BEN Salihli Kurşunlu Kaplıcaları yolunda garip bir çiçeğim. Adımı ben de bilmiyorum. Belki pek çoklarınız da bilemezler. Ama ben varım ve hayattayım.
Bana çok rutubetli bir ortamda vazife verilmiş. Zaten beni görseniz bu aşırı sulak zeminde, güneşsiz yerde esasen oldukça zayıf ve halsiz bir halde oluşumun sebebini de anlarsınız. Yol kenarında olmam sebebiyle de oynayan çocuklar, nezaketsiz ve dikkatsiz büyükler beni ve arkadaşlarımı sık sık çiğnerler. Pek çok arkadaşım hayata veda ettiler. Hem de hayata doymadan!
En çok ağrıma giden benim bu çamur deryası ve gübre artıkları içerisinde harika renk ve şekillerle arz-ı endam etmemi insanların görmemeleri, taktir etmemeleri. Çünkü vazifemin en büyük kısmı onların beni görmeleri; benden, sanatıma, oradan üzerimdeki sıfat ve isimlere; en sonra da beni yaradan Sanatkara uzanan bir tefekkürle ilgili. İnsanlar buna Tevhit hakikati diyorlar.
Garipliğimden, adımın bile olmayışından, berbat bir zeminde çok zayıf bir halde bulunuşumdan bahsettim ama, dahası da var. Akıl, şuur, ilim, irade gibi vasıflara da sahip değilim. İstesem de bir adım bile atamam. Beni koparmaya veya ezmeye kalksalar itiraz edemem, kendimi koruyamam. Çok muhtaç vaziyette ama buna karşılık ayni zamanda da çok aciz bir durumdayım. Esasen hiçbir ihtiyacımı kendi kendime temin etmem de mümkün değil.
Ancak sizin rızk olarak vasıflandırdığınız şeyler için bilemediğim, akıl erdiremediğim müthiş cihazlarla donatıldığımı, hayata gelince fark ettim. İnsanlar benim rızk temini için yaptığımı varsaydıkları Foto Sentezin formüllerini yazan bir ilim adamına milyarlarca dolar verip Nobel Armağanı ile mükafatlandırmışlar. Fakat ben çok açıkça itiraf ediyorum ki insan ve hayvanların artıkları kabul edilen karbondioksit benim bu foto sentezimde ana madde olarak ayarlanmış, çok miktarda bulunuyor ve ayağıma kadar adeta servis yapılarak arz ediliyor. Okyanuslardan havaya bindirilip gönderilen, yüz milyarlarca galaksilerdeki yüz milyarlarca yıldızda ve bunlar etrafında dönen sayısız gezegenlerin hiç birinde bulunmayan harika sıvı su, kolayca üstüme akıtılıyor. Benim bu Fotosentezde de inanın hiçbir dahlim yok
Hele insanların kök dedikleri bir organım var ki anlatamam. En sert toprağı bile onunla delebiliyorum. İpek kadar ince ve nazik uçları sizi aldatmasın, bazı arkadaşlarım onunla kayaları bile delebiliyorlar. Geçenlerde bir grup insan yanımda bu meseleyi konuşurken bir Peygamberden bahsettiler. Galiba o Peygamber asâsıyla Yaratıcısının izniyle, mucize olarak kayaları delip su çıkarmış. Benim O’ndan hiç farkım yokmuş ! Halbuki ben O’nun okuduğu Ayeti, lisan-ı halimle okuyarak bu hâle mahzar oluyorum.
O zaman Foto Sentez yapmamı da böyle değerlendirmeliler. Çünkü kendini en akıllı varlık gören insanlar, hatta onların ilim sahibi olanları bile bunu yapamazken benim foto sentez yapmamı nasıl düşünebiliyorlar, neden doğru değerlendirmiyorlar acaba.
Benim bu maharetli köklerimin hemen yanındaki koca koca ağaçların o kalın köklerini, pek çok soydaşımın her tarafı kaplayan köklerini de görseniz bana çok acırsınız. Hatta bu kadar fazla ve güçlü kökün yanında muvaffak olmamın mümkün olamayacağını tevehhüm etmekte haklı olabilirsiniz. Fakat hiç de öyle olmuyor. Her şeye rağmen benim köklerim de toprağın derinliklerine iniyor. Lazım olan maddeleri, suyla birlikte kolayca oralardan, adeta lütfedilmiş depolardan alıp ta yapraklarıma kadar gönderiyorlar. Gönderiyorlar diyorum, çünkü yemin ederim benim bunlara hiç aklım ermiyor. Zaten aklım da yok ama ! Odun-Soymuk boruları denilen bir çok ince iletim borularıyla her tarafıma hatlar çekilmiş; ben devamlı büyümekteyim ve yeni borular da devamlı döşeniyorlar.
Yazları vücudumdaki nem uçup gitmesin diye yapraklarımdaki gözenek hücreleri adeta fotoselli cihazlar gibi pencerelerini kapatıp benim için hayatî olan rutubeti tutmamı sağlıyorlar. Bazı arkadaşlarımın ise, yaprak çevrelerini ince ince tüycüklerle donatmışlar. Onlar sayesinde sıcak ve soğuğa karşı adeta termos gibi korunuyorlar. Onları ben çok iyi tanıyorum. Bunları onlar asla yapamazlar.
İnsanlar yaptıkları binalara daha sonra ek kat ilave edemiyorlar. Etmeleri için temel, kolon ve kiriş denilen yapının önemli bölümlerini, yeni planın statik hesaplarına göre ekler yapmaları gerekiyor. Bu da ancak pek çok masrafla belki bazen yapılabilirken benim akranlarım bütün bitkilerin kolon ve kirişleri mahiyetinde olan selülozik kolonlar her an değiştirilerek büyüme ve gelişmeyle orantılı olarak müthiş hesaplarla daima tazelenebiliyorlar. Bir akrabam olan domates çubukları bile rüzgarlı yerlerde olurlarsa selülozik yapıları diğer aile fertlerinden çok farklı oluveriyor. Hayret etmemek mümkün değil.
Hatta duyduğuma göre inşaat mühendisi denilen insanlar, yaptıkları bir yapının tabandaki genişliğin, ancak 10-11 katı kadar yukarıya çıkabilen inşaatlar yapabiliyorlarmış. Çok tuhafıma gitti. Benim uzak bir akrabam olan Buğdaylar, insanların inşaat ilmine meydan okuyarak en alt kalınlığının, tam 500 katı yükseğine çıkan bir nevî inşaat sayılan saplar yapabiliyorlar. Hatta bu inşa edilen saplar hemen hemen yere deyecek kadar da sallanarak tekrar düzelebiliyorlar. Bu mühendis denilen akıllı varlıklar böyle sallanan binalar yapabiliyorlar mı. Sanmam. Ama bunu bizimkiler de yapamazlar. Biz sadece yapılanlara mahzarız.
Çekirdeklerimizin, dallarımızın yaptığı sanılan her şey de hep ayni şekilde değerlendirilmeli. Yoksa insana yakışmayan akıl dışı bir hal olur.
Bizim yapraklarımızın yerleşmesi ile alakalı olarak Ziraata Fakültelerinde “Yaprak Mucizesi” diye ders veriliyormuş. Erzurum’daki Üniversitede görevli bir Ziraat Mühendisinden duymuştum. Ama bu mucizeyi bizlere verişlerini hâlâ hiç anlayamadım.
Çıkan her dal ve dalcığımızın çıktığı bölümlerimiz, daha kalın dalla irtibatının sağlam olması için, kainatın yaratılmasıyla birlikte bizlerde olan, Etriye Sıklaştırması denen bir sisteme, insanlar da belli bir tarihten beri önem veriyorlarmış. Çünkü depremlerde filan binalar hep kolon-kiriş birleşme yerlerinden harap oluyormuş. Oralarda, demir bağlantılar üzerine sarılan tellerin mesafeleri 7-8 santime kadar indiriliyormuş artık. Bize bakıp ders de alamamışlar. Enaniyet onlara çok şeyler kaybettirmiş.Yazık.
Bir de bütün özelliklerimizi tohumlarımıza aktarabilme özelliğimiz de bize hediye edilmiş. Her hücremiz tane tane artarken her birinin içine elli bin cilt kitap tutarında yazılım ekleniyormuş. Bunlara RNA mı DNA mı, bir şey deyip, bir isim vererek adileştirmek istiyorlar ama, siz sakın aldanmayın. Bu iş o kadar basit değil. Rengimiz, şeklimiz, kök ve odun soymuk borularımıza kadar bütün özelliklerimizi en ince detaylarına kadar, gelecek neslimize aktarabiliyormuşuz ki, vallahi bizim bundan da hiç haberimiz yok.
Bazı arkadaşlarıma tuhaf şekilli tohumlar verilmiş. Yere düşerken tohumun üstünde daha hafif ama tohum yere deyince adeta vida gibi üstte dönerek tohumu toprağa yerleştiren bir mekanizmaları var. Bazı akrabalarımızın ise binlere tohuma adeta ince tüycüklerden paraşütler takılmış. Rüzgar onlara çarptığında uçuşarak, havaya binerek çok uzaklara gitme melekesi kazandırılmış. Hatta, uzaktan dedemiz sayılan Palamut ağacının tohumlarının, yere, yan olarak gömülmesi gerekiyormuş. Bu sebeple onlar; ceviz, fındık gibi yuvarlak değil de, biraz uzunca, Pelit denilen tohumlar şeklinde şekillendirilmişler. Hayret!
Bizi Yaradan hem çok merhametli, hem de çok Âdil. Her şeye lazım olan bütün özellikleri kazandırıyor. Yaratışında adalet hakim, merhamet hakim…
Bizim bütün tohumlarımızın içinde embriyon diye adlandırdıkları bir cihazımız var ki o belli uygun bir zeminde, hemen uyanır, canlanır. Bitki olup da köklere kavuşuncaya kadar, tohumlarımız içinde ona da rızk olacak bütün maddeler yeterli miktarda depolanmıştır. Bir de bitki arkadaşlarımızın o kadar çok tohumları olur ki onların hepsinin bazı ilim adamlarının (!) dediği gibi, nesillerinin devamı için kullanmayacağını siz de bilirsiniz. Tabi ki bütün bu fazlalıklar, bize göre, hep insanların istifadesi için, nimetlere kolayca ulaşabilmeleri için ayarlanmış.
Hep söyledim ama yine tekrar etmem lazım. İnanın ne ben ne arkadaşlarım bütün bunların hiç birini yapamayız. Zaten çok basit bir hayatımız var ve basit maddelerden meydana gelmişiz. Bizler bütün bu bildiklerimizle, ilmi ve kudreti sonsuz, çok merhametli bir Zatın, bizi ve bütün canlıları bu tarzda yaptığına, ruh-u canımızla inanıyoruz. Bu inanç doğrultusunda da hayatımızı şekillendiriyoruz.
Yani başta söylediğimiz acz ve fakrımızdan, bazen ezilivermemizden, bazen çabuk ölmekten, bazen bir böcek tarafından tiftiklenmekten çok fazla etkilenmiyor, üzülmüyoruz. Çünkü bu bildiklerimiz, O Yaratıcının, Rahman ve Rahim olduğunu, Hakîm ve Âdil olduğunu, bize tereddütsüz anlattığı için; O, ne yaparsa yapsın, hiç itiraz etmeyiz. O’na ve her yaptığına razıyız. Sadece verilen vazifeleri yapar, neticeyi hiç düşünmeyiz. Çünkü netice O’na aittir. Başarısız da olsak çok telaşlanmayız.
Hem böyle bir Zatın eseri olmak, O’nun isim ve sıfatlarına mâkes olmak öyle bir yüksek makamdır ki hiçbir şey bu tecellilere ayine olmanın yerini tutamaz.
Bizi bazen hayvanlar yerken hemen bütün arkadaşlarımız Hayvan mertebesine çıkacakları için düğün bayram yaparlar. Hele insanlara ve hele hele Müminlere yeyecek olursak; bunu, Yaratıcımızı müşahedeye kadar gidecek bir yola adım atmak gibi telakki ettiğimizden, inanın kendimizden geçeriz. Aldığımız lezzeti size anlatmak imkansızdır. Belki çok akıllılarınız, tefekkürü iyice geliştirenleriniz; bizim yokluk yerine, varlığa sahip oluşumuzdan; taş yerine canlılığın ilk basamağı da olsa bitkiliğe nail oluşumuzdan aldığımız o mukaddes lezâizi ancak anlarlar. Esasen siz de bu mânâları yaşarsanız, o zaman ancak idrak edebilirsiniz. İşte biz, bu tarzımız ve düşüncelerimiz sayesinde DERTSİZ ve çok MESUDUZ.
Eğer idrakli bir çiçek olarak, tam kalbime karşı bir kalp bulabilseydim, daha çok anlatacaklarım vardı. İnşallah, pek çok insan, mânâ-yı Harfiyle bakmayı öğrenir de, belgesellerde bizim anlatmak istediğimiz her şeyi öğrenirler. Ancak insanlar, uzun yazı okuyamıyorlar. Canları sıkılıyor. TV. Dizileri ve maç gibi şeyleri daha çok beğeniyorlar. Halbuki onların Peygamberleri ki -Bizim dedelerimiz de O ASM.’a kainata teşrifinde, bizlerin de, her şeyin de hakikatini insanlara ve her varlığa çok açık bir tarzda ifade ettiği için hoşâmedi ettiklerinden, bizim dünyamızda O Zatın çok ehemmiyeti vardır- “Bir saat tefekkürün bir sene nafile ibadetten hayırlı olduğunu” söylemiştir. Hatta insan olup, O’nun Sünnetine râm olmak için, asırlarca, halden hale geçerek çalışan çok fedailerimiz vardır.Tarihimiz bunların kahramanlıklarıyla doludur. Gelecek nesillerimizin belki hemen hepsi, bu davanın müdavimleri olacağına size garanti verebilirim.
Bizimle muhatap olanlardan, yaratıcımızın ismini hatırlayarak ilişki kurmak isteriz ki bu bizim en önemli hakkımızdır. Bunun için başlangıçta sadece Bismillah deseler kâfidir. Muhatabiyetin sonunda da basit, fakat çok kapsamlı bir söz de bekleriz, Elhamdülillâh! Bunların önemini, bunlarla neler kazandığınızı siz insanlar, bir bilseydiniz, söylemeyi hiç ihmal etmezdiniz. Mesela burada elma yerken Elhamdülillah derseniz, Cennette de Elhamdülillah’ı elma olarak yeyebilirdiniz. Bizden söylemesi.
Hatta bu arada bizim için çok önemli olduğu için söylemem lazım gelen bir husus daha var. Bazen yenen yemek veya sofraya dökülen yiyecek parçaları olan arkadaşlarım, asırlarca çalışıp da, tam insan mertebesine çıkacak iken, artık olarak çöpe gittiklerinde öldürülmüş gibi, katledilmiş gibi çok üzülüyorlar. Bu sebeple sizin arkadaşlarınız olan o insanlara çok kızıyorlar. Huzur-u mahşerde, onların iki yakalarından tutup, Yaratıcıya davacı olacaklar. Bunu hiç unutmayın. O gün onlar, avukatlarımızın iddialarından asla kurtulamayacaklar.
Ama o Sünnet takipçilerinin, en küçük parçaları bile, insan mertebesine çıkarmak için artık da olsa, değerlendirmeleri; Yaratıcısına hürmeten, yiyecek sünnetlemeleri var ya, ona, hepimiz biteriz vallahi. O işi, mesela Bekir Berk gibi en lüks lokantalarda bile yapanlar ve yaptığının hikmetini de pervasızca ve nezâhatle anlatmayı yapabilenler lehinde, inşallah kıyamette şahitlik yapacağız. Nimetlere hürmetinin mükafatını hakkıyla alabilmeleri için bütün soyumuz, mahşer mahkemesinde hazır olacağız.
Dediğim gibi şimdi siz çok sıkılmışsınızdır. Ben de beni dinleyecekleri buluncaya kadar, lisan-ı halimle, ömrümün sonuna kadar, Rabbimin isimlerini yansıtmaya devam edeceğim. İsterse beni hiç anlamasınlar. İsterse bu mânâları çok kısa bir süre ilan edeyim. Her şeye razıyım. O’nun isimlerine bir an bile mâkes olsam, bu bana yeter de artar bile.
Ya siz kendiniz için nasıl düşünüyorsunuz? İsterseniz iyi bir değerlendirme yapın.
Bizim gibi düşünmeniz temennisiyle hoşça ve imanla kalın inşallah.
Hüseyin KURT
Asabiyenin Gölgesinde Bir Coğrafya
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Seyfettin BUDAK
Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı
Mehmet BOZKURT
Türkiye'nin CHP ile tarihi yolculuğu...
Eyüphan KAYA
Ailenin selameti için 7-S
Recep YAZGAN
Karl Marks’ın Hindistan İhaneti!
Öztürk Samuk
Proje Derin
Mehmet Ali Çamoğlu
Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 24. Ayeti
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Songül KARAMAN
Aile İçi İletişimde 10 Altın Kural
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)