Hangi şey sevilirse, onun eksikleri görülmezmiş!
Artık insan mı sevmez olduk?
Hani “Yaratılanı severdik, Yaradan’dan ötürü”
Ne oldu, Yaradan’ı mı unuttuk?
Ağır mı başladık biraz söze?
Zannetmem! Ki binlerce his ufalanıyor kalbimde!
İnsanı ve insan kalbinin içinden geçenleri yazmak en zorudur. Hassaslık, samimiyet, iyi niyet gerektirir. İnce ince düşünebilmeyi, incitmeyen kelimelerin “nezaket ipliğiyle işlenip, belleklere bal verecek yeni açmış gül gibi” ekilebilmesini gerektirir.
“Ah kimselerin vakti yok, ince şeyleri düşünmeye” diyen şaire inat, durup düşünmeyi gerektirir. Alaycılığa gelmez. Zavallı egolu beyinlerin, nefis tuzağına takılmış, merhametsiz çığlıklarına hiç benzemez!
“Yılan dişli diken kelimelerle” insan ruhunu okşayamazsınız. Var olan her şeyle bir olma düşüncesine inancınız yoksa ve hiç ilahi duygulanma yaşamadıysanız, kalplere dokunmayı da öğrenemezsiniz. Zordur vesselam, dertli hayatların gözyaşını üç beş kelime ile silme çabası. Zorun zorudur acın acımdır diyebilmek bir insana. Acıya ses olabilmek; boşlukta kayıp giden yıldızları yakalayabilmek ne kadar zorsa, işte o kadardır zorluğu.
Zordur, fakat imkânsız değil! Bunu ancak sezgilerinin yolunu izleyip, manevi mutluluğun hazzını tatmış, ruhunu besleyebilenler başarabilir. Çünkü ruhu beslemek, duyarlılığı arttırır!. Duyarlı insan sorgular.
Yaşama derinlik katmak için yaşamı irdelemek, sağduyuyu dinlemek, yaşam biçimimizi yeniden gözden geçirmek, farklı bakış açılarıyla dünyaya ve insanlara bakabilme cesareti de verir. O cesaret geldiğinde sorgulamaya da başlarız!
Her insanın dünyaya geliş nedeni, varlığını sorgulamak ise, bu sorgudaki “neden” sorusunu sorabilme cesareti, bizim kim olduğumuzun cevabını da vermez mi? Biz kimiz ve neden bu dünyaya geldik? Bu nokta da yazı, cevap sunmaz okuyana. Bulduğu suçun cezasını da kesmek değildir derdi yazanın. Öyle ya kâğıt kesiği yaraların acısını, alır mı ki kâğıttan teselli sözleri?
Elbette almaz.
Yalnızca neden, nasıl, sorularına verilebilecek her cevap üzerinde düşünmeyi sağlayabilir. Verilebilecek dedim, çünkü bazı soruların cevabı yoktur!
Olanı olduğu gibi kabullenmek gerekir.
Şimdi bizi kim anlar?
Ruh zarafetini kaybetmemiş sakınanlar ile ölçülü davranmanın en büyük faziletlerden olduğuna inanan, güzel kalpli insanlar anlar!
Görenlere küçük göstermeler yeterlidir, gerisini kendileri tamamlar. Söze dökülemeyenleri bakan göz ile değil gönül gözü ile anlamak gerek, gönül seferberliği yapabilmemiz için. Mevlâ’nın dediği gibi; “Gözlerimiz, gönle uymuştur. Gönül isterse göz zehre bakar, gönül isterse göz, ibret alacağı şeylere bakar. İsterse dünya nimetlerine, dilerse de mana örtüsünü kaldırıp ilahi sırlara bakar!”
Mademki İlahi sırlarla sırlanmış, insanlık denilen bir büyük bütünün parçalarıyız, yaşamın sorumluluğunu hep birlikte taşımak zorundayız.
O zaman;
Herkes aklını, vicdanını, hoşgörüsünü alsın da gelsin, “insan olmanın erdemini” yeniden adlandırma adına. Çağımızın en büyük çıkmazı, kişilik parçalanmalarına karşı birlikte mücadele etmek adına. Sahip olduğumuz değerlerimize ve doğrularımıza sahip çıkmak adına. Zira değer ve doğrular zaman aşımına uğramaz.
Farkında mısınız?
İyice içimize çekildik, gözlerimizi hayattan kaçırır olduk. Kaçırdıkça hepten göremez olduk. Göremedikçe eksildik. Eksildikçe yaşama yabancılaştık. Yabancılaştıkça paylaşmayı unuttuk.
Oysa yaşamak: Farklılıkları ile bütünleşince, insanı insandan ayırmadan paylaştıkça güzelleşmez mi? Dünyada ki tüm kötülükleri bitiremesek de etrafımıza güzel bakmayı öğrenmeliyiz. Güzel bakmayı bilen insan, hiçbir şeye zarar vermez. Bir insanın güzelliğini görebilen, insan incitmez!
Kusurluyuz, kusurlarımızın farkında değiliz! Kusurlarımızla yüzleşmek için bir yerlerden başlamalıyız. Bu yüzleşme gerçekleşmedikçe, kalbimiz kötürüm olmaktan kurtulamayacak.
Yaşam gerçeklerini duyumsamada, kalbin kötürüm kalması en kötüsüdür. Bunu önlemenin en doğru yolu, toplumun iki adım gerisine çekilip olaylara ve kişilere oradan bakabilmektir.
İnsansam ve yaşıyorsam sorumluyum diyorum ve çekiliyorum iki adım geriye; Utanıyorum, insanlığım adına gördüklerimden. Muhteşem kibirli insanlar. Kemiklerine kadar işlemiş kibir. Utanmak ki en ağır kelime, utanıyorum hırslı insanların kibirli hallerinden. Daha kötü bir kelime bulabilseydim duygularımı ifade edebilecek onu kullanırdım, utanmak yerine.
Çekiliyorum iki adım geriye, onu görüyorum. Aslı’nın suretinde sırlanmış, sonsuzluğun gizemini görüyorum yüzünde, tıpkı hayat gibi yüzü;
Dupduru, aydınlık bir yüz. Gözleri bir an bile gözlerimle buluşmuyor. Çünkü bakmıyor yüzüme. Yüzü ellerinde. Belli ki çok incinmiş. Gittiği okuldan, yaşadığı şehirden çevrenin anlamsız ve acımasız gözce, sözce tacizleri nedeniyle ayrılmak zorunda bırakılmış. Esrâr-ı İlâhi’nin sırlarından biri oysa benim için. Hüznün serenadını dinler gibiyim aramıza ördüğü görünmez duvarların ardından. Suskunum gölgesinde, bir beyaz gelinciğin.
Senin için yoracağım zamanı diyorum, kirlenmemiş zamanlara dönebilmek kabil değilse de.
-Ahhhh! İnsanlık diyorum.
-Orhan Baba; Batsın bu dünya diyor!
-Hayyam iki dize ile özetleyiveriyor;
“Dünya iki kapılı bir han
Girdi mi dertlere düşer insan”
Evet, kimi kendisi için, kimi sevdiklerinin var olabilmesi için ayakta kalır bu dünyada. Herkesin yaşamla mücadelesi kendine ağırdır.
Ne yapsak siyah bir dünyanın hissettirdiklerini tam olarak anlayamayız. Seslerin olmadığı bir dünyada nasıl yaşanır, ayağın toprağa basamaması nasıl bir histir, ya da fiziksel bir engelin yaşam kalitesini düşürmesi o insanı sosyal hayattan nasıl uzaklaştırır bunların hiç birini tam anlamıyla anlamamız mümkün değil. Fakat duygudaşlık yaparak en azından anlamaya çalışabiliriz. Onlar hayata bir şekilde tutunmaya çalışıyorlar. Benim gibi senin gibi… Ortak yaşam alanları bizim olduğu kadar onlarında. Onlara yer açalım demiyorum. Zaten onların da yaşam alanı diyorum! Eşitlik kavramı gözetilerek, yardımlaşma ve dayanışmayla beraber yaşamayı öğrenmeliyiz diyorum!
Onların da özgürce, sözce, gözce rahatsız edilmeden yaşamaya, mutlu olmaya hayattan keyif almaya hakları var! Öncelikle indirin o gözlerinizin ucuna taktığınız kılıç misali kesen bakışlarınızı. "Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir. Küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin." diyen Tolstoy’u dinleyin, yaşam öğüdü niyetine…
Toplumumuzda, doğru davranışlar sergileyememekten kaynaklanan, karşımızdaki insanların düşünce ve duygu dünyasının dengelerini bozan, bir buruk acı ile yaşamalarına sebep olan, hayatın orta yerinde başka hayatların yaşam haklarını görmezden gelişin yarattığı bir büyük bilinçsizlik ve insani etik kurallarının ihlâli sorunu var!
Engelli bireylere yaklaşımda, toplum insanının yanlış tutum, inanış, bakış sorunu var.
Öncelikle yaşamda değiştiremeyeceğimiz kader anlarının varlığını, inançla kabullenmek zorunda olduğumuz gerçeğini, inancımızın yansıması sözlerle içselleştirmek gerek.
- "Kadere inanmıyor musun?" dedi.
-Adam: "Elbette inanıyorum" deyince: "Bu kadarı sana yeter! (Fazlası senin için sırdır) dedi.
Kabul hayat adil değil! Lakin bu sorun; bir engelli sorunu değil, insanlık sorunu!
Zaten hassaslar, düşünceleri karışık, hayatla baş etmeye çalışıyorlar diye yazsa da kalemim, herkes gibi fikri geçiyor aklımdan! Herkes gibi…
Toplumdan kopuk, kendi kabuğuna çekilmesin hiç kimse. Zorlaştırmayalım hayatları. Acıma duyguları ile iyi niyet duygularını karıştırmayalım,
Her insan olduğu gibi eşsizdir! Buna inanalım öncelikle…
Hangimiz eksik değiliz ki? Engellerini değil, varlıklarını görsek diyorum! Hiç kimsenin fazladan abartılı ilgiye, samimiyetsiz sevgi gösterilerine ihtiyacı yok ki.
Onların öz güven eksikliği yaşamalarının, mutsuzluklarının, psikolojik çöküntülerinin tek nedeni engelleri değil elbet, toplumun onlara karşı takındığı sonsuz soyutlama çabası, dünyalarını daha çekilmez ediyor.
-Dönüp dönüp bakıp, bir de üstüne “Allah’ım sen koru” diyenlere;
-Kimden, neden korusun?
-Sizden bizden mi diye haykırasım geliyor!
Kelimeler eksik kaldığında, ezilmeye çalışılan hayatlara müdahale et diyen içimdeki meleğin sesi bile hırçınlaşıveriyor. Melekler hırçınlaşır mı bilmem benim ki böylesi anlarda hırçınlaşıyor!
-Yanlış davranıyorsunuz, çocuklarınıza da yanlış öğretiyorsunuz.
Gören, duyan, hissedenlere değil sözümüz elbet! Rahatsızız diğerlerinden!
Mutluluğunda mutsuzluğunda sınırı çok yakın der eskiler, ya da “İnsan ne oldum değil ne olacağım demeli” Haydi aklımızla kader kaydırması yapalım birlikte. Kendinize şu soruyu sorun:
-Ben de benim evladım da olabilirdi! Bana, kendi çocuğuma yapılsa ben ne hissederdim? Yüzünüzde melankolik utancın sessizliğinin hüznünü gördüm. Zor değil mi? Böylesi bile zor. Sezmekte geç kaldığımız duygularımızı, tutum ve davranışlarımızı sorgulayalım, çocuklarımıza da sorgulatalım!( malum tatsız olayların büyük çoğunluğu okullarda yaşanıyor ne yazık ki) İnsanın kendi için istediğini başkası içinde istemesi, kendine yapılmasını istemediğini başkasına da yapmaması, işte işin özü bu kadar aslında!
Biz ki kuşu ölen Zeyd’e taziye nezaketinde bulunan şefkatli bir peygamberin ümmetiyiz. Bakışlarımızın esareti altına aldığımız yüzlerin aydınlanmasının; dışlamayan, yargılamayan samimi yaklaşımlara bağlı olduğunu bilmeliyiz. Aileler olarak merhametli çocuklar yetiştirmek bu noktada önemli. Vicdan denen bir olgu var ki onu duyumsayabilmeyi öğretelim onlara. Vicdan sahibi insan, yeri geldiğinde kendini suçlayabilme ve gerektiğinde kendine bile ceza kesebilme yetisini elinde tutar çünkü.
Dünyanın direği yok. Hayat öyle sakin davranır ki sabah koyup gideceğini bile asla duyurmaz size. Hiç ummadığınız bir an da sizin de o çok sağlam sandığınız direkleriniz yıkılıverir. Zamanın bir yerinde ansızın her şey değişebilir. Saniyeden saliseye bildiğiniz ve inandığınız ne varsa yer değiştirebilir. Bir el omuzlarınızdan tutar ve hayatın gerçeklerine yapıştırır sizi. O an öğrenirsiniz hayatın öğretmek istediklerini. Ne kadar çabalarsanız çabalayın sizin dışınızda gelişen olayları kontrol edemezsiniz. İster ilahi, ister insani olsun. Her gün nasıl bir güne uyanacağımızı bilemediğimiz bir hayatı sürdürüyoruz hepimiz. Hayatın kör noktaları var, her an herkesin girebileceği. Yani demen o ki; Yarının neler getireceğini bilemeyiz!
Ya da bir ihtimal daha var, o ihtimal her an her kes için var! Hem çok uzak, hem çok yakın hayatlarımıza. İyilik ve merhamet kapılarınızı açın, örtmeyin. Örtmeyin ki size de o kapılar örtülmesin.
Kâğıt üstü iki kelime ile hiçbir hayatın yaşanmışlık muhasebesini yapamayız. Üzüntüler, çıkmazlar, endişeler, insanlık sorunları ve hayatın acımasız duvarları var önümüzde. Ya bu duvarlara çarpar kalırız düştüğümüz yerde ya da duvarı aşmak için çabalarız hep birlikte!
Hülya Bulut
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)