Günlerdir bu çağrı yapılıyor. Evde Kal Türkiye! Bizim gibi refah seviyesi kötü olan ülkelerde söylemesi kolay, uygulaması zor bir çağrı bu! Çünkü biz, refah devleti değiliz.
İktisatta kelime anlamı olarak refah: “Bolluk, rahat ve varlık içinde bir yaşam sürdürme” demektir. Refah devleti ise: piyasa mekanizmaları ile özel mülkiyet esası üzerine tesis edilmiş bir devlet sistemidir. Bu sistemde toplumun sosyal ihtiyaçlarının sağlanması için kamu kaynakları etkin biçimde kullanılır. Refah endeksinin genel değerlendirmesini, 12 madde içermektedir. Yaşam koşulları, sağlık hizmetleri, güvenlik, eğitim, kamu hizmetlerinin kalitesi, sosyal sermaye, girişimcilik olanakları, yatırım, pazara erişim- alt yapı ve çevre.
Bir ülkenin refah seviyesinin ortaya konulabilmesi için açlık ve yoksulluk sınırı en önemli iki veridir. Bir ülkedeki en küçük topluluk olan çekirdek ailenin yaşam standartlarını anlamak, bir ülkenin gelişmişlik seviyesini kavramak için açlık ve yoksulluk sınırı bilmek yeterlidir.
Açlık sınırı nedir?
Açlık sınırı; 4 kişiden oluşan bir ailenin temel gıda ihtiyacı için harcadığı minimum giderdir. Açlık sınırı Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen standartlara göre hesaplanmaktadır.
Yoksulluk sınırı nedir?
Yoksulluk sınırı; toplumun en küçük birimi olarak ele alınan, 4 kişilik bir aile topluluğunun zorunlu harcamalarının minimum ne kadar olması gerektiğini hesaplayan değerdir. Yoksulluk sınırı; kira, ulaşım, su, elektrik, eğitim, giyim, iletişim, kültürel etkinlik gibi en temel ihtiyaçların gerçekleştirilmesi için gerekli olan para miktarını ifade etmektedir.
Evde Kal Türkiye! Çağrısını yaptıktan sonra bu çağrının altını doldurmak zorundasınız. Tıpkı Almanya başbakanı Merkel gibi. Merkel, Alman halkına evde kal çağrısını bakın nasıl yaptı. “Biz her yaşamın ve her insanın sayıldığı bir toplumuz” diyen Merkel “İkinci Dünya Savaşından beri ülkemiz birlik ve dayanışmanın hiç bu kadar önemli olduğu böyle bir sorunla karşılaşmadı. Bu tarihsel bir görev” dedi. Ve ekledi: “Sizi kurallara uymaya çağırıyorum. Biz hükümet olarak gerekli tedbirleri almaya devam edeceğiz. Siz, kendinize ve sevdiklerinize dikkat edin” sözleriyle ulusa çağrısını bitirdi. Aynı şekilde Kanada Başbakanı Justin Trudeauda: “İşsiz kalacağım, gelirim düşecek diye korkmayın. Siz sadece sağlığınıza dikkat edin. Para bulmak bizim işimiz!” sözleriyle halkına devlet güvencesi verdi.
Türkiye Halkı, böyle bir çağrı duymadı! Bizim duyduğumuz: “Herkes kendi olağanüstü halini ilan edebilir. Bunu illa devletin ilan etmesi gerekmiyor.” Dendi! Hayır, sayın devletim, herkes kendi olağanüstü halini ilan edemez! Bunu bizatihi devlet yapmak zorundadır. Yapmıyorsa, vatandaşına karşı sorumluluklarından kaçıyor demektir.
Gerçekçi olalım: halkının % 20’sinin açlık, % 60’ının yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi verdiği bir ülkede kimseyi evde tutamazsınız. En azından bunu “tercih” algısı yaratan bir söylemle yapamazsınız! Bu yaklaşım tüm sorumluluğu halkın üzerine atmaktır. Olağanüstü küresel bir durum yaşanırken, sorumluluk alacak olan sadece halk değildir. O nedenle bu çağrı zorunlu bir çağrı olmalıdır.
Erken önleyici tedbirler için çok geç kalındı. Bu noktadan sonra, “Sosyal devlet” olma şartları devreye girmelidir. –Sosyalizmle sosyal devlet anlayışını lütfen karıştırmayın-Çünkü sosyal devlet; Vatandaşına insan olmanın onurunu yaşatan, “İnsan gibi” yaşamasına olanak sağlayan bir yapıdır. Ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. Maddesinde açıkça tanımlanmış: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmü düzenlenmiştir.
-Sokağa çıkma Türkiye,
-Evde kal Türkiye,
-Hayatlar eve sığar Türkiye…
Sokağa çıkmayız, evde kalırız, hayatlarımızı evlerimize de elbet sığdırırız. Ve inanın bu durum hoşumuza da gider. Fakat sloganlarla karınları doymuyor ne yazık ki insanların. Tüm dünya insanı mücadele veriyor. Bunu biz de biliyoruz. Yalnız, ekmek kavgası yapmak zorunda olan insan, yaşam kavgasını nasıl verecek? Gelin bir de o evlerin içinde konuşalım, suya sabuna beraber dokunalım.
Henüz virüse yakalanmayanlar günlerdir, sosyal yalıtım yaşıyoruz evlerimizde. Hangimizin evine bir yetkili gelip sordu: Ne haldesiniz? Diye. Yaşlılarımız var, yalnız yaşayanlarımız var… -Kamu yönetiminde, merkezin ulaşamadığı yerlere yerel yönetim birimleri ulaşabilir!- En önemlisi virüsü kaptığı andan itibaren hastane kapısında elini bırakmak zorunda kaldığımız, o andan sonra bir daha görme şansımızın olmadığı hastalarımız neler yaşıyor bu süreçte? Yüzlerce insanımız hastanelerde hangi şartlarda yaşam mücadelesi veriyor? Nasıl bakılıyorlar? Onlara nasıl davranılıyor? Denetleyen var mı? “Hakkınız günlük 2 şişe su” denilerek, ilaç içmesi gereken hastaya 3’üncü suyu verilmeyen hastaların cebinde o suyu alabilecek parası var mı? O suyu ona getirebilecek dışarda kimsesi var mı? Devletin imkânları, eşitlik ilkesi içinde her vatandaşa ulaşıyor mu? Kim biliyor? Hangi şartlarda sağlık personeli görevini yapmaya çalışıyor? Doktorlarımızın, hemşirelerimizin koruyucu malzemeleri tam mı? Olayın içinde birebir yaşayan insanlara sordu mu birileri oralarda neler oluyor? Diye. İçeridekiler ve dışarıdakiler olarak “Yaşadığımız tam anlamıyla terk edilmişlik hissi. Ve terk edilmişlik hissini yaşamak çok fena!
Öncelikle şunu kabul edelim, bazı hayatlar eve sığmıyor ülkemizde!
Salgının hızını kesmek için, “Evde kal!” Söylemi ne yazık ki bazı kesimler için uygulanabilecek kolaylıkta bir eylem değildir. Malum, her iş evden yapılamıyor ve malum hiç birimiz arka odalarımızda para basmıyoruz! Mecbur çalışmak zorunda olanlarımız var. Pek çoğumuzun adını dahi duymadığı, hangi şartlarda çalıştığını bilmediğimiz yüzlerce işletme, esnaf, şantiye, sanayi kolu, tekstil atölyeleri… Var. Bu insanlar nasıl evde kalacaklar? İşten ayrılsalar, bu insanlar nasıl yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayacaklar? Faturaları, kredileri, borçları, kiraları… Ödemek için ekonomik yeterlilik gerekli. Bu süreci sabır ve dua ile atlatamayız. Sabır ve dua maneviyat için gerekli, geri kalan her şey için para lazım!
Virüsten kendilerini korumak ile ekonomik nedenlerden dolayı çalışmak zorunda olmak arasında sıkışıp kalan bu kesim için devlet desteği ve güvencesi, hem kritik sektör işletmeleri hem de çalışanlar için hızla devreye girmelidir. Maalesef “Bir maske, bir kolonya” önlem olarak yeterli değildir!
Bir felaket yaşıyor dünya. Sorun küresel, imkânlar ulusal, ne yazık ki koşullar bireysel. Sokağa çıkma yasağı bir tercih olarak sunulduğunda, yaptırım gücü olmayacaktır. Herkes kendi olağanüstü halini kendi ilan etsin demek: Herkes kendi başının çaresine baksın mantığıdır, halkı yalnız bırakmaktır. Bu da sosyal devlet olma anlayışına sığmaz. Virüs, ne ülke, ne devlet başkanı seçiyor, ne zengin ne de fakir. Bir virüs, tüm dünya insanını sokaklarından kovdu. Şehirleri boşalttı, insanları güçlü güçsüz diye ayırmadan kendine eşit mesafede sıraya dizdi. Bu olayın göstergesel açıdan çözümlemesini de çok iyi yapmalıyız! Şimdi koşulları uygun olmayıp, virüsle istemsiz karşılaşanlara ne diyeceğiz? Onu düşünelim. Virüsü yenenler kazanacak, yenemeyenler kaybedecek mi? Ya da daha açık bir ifadeyle: “Ölen ölür kalan sağlar bizimdir” mantığını mı kabul edeceğiz? Elbette hayır. Her insanın hayatı değerlidir.
Ekonomik bütünleşme kurallarının geçerli olduğu, küresel kapitalizmin egemen olduğu bir dünyada, ülkelerin sınırlarını kapaması, ülkelerarası seyahatler ve ticaret ne kadar zaman engellenebilir? Sadece Türkiye değil, ekonomisi en sağlam olan ülkeler dâhil çok uzun süreli ekonomik yalıtıma dayanamaz. Dünyada yaşam çarkının kesintiye uğramaması için birileri çalışmaya devam etmek zorunda. Geliri kesilen işletmelerin, işten çıkarılanların, ücretsiz izne ayrılanların, bu aşamada hak kayıplarını önlemek için, devlet planlaması ve desteği gereklidir. Ülkemizde açılan destekleme paketi yeterli değildir!
Hak kayıplarının yaşanmaması için, işte tam olarak da bu aşamada devlet OHAL ilan etmek zorundadır! Dünya Sağlık Örğütü tarafından Pandemi olarak ilan edilmiş bir virüs dolaşıyorsa ortalıkta ve insan yaşamını tehdit ediyorsa, bu olağanüstü bir durumdur. T.C Anayasasının 119. Ve 120. maddelerinde hangi durumlarda olağanüstü hal ilan edileceği düzenlenmiştir.
Virüsün yayılımının önünün kesilmesi, şimdiye kadar tüm dünyada yarattığı tahribatın değerlendirilip, önümüzdeki süreçte yaratabileceği olumsuzlukların boyutlarının artmaması ve bu süreçte tedavisi için geliştirilecek sağlık yöntemlerinin bulunup uygulanabilmesine zaman yaratmak, zamansız rastlantıyı önlemek için evde kalmak zorundayız belli bir süre!
Biz ne yaparsak yapalım bu virüsle bir gün karışılacağız. Ne kadar geç olursa o kadar iyi. Pandemi olarak ilan edilen virüsler, dünya tarihinde savaşlardan daha fazla insanın yok olmasına neden olmuştur. Fakat insan her birinin çaresini de bulmayı başarmıştır. İnsan aklı, bu felaketi de kontrol altına almayı başaracaktır! Tıpkı veba gibi, kolera, İspanyol Gribi gibi… Değişen doğa ve yaşam şartlarının aniden önümüze çıkardığı bu yeni durum karşısında, ruhsal ve bedensel yeterliliğimizi korumalıyız. Fizyolojik direncimiz ve vücudumuzun savunma mekanizması güçlü, yaşam sevincimiz en üst seviyede olmalıdır.
Evet, virüs yayılıyor. Tehlikeli ve ciddi bir sağlık sorunu. Ancak, toplumlar daha tehlikeli bir sorunla karşı karşıya. Toplum psikolojisi, her geçen gün daha da bozuluyor! Korku ve panik hâkim toplumda. Ancak korkmuş akılla doğru kararlar alınmaz! Bu süre içerisinde yetkililerden tam ve doğru bilgi akışının sağlanması halkın daha temkinli ve sakin kalmasını sağlayacaktır. İnsanız gerçeğimizi biliyoruz! Elbette stresleneceğiz. Yaşananlar gözümüzün önünde yaşanıyor. Fakat abartmadan. Korkuyu büyütüp mantık çizgisinden çıkmadan yaşayalım korkumuzu.
Yalnız, korku duymakla topluma korku salmak aynı duyguları karşılamıyor. Korkmuyorum, “kim korkar küçücük bir virüsten” deyip kendimizi sokaklara atmak ne kadar tehlikeli ise, korkuyu içimizde büyütmekte en az onun kadar tehlikeli sonuçlar yaşamamıza neden olacaktır. Bunun için stresle baş etmeyi öğrenmeliyiz. Bilgi toplumu değil algı toplumu olduk ne yazık ki. İletişim alanlarını manipülasyon alanlarına çeviren kötü niyetliler var aramızda. Günümüz insanının en büyük yanılgılarından biri olan, sosyal medyadan bilgi alma, üretme ve doğruluğunu onaylamadan yayma eylemi toplumda korku ve panik havasını çoğaltıyor. Panik yapmamakla, hafife almak arasındaki mesafeyi korumak zorundayız. Ortada bir sorun yokmuş gibi davranmak ne kadar tehlikeli ise, aşırı kaygı psikolojisine girmekte sağlıklı değildir. Sürekli olumsuz düşüncelerle ortalıkta dolaşmak hiç birimize iyi gelmeyecektir. Virüsün seyriyle ilgili haberleri ve gelişmeleri elbette takip edeceğiz. Fakat sadece alanında yetkili ve uzman kişilerin açıklamaları dikkate alınmalı. Bu ülkenin bir sağlık bakanı var ve süreci etkili şekilde yönetmeye çalışıyor. Her gün, belli bir süre sadece doğru kaynaklardan olmak şartı ile konu ile ilgili haberleri takip edin. 7/24 sosyal medyada coronavirüs için, kim ne demişi takip edip okumayın. Aynı haberin farklı sürümlerini tekrar tekrar okumak size, stresten başka bir şey kazandırmayacaktır.
Bu arada bulaşıcı hastalıklara ilişkin tedbirlere aykırı davranmak suçtur. (TCK 195.madde) Bilinçli şekilde hastalığı bulaştırma çabası da “Kasten adam öldürme veya yaralama” suçunu gündeme getirir! Sokakta gördüğünüz yaşlılara, öksüren, hapşıran insanlara saldırmayın. Bu tür davranışları sergileyenler taciz ve nefret suçu işliyor. İnsanları ürkütüp, toplumda bilinçsiz linç psikolojisi yaratmayın!
Canlıların temel var oluş amacı hayatta kalmaktır. Engelleyemeyeceğimiz, er ya da geç işleyecek bir doğa kanunu, insanın dayanabilme yeteneğini ölçüyor. Kendiliğinden yok olup gitmeyecek. Gitmeden önce mutlak tahribat yapacak. Yaşamın kökleri, rastlantının derinliklerinde saklıysa, biz o rastlantıya hazırlıklı olacağız.
Toplumun bir kısmı işin ciddiyetinden uzak, büyük bölümü sürekli şikâyetçi, yaygaracı, saldırgan, bir o kadarı tedirgin…
- Boğazım ağrıyor, öksürüyorum, ateşim mi var benim? Yoksa bende mi yakalandım?
Sakin olun! Hemen felaket senaryoları kurmayın. Geçen yıl bu zamanlarda da aynı sendromları onlarca kez yaşadınız! Beden sağlığımızı koruyacağız diye ruh sağlığımızı da bozmayalım. Hem bize de bulaşabilir. Bundan doğal ne var?
Şartları uygun olmayıp evde kalamayanlar tedbirli olsun. Evde kalmaya uygun olanlar evde kalsın. Eve kapanıp kalma düşüncesi biraz zorlasa da onu da şöyle düşünerek çözebiliriz; Yenidünya düzeni, çağımız insanına dayattığı, sürekli çalışma ve koşuşturmadan ne ailelerimize ne de kendimize kaliteli zaman geçirme fırsatı vermedi. Bu günleri fırsata çevirebiliriz. Hız çağında bir duralım. Soluklanalım. Aile olmanın huzurunu, toplumda birlik, beraberlik ve dayanışmanın güzelliklerini yaşayalım. Uzun zamandır isteyip de yapamadıklarımızı yapabiliriz. İzlenecek o kadar çok film, okunacak o kadar çok kitap var ki… Tek derdimiz evde kalmak olsun! Yeter ki olanaklar hepimiz için sağlansın, biz aşarız bu sorunu.
Son bir soru kaldı aklımızda;
Sahi dünya insanı bunları neden yaşıyor?
300’ler konsülünün ahtapotu kollarını mı oynattı? Dünyanın 8 silahşorları, havuç kafayı fed binasında esir mi aldı? Anglikan Kilisesi’nin arka bahçesinde kraliçeye kim silah çekti? 51. Bölgeden kaçan koronalar, Wuhan’a mı gitmeye çalışıyordu? -Tam tersi de olası- Şimdi bataklığı kim kurutacak? Bataklığı kurutmayı başaranlar mı asıl suçlu? Yoksa aşağıda sürünen yılanlarla, yukarıda uçan yarasalar tüm dünya insanını atlatıp, aşklarını mı yaşadı? Şu an hiç birimiz gerçeği bilmiyoruz. Ama bilenler mutlak var. Bu süreçten sonra dünyayı, devletleri ve insanlığı nasıl bir gelecek bekliyor şimdilik onu da bilmiyoruz. Kestirebildiğimiz hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı. Virüsün yok olması sürecinin uzunluğu ya da kısalığı rastlantısal nedenlere bağlı değilse çok kritik bir dönemdeyiz demektir!
Bekleyip göreceğiz…
Yaşlı dünya ne çok felaket atlattı, bunu da atlatacaktır. Tedbirimizi alıp, takdiri Allah’a öyle bırakacağız! Bilime güveneceğiz, duamızı da eksik etmeyeceğiz. Herkes sözünü söyledi, konuşulması gerekenler konuşulduysa, sıra gerçekleri yaşamaya kaldı, demektir!
Var olun ama görünmeyin ortalıkta. Lütfen çok dikkatli olun. Hiçbirimize bir şey olmasın.
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)