Allah kadını yarattı, o an göğün rengini gül rengine boyadı.
Kadın yaratıldı, dördüncü cemre yüreklere düştü. Kadın bildi görevini, yaşadığı yerleri gül bahçesine çevirdi.
Bir kadın; “O, güneşte dolaşırken ben gölgede oturamam” dedi, o gün yaşam anlam kazandı.
Ya! Allah kadını yaratmasaydı?
Kadın; önce insan sonra kadındı. Doğurganlığın yegâne gücü, doğurganlık ise yaşam demekti, hayatın devamı demekti! O güç yoksa bu yeryüzünde, her şey kocaman bir hiçti!
Hadi itiraf edin, düşündünüz, çok kısa bir an bile olsa şöyle geçti aklınızdan; Buram buram feminizm kokan erkek düşmanı bir feministin yazısı. Ne mutlu buraya kadar okuma zahmetine katlandıysanız, yanıldığınızı görme şansınız olacak.
Çünkü ben bir feminist değilim!
En azından toplumda akla gelen, ilk kötü çağrışımlı algısı; erkek düşmanı, silikonlu, stokocu salon feministlerinden değilim.
Ya, Allah erkeği yaratmasaydı sorgusunu yapacak kadar da babamı çok seviyorum. Ve inanıyorum ki Âdem ile Havva’nın günahının eşitliği kadar eşitiz!
İnanç olarak da bilimsel olarak da her şey çiftler halinde eşli yaratılmıştır. Eşli yaratılış evrenin var olma ve varlığını sürdürebilmesi için kesin gerekliliktir. Eşi olmayan hiçbir şey bütünü tamamlayamaz. Atom altı seviyedeki en küçük parçacıkların her birinin de bir eşi vardır. Evrende ki bu eşli yaratılışın tek gayesi birlik ve bütünlükle düzene hizmettir.
Erkek ya da kadından önce insan olma noktasından bakalım, yaradılış farklılarımızdan kaynaklı yaşanan, ölümcül sorunlara.
Tecrübe, anlama derinlik katar diye, atalardan başlayalım dedik söze,
Demez olaydık,
Olmak sorunsalı, bir kuru nefes gibi üfledi yüzümüze, olmamak karanlığına gömüldük.
Ne saçı uzun, aklı kısalığımız kaldı; ne eksik etekliğimiz. Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin diyen ecdadın çocuklarına, şimdi biz neyi nasıl anlatacağız?
Öğrenilmiş bir kültürün, hak görülen yaralarını kurutmak için nasıl çare bulacağız?
Derken;
Yanlışı destekler gibi havada uçuşan atalar sözüne karşılık, asırlar öncesinden bir ses, ses veriyor çaresizliğimize.
“Kadınlar size Allah’ın emanetidir”
İnsan hakları evrensel beyannamesinden tam 1316 yıl önce söylenmiş sözlerdir bunlar! Peki, ne oldu da biz duyamadık o sesi? Günümüzde, insan hakları çığırtkanlığı yapıp, inancımız hakkında yanlış ve eksik yorum yapma aymazlığına düşen, İslam kültürünü ve Müslüman âlemini yeren zihniyete neden yenik düştük biz?
_ “Şahit ol Yarab, şahit ol Yarab, şahit ol Yarab” diye yakaran Peygamber Efendimizi (s.a.v) biz duasında neden yalnız bıraktık? Kaçımız insan haklarını, özgürlüğü, eşitlik ve adaleti bildiren Veda Hutbesi’ni okuduk, anlamaya çalıştık?
Ne yazık ki,
Hiç birimiz hakkıyla yapmadık bunu!
O hutbe ki; “Dünyayı çirkinleştirmeyin, birbirinizle iyi geçinin” mesajının verildiği insanlığa ilk sesleniş değil miydi? Ne yazık ki bu ilahi mesajda kurtaramadı insanları. İnancının gölgesinde bu mesaja da sığınamadıysa kadın, hayatla ölüm arasına gerilen yazgı ipi, kana bulanmaya devam edecek demektir.
Cahiliye devrinde diri diri toprağa gömülen kız çocuklarını düşünün! Ne farkı var o zihniyetten, yaşadığımız çağda kadına şiddet uygulayıp, onu zamansız hayattan koparan köhne düşüncelerden?
Kimi kıskandı dövdü, öldürdü; kimi kendi güvensizliğini bastırmak için tecavüz etti, öldürdü…
_Sen peki dedi hâkim, sen niye öldürdün?
_Çok seviyordum hâkim bey, sevgimden öldürdüm!
Nasıl korkunç, nasıl ürpertici bir ruh halidir bu?
Gereği düşünüldü(mü): Başını öne eğdi, kravatı da var, pişmanmış da; bir de sevgisinden öldürmüş.
Hal iyi, indirelim.
İndirin kadının cenazesini toprağa, siz de izlemeyin ey cemaati Müslim, üç beş kürek toprak atın üzerine.
Biz nasıl bir toplum olduk böyle? Ve bizler nasıl insanlar olduk, olan biteni sadece izliyoruz.
Yoksa
Allah’ın ilk emrini “oku” değil de izle mi anladık?
İzliyoruz!
“Erkek erkeği döverse zevkle, Erkek kadını döverse hiddetlenerek, Kadın erkeği döverse gülerek, Kadın kadını döverse, bakışlarımız nahoş bir zevkle ışıldayarak seyrediyoruz.” Siz şiddeti yaşam felsefesi yapanlar, kendinizden güçsüze fiziksel, ruhsal şiddet uygulayarak dış dünyada ezilen kimliğinizi, hırpalanan kişiliğinizi kazanamazsınız.
Acizliktir sizden güçsüze el kaldırmak. Öğrenilmiş çaresizlik sizinkisi.
Ve sindirilmiş çaresizlikle;
Kadınlar, çığlık çığlığa susuyor bu toplumda. Şiddetin her türlüsüne maruz kalan kadınların acı çığlıkları ve ölü kadın bedenleri asılı duruyor, hayatın anlam bozukluğu gibi, yaşamın orta yerinde. Clara Zetkin ile Rosa Luxemburg çoktan toplamıştır göklerin kızlarını, recmi sorguluyordur yıldızlar âleminde.
Biz,
Kadınlar günü:
Salonlarda, tırnağı kırılsa dünyanın sonuymuş gibi davranan, ful makyaj, bol ışıltılı kıyafetli kadınlar kutlasın. Kısa kısa cümleler kurulsun, kurulan kısa cümleleri bile akıl hafızasına kayıt edemeyip, kâğıttan okusunlar, alkışşş… Kadın; anamızdır, avradımızdır, bacımızdır, “Cennet anaların ayakları altındadır.” …Temalı sosyal medya mesajları paylaşılsın çokça, bilmem kaç yüz muhteşem beğenili, sonra unutulsun sözler!
Hepsi bu mu yani?
Oysa ölümlerin gölgesinde, devrik cümleler kurulur arka sokaklarda.
Son beş yılda, binlerce kadın katledildi bu ülkede…
Erkek şiddeti,
Devlet şiddeti,
Ekonomik şiddet,
Toplumsal şiddet ve cinsel şiddetle katledilen binlerce isimsiz kadın, yaşam hikâyelerini yarım bırakarak, sessizce ayrıldı aramızdan…
Ne oldu da çıldırdı bu insanlar? Sevgiyle cennet yapmak varken hayatı, hangi gizil yaralara dokunuldu da cinnet geçirir oldu bu insancıklar?
Cennet, hani anaların ayakları altındaydı? Kadınlar, neden erkek milletinin o yaralayıcı kesiminin ayakları altında eziliyor?
Bu dünyada kadın olmak ne menem şeymiş dedirten hayat, yaşamı dar etti kadınlara. Utanmasalar; “Dikkat Kadın Var” yazacaklar sokak tabelalarına. Bu coğrafyada kadınlar, yaşadığı hayatın içinde, yaşam yanlarından akıp giderken kendisiyle karşılaşmıyor. Pencere pervazlarında, hiç yaşayamadıkları hayatlarını bekliyorlar ömürleri boyunca. Ve gün geliyor o yaşanası ömürler, ellerinden alınıveriyor.
Habil’in Kabil’i öldürdüğü, insanın ölümle tanıştığı o ilk kanın sıcaklığı, genizleri yakan ağır kokusu hiç gitmedi yeryüzünden… Akla da gelmiyor değil hani, o ilk kanın diyetimi asırlardır kadına ödettirilen?
“İlk kan, ilk cinayet” değil miydi bir kadın yüzünden?
Dünya kuruldu kurulalı bir yerlere sığdırılamadı kadın. Hiç bir yere ait olamadı. Hep sürgün hayatlar yaşadı.
Hep çıplak bırakıldı.
Ve kadınlar çok üşüdü!
Vay, sen misin üşümekten şikâyet eden denilip; Orta çağda çırası kadın olan ateşlerde yakıldı.
Gözlerine yansıdı çaresizlikleri, sesine yansıdı gönül kırıklıkları. Hayatın kıyısına sürüldü, kendi yalnızlıklarında yaşadı kadın. Ruhu çöktü, bedeni çöktü. Bakışları boşaldı. Yüzünde çizgiler derinleşti kadının…
Acıya batmış kelimeleri ağızdan boşaltmak ne kadar zormuş.
Sahi, kadın neydi sizin gözünüzde?
Çocuk, mutfak, ev, nesne…
Yemeğin tuzu muydu cezanın dozunu arttıran?
Oysa fazla gelen size, kadının sevgisiydi.
Kadın şiddet gördü;
Korktu diyemedi,
Çok sevdiğinden, demedi!
En güvendiği babası değil miydi eşiğinden yolcu ederken; Gelinlikle çıkıyorsun, anca kefenle dönersin bu eve yeniden diyen.
Dönüş yolları kapandı, o gün kadının.
Gün geldi,
Gökyüzüne kurduğu pembe zincirli salıncağının zincirleri koptu kadının,
Arkasından yüzüne kapanan kapıya baktı,…
Mıh gibi yapayalnız bırakıldı, sustu kadın. Issızca sustu.
Biliyordu ki bir kez olan bir daha mutlak olurdu.
Oldu da!
Ve haykırdı kadın; ıssızca haykırdı, insanlık denen o boşluğa;
“Şimdi yardım edecekseniz edin, çünkü benim için yarın olacak mı bilmiyorum!”
Ve gün geldi gülden kan damladı, cennet bahçesine. Ay parçalandı, tek tek yıldız oldu gökte.
Dövdünüz, aldattınız, tecavüz ettiniz, öldürdünüz nihayetinde!
Siz, hiç ölümün kokusunu duydunuz mu genzinizde? Hırıltılı, sarı, genizleri yakan o kokuyu.
Var olmak ile yok olmak arasında zaman geriye kırıldı, bir kadın duydu o kokuyu.
Kurşun rengi yağmurları indiriverdi gönül çatısından, bir zamanlar çok sevdiği adamın üzerine.
O gün kadın, en kanlı cinayeti işledi,
O yapmasa öteki yapacaktı. Ölen mi öldürülen mi olmak ikileminde, kemiğe dayanan bıçak kayıverdi o can havliyle. Ölmekle öldürmek arasında ki o incecik çizgide, kan bulaştı kadının ellerine.
Biliyor musunuz?
Biliyorsunuz!
Kadın kana alışıktır. Erkekler, ancak bir yerleri kesildiğinde kan görür, kadın öyle mi ya, hayatı boyunca devri daim o kokuyla yaşamaya mahkûmdur! Göz ardı edilmeye çalışılsa da bu doğanın gerçeği bastırılır. Ürkmez kadın, midesi kalkmaz kadının, kanın o yakıcı sıcaklığı onu boğmaz.
Kadın şefkatle yoğrulmuştur, ondandır ıssızca susmaları. Hayatın kenarına çekilip, bilmem kaç derece ısınan yağda, patlıcan kızartır, fesleğenleriyle konuşur. Yaşamsal acılarının kıvılcımları yakarken içini, sadece ağlar kadın, patlıcan kızartırken mutfağında.
Dün, ertesi gün, gelecek geçen günler de, bu sabah o koca değil midir, kendi nikâhlı karısını rakı sofrasına meze etmeye kalkan? O değil midir, öz kızının üzerine abanan; dna sonucu babasıdır çıkan, kumar borcuna karşılık kadının namusunu masaya yatıran? Karnında bebeğiyle karısını satmaya kalkan… Bir erkeğin kanına dokunan olaylar, diğerinin dehşetli erdemsizliği.
Bir tek namusu ve çocukları için duyduğu korkudur, kadını eyleme geçiren. Ve meşru müdafaadır eylem! Kadın şefkatle yoğrulmuştur, yoğrulmuştur da kızgın tavada balık gibi yaşamak da zordur. Yaşamayana, anlatılan her şey hikâyedir.
Töre dediler, öldürdüler.
Namus meselesi dediler, öldürdüler.
Oysa her kesin namusu kendine dedi Çilem, az sonra kendine doğrultulacak silaha ilk o ulaştı, ateşledi.
Adam öldü!
Ne diyeceğiz şimdi?
Kader mi?
Allah mekânını cennet etsin mi?
Ölen ölür kalan sağlar bizim mi?
Olanla ölmüşe çare bulunmaz mı?
İzin ver ben anlatayım olanı dedi Çilem:
Olan şöyle oldu hâkim bey: “Cahilliğime verin, inanın sahil yolunda bir tek balon bile vurmuşluğum yoktur. Ama içimden hayatta kalma mutluluğunu da atamıyorum. Erkekler takım elbise giyip, kravat takınca cezası iniyor. Benim kravatım yok. Ölen ben olsaydım, o size beni adamlara pazarlamaya kalktığını söylemeyecekti, benim patlıcan fazla kızarmış diye yediğim dayakları da söylemeyecekti. Namusumu temizledim diyecekti, yandan gülüşlü resmi mi tahrik sayıp, bir de üzülecektiniz adama. Oysa namus benimdir hâkim bey! Bir kâğıda imza attık diye kimselere bırakmam.” Nokta.
Öncelikle suç, suçtur. Kadını erkeği olmaz elbet. Mazeretler, cezayı hüküm aşamasının sığıntıları gibi, küçük nedenler olmalı! Burada önemli olan düşüncenin, eyleme gelene dek yaşanan sürecindeki olumsuzluklara çareler üretilmesi. İnsan iktidarı denen ezici gücün, güçsüzlere yaşattığı her türlü haksız fiilin önü, nasihatlerle değil de keskin yasalarla kesilmeli.
Şimdi
Duygularla düşüncelerin düğümlendiği bu nokta da duralım! Ölen mi öldüren mi ikilemlerinde yapılan sorgulamalar da verilir yanlış kararlar:
Kadın mağdurdu; kadın katil, kadın suçlu oldu.
Ben onu öldürmesem, o beni öldürecekti dedi kadın.
Olağan dışı bir süreçte, nefsi müdafaadır olan. Bir anlık cinnettir ve bir defalık gücün el değiştirmesidir!
O vurdu, ben de vurdum!
Güçsüz olan öldü.
Yatarım, çıkarım yine gelirim dedi adam, geldi öldü(rdü)!
Nasihat edildi, söz verdi, sözünü unuttu öldürdü!
Kendimi savundum, savunamayan öldü!
Saplantılı düşüncelerle saldırıldı,
Kendimi korudum, koruyamayan öldü!
Aile içi sırdı, sırlar ortaya döküldü… Bela kalbe inince insan, insanın canına okudu. Yaşam dosyaları, cinayet damgasıyla kapandı.
Oysa
Sonrası pişmanlık. Keşkeler, yapmasaydımlar, yine kurtulamadımlar yitip giden canlar, geriye kalan hayalsiz hayatlar, hayat artığı insanlar…
Cevapsız ya da çözümsüz değil aslında sorular. Tek sorun soruların sorulma zamanlamasında yapılan hatalar. Nasihat verilip, bir daha ki ölüme dek unutulacak konular değil bunlar. Ya da salon feministlerinin üç beş kuru sözüne alkış tufanı kopartılarak çözülmez kadın sorunsalları.
Dudağımızı çok kez ısırttı hayat bize. Zamanı geri alıp, kayıpları kurtaramayız. Fakat olacak olanları engelleme şansımız var.
Ölen öldüğüyle kalan pişmanlıkları ile kalmasın istiyorsak geride,
Geleceği doğru oluşturabilmek için geçmişin yanlış algıları yıkılmalı öncelikle. Mesela dedemin her söylediği doğru olmayabilir. İlahi mesajlarda akıl süzgecinden geçirilip, akledilmelidir. Zira akıl bunun için var! Yeryüzüne kadın olarak gelmek, suç değildir. Kadınlar, zaten bu suçu kabul etmiyor. Yasak elmayı kadın tek başına yemedi. Kovulduysa insanoğlu cennetten, kadın erkek birlikte kovuldu!
Ataerkil bir dünya düzeninde “kadın olmak suçtur” algısının yıkılması gerekiyor öncelikle. Dünyada sadece bir defalık gölgelenme şansı verilmiş insana,
O şansta, kadınlar ürkek serçeler gibi yaşıyor, titreyerek ölmeye yatmak zorunda bırakılıyor.
Ve
Balıkçıların vicdanını ele geçirememiş olacağız ki, balıkçılar balık satmaktan vazgeçmiyor.
Bir de,
Zamanın ruhuna aykırı yengeçler, geri geri gitmekte ısrarcı… Ondandır, biz Nalıncı Yokuşunda tırmanıştayız halen…
Kılı kırk yardık yine, bana müsaade. Dilimde güneşin aşk şarkıları, öncelikle başlığımı “Allah insanı yarattı; İnsan, Allah yarattı demedi” olarak değiştirip, taşın üzerindeki yosun misali sevdiklerimi bir kat daha sevmeye, sevgimin gölgesinde nöbete gidiyorum. İnsanca yaşamak ve yaşatmak için.
Hayat devam ediyor, dünyayı değiştirmek elimizde. Yürünecek çok yol, kurulacak çok hayal var. Kimse kimsenin hikâyesini yaralamasın, kimse kimseyi hikâyesiz bırakmasın.
Hülya BULUT
Öztürk Samuk
Düşmanın bile sinsi olmasın!
Seyfettin BUDAK
Zymunt Bauman Soruyor: Modern Dünyada Ahlaki Sorumluluğumuzu Kime Devrettik?
Mehmet Ali Çamoğlu
Çöpteki Ekmek, Raftaki Vicdan ve Kaçan Bereket
Aydın BENLİ
15 Temmuz Öncesi ve Sonrası Darbelerle Sınanan Türkiye
Ahmet SAĞLAM
Herkes doğru mu!
Abdulkadir MENEK
Huzur Ve Sevginin Adresi: Aile
Ravza ZEYBEK
Bir Milletin Tekrar Destan Yazması
Mehmet Nuri BİNGÖL
Son Emir- Öykü
Halil MERT
Askeri darbe ne ki!
Adnan ÖZ
Süper lig fikstürü çekildi!
Bülent ERTEKİN
Maskeler Düşerken…
Hasan KARADEMİR
Persona Ve Gölge: Fethullahçilik Örneği
Recep YAZGAN
Agape hause - Sevgi Evi’nden, Samsun Protestan Kilisesi’ne!
Kadir Erol
Ahbap, çavuş ve dahi kızılay...
Ömer Naci Yılmaz
Hûd 112’den Rahatsız Olanlar
Mehmet BOZKURT
İnsanlık Tarihi Acılarla Dolu
Hüseyin KURT
NATO Zirvesinde Bir Tabanca
Nihat Güç
Dine değerlere düşman olarak yetişen bu nesil yurt dışından mı ithal edildiler?
Vehbi KARA
Kurtuluş Savaşı Yerine Milli Mücadele
Eyüphan KAYA
Risale-i Nur Nurculuktan büyüktür!
Songül KARAMAN
Tefekkür Ve Nörobilim
Özlem Gürbüz
Yaşlılara Hürmetin Ve Saygının Önemi
Fatma Saçak Akbulut
Geleneksel
Aydan KURT
Bugün Hangi Düşüncemi Yazmalıyım
Memiş OKUYUCU
Ritim ve Eğitim İlişkisine Yakından Bakmak!
Özhan KIZILTAN
Sanver'in Tahliyesinin Ardından…
Gülay ÇETKİN
Bakan Tekin’e Denizli’de Ne Dediler?
İsa ÇOLAKER
Latifi’nin Okuma Yazma Aşkı
Ahmet DÜZGÜN
Alın Alayını Bunların
Hamdi TEMEL
Geleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
Ziya GÜNDÜZ
Düşünmek Çok Yoğun Bir Çabayı Zorunlu Kılar!
Burak Çileli
“BİR ADAM YARATMAK”DA İDAM-I NEFS VE VAROLMA MÜŞKÜLÜ SEMBOLÜ: İNCİR AĞACI
Mesut BALYEMEZ
Ulan kapitalizm.
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)