başka faydalanılacak şeyler ilahi plan ile verildi. Tabiatta gerçekleşen hadiseleri zahiri sonuçlar üzerinden okuduğumuzda, tek tek insanların dikkate alınarak bu tabiat hadiseleriyle ortaya çıkmış nimet ve imtihanların, tek tek kimlere isabet edeceğinin önceden bilinerek verildiği ispatlanmış olur. Hiçbir şeyi öncesini ve sonrasını bilmeyen, tanımayan kör, sağır ilahi kanunlarla Rabbimiz tarafından dilediği kimselere ızdırari kader ile denk getirilen nimetler olduğu gibi imtihanların ve musibetlerin de bilinçli bir şekilde o bölgelerdeki insanlara denk getirildiğini anlayabiliriz.
İlahi kanunların işleyişi sonrası ortaya çıkmış nimetlerden faydalanan kimselere, isabet ettirilen bu nimetler üzerinden bazı imtihanlarında isabet ettirildiği çok açıktır. Mesela deprem nimetinden afetler, yağmur nimetinden sel gibi periyodik olmayan bazı imtihanların, musibetlerin o bölgelerde doğmuş ve büyümüş kimselere farklı şiddet ve seviyede geldiğini gözlerimizle tanık olabiliyoruz. İnsan iradesi dışında doğal afetin isabet edeceği bir bölgede bir kimsenin dünyaya getirilmesi, dünyaya gelen bu çocuğun, deprem ile evi yıkılacak bir, aileye ilahi takdir ile verilmiş olması, o evde bir genç iken bu tabii afet vesilesiyle ilahi ikaz, imtihan ile karşılaşması, ilahi takdir değil de nedir?
İnsanların olumlu ve olumsuz fiilleri dikkate alınarak, sonuçları açısından insanlara ne kadar fayda ve/veya zarara vesile olacağı ezeli ilimle bilinen bir deprem, istenilen zaman diliminde ve belirlenen ölçüde okyanusların ve denizlerin ortasında da yaratılabilir, insanların yaşadığı beldelere yakın yerlerde de… İnsanların kalbindeki manevi durum ilahi adalet gereği dikkate alınarak, ne kadar fayda ve/veya ne kadar zarar verebileceği ezeli ilimle bilinen, uzun süre aktif olmayan eski fayların, aktif hale geçirilmesiyle meydana gelecek bir depremin şiddeti istenilen zaman diliminde çok da olabilir, az da…
Depremin sonuçları üzerinden okuyoruz ki, Rabbimiz ezeli ilimle, bize depremin vesile olduğu nimetleri bile bile rahmeti ile tattırır. Aynı zamanda deprem gibi doğa olayları vesilesiyle ortaya çıkmış nimetler sayesinde, Rahman'ın bu gibi nimetlerine olan borcumuzu ödeyip, ödemediğimiz bize bile bile hatırlatılmış olur. Bile isteye hatırlatıldığını fıtramızda kabul eder. Bunu kabul eden aynı fıtrat, deprem ile güvenlik, huzur, mal ve can nimetinin azaltılarak ortaya çıkan sıkıntılı ve zorlu süreçlerin, borcumuzu ödeyip, ödemediğimizi bize hatırlatacağı ezeli ilimle bilenerek, bu sürecin bize yaşattırıldığını nasıl kabul etmez!
Doğa olayları vesilesiyle nimetlerin artışından dolayı insanın, yüce kudrete karşı borcunu ödeyip, ödemediğini hatırlatan yani günahını (ödemediği borcunu) ve sevabını (ödemiş sayılan borcunu) tartmasını sağlayan, insanın bu hatırlayıcı fıtratıyla uyumlu doğadaki olayların, bilerek, yaratıldığı çok açık… Aynı doğa olaylarının bu sefer doğal afetlere dönüşmesinden dolayı insanlarla ilgili bazı nimetlerin (güvenlik, mal vs. ) azaltılması sebebiyle, insanların yine borcunu ödeyip, ödemediğini düşüneceği yani yine günahını (ödemediği borcunu) ve sevabını (ödemiş sayılan borcunu) tartacağı ezeli ilimle bilinerek, insanların bu hatırlayıcı fıtratıyla uyumlu yaratılmış bu doğal afetin, insanların manevi durumlarıyla (günah ve sevaplarıyla) ilgili olduğu çok açık…
Dünya ve içindekilerin, insanların yaratılma sebebi, Yaratıcının kendi yarattığı insanın dış görünüşüne bakmak değil de, insanın kalbine ve kalbinin işlediği fiillere bakmak değil miydi? O halde dünyamızda yaratılan tüm hadiselerin asıl gayesinin bu olduğunu bilen biri tarafından, tabii afetlerin insan evladının maneviyatıyla alakalı yani kalbin ve kalbinin işledikleriyle (günahları ve sevaplarıyla) alakalı bir imtihan, bir ecir imkanı, bir ilahi ikaz ve test etme işlevi olduğunu nasıl kabul etmez!
El-Adl ismi gereği haksızlık olmaması için doğal afetlerin, manevi durumlarına göre kimilerine ilahi ikaz veya ilahi imtihan, kimilerine ilahi ceza olarak musibetlerin geldiğini fıtrat ve adetullah ile anlamaya çalışalım.
Kimileri dağlar kadar borcunu sorumsuzca ödemeyerek (kendini de bu açıdan günahkar yaparak), suç işlediği için ceza olarak, kendisine borç verilen şeylerin bir kısmının bir süreliğine haczedilmesi, bu gibi suçların önlenmesi adına hayret edilecek bir durum değildir. Bu verilen cezalara tanık yapılan borcuna sadık olan sorumluluk bilincine sahip (muttaki) kimselerin, bu cezalardan ibret alıp, ihtiyatlı davranması sağlanarak, borçlarını hakkıyla ödeyebilmesi adına akıbeti için tedbir almasına, borcu için ayıracağı kazancını (ecrini) arttırmaya bile isteye sebep olunmuş olur. Herhangi bir borç hususunda suçsuz birine (bir masuma) haciz geldiğinde, bu yaşadığı azıcık sıkıntıya mukabil, kendisine mükafat gibi verilecek olan sevineceği bir tazminat hakkı adalet gereği verilmektedir.
Borçlarla ilgili bu hukukun oluşturulma gayesinden anlıyoruz ki, insanların fıtratı ve ne yapıp, edecekleri önceden bilinerek (öngörülerek), tazminat hakkı, haciz veya ceza gibi unsurlarla adaleti sağlayacak sistemi, öncesinden bilerek (öngörerek) kurgulama niyetinde olunmuş.
Tabii afetlerin ezeli ilimle günahkarlara, muttakilere (sorumluluk bilincine sahip kimselerin) ve masumların başına isabet edeceği önceden bilinerek, bu kimselere borçlarla ilgili hukuktan daha üstün bir adil sistem önceden kurgulanarak, bu kimselerin başlarına gelen tabii afetler ile ilahi adaletin gereği olarak kimileri için mükafat mahiyetinde tazminat hakkı, kimileri için ceza mahiyetinde haciz, kimi muttakiler için kazancını (ecrini) artırıcı bir fırsat ortaya çıkar. Tabii afetlerin isabet ettiği, manevi açıdan farklı seviyedeki kimselere planlı bir ilahi adaletin uygulanacağı ezeli ilimle çok önceden bilindiğinden, bile bile tabii afet süreçlerine izin verilerek, en nihayetinde de olsa ilahi adalet sağlanacağı için insan evladına bu tür musibetler, yaşatılabilmektedir.
İnsan evladının, hadiseleri zahiri sonuçlar üzerinden nasıl okuduğuna şu açıdan bir bakalım…
Bize daha önce defalarca borç vermiş biri, imkanı olduğu halde, bir yatırım için borç istediğimizde bize vermeyip, başkasına borç verdiğini gördüğümüzde, daha öncesinde bu dostumuza karşı yaptıklarımızı ve yapmadıklarımızı iyi bildiğimizden aklımıza ilk gelecek seçenekleri sırasıyla şöyle dile getirebiliriz:
"Daha önce bana ihsan edilmiş borçlarımı ödemediğim veya kasten geciktirdiğimden ötürü kul hakkına, günaha girmiştim. Bundan dolayı borç vermeyip, benim zorlu sıkıntılara düçar olacağımı bildiği halde, beni mahrum bırakarak cezayı kesti ve böylece borcumu hatırlattı" der. Tedbir ve önlem amacıyla insanoğlu, ilk olarak kendi suçunu, günahını düşünür. "Beni çok seven, pek çok kez güvenli, huzurlu ve rahat olmam için destek olan bu dostum, hoşnut olmayacağım bir zararın bana gelebileceğini bile bile, imkanı olduğu halde borç vermediğine göre, kendisine karşı bir kusur veya kul hakkı olan bir günah mı işledim?" diye düşünür. Her zaman huzur ve güvenli olmasını sağlayan dostu tarafından bu sefer borç verilmeyerek, işlediği kabahati ve günahı sorgulayıp, kendisinin bu konuda ıslahı için bile isteye dostu tarafından bu sürecin yaşatıldığını fark eder.
İnsanoğlu bu dostuyla ilgili kendi mevcut ilişki durumunu çok iyi bildiğinden diğer ihtimaller hakkında da şöyle düşünür:
Acaba, dostuma karşı bir suç ve hata yapmayıp, günaha girmemeye dikkat ettiğim halde, bana yakıştıramadığı bir şeyden dolayı bana bir ikaz mı yapmış oldu? Bana her daim iyilik yapmış bu dostum, kendisine olan borcumu hatırlayıp, zamanında ödeyecek gücü kendimde bulduktan sonra mı her zamanki bu borç verme iyiliğini bana yapacak? Acaba, ona vefamı artırmak için ekstra bir ecir bir çaba mı istiyor? İnsan evladı hayatındaki tecrübeleri fıtratıyla böyle okuyarak yaşar.
Hayatındaki tecrübeleri fıtratıyla böyle okuyan bir yapıya sahip insanoğlunu bildiğinden Rabbimiz, doğal afetleriyle bize mesajını böyle okuma yapan insan fıtratını bilerek iletir. Ayrıca, sonuçları açısından fayda ve/veya zarara vesile olan doğa olaylarının insan ile temas edeceğini bilerek, izin veren bir ilah olduğu hakikatine, yarattığı doğa ve canlılar üzerinden insanoğlunun iman etmesini sağlayan Rabbimiz, hadiseleri bu minvalde insanoğlunun kolayca okuyabileceğini bilerek, doğa olaylarıyla mesajını iletir.
Doğal afetler ve insanoğlunun şerleriyle karşılaştığımız rastlantısal olmayan hadiselerin yaratılarak, bize isabet etmesine izin verilmesi aslında, çocuğuna iyilik yapan bir annenin yeri geldiğinde çocuğunun hayrı için acı ve sıkıntıya izin vermesi gibi bir eylemdir. Şöyle bir anne düşünelim… Bu anne, kanser olan ama asla ümidini kesmediği çocuğu için ameliyat yapılmasına izin veren mühim bir karar veriyor. Çocuğu ameliyat olmazsa eğer, ameliyattaki sıkıntıdan çok daha büyük bir zarara uğrayacak…
Çocuğun ameliyathanede korku dolu gözlerle baktığı önlüklü adamlar kasap değil, uzman doktor. Yapılacak iş ise bir kesip, doğrama faaliyeti değil, çocuğun hayrına cerrahi bir ameliyattır. Annenin aldığı karar hiddetine yenik düşmek veya düşmanlık değil, büyük bir şefkat, merhamet örneğidir.
Rahmetiyle bu anneye verdiği merhamet sayesinde, annenin ameliyata izin vermesini bilerek, yaratan; çocuğa hastalık vermesi ile sıkıntılı ameliyat sürecini bilerek, yaratan; doğal afetler ve insanların bize olan şerleriyle yaşadığımız zorlu süreci bilerek, yaratan aynı ilahtır. İşte anne ile oğlu arasında Allah'ın yaşattığı bu sürecin bir benzerini Allah, direkt kulu ile kendi arasında bu süreci yaşatmak için ameliyat misali doğal afetlere izin verip, bilerek yaratmaktadır. Cenab-ı Hak, anneyi ve oğlunu üzecek bu zorlu hastalığa ve zorlu cerrahi ameliyata müsade ettiği gibi, birilerinin bir kuluna yaptığı şerlere razı olmasa da izin verip, bilerek yaratmaktadır.
Şer gibi gözüken ama aslında sağlık nimetine vesile olacak olan sıkıntılı bir ameliyat sürecine Rabbimizin izin vermesindeki hikmet gibi doğal afetlere ve bize karşı yapılan şerlere Rabbimizin izin vermesindeki hikmet de, sıkıntıya mukabil nimete vesile olacak ilahi adaletin en nihayetinde tecelli edeceğinin ezeli ilimle planlanmasıyla ilgilidir.
Doğa olaylarıyla bize gelen musibetleri böyle okumalıyız… İşlediğimiz günahlar, haramlar yaptığımız yanlışlar, şükürsüzlükler, bizde adeta manevi hastalıklar meydana getiriyor. Bu manevi hastalıklar ile ölürsek eğer, "Allah korusun" dehşetli bir yoğun bakım olan cehenneme gideriz. Ama sonsuz şefkat sahibi olan Allah'ın merhameti buna izin vermeyerek, yoğun bakım olan cehenneme göre çok hafif olan doğal afetler ve şerle ilgili musibetler vesilesiyle bazı kullar adeta ameliyat ediliyor ve bu sıkıntının ilahi adalet tecellisi olarak günahlardan temizlenerek cennete gönderilmek isteniyor.
Ameliyatlar elbette ağrısız, sızısız, acısız, sıkıntısız olmaz. Kendi yapıp, ettiklerini çok iyi bilen, günah hastalığına yakalanan kimilerine doğal afetlerin, kimilerine ise birileri tarafından yapılmış şerrin isabet edebileceğini anlamış kimse, tüm tehlikelerin Allah'ın bilerek yaratmasıyla geldiğinin bilinciyle, Rabbine karşı endişe ve korku duyguları güçlenmiş olur. Bu sayede itidal seviyede oluşan bir endişe ve korkuyla, Kur'an ve sünnetteki ilahi takdire teslim olarak, kendi akıbeti için riske girmemiş olur ve ıslahı için gayret eder. Tabii afetin, ahiretteki derecesini artıracak ecirler için gelme ihtimali olsa bile, günahından dolayı gelmiş olabileceğini ihtiyatlı bir biçimdeki düşünür ki, böylece kendini garantiye almış olsun. Günahından dolayı geldiyse musibet eğer, bu ilahi ikazı ıskalamadan kendini ıslah edebilmesi için bu temkinli anlayış şarttır.
Hadiseleri manevi sebeplerden sıyırıp, sadece nedenselliğe bağlayan birinin, kendisine manevi sebeplerden dolayı isabet edebilecek tabii afetleri ve insanların işlediği şerleri, çeşitli tehlikeleri Allah'ın kendisine ızdırari kader ile denk getirdiğine dair gaflette olduğundan, Allah'a olan fıtri korkusu çok büyük bir darbe yemiştir. Mesela, günahından dolayı tabii afetin veya birinin şerrinin, ezeli ilimle bilinerek, kendisine isabet ettirildiği kabul edilmediğinden, bilerek isabet ettiren Allah'a olan korkusu darbe yemiş olmaktadır. Bu durumdaki kardeşimiz, koşulların ilahi plan ile yönetildiği hususunda gaflette olduğundan Rabbine karşı fıtri korkusunu harekete geçirmekte zorlanır, Rabbine karşı korku duygusuyla dua edebilme hususunda kendini ikna etmekte zorlanır.
Dünyamızdaki hadiselere vesile olan manevi sebepleri (günah, kavli dua vs.) önemli ölçüde devre dışı zannettiğinden, nedenselliğe emanet sandığı akıl ve iradesiyle her şeyin üstesinden gelebileceğini düşünerek, henüz sürmekte olan musibetin kendinden uzaklaşması için güçlükle ettiği duanın, kabul olmamasına dair Allah'a olan korkusu dumura uğramıştır. "İnsan sorumluluğuyla ilgili kader yoktur" anlayışı yüzünden, ızdırari kaderlerin birbiriyle olan etkileşimleri ile koşulları yönetip, bize hayır ve şer işleme seçenekleri sunabilen, bize hayır ve şer işleyen kimseleri denk getiren Allah'ı unutan kimsenin elbette, Allah'ın yardımını alamama korkusu da dumura uğramaktadır.
Izdırari kaderlerin birbiriyle olan etkileşimlerini devre dışı zanneden böyle biri, kendini istikametten çıkarabilecek, maddi ve manevi akıbetini kötüye çevirebilecek seçeneklerle, ilahi imtihan gereği karşılaştırılma ihtimali konusunda gaflette olduğundan, Rabbine karşı hissetmekte zorlanacağı korkuyla, akıbeti için neden dua etsin?
Allah'a olan korku duygusunu bastıran bu kişide geriye sadece Allah'a karşı ümit duygusu kalır. Böyle bir kimsede, Allah'a olan ümidinden dolayı Kur'an'ı doğru anlama ümidi var ama Allah'a olan korkusunu bastırdığından Kur'an'ı ilahi takdire aykırı bir biçimde yanlış anlama korkusu yeterli düzeyde olmayabiliyor…
Bir bebeği kollarımıza aldığımızda bebeği doğru uyutmak veya doğru beslemekten daha önce yanlış bir şey yapmaktan, incitmekten korkarız. Kur'an'ı yanlış anlamaktan korkmak, bir bebeği incitme hususunda korkmaktan daha düşük bir seviyede değildir. Kur'an ve Sünnet ile ilgili ilahi murada ve ilahi takdire teslim olan bir imana sahip olmak, bir bebeğe sahip olmaktan daha alt kademede değildir.
Kulun sınırlı akıl ve iradesiyle her şeyi ihata edemediği ve ona şu an ızdırari kaderlerin etkileşimi vesilesiyle idrakini açacak bilginin, henüz verilmemiş olabileceği dikkate alınmadığında, her şeyi salt akıl ve iradesiyle halledebileceğine inanan kişi için akıl ve iradesini kutsamaktan başka bir seçenek kalmadığından, hümanist bir insan olmanın ilk adımı tamamlanmış olur. Allah'ın yardımını alamama korkusu dumura uğradığından ve günahından dolayı başına bir musibet gelebileceğini kabul etmediğinden dolayı Allah'a olan fıtri korkusunu bastırarak, hümanist bir insan profili için ikinci adım da tamamlanmış olur.
İlahi takdir olan Kuran ve Sünnet ile ilgili ilahi takdirin, muradın öncelenmesi yerine, geçmişi ve geleceği tamamen ihata edemeyen sınırlı aklın korkusuz cesareti ile kişinin o anki mevcut anlayışı olan hümanist takdire, murada uygun öncelenen bir ilahi takdir anlayışı oluşmaktadır.
Resulullah'a, ilahi emir ve yasakla ilgili Kur'an dışı vahiy geldiğini işaret eden aşağıdaki ayetler okunduğu halde, ilahi takdirin, Kur'an dışı vahyin olduğunu bize bu gibi ayetler üzerinden gösterdiği gölgelenerek, Allah korkusunun olduğu akl-ı selimden uzaklaştıran ve kutsanmış sınırlı aklı önceleyen hümanist takdire, murada göre bu ayetler yorumlanabilmektedir…
Bakara suresi 144. Ayette, "Biz senin, yüzünü göğe doğru çevirdiğini elbette görüyoruz. İşte şimdi kesin olarak seni memnun olacağın kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir; nerede olursanız olun yüzünüzü o yöne çevirin." ayetiyle kıble, Mescid-i Aksa iken Kabe olarak belirlenir. Kıble, namazın sahih bir bilgiyle yapılabilmesiyle ilgili farz bir emirdir. Halbuki, farz olan kıblenin Kabe olarak değiştirilmesinden daha önce Mescid-i Aksa'nın kıble yapılmasıyla ilgili bir emir içeren ayet, farz bir hüküm Kur'an'da yoktur.
Allah Resulünün kıblenin değişmesini arzuladığını, ayette geçen "yüzünü göğe doğru çevirdiğini görüyoruz" ifadesinden anladığımız üzere, kıblenin belirlenme hadisesinin yalnızca Allah tarafından olması gerektiği ve Resulün buna teslim olduğu, bizim için bir delil olmaktadır. Allah Resulü'nün vahye olan bu teslimiyetinden anlıyoruz ki, önceki ümmetlere gelmiş şeriatlerin ne kadarının korunup, korunmadığını vahiy gelmeden bilemeyeceğinden, yahudilerin yöneldiği Kudüs'ün, farz olan kıble olması gerektiği hususunda haşa salt akıl yürüterek, tahminleriyle kıblenin Mescid-i Aksa olması yönünde haşa karar vermez. Dinin esaslarının neler olacağını haşa akıl yürüterek, tahminleriyle belirlemeye kalkışmadığı gibi…
Bakara 187. Ayette, "Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmanız sizin için helal kılındı. Onlar, sizin için örtüdür; siz de onlar için örtüsünüz. Allah, nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi ve tevbenizi kabul edip, sizi bağışladı. Artık onlara yaklaşın." diye belirtilmektedir. Kur'an'da, "Oruç gecesinde hanımlarınıza yaklaşmak haram kılındı" diye, bir ayet yok. Bunun haram olduğu bilgisine nerden ulaşıldı? "Nefislerinize ihanet etmekte olduğunuzu bildi ve tevbenizi kabul edip, sizi bağışladı" ifadesinden ortada işlenmiş bir günah olduğunu anlıyoruz. Ayette, "Artık onlara yaklaşın" dendiğine göre demek ki önceden haramdı, yasaktı. Ama haram olduğuyla ilgili bir yasak ayeti, Kur'an'da yok.
Mescid-i Aksa'nın kıble yapılması emri, oruç gecelerinde hanımlara yaklaşmanın yasak olduğuyla ilgili Kur'an'da ayetler olmamasına rağmen, bu bilgilerin nereden alındığına dair alacağımız karar ile aşağıdaki seçeneklerden biri kabul edilmiş olacak…
Birincisi seçenek, bu emir ve yasak, peygamberimizin haşa kendi akli yorumu ile "önceki şeriatlerden o zamana kadar korunmuş bir emir ve yasak" olarak tahmin edilip , bu emir ve yasakla ilgili vahiy gelmeden "peygamberimizin onayıyla uygulandı" diye inanılarak, peygamber ilahlaştırılmış olacak… İkinci seçenek ise, Kur'an'da yer almayan bu emir ve yasakla ilgili Resulullah'a Kur'an dışı vahiy geldiği kabul edilerek, yalnızca Allah'ın dini esasları belirleyici olduğu kabul edilmiş olacak.
Allah Resulü, dinin esasları konusunda ne vahyi dikkate almadan hareket eder, ne de Allah buna müsaade eder. Resul ancak vahye (Kur'an ve Kur'an dışı vahye) uyar. Anlıyoruz ki Kur'an ve Sünnetle ilgili bilmediği bir konuda her müslüman, Allah korkusu sayesinde acele etmeyip, karar vermemeli, "Allah katında hangi ilahi takdir belirlenmişse, ben onu kabul ediyorum" diyebilmelidir, bilmediği Kur'an ve Sünnet ile ilgili herhangi bir konudaki ilahi takdiri, Allah'a olan ümidiyle öğreninceye kadar…
Suat Altınbaşak
Mehmet BOZKURT
Tarih konuşuyor, alınacak dersler var-2
Nihat Güç
Müslümanlar, Terör Devleti İsrail ve Dünya Kupası
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Kadir Erol
İnsâni Yardım....!
Öztürk Samuk
Zemin Uygun, Kitle Müsait
Seyfettin BUDAK
Kimse görmeyecekse hâlâ iyi kalabilir misin!
Halil MERT
Millî Ekonomi: Güçlü Ve Büyük Türkiye'nin Omurgası
Aydan KURT
Müsait Değilim
Hasan KARADEMİR
ÜÇ FIKRA
Ömer Naci Yılmaz
Kürt Kadını
Recep YAZGAN
Gerçekten tuhaf değil mi!
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Eyüphan KAYA
Koç alnına bir kara leke sördü!
Mehmet Ali Çamoğlu
Akıl Oyunları, İlahi Hesap ve Geçilen Tövbeler
Songül KARAMAN
BEKLER KABEM
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Hüseyin KURT
Bir Yanlışı Eleştirmek, Diğerini Savunmak Değildir
Özlem Gürbüz
Kurban Bayramı Ve Manevî Değerlerimiz
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)