650 bin gözaltı,
1 milyon 683 kişi fişlendi,
171 kişi sorgularda öldü,
50 kişi idam edildi… Bir ülkenin ışıkları bir bir söndürülürken bir mevsimle konuşur buldum kendimi.
Kâbus gibi günlerdi. Ateş ve duman içinde görünmeyen bir ses:
“Ya bölün ya ölün” diye haykırıyordu.
Bir enkazın altında kaldık ki sormayın. Bir ülkenin bedeninden kan fışkırdı, otuzsekiz eylül geçti, geçmedi acısı ölen evlatlarımızın…
İnsanın içinin hazır olmadığı bir şeyle yüzleşme korkusu var kalemimin ucunda. Kelimelerim, çarmıha gerilmiş bir mevsimin zindanlarından firari. Çocuk yüreğimin yurtsuzluğuna suçlu arıyorum, her eylül gelişinde.
Bir mevsim geldi, dikildi karşıma haydi hesaplaşın dedi benimle!
Soğuk bir şubat sabahı, örümcek ağları ipek kozasını dehşet bir gürültüyle parçaladı, emir komuta;
Zinciri eline dolamaya, işte o an başladı.
Korkunç zamanlardı.
Uğultulu rüzgârlar, havada uçuşan mermiler, göğün çatırtılarına karışan insan iniltileri… O günlere dair, kulağımda kalan çığlık sesleri yankılanır her eylül gelişinde.
“Ölümü özledim anne, yaşamak isterken delicesine” diyen yürek, yatak altı korkaklarını ürküttü.
Şafakta yakılan türkülerin dumanı dağılmadan daha bir çığlık daha yükseldi;
“Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakındır, zafer her zaman Allah’a inananlarındır.”
Elli fidan, darağacına türküler çığırarak yürüdü.
Ayrı yollardan;
“Hâkimiyet Milletindir ”gayesine.
Geride kalanlar;
Betonlarda üşüdü…
Elli fidan, döndü bir de cellatlarından helallik istedi tevekkül ile…
Ah! Keşke dili olsa da anlatabilse Metris ’in duvarları, Ulucanların avlusu, Bayrampaşa’nın tel örgüleri, Mamak’ın demir parmaklıkları…
Zihnimdeki gürültüler çoğalıyor her eylül serinliğinde,
Eylül rüzgârları esti, silkeledi ağaçların yapraklarını,
Ve bir bir düştü yapraklar kasap askılarından yere,
Ve kırıldı boyunları,
Öldü yapraklar, kaplumbağa hücrelerinde.
Geçmiş olsun, 38. Eylül geldi yine!
Sesleriyle, çığlıklarıyla bağıra çağıra geldi.
Eylül; ansızın gelişlerin ayıdır,
Aşk gibi…
Eylül; ansızın çekip gitmelerin de ayıdır,
Ölüm gibi.
Bulutlar yarılır,
Gök kızıllanır, yaprak anlar, ayrılma vaktidir.
Kalpler buğulanır, insan anlar, ölüm vaktidir.
Aniden gelir, bir ana bir ömürlük duygular sığdırır ve geldiği gibi gitmez. Bir kez eylül esintisi değerse yaşama, o sanrı geçmez…
Sonrası;
Ölen yapraklar,
İsyankâr bulutlar,
Ağlayan gökyüzü… Yılın dönümü.
Yırtılan tenler,
İsyansız kabullenişler,
Çaresiz yaşlar… Ömürlerin son dökümü.
Hakikatin nereden sır vereceği belli mi olur?
Tanrının insana verdiği sır, eylüllerde saklıdır belki.
“Öleceksin yeniden dirilmek için” yol buraya kadar der gibi.
Velhasıl;
Dökülen yapraktır dalından, düşen insandır yaşamdan.
Bu mevsimde ayaklar altında ezilen yaprakların yaralı hışırtısında zaman ağırlaşır.
Ertelenmiş zamanların, yıkık hayallerin, yarım kalmışlıkların ayıdır.
Bir örnek giyinmiş ağaçların ağır gelen baskısı, tabiatın aynı renk darbe izleri, yüzlerinden hiç silinmedi yağmur anaların.
Bu mevsimde ihtilal havası vardır, on bir ayın düzenini yıkan!
Tuhaf bir hüzün kokusu sezersiniz havada. Yanan yaprakların buğulu kokusu, taptaze sabahların çiğ kokan duru kokusuna karışır ya, en çok da kokudur eylüller.
Mesela,
Uçuşan yaprakların kuru dallarına asılmış güz güllerinin kızıl kokusunu başkaca bir zamanda duyamazsınız.
Güz gülleri… Ne çok şey anımsatır geçmiş zamandan.
68’te bir gemi yanaşır Dolmabahçe’ye başlar film!
…
Aradan 12 yıl geçer.
12 Eylül 1980
Günlerden Cumadır!
Saat;03:59 TRT’de İstiklal Marşı çalınır,
Arkasından,
Anonssuz Harbiye Marşı,
Arkasından: Milli Güvenlik Konseyi I. Bildirgesi…
Sonrası;
11’e 10 kala anonsları geçer haber ajanslarından;
Saat 5’ten sonra sokağa çıkmak yasak!
Kırgın, boynu bükük kaç mevsimden geçtik, geçmişle hesaplaşmadan?
Zor yılların acı suyu akarken gözlerden, işkencecilerin buza yatırdığı gencecik bedenleri seyrettik!
Kılımız kıpırdamadı…
… Yağlı urganlar geçirilirken boyunlarına ve son tekmeler vurulurken taburelere, onlar tekbir getiriyordu yüzleri kıblede,
Adaletsizliğe yenilmeyen gülüşleriyle,
Sonbahar yağmurları düşerken toprağa,
Soğuk mahkeme duvarlarında
Halen;
“Adalet mülkün temelidir” yazıyordu.
Can suyu, bedeninden yavaş yavaş çekilen koca çınar, son yaprağını atarken dalından, ciğerlerine hava basılarak camlardan atılan, bir mevsimin mühürlediği ömürlerin hüzzam inlemesi gibi bir şarkı yayılır gönüllere eylüllerde;
“Mazi kalbimde bir yaradır”
Derken sözler, bir aylık değil, bir mevsimlik değil bir ömürlük acılardan geçirir melankolik ruhları.
İsyankârlarla romantikler farklı bakar bu aya.
Romantik ruhlar;
Sonda olsa, bir bahardır der.
İsyankârlar;
Ne bahar ama?
Taş duvarların iniltileri gelir uzaktan uzağa,
Demir kapıların iç titreten gıcırtılarla açılışı ve aniden kapanışı. Anahtar kilidin yuvasına girer, çıkan son kilit sesinden başka sağ çıkan olmaz dışarı.
Son bahardır işte!
Dönüşsüz yollarda kaybolanlar için son’dur.
Ondandır;
Sevmem, eylüllerin romantik sarı turuncu akşamlarını.
Hem,
Akşamlar, erken gelir bu ayda. Gökyüzünde güpegündüz onlarca yıldızın söndürüldüğünü görmek ve güneşe aldırmadan bir bir toprağa kayışını ve başını taşlara yatışını seyretmek, içimi burkar her seferinde.
Henüz yolun yarısını bile yürüyememiş, “bu vatana yaşamak borcunu bile ödeyemeyen” nice çiçeklerimiz kurutulup, gömülmüştür o bahar topraklarının karnına,
Ondan mıdır göğün durup durup gürlemesi ve zamansız boşaltması yaşlarını toprağa sonbahar akşamlarında?
Bu ülkede;
Her yaş damlası bir can. Çarşı ortalarında ölüm seferlerine çıkarılırken canlar, teller titredi yol kenarlarında. Analar canlarını koyarken, sağlı sollu eylül sokaklarına, kaldırım taşları ağladı acıdan.
Geçmiş olsun, eylül gelmiş yine.
Gelmiş ya!
Aynı eylülü yaşayamayız biz dünyayla.
Çünkü
Benim ülkemde;
Eylüller… Hüzün aylarıdır!
Eylüller… Utanç ayları,
Kurşun gibi saldırgandır, öfkeli yağan yağmurları.
Carterin’in;
“İşi bitirin talimatı”
Henze’nin;
“Bizim çocuklar işi bitirdi” onayı.
İşi bitirilen bir ülke,
İşi bitirilen, bu ülkenin çocukları…
Bir kuşaktır eylüller bizde,
Kızıla boyanmış;
Özgürlük ve insanca yaşama bedelinin çok ağır ödendiği.
Dar zamanlarda vuruldu bu halk.
Ve fakat gözden kaçırılan,
Dar zamanlarda büyüdü, büyülü bir kuşak!
Çileli mevsimde, gölge gibi büyüyen,
Bir ara nesil ki ne kendisi olabilmiş nede bir kuşak önceki ruhu devam ettirebilmiş. Yaşaması gerekenleri yaşayamamış, söylemesi gerekenleri söyleyememiş, hep bir sarsıntı halinde yaşayan, düşünsel hiç bir eyleme geçme cesareti olmayan, simgesel bir gerçekliği yaşayan;
Sözde, kayıp kuşak!
Hiç kuşkusuz en büyük sarsıntıları, yenilmişlik duygusudur. Sistem karşıtlığını sadece simgesel savunmaya kalkmak, onları eksik ve silik bir ara kuşak yapmıştır.
Tıpkı eylüller gibi.
Tabiatın, toprak ananın bedenine çekilip, bir başka bahara daha güçlü çıvgınlar vermek için gizlenmesi gibi.
Postal izlerinin sindirdiği, beyinlerinde o günlerin korkunç görüntüleri kalmış, anarşik olmasın diye kitapları yakılmışlar.
“20’sinde Komünist olmayanın kalbi yoktur” sözüne inanmışların, fakat hiç bir zaman bunu gösteremeyenlerin nesli. Yirmili yaşlarda hiç bir gencin çürümüş sisteme, yanlış ideolojik rejimlerin ortaya koyduğu sınıfsal farlılıkların ve ekonomik dengesizliklerin yaşattığı olumsuzluklara tepkisiz kalması, sadece kalbinin değil, düşünme yetisinin de olmadığının göstergesiydi. Çünkü o yaşlar gençlerin tüm dünyadaki haksızlıklara karşı koyabileceğini sandığı, düzeni kökünden değiştirebilme cesaretini taşıdığı yaşlardır.
Anlaşılması zamana bağlı, teorik düşünceleri her ne kadar doğru olsa da, adaletsiz sistemin ilerlemeye devam ettiğini görmesi, burjuvazinin kucağına düştüğü ileri ki yaşlarında tüm ideolojilere sırtını dönmesi gerektiğini öğrenecektir.
Kapitalizm; gerçeği sömürür, sömürmeyi öğretir. Ezilmemek için ezmen gerektiğini öğretir. Bir bakarsın ki; bir zaman ölümüne savunduğun ideolojiler birer birer yıkılıp yok olmuş kalbinde.
Bu nokta da ara kuşağın en büyük ayrımını görebiliriz. Onlara sisteme karşı durulamayacağı çok acı tecrübelerle öğretilmişti. Tabi ki kalplerinde vardı fakat onlar bu gerçekliğin çok önce farkına varıp,
Sessiz ve derinden ilerlediler… Gelinecek son nokta da yaşadılar ideolojilerini. Tüm sustuklarını, yetiştirdikleri yeni nesle aktardılar!
Susturulan seslerinin öfkesini,
Bir kayıp kuşağın, haksızlığa püskürmesini,
Kayıp seslerinin derinliğini öğrettiler.
Yol ayrımlarının tanıkları,
68 kuşağının mirasçıları,
78 kuşağının mukaddes davacılarının arkasında kalan…
Kimilerine göre, ziyan olmuş bir nesil,
Kimilerine göre acılı kuşak…
Ölümleri tecrübe etmek gözleri kapalı,
Kimselere nasip olmadı.
Bize düştü tarih nehrinin önünü açmak,
Gülsün diye geleceğin kuşağı.
Eylüllerde işi bitirilen çocuklardan olmadık!
Susturulmadık,
Biz,
Sustuk!
Bizden önce varoluşunu canları pahasına ispatlamayı başaranların arkasından gelen silik gölgeler olduk. Önümüzde iki kuşak vardı, bizi ezip geçen…
Kimliklerimizi bir gece ansızın bastıran eylül fırtınasında kaybettik. “Onlar türkülerini söylerken” bizler kulaklarımızı tıkadık.
Kapalı kapılar ardından, mahallenin abilerinin, ablarının ve hatta babalarımızın eve dönüşü olmayan yolculuklarını içimiz zangırdayarak seyrettik.
Ama
Biz hiç eve dönüşsüz yollara çıkmadık.
Sokağımızda çamurdan evler yaptık, anaların ağıt seslerine kafamızı kaldırıp, bakmadık.
Bizler uzlaşmacıydık,
Hiç birimizin uçurtması vurulmadı mesela. Sessiz, sakin süzüldü gökyüzünde!
Güllerimiz, dört mevsim açtı arka bahçelerimizde; Güllerimizi hiç bir akşam soldurmadık.
Gülünün solduğu akşamlarda, orta karar halk olmanın kuralları öğretildi bize.
Ne hatırlayacak bir sevgilimiz oldu, ne o sevgiliye son bakışımız, ne de son elvedalarla yaralandı kalplerimiz akasyalar altında.
“Raptiye Rap Rap”
Uygun adımları seyrettik. Çocuktuk, tempo tuttuk uygun adımlara!
Bizi kimseler göremedi. Bulamadı bu oyunda. Amerikan Ruletini, Martingale stratejisini hiç öğrenmek aklımıza gelmedi nedense! Her türlü yardım ve kolaylık sağlandı Amerikan heyetlerine, karargâhlarımız baştan aşağı değiştirildi! Sızıntılar, açık çatlaklardan içeri sızdı, sokaklar kan gölüne döndü, hükümet düştü, kırat şapkasını aldı, gitti.
Eylül geldi…
“Netekim”
Başardılar.
Bizi,
Kelimelerimizden vurdular. Korkularımızın sınırında yaşadık özgürlüklerimizi.
O sınırlarda;
Babamızı sorduk nerede diye?
Av zamanıymış, ava av olmaya gitmiş dediklerine göre. Biz inandık sözlere. Dudağımızın ucuna geldi soramadık nedense, etleri lime lime olmuş serçe, hiç avlanır mı anne diye?
Kavgasız,
Dikensiz yollarda, kansız elbiselerle gezdik hep. Ayağı dikene batanların kan izlerine basarak. Kaza kurşunlarıyla da ölenimiz olmadı…
Arkamızdan;
”Gidenlerin Türküsü” diye bir türküde yakmadılar.
Sağımızla solumuzu çok iyi kontrol ettik, bize ayrılan şeritli yollardan geçerken, o şeritleri hiç aşmadık haylazca!
Milletin gözü altında hiç birimiz yok oluvermedi mesela.
Gözün önünde,
Gözün altında
Olan,
Nasıl olurda kayboluverirdi ki bir anda?
Ve
Bir sabah cansız bedeni, kimsesizler mezarlığında nasıl bulunuverirdi,
Hiç sorgulamadık!
Hüseyin’i, Filistin askısında unuttular günlerce, tutup da indiremedik. Yetmedi, Denizleri kuruttular, tuz basarak boşluklarına ona bile ulaşamadık. Ulaşamadıklarımız, sessiz birer gemi oldu denizde, el bile sallayıp onları uğurlayamadık.
Hergele Meydanlarında devşirme akıllılar bir bir vurdu canlarımızı, biz duvar gibi sükûnette seyrettik. Aklını kaçırmış gibiydi ortalıkta insanlar, kardeşi kardeşe kırdırttılar,
Can evlerimizden vurulduk!
Biz,
Ne güneşi zapt edebildik, ne adımız eşkıya listelerinde görüldü. Ne kuşkulu ölüm olduk ne çatıştık ne de sürgün yedik…
Kimse bizim için;
Anarşist bunlar,
“Asmayalım da besleyelim mi?” demedi.
Çünkü biz sessiz sedasız büyüdük…
Zaten iyi de değildi matematiğimiz,
Yetmiş sente muhtaç kalmanın, yükünü hesaplayamadık…
Karneyle aldık ekmeğimizi, beslendik.
Onca can acıdı, biz acıyı hissetmedik.
Çocuktuk, bilemedik.
Oysa
Biz susturulmadık!
Biz sustuk!
Bile isteye sustuk!
Çünkü biz korktuk.
Sokaktan korktuk.
Sistemle çatışmaktan, düşüncelerimizi ifade etmekten korktuk.
Coptan,
Dayaktan,
İşkenceden,
Tuzdan korktuk.
Fişlenmekten, taş duvarlardan, tel örgülerden korktuk!
Eylüllerden,
Mayıslardan korktuk!
İnandık, inandıklarımızı haykıramadık.
Üç maymunu oynayan bir nesildik biz.
Uzuvlarımız çırılçıplak, tarihe seyirci, utana sıkıla yaşadık.
Yangınları seyrettik, yanan güllerin kokusunu içimize çeke çeke…
İyi çocuklar olduk biz. Güzel yüzlü çocuklar olduk.
Eşitlik, özgürlük nidaları çok aşikârdı da lügatımıza,
Üç bacaklı darağaçlarından korktuk.
Su gibi şiirler okuduk, en incesinden:
“Ağaç demiş ki baltaya
Ne demişse unuttuk arada,
Ne yapayım ki sapın benden
Ölen ben, öldürülen ben.
Ermiştik aslında biz ağacın sırrına!
Büyük bir mozaiğin eksiksiz parçalarıydık. Parçaları zamanla birleştirdik.
Anne olduk, baba olduk,
Büyüdük.
Büyüttük kardeşçe…
Barış, Sevgi, Özgür, Adalet, Ülkü… Çocuklarımızın isimleri oldu.
Bu ülkede özlemleri en çok çekilen olgular oldukları içindi belki de.
Ve
Yarınlarını umutla yaşayabilsinler diye!
“Sana bu kadar Demokrasi yeter” dendiğinde,
Ayağa kalkabilsinler,
Korku eşiğini gözleri kapalı atlayabilsinler diye!
Adaletsiz rejimlere, adaletle karşı koyabilsinler, alkışlar önüne kansız ellerle çıkabilsinler,
Özgürlükleri için özgürce,
Haykırabilsinler diye
Dünya üzerinde zalim ve mazlum kelimeleri kullanılmasın diye
Durup hatırladık,
Durup hesaplaştık, yakın tarihimizin vahşet dolu günleriyle…
Ve durmadık yetiştirdik.
Haydi dedik,
Sıra şimdi biz de…
Bir eylüller hüzündür bu ülkede, bir de cumartesiler!
Ölen evlatlarımız ödediğimiz bedeller!
Bu ülke;
“Özgürlük ve demokrasi adına çok ağır darbeler aldı. Kırk altıdan beri gerçek demokrasiye emekleyen bir ülke olduk” derken Meriç haklıydı! Siyasal yılgınlık ve korkunun öz güveni yitirilmiş bir toplum oluşturması kaçınılmazdı. Fakat biz bunu aştık. Hem birey olarak hem toplum olarak aştık.”
Biz ki üç kıta, yedi iklime altı yüz yirmi iki sene hükmetmişiz,
Yüzümüz kendi halkımıza dönük.
Bu arada,
Amerikan Ruletini de çok iyi öğrendik! Çipleri altıncı hislerle değil, belli stratejiyle yerleştirmemiz gerektiğini de biliyoruz artık.
Maviler umutlarımız…
En uzun gecelerimizi bitirip,
Akşamlarımızı sabah etmişken,
Eylül gelmiş mülkümüze yine,
Kırık mızraplarıyla Nil’in çocukları
Ahd etmiş,
Düz cümlelerimizi devirmeye.
Maşalar ellerini çekip ateşten,
Kuklacılar, kendi ipleriyle ölçü almaya başlamış yine.
Akıllı ol, ey eylül… Öyle kolay değil artık.
Gece rüzgâr çıkartıp, sabahlarımızda eylül fırtınaları kopartmak,
Biz ki yediğimiz ayazları unutmadık!
Zaman küçüldüğünde, vedalara zaman olmadığını çoktan öğrendik.
İşi bitirilecek, arkasız halk çocukları değiliz artık,
Biz ki kayalarımızın üzerine kandamlalarıyla;
“Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti” yazdık.
Son nefesimize kadar yılmayacağız, haykıracağız;
Umudumuzu Kürşat’tan, mücadele ruhumuzu Kemal paşadan almışız,
Bu ülkede;
Ne askeri ne sivil darbe sözünü duymak dahi istemiyoruz!
Ya bölün ya ölün diyenlere,
Tarihimiz şahit;
“Ya istiklal ya ölüm” demişiz!
Eylül gelmiş, hoş gelmiş.
Edebiyle gelen, adabıyla uğurlanır bizde…
Atalarımızdan böyle öğrenmişiz…
Hülya Bulut
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)