Türkçemiz hakkında genel bir kanaat “Dilimiz yüz yıllardan beri hep sahipsiz kalmıştır” dan hareketle, aynı sahipsizliği 2021 yılının “Türkçe Yılı” olması münasebetiyle günümüzde de yaşamaya devam ediyoruz. Adı geçen yıl gelip geçiyor, ama, ortada ona değer vermeye, önemini ve devasa problemlerini dile getirmeye yönelik hiçbir etkinlik yok. Üniversiteleri bir kenara bırakalım ana görevi dil olan Türk Dil Kurumu’nda bile bir kıpırdanmaya rastlanmıyor. Benim de üyesi olduğum Türkiye Yazarlar Birliği’nden Ağustos ayı içinde bir kıpırdanma geldi. Birliğin kurucusu ve eski başkanlarından dostum Mehmet Doğan bana yıl dolayısıyla Birlik olarak bir etkinlik düzenlemek istediklerini ve bu konuda fikrimi sordu. Olumlu cevap verdim ve ben de buna bir bildiri ile katılabileceğim cevabını verdim ama, bir sonuç çıkmadı. Ardından kendisi de benim gibi kişisel olarak görüşlerini yazdığı dergi ve gazetelerde “Türkçe Yılı Hakkında” dizi yazıları ile anlatmaya başladı.
TRT yayınları ve üniversitelere bakıyoruz, sanki ortada bir Türk dili yokmuş gibi , “Türkçe Yılı” nı silinerek hep “Yunus Emre Yılı” dile getiriyorlar. Üniversitelere yönelik yaşanan bir örnek olarak Erciyes Üniversitesinde olup bitenleri gördüm. Üniversitenin ana girişinde halka duyuruya yönelik panolar vardır. Geçtiğimiz Ağustos ayı içinde bu panolardan birinde duyuru olarak şu ilan yer alıyordu: “2021 Yunus Erme Yılı, Rektörlük”. Görülüyor ki, “Türkçe Yılı” kaldırılarak yazılmış. Anlaşılan, kendisine “Türkçe yılı” vurgusu yapıldığı halde, bu yıl da, “Türkçeye sahipsizlik” le geçiştirilecek.
Bu girişimizden sonra çok önemli “dil hastalıklarımız” dan olarak Türkçenin ideolojik ve siyasi tercihlere âlet edilmesini anlatacağız.
Türkiye’de İdeolojik –Siyasi Odaklaşma ve Gruplaşma
Tarihimizin Cumhuriyet döneminde, genelde ve ana hatlarıyla iktidara geldiklerinde uygulayacakları parti ve hükümet politikalarından olarak, Modern Batı Medeniyetinin şaşasına kapılarak kendi medeniyetlerinden duydukları aşağılık duyguları sonucu şu üç ana odaklaşma veya gruplaşma kendisini göstermiştir:
1-Batı taklitçisi “Kemalist Grup” veya genel tanımlamasıyla “Kapitalist Gruplaşma”.
2-Batı taklitçisi Marksist gruplaşma ve kendilerini bunun versiyonlarına göre ifade eden Komünist, Sosyalist, Sosyal Demokrat, Ortanın Solu, Demokratik Sol kutuplaşmalar.
3- Medeniyetler ve emeller farklılıklarından kaynaklanan Batıyı “topyekun taklitçilik” ten ve “celladına aşık olmak” tan ziyade “seçerek kabullenmek” ten (yalnızca ilim ve tekniğini almak şeklinde) kendilerini genelde milli –yerli, milliyetçi –muhafazakar –demokrat olarak ifade den grup. Bu grup, diğer gruplarla bazı hallerde iç içe girmişlikleri ile çeşitli versiyonlarıyla tartışılabilir.
Bu üç gruptan ilk ikisi kendilerini hep “inkılapçı –ihtilalci” olarak tanımlamışlar, Batıdan “maymunlaşma” örneğinden olarak körü körüne taklitçilikle ülkemize “Kapitalist burjuva medeniyeti ve düzeni” ve “Komünist - Sosyalist proletarya medeniyeti ve düzeni” ni getirmekle ifade etmişlerdir. Batıdan taklitçi bu düzen anlayışlarının esası, ihtilalci olduklarından 1000 yıllık geleneksel Türk Medeniyet ve Düzen anlayışını yıkarak yerine kendi düzen anlayışlarını getirmek olmuştur. Adı geçen medeniyet ve düzen anlayışına damgasını vuran İslam dini ve İslam medeniyeti olduğu için, bu sebepten ona düşman olmuşlar, bu düşmanlıklarının tezahürlerinden birisi de dil alanında kendisini göstermiştir. İslam medeniyetinin din dili Arapça ve edebiyat dili Farsça olduğu için, Türklerin Müslüman olmaları sebebiyle bu dillerden yoğun olarak dilimize kelimeler ve terimler girerek düşünce yapımızı ve sosyal hayatımızı yakından etkilemiş, bundan Selçuklu –Osmanlı geleneğinden olarak bir “Türk-İslam Medeniyeti” sentezlemişi kendisini göstermiş, bu sayede Türkler, yaklaşık 5000 yıllık tarihlerinin zirvesini yaşamışlar, dünyanın süper güçlerinde birisi olmuşlardır.
Modern Batı Medeniyetinin şaşasına kendisini kaptıran ilk iki grup, Osmanlı’nın son yüzyılından başlayarak ve Cumhuriyet döneminde zirve yaptığı halde “Türk-İslam Medeniyeti” ne topyekun düşman hale geldiklerinden bu medeniyetin simgelerinden İslam’ın izlerini silmek için 1000 yıldan beri Müslüman Türkler olarak konuştuğumuz ve yazdığımız dilimizi de “hedef tahtaları” arasına koymuşlar, bu dilimizin esaslarından birisi olan “din dili” Arapçadan etkilenmesi sebebiyle, dini duygularını zayıflatarak, Türkiye’yi Batı medeniyetinin laiklik düzenlerine adapte için Arapça kelimeler ve terimleri dilimizden kovma savaşı vermişler, bu süreç 1932’de başlayan “Dil Devrimi” ile kendisini göstermeye başlamıştır. Böylece, dilimizin ideolojik ve siyasi emellere âlet edilmesi kendisini ilk olarak böyle göstermiştir. Dilimizdeki bu “hastalıklı dil hali” nin hem dillerin “tabii gelişim seyri” ne ve hem de “ihtilallerin kanunları” na aykırı olduklarını “Türkçe Yılı Münasebetiyle ” yazı dizimizin ilgili bölümlerinde detaylı olarak incelemiş, anlatmıştık.
Bu yazımızda ise, “Dil Devrimi” sürecinde, adı geçen üç gruptan hangisi iktidar olmuşsa, dilimizin de onların ideolojik –siyasi yapılanmalarına nasıl âlet edilişinin sürecini özetle anlatacağız.
Her İktidar Değişikliğinde Türkçenin Başına Gelenler
Bu cümleden olarak dilimizde farlı farklı ideolojik –siyasi tercihli iktidarlar tarafından bir nevi, akla ve ilme ziyan işlerden “Ali Cengiz Oyunları” benzeri oyunlar oynanmış, dilimizin karşı karşıya geldiği böyle devasa boyutlarda bir hastalıklı yapılanma uygulaması, tarihte ve günümüzde hiçbir ülke ve devlet bünyesinde yaşanmamıştır. Tarihte bunun tek örneği biziz.
İşte dilimizin devasa boyutlarda “Dil Devrimi ile dilimizin devrilmesi” sürecinin en kötü yapılanma örneklerinden birisi de bu olmuştur. Gerçi “Yaşayan Türkçe” nin kullanılmasına yönelik girişimler “olumlu birer gelişme” olarak değerlendirilmiştir ama, bunu yapan ve seçimlerle iktidardan düştükten sonra yerine gelen yeni parti iktidarının bu sefer de “olumsuzluklardan” olarak denilerek “Çağdaş Dil” in (Uydurukça dil anlamında) kullanılmasına yönelik kendi tamimleri veya genelgelerini devlet teşkilatlarına yayınlamasının getirdiği “ikilem” in varlığı, dilimizdeki istikrarsızlığı sürekli hale getirdiği için “topyekun değerlendirmek” e yönelik olarak 1938 – 1980 zaman diliminde yaşanan bu süreç, dilimizde “genel bir olumsuzluk” olarak değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Yaşanan örnekleme olaylarından olarak kısa bir filim şeridinden yaşanan sahneler kendisini şöyle göstermiştir:
1932 – 1950 zaman dilimini kapsayan “Tek Partili Cumhuriyet Dönemi” nde , yönetime tek başına genelde “Batı Kapitalist Burjuva Medeniyeti ve Düzeni” ni getirmek isteyen kadrolar yönetime hakim oldukları için, “Bu milleti İslamiyet’ten ve mazisinin dilinden ne kadar çok uzaklaştırırsak o derece Batılılaştırır ve Laikleştiririz ” emeliyle hep “Yaşayan Dilimiz” e saldırmışlar, “Çağdaş Dil” adı altında onda ne kadar Arapça ve Farsça kelime varsa atılmasının mücadelesini vererek dilimizi yıkmışlar, çok zayıflatılması sonucu Batı dillerinin istila ve işgaline açık hale getirmişlerdir.
Ülkemizde 1946’da “Demokrasiye Geçiş” ile birlikte, 14 Mayıs 1950 seçimlerini kaşanan Demokrat Parti, iktidar olmayı Cumhuriyet Halk Partisinden devralmıştır. 1950 – 1960 zaman dilimini kapsayan “Menderes Dönemi” nde, Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Adnan Menderes, Cumhuriyet Halk Partisi ve onun genel başkanı İsmet İnönü’ye muhalefetinin yanında, biraz da “muhafazakar” kimliğinden kaynaklanan sebeplerden, iktidarda kaldığı sürece, uydurukça dilin yıkımlarını az – çok ortadan kaldırmaya çalıştı. 16 Haziran 1950’de Türkçe okunan ezan Arapçaya çevrildi. Cumhurbaşkanı İnönü’nün 1945’de uydurukça dile çevirdiği Anayasanın dili, 1952’ de yeniden eski haline getirildi, Ders kitapları da İnönü döneminin uydurukça dili terk edilerek “Yaşayan Türkçe” ile yazılmaya başlandı. Devlet teşkilatlarına tamimler gönderilerek , “Yaşayan Türkçe” ni kullanılmasına özen gösterilmesi istendi. Uydurukça dili yapılanmasından Atatürk vazgeçtiği halde buna İnönü döneminde yeniden dönen Türk Dil Kurumunun yapısı zayıflatıldı, devletten aldığı ödenekleri kesildi.
27 Mayıs 1960 Darbesi ve Rejimi Dönemi yanında (1960 – 1961) ardından gelen CHP lideri İnönü’nün başbakanlığını yaptığı “Koalisyon Hükümetleri Dönemi” nde” (1961-1965) uydurukça dile, darbe yönetimi ve hükümetler tarafından yayınlanan tamimlerle yeniden dönüldü.
1965 – 1972 zaman diliminde Adalet Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel’in az –çok “muhafazakar kimliği” ile tanınması sonucu, kendi adıyla başlayan dönemi, bu sefer de dil konusunda “Yaşayan Türkçe” ye geri dönülmesi ve bütün devlet teşkilatlarında ve ders kitaplarında bunun kullanılması için tamimler yayınlandı.
Adı geçen dönemde, Türk Dil Kurumu ve Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumunda (TRT) “sol kadrolaşma” zirve yaptı. “Marksist Sol” ve “Ortanın Solculuğu” nun (CHP’nin sola dümen kıran yeni kimliği) varlığı, basın - yayın hayatında uydurukça dilinin kullanılmasını artırdı. “Ortanın Solcusu” kimliğiyle siyasi liderlerden olarak CHP Genel Sekreteri ve sonra Genel Başkanı Bülent Ecevit, uydurukça dilin şampiyonluğunu yapmaya soyundu. 1973 – 1980 zaman diliminde Başbakan olduğu her dönemde, devlet teşkilatlarına tamimler yayınlayarak “Çağdaş Dil” adı altında uydurukça dilin kullanılmasını istedi. Kendisi de uydurukça kelimeler üretmenin hastalıklı hallerini sergiledi. Bununla, edebiyatçı, gazeteci yazar Ahmet Kabaklı’ nın “Ecevitçe” veya “Ecurufca” adını taktığı uydurukça dil revaç buldu. Ardından muhalifi Demirel iktidara gelince, o da bu sefer tersine “Yaşayan Türkçe” nin kullanılması tamimleri yayınlamaya başladı. Bu sebeplerden Türkçe, birer istikrarsızlık örneği olarak sık sık el değiştirdiği için genelde 1960-1980 zaman diliminde uydurukça dilin atak yapması sebebiyle “en karanlık günleri ”ni 12 Eylül 1980 Darbesi ve Rejimi günlerine kadar yaşadı.
12 Eylül 1980 Darbesi ve Rejimi ise, “Çağdaş Dil” adı altında lanse edilen “Uydurukça Dil” e tamamen cephe almış, rejiminin sonuna kadar devlet teşkilatlarına yayınladığı tamimlerle “Yaşayan Türkçe” nin konuşulması ve yazılmasını istemiştir. Bu cümleden olarak ayrıca, ehliyetsiz, liyakatsiz yapılanması ve kadrolaşmasıyla “Uydurukça Dil Hastalığı” nın odağı olarak gördüğü Türk Dil Kurumu’na da bir çekidüzen vermek ihtiyacını duydu. Onu, yeni kurulan Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’na bağlayarak devletleştirmiş, başına Türkçeye daha iyi hizmet verecek kadroların getirilmesine başlanmış, bu haliyle, 1932’den beri sürüp gelen Türkçenin uydurukça dile dönüştürülmesi az çok tavsamıştır. Ama, bu sefer de 12 Eylül rejiminden sonra dilimize ikinci bir büyük dil yol kazası olarak “Türkçe kalesinin İngilizce tarafından işgali” kendisini göstermiştir. Dün uydurukça dil elinde can çekişen dilimiz bugün itibariyle, Türkçe karşılıkları ola ola, bunların yerine İngilizce kelimelerin kullanılmaya başlanması ve işyerlerimize İngilizce isimlerin verilmesiyle birlikte can çekişmeye devam etmektedir.
Özet olarak, her iktidar değişikliğinde nesiller, bunların farklı farklı ideolojik –siyasi tercihlerinden olarak hangi dili kullanacakları bocalaması içine girdiklerinden, doğru - dürüst ve istikrarlı bir kimlik kazanamadılar. Dilimizle sürekli oynandığı için “arabeks bir toplum yapılanması” gibi “eksantrik” ve “absürt” bir toplum yapılanması içine düşüldü. Kültür ve dil hayatımızda “büyük felaket” yaşandı. Gelen “dil fakirliği” sebebiyle yaratıcı zihinler dumura uğratıldığı için Cumhuriyet döneminde milletimizin bölgesinde ve dünya süpür güç olmasını engelleyen sebeplerden birisi de işte bu oldu. Bütün bunlara, “Dil Devrimi ile gelen dilimizin devrilmesi” damgasını vurdu. Sebep olanları, tarih daha geniş boyutlarda yargılayacaktır.
Yazımızın bu konusundan olarak bazı eleştiriler ve tepkiler şöyledir:
Prof. Dr. Murat Belge: “Dile politik iktidarların müdahalesi zararlıdır. Dilini değiştirmek Türkiye’ye özgü bir tuhaflıktır.” (Yazko Edebiyat, Sayı 20, Haziran 1982, s. 94)
Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu: “Dilimiz, siyasi ve ideolojik bir unsur haline getirilmiştir.” (Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Türkçenin Karanlık Günleri, İstanbul, 1972, s. 34)
Orhan Seyfi Orhon: “Dile particilik ve politikacıların karışması iyi değildir. Biraz sonra birbirimizi anlayamaz hale geleceğiz.” (Son Havadis Gazetesi, 6 Şubat 1963)
Prof. Dr. Osman Turan: “Başka memleketlerde ilim adamları dışında dile kimse müdahale edemez.” (Yeni İstanbul gazetesi, 2 Kasım 1964)
H.C. Hony (İngilizce - Türkçe Büyük Sözlük’ ün yazarı İngiliz Türkolog): “Türk diline politikacıların karışması iyi olmamıştır.” (Nejat Muallimoğlu, Türkçe Bilen Aranıyor, İstanbul, 1973, s. 310) 6 Ekim 2021
Süleyman KOCABAŞ
Öztürk Samuk
Yok hükmündedir!
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 24. Ayeti
Mehmet Ali Çamoğlu
Rehberden Silinen Her Numara, Taştan Silinen Bir Yazı
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Eyüphan KAYA
Erdoğan’ın Kürtler İçin Kalıcı Hizmetleri Takdire Şayandır
Seyfettin BUDAK
Kayıplar Antropolojisinden Zihindeki Bilincin Egemenliğine
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Recep YAZGAN
Samsun’u Kimlik Bunalımına Sürükleme!
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Songül KARAMAN
Aile İçi İletişimde 10 Altın Kural
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)