İNSAN, HAYATI boyunca inanılmaz şeylerle karşılaşıyor. İnsanca yaşamak hakikaten oldukça zor. Rahmetlik Birinci Ağabey evlenmek isteyen bir kardeşe evliliğin zor olduğunu söylemiş. Ancak evlenmeye kararlı o arkadaşımız, her şeye rağmen evlenmiş. Üç beş ay sonra Birinci Ağabeyle karşılaşınca “Ağabey bize gerçekleri tam anlatmadınız” diyerek, sitemde bulunmuş. Birinci Ağabey de “Yahu daha nasıl anlatalım, zor dedik ya..” deyince; o arkadaş da, ”Zor demekle olmaz, zorrrrrrrrr diyecektiniz.” diyerek evliliğin zor olduğunu farklı izah eden bir cevap vermiş.
Evet, müşterek yaşamanın, insanca yaşamanın, gerçekten zor olduğunu artık tam hissediyor; fiilen inişli-çıkışlı olarak yaşıyorum.
Çok önceleri, ama menhus bir lezzet, ama farklı bir şöhret, ama ruhunu titretecek tarzda adrenalin yükselmek için veyahut başka şeyler için olsun, dağcılık yapanlarla ilgili bir belgesel seyretmiştim. Kesinlikle hiç bir sporun karşısında filan değilim. Ama bu spor dalında cevelan edenler için çok uzun yıllar yapılan antrenmanlar ve çekilen sıkıntılar gerçekten tahammülsüz şeyler. Adeta hayatlarını ortaya koyuyorlar. Bu işin zirvelerinde olanlar bile daha büyük zirvelere tırmanayım derken çoğu zaman ölüme yenik düşüyorlar.
Azgın dalgalarda sörf yapanlar da hemen hemen aynı şeylerle karşı karşıyalar. Biraz zevk, biraz adrenalin, biraz şöhret derken kazalar, sakat kalmalar, ölümler geliveriyor.
Bazen medyadaki spor tartışmalarını, değerlendirmelerini, tamamen başka bir gayeyle takip etmeye çalışıyorum. İnanın çok şaşırıyorum. Elbette önemli şeylerden bahsediyorlar. Kendilerince değerli olan bir meşguliyetin hakkını veriyorlar. O kadar ince ve hassas konulara giriyorlar ki hayret ediyorsunuz. Hâlbuki daha hayatî meseleler var, onlara vakit ayıramıyor, değer veremiyoruz. Müthiş kabiliyetleri çok sathi konularda öylesine harcayıp gidiyoruz.
Bediüzzaman Hazretlerinin tabiriyle, buz ve cam parçalarına elmas fiyatı verince en alasını alıyoruz ama, değer mi; bu alış veriş doğru olur mu?
Geçenlerde misafirliğe gittiğim bir evde macera filmi denebilecek bir film seyrettirdiler. Orada da yine zihin altındaki ayni mânâları tahattur ettim... Amerika’da, önemli üç kişinin bulunduğu bir uçak, insan olmayan bir adaya düşüyor. Kaza sonrası hafif yaralı olan üç şahıs hem korunmak, hem karınlarını doyurmak, hem de adadan kurtulabilmek için ciddi bir mücadele veriyorlar. Ancak bütün bunlar için pek çok bilgi ve birikime ihtiyaçları oluyor. Çok sıkıntı çekiyorlar… Klasik bir macera filmi.
Bana göre normal şartlardaki insanların da insanca yaşamaları için de pek çok birikime pek çok bilgi ve deneyime ihtiyaçları var. İnsanca yaşamak hiç de öyle kolay değil.
Ben de 57 yaşında bir insan olarak, himmetimin büyük kısmını kendimce daha önemli gördüğüm bu sahada harcamaya çalışıyorum. Ölmeden tam düzelmek, mükemmel olmak istiyorum. Bediüzzaman Hazretlerinin 4.Meselede anlattığı “Alman ve İngiliz kadar serveti ve aklı da varsa, bilâ tereddüt o davaya harcayacak…” dediği derse uygun hareket etme gayreti içindeyim. Çünkü bu himmet verdiğim dava “Dünyalar kadar bir mülkü kazanmak veya kaybetmek davasıdır.” Ve bu yaşadığımız dünyada “Bu davayı, kırk kişiden bir iki kişinin kazandığını,” bu halleri müşahede edenlere istinaden Bediüzzaman Hazretleri haber veriyor! Bu, yüzde beşe tekabül eden bir oran ki, insanı dehşete düşürecek bir hal olarak önümüzde duruyor!
Ve artık bizim imtihanımız, bu kadar inanca, namaz ve niyaza rağmen; ahlaksızlıkla, hırsızlıkla, içkiyle filan olamaz… Bizimle şeytanların en mütehassisleri uğraşıyor. Nefisler artık daha ince taktikler uyguluyor.
Elbette, İslam’ın, genel olarak emrettiklerini yerine getirmek bizim en aslî vazifemiz. Yasaklanan şeylerin karşısında direnmemiz elbette gerekli, ama buralarda aldanmamak da çok daha önemli. Çünkü bizler, bugün farklı şeylerle imtihan oluyoruz. Namaz kılınca, oruç tutunca, bir cemaate mensup olunca her şeyin bittiği sanmamalıyız. Çünkü nefsini öldüren evliyanın, yine nefislerinden bahsetmesini değerlendiren Bediüzzaman Hazretleri, bize ölen nefsin yerine, bu vazifeyi, bazı asap ve damarların aldığından bahseder. Yani kulluk bitmiyor. Sadece imtihan şekli değişiyor. Bu arada Yusuf AS.’mın nefsine asla güvenmediğini, Allah korursa müstesna dediğini de unutmamalıyız. O korkuyorsa, bizim titrememiz sanırım daha doğru olur.
Eyüp AS. ile ilgili bir filmde şeytan, Eyüp AS.’mın yanına gidip, yaptığı iyiliklerden dolayı O’nun adının semaya yazıldığını söyler. Eyüp AS. onu taşlar ve “Allah’ın mülkünü, Allah’ın emriyle, Allah’ın kullarına dağıtıyorum. Benim hiç dahlim yoktur.” diyerek onu taşlar. O dessas Şeytan, atılan taşla yere düşerken bile” Maşallah, sende hiç enâniyet de yokmuş” diyerek fitnesine devam eder. Eyüp AS. da ”Alçağa bak, beni, düşerken bile aldatmaya devam ediyor” diyerek ona kanmadığını belirtir, taşlamaya devam eder.
Bediüzzaman Hazretleri “ Kendi cephesinden kırk ikilik top gibi düşmanı inhizâma sevk eden bir faaliyet karşısında içinden bir sesin, [Neden ben atmadım ] diye feryat ettiğini söyler. Bu ses, herkesin içinden, çok farklı şeyler için, farklı tarzlarda ortaya çıkar.
Bir arkadaşım, aldığı iyi bir araba için, dostlarından on kişiden üç tanesinin, arabayı kendileri satın almış gibi sevindiğini; diğerlerinin rahatsızlık duyduğunu yüzlerinden, gözlerinden anladığını söylemişti. İhlas Risalelerini mütalaalı okurken beraber olduğumuz arkadaşlardan bazıları ayni sesin içlerinden sık sık, pek çok şey için feryat ettiğini, merdane ifade ettiler. Ben de aynen onlara katılıyorum.
Nur’un Büyük Kahramanlarından Hafız Ali Ağabeyin, Üstat Hazretlerine yazdığı eseri götürdüğünde karşılaştığı durumu, onun orda sergilediği ahlakı unutmamaya çalışırım. Barla Lahikasından sık sık okurum. İnşallah bizler de öyle bir ahlaka ulaşırız.
Hafız Ali Ağabey, yazdığı eseri Üstada verince, O’ndan belki biraz meth-i sena beklerken; Üstat Hazretlerinin, “Hüsrev’in yazısı çok daha güzel…” sözü karşısında hiç gücenmemiş, hiç rahatsız olmamış. Tam aksine O’nun daha çok hizmete vesile olmasından, Üstadını memnun etmesinden O da çok sevinip kendi yazmış gibi memnun olmuş. Bediüzzaman Hazretleri, O’nun kalbine baktım, samimiydi, diyor ve bu hissin ileride çok hizmetlere vesile olacağından bahsediyor.
Bence, İslamî grupların, hatta mesleğimizin farklı meşrepleri arasında öyle çok derin ayrılıklar - eski bir deyimle- incir çekirdeğini bile dolduracak bir şey yok. Bizler maalesef çok basit noktalarda boğuluyoruz.
Ben pek çok insanın siyasî faaliyetlerde veya sporun değişik dallarında sarf ettiği müthiş eforu, HİSLERİN HAKİMİYETİ dediğim ve yine pek çok halis insanın cevelan ettiği başka bir sahaya harcamaya çalışıyorum. Bunu da ebedi saadet için zaruri görüyorum. Çünkü artık bütün imtihanımızın bu sahada cereyan ettiğine inanıyorum. Ve hatta adrenalin yükseltmek için de bu sahanın seçilmesini, lezzet almak için de bu zeminde cevelan edilmesini, inadımızın veya başka hislerimizin tatmini için de bu alanı tavsiye ediyorum. İçimizdeki birçok latifenin bu sahada tatmin edilmesinin, bu sahaya kanalize edilmesinin çok daha mantıklı olacağını düşünüyorum.
Önce, helak olmamak için bilmeye; sonra bildiklerimle amel etmeye; daha sonra da bunu ihlasla yapmaya gayret ediyorum. Bütün gücümü burada harcıyorum.
Tabi ki ibadetlerimi, mesela namazımı Üstadım gibi zamanında, vaktin evvelinde tadil-i erkanla kılmaya inatla devam etmek için büyük efor sarf ediyorum.
Ehl-i imanla, hele hele farklı meşreplerle, ne olursa olsun, rekabetkârane ihtilafa, asla girmemeye çalıyorum.
SİZE soruyorum. Aşağıdaki iki durumu değerlendirin :
Yıllarca yüzücülük üzerine çalışan birisi belki onlarca kilo tuzlu su yutuyor. O üşümeler, yorgunluklar… Güneş altında kalmanın getirdiği radyasyona maruz kalışlar. Tramplenden şu kadar yükseğe dik sıçramak, sonra dik olarak aşağıya dönmek, daha sonra iki buçuk tur sağa dönüş ve eşinle aynı anda ve dik olarak suya dalış, ardından hemen yere çakılmadan yine eşinle uygun açıyla bükülüş ve beraber su üstüne çıkış…
Veya filan yüksek dağın zirvesine çıkmak için yapılan uzun çalışmalar. Büyük masraflar… Donan el ve ayak parmakları… Kesilen uzuvlar. Ölen arkadaşlar. Kırılan şuralar, buralar. Biraz heyecan ve adrenalin, zirveye dikilen bir küçük bayrak veya çakılan bir levha, üzerinde silik birkaç isim. Hem silik hem de silinmeye mahkûm birkaç isim... Çürümeye aday basit bir levha. Unutulmaya namzet bir nam ve şan… Hepsi fanilik damgasıyla mühürlenmiş faaliyet ve unsurlar…
Yıllarca köy köy dolaşmalar. Seçimler, seçimler... Yalanlara, cerbezeyle razı oluşlar. Bin bir teville gasp edilen haklar hukuklar… Pul edilen paralar; adeta dul edilen hanımlar ve yetim, öksüz bırakılan çocuklar… Riya ve güya millet için koşuşturmacanın at başı yarışı…Her halükarda taraf olmalar… İyilere karşı da, haklılara karşıda taraf olmalar. Yıllarca süren amansız faaliyetler, incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden dolayı unutulamayan ve amansız sürdürülen adavetler… Mes’uliyetler… Ödenemeyecek, karşılanamayacak mes’uliyetler… (Ramazan El Bûti’nin İ.İ.K.Vakfı’nın sitesinden, siyasetle ilgili tebliğini okumanızı tavsiye ederim. Tebliğ, Köprü’nün, 98 Yaz sayısında da neşredilmiştir.)
Bunları bir ahenk ve usulle yapmak için verilen, kaybedilen yıllar. Alkışlar, alkışlar. Magazin basında birkaç resim; kabirden sonra hiçbir işe yaramayan, dünyada da başa bela olan şan ve şöhret... BUNLAR MI öncelikli olmalı?
Veyahut himmeti milleti olmak; ehl-i iman bir kardeşinin sevinciyle lezzet alabilmek; imamlık şerefini onlara verebilmek… Kardeşlerinin kusurlarına gözünü kapayabilmek, onların sadece mütemmimi olabilmek… Affedebilmek, her halükarda, her şartta iyi geçinmek… Kötülüklerle muhatap olunca ise vakarla geçip gidebilmek… Her şeyi hakikaten Allah rızası için yapabilmek…Gaye-i hayali insanların imanını kurtarmak olmak... BUNLAR MI daha öncelikli olmalı?
Siz karar verin. Hangisi daha yiğitlik. Hangisi daha ehemmiyetli.. Hangisi daha faydalı… Hangi mücadeleyi seçelim. Hangisinde cevelan edelim. İki cihan saadeti açısından hangisi daha önceliklidir. Hem, ikincisine çalışırken birincisini de tali bir alan görüp çalışma imkanı da var dersem O ZAMAN ne yapmayı tercih edersiniz, bir düşünün. 5.Söz muvazenesiyle bir tartın öyle karar verin.
Ben, ikincisini ısrarla istiyor ve o yolda cevelan ediyorum; hem inanın, diğer zemini de asla ihmal etmeden yaşamaya çalışıyorum.
Teveccüh-ü nâsı, istememeye, verilse de onunla hoşlanmamaya çalışıyorum. Hoşlansam, ihlası kaybedip, riyaya gireceğimi hiç aklımdan çıkarmıyorum.
Şan ü şeref arzusuyla teveccüh-ü nâsın; ücret ve mükâfat değil, belki de ihlassızlık yüzünden gelen bir itâb ve bir mücazât olduğuna, İTİKAT SEVİYESİNDE inanmaya gayret ediyorum. Hatta teveccüh-ü nâs ve şan ü şeref, kabrin öbür tarafında azâb-ı kabir gibi nâhoş bir şekil aldığından; bütün eforumu ciddi bir şekilde onlardan kaçmaya harcıyorum.
(Benim ücretimi ancak Allah verir) sırrına mazhar olmak için, nâstan gelen maddî ve manevî ücretten istiğna etmekle – ç ok zor olsa da- uğraşıyorum.
Sahabelerin, sena-i Kur'aniyeye mazhar olan "ÎSAR" hasletini, kendimde yerleştirmenin mücadelesini veriyor, hatta adeta savaşıyorum.
Nur Suresindeki "Peygambere düşen, ancak tebliğ etmekten ibarettir." Ayetinin bu sırrına mazhar olmak için, hüsnü kabulün, hüsn-ü tesirin Cenâb-ı Hakkın vazifesi ve ihsanı olduğunu ve kendi vazifem olan tebliğde dahil olmadığını ve lâzım da olmadığını ve onunla mükellef de olmadığımı bilmeye, anlamaya, bu manaların çok önemli olduğunu kavramaya çalışıyorum. Bu tarz hareketlerle İhlâsa muvaffak olmanın mücadelesiyle meşgulüm...
Meşreplerin ihtilafıyla meşgul olmamaya, zahiren meşrebime muhalif olanlara karşı bile, muavenet ihtiyacını tam hissedip, bunun gerçekten cidden önemli olduğunu tam anlamıyla iyice görmeye çalışıyorum.
Bir türlü tam olarak yok edemediğim hodgâmlığımı ve enaniyetimi, tamamen yok etmeye çalışıyor; bunun için de kendimi haklı ve muhalifini haksız tevehhüm etmemek için adeta nefsimle MEYDAN MUHAREBESİ yapıyorum.
Müspet hareket, yani kendi mesleğimin muhabbetiyle hareket etmek; başka mesleklerin adaveti ve başkaların noksanlarıyla hiç uğraşmamak, bunların fikrime ve ilmime müdahale etmesine müsaade etmemek, onlarla hiç meşgul olmamak için ciddi mücadelelerim var. Kayalara tutunmada, dalgalarla boğuşmada gayret harcama yerine, bu konularda çalışmayı daha önemli görüyorum. Bu işlere muhakkak öncelik veriyorum
Daire-i İslâmiyet içinde hangi meşrepte olursa olsun, muhabbet, uhuvvet ve ittifaka medar olacak pek çok birlik rabıtaları bulunduğunu, çok ciddi şekilde düşünmeye, onlarla muhakkak ittifak etmeye çalışarak bu fikrimi realize etmeye uğraşıyorum.
"Mesleğim haktır, yahut daha güzeldir" demek dışında; asla haddimi aşmamaya, başkalarının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden, hiç bir kelamı sarf etmemeye gayret ediyorum.
Nefsimi ve enaniyetimi, yanlış düşünülebilen izzet ve onur gibi şeyleri, ehemmiyetsiz rekabetkârane hissiyatımı terk etmeye ve ihlası kazanmaya çok ciddi şekilde ceht ediyorum.
Asla, “Bu sevabı ben kazanayım, bu insanları ben irşat edeyim, benim sözümü dinlesinler." ; "Bu insanlar ne için onun yanına gidiyorlar. Ne için onun kadar dinleyenlerim bulunmuyor ? " dememek; hubb-u câha, şöhrete kat’iyyen meyletmemek için bütün gücümü sarf ediyorum.
Cenab-ı Hakk'ın rızasının yalnız ihlas ile kazanıldığını; tâbi olanların çokluğu ve fazla muvaffakiyetin pek fazla önemi olmadığını, aklıma, kalbime, ruhuma anlatmaya çok ciddi bir gayretle çalışıyorum.
Müslümanların, nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmak için alçak nefsimi ikna etmeye gayret ediyorum. Mesaimi bu konuda harcıyorum. Gücümü burada göstermeye çalışıyorum. İstikameti ve ihlası; kulluk denen yüksek makamı muhakkak muhafaza etmeye asla ve kat’a ihtilafa düşmemeye adeta bütün mesaimi sarf ediyorum.
Enaniyetten tecerrüt etmeye; asla ifrat ve tefrit etmeyerek ulvî bir kuvvet kaynağı olan ittifakı kaybetmemeye; ihlası kırmamaya, vazife-i uhreviyeyi zedelememeye çalışıyorum. Bu faaliyet esnasında da tarîk-ı hakta gidenlere refakatle iftihar etmede, arkalarından gitmede, imamlık şerefini onlara bırakmada ciddi şekilde sebat etmeye çalışıyorum.
Hak yolunda kim olursa olsun kendimden daha iyi olduğunun ihtimaliyle yine enaniyetimden vazgeçip daima ihlası kazanmaya gayret ediyorum.
Tâbi olmayı, sebeb-i mes'uliyet ve hatarlı olan tâbi olunmaya tercih ederek; bu marazlardan kurtulmaya vazife-i uhreviyemi hakkıyla yapmaya ciddi mesai harcıyorum.
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
Hüseyin KURT
Asabiyenin Gölgesinde Bir Coğrafya
Gülay ÇETKİN
Denizli Eğitim Gücü Sen’den Proje Okulu Çağrısı
Seyfettin BUDAK
Güveninizi Bir Gerçek Sandığınız Duygusal Avcı Narsistin Sosyal Medya Tuzağı
Mehmet BOZKURT
Türkiye'nin CHP ile tarihi yolculuğu...
Eyüphan KAYA
Ailenin selameti için 7-S
Recep YAZGAN
Karl Marks’ın Hindistan İhaneti!
Öztürk Samuk
Proje Derin
Mehmet Ali Çamoğlu
Sisli Meydan: At İzi İt İzine Karıştı
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 24. Ayeti
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Bülent ERTEKİN
Engelliler İçin Söz Değil, İcraat Gerekiyor
Aydın BENLİ
Çok Gerginiz Çok!
Aydan KURT
Bir yolculuktan fazlası...
Adnan ÖZ
Bu sezon samsunspor’a yakıştı!
Songül KARAMAN
Aile İçi İletişimde 10 Altın Kural
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)