Zamanımızın en güçlü silahı söz söyleme sanatı olarak kabul edilse de bu silahı yanlış zaman, yanlış hedef ve yanlış kurşun seçimiyle ateşlemeye kalkarsanız, hedefi şaşırır, döner sizi vurur!
Bir yazı gönderilmiş e-postama ve sorulmuş bu yazıyı okur musunuz ve ne düşünürsünüz sonrasında?
-Şöylecene bir göz attım yazıya, okurum tabii dedim. Bir kahve içimlik canı var yazının gözümde.
Ne büyük bir yanılgıymış, bir kahve içimlik dediğim yazı, İstanbul duygusallığımdan çıkardı beni. Okudukça gözlerim kanadı, yazmaya çalıştıkça kalemimin ucu kırıldı.
Yazı ilerledikçe şahit olduğum, aşırı nefretten kaynaklı akli bir sefalete dönüşen kelimelerle kurulmuş cümleleri yazıma taşıyıp, yazımı çirkinleştirmeyeceğim. Sadece beni çokça sarsanları yumuşatarak not düşeceğim.
Sefil bir cesaret örneği söylemler. Ucuz sokak kavgasında bile söylenmeyecek türde kurulmuş cümleler! Ve bu cümleler; an itibari ile halen görevinin başında bulunan:
“Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı” unvanını taşıyan kişinin şahsına sarf edilmiş!
Ben ki çareler üretmeye meyilli sözlerimle ne çok eleştirmiştim. Benimkiler eleştiri değil, yaz bulutu gölgesi gibi kaldı bu yazının niteliksiz kelimelerinin yanında. Bu açıklamayı da niye yaptımsa, konumuz eleştiri konusu olay ve gelişmeler değil oysa. Asıl konumuz o eleştirileri yaparken kullandığımız dil ve üslup sorunsalı.
Yazma uğraşısında en önemli konuların başında üslup gelir ki üslup o kalemin kimliğini belirler. Düşünmek ve düşündüklerini yazıya geçirebiliyor olmak yeterli değildir. Bir de bu düşüncelerin güzel bir anlatım biçemiyle aktarılması şartı vardır.
Nasıl ki aşırı övgü sakıncalı ise ölçüsüz tenkitte bir o kadar zararlıdır! Öyle ki ölçüsüz tenkit; çok tehlikeli bir kıvılcıma dönüşüp, aşırı hassas insan gururunu infilak ettirebilir! Bu insan bir de bir ülkenin en başında o ülkeyi temsil eden bir şahsiyetse bu tenkit daha bir üzerinde durulması gereken önemli bir olaya dönüşür.
Aydın olmak; belli seviyede bilgi, kültür birikimini düzeyli bir şekilde ortaya koyabilme yeteneğini de içinde barındıran bir olgudur. Bu eleştiri yazısı görünümlü nefret söylemleriyle dolu yazı; Bir düşünce savı değil. Bu düşünen bir zekânın ürünü, eleştiri hakkını kullanma yeteneği de değil! Ama şu bir gerçek ki iyi çene patlatılmış!
Bunun adı demokrasinin en baş belirleyici eylemlerinden biri olan düşünme ve düşündüğünü ifade etme özgürlüğü sınırları içinde bu özgürlüğü kullanma serbestliği hiç değil. Çünkü demokratik sahiplenmeler, aynı zaman da sorumluluk ister. Sahip olunan dilin, en basit en zavallı kelimeleri ve sıfatları kullanılarak, toplumun, en kırmızıçizgilerinde mesleklerini icra edenlerin şahsına teşbih yapmaya kadar gidilmiş hakaret ve küfür düzeyinde bir eleştiri kabul edilemez. Bu hem toplumun yazısız ahlak kurallarına hem de hukuk devleti olmaktan kaynaklı yazılı hukuk kurallarına aykırı bir eylemdir.
Aykırılığın en üst noktası şu cümle olsa gerek;
“Bir genel ev fedaisi kadar ruhsuz ve hoyrat”
Bu cümleyi okuduğumda ve göstergesel açıdan cümleyi gösteren ve gösterilenlerine ayırdığımda, donup kalıyorum.
Yok, ama bu kadarı da çok fazla!
Bu kötünün de kötüsü benzetmeyi yapabilen birine sormazlar mı şimdi aynı kötü üslupla;
-Çok mu genel ev fedaisi tanıdın diye?
Siz “sözünüzü tartmadan söyleyebiliyorsanız, kusura da bakmayacaksınız, aldığınız cevaptan da incinmeyeceksiniz.”
Kendine yakıştırabiliyorsanız bu tür sokak adamı seslenişlerini, sokak kavgası yaptığınız birilerine sarf edin, bu bizim dışımızda kişisel bir konudur. Ancak, benim yazarken bile ar ettiğim bir cümleyi siz bu ülkenin, benim ülkemin Cumhurbaşkanına hönküre hönküre söyleyemezsiniz!
Yapılan siyasal başarı ve başarısızlıkları, yanlışları, olanı, olması gerekeni eleştirebileceğiniz alanlar bellidir. Ülke ekonomisi, eğitim, sağlık, terör, hak, hukuk adalet, askeri ve sivil konular… Bu konulara kişiliğe yapılan saldırılar dâhil değildir! Elbette ülkemizin geleceği için karşı çıktığımız, benimsemediğimiz hal ve durumlar vardır ve elbette eleştirilmelidir. Bu demokratik hakkıdır vatandaşın. Sonuna kadar da bu hakkını kullanmalıdır! Ülkenin dengesini bozacak, geleceğini etkileyecek her türlü oluşum ve hareket halka açıklanmak mecburiyetindedir. Soru sormaktan korkmayan bir halk ve sorulan sorulara karşıdan beklenen naiflikte cevaplar veren yöneticilerin varlığı, toplumda hiyerarşi zincirini sağlamlaştırır.
Seversiniz sevmezsiniz, kabul edersiniz etmezsiniz, sizin yok saymanız hukuki gerçeği değiştirmez. Ancak, bulunduğu makam gereği saygı duymak zorundasınız! Eleştiri adı altında kurduğunuz o cümleler var ya insani değerleri olan hiç kimse tarafından hoş görülmez. Görülmemeli! Siyaset arenası her ne kadar bu tür söylemlere sahne oluyorsa da tüm çabamız olmaması için. Hikâyeler doğru olsa da naylon kabadayılığa soyunmuş kelimeleri türeten kıt akılla olmaz o iş! Kültürsüz, görgüsüz, basit, saygısız ve kontrolden çıkmış kifayetsiz sövgülerin sahipleri boş, bomboş bir görüntü oluşturur.
Ne demiştik başlarken, hedef yanlışsa, o sıktığınız kurşunlar döner kendinizi vurur. Bunlar benim kelimelerim değil. Sizin silahınızdan çıkan kurşunlarla, sizi vuruyorum.
Nasıl hoşunuza gitti mi?
Bunlar mangal yürekli bir kalemin ilkeli sözleri de değil, bunlar ucuz ifadeler!
Hadi diyelim ki sizin söylediğiniz gibi, onların dili hurafe, şirret ve cehaletten beslenmiş, e be kardeşim sizin dilinizin de onlardan aşağı kalır yanı yok ki! Madem sokak edebiyatından örneklerle başladık öyle devam edelim. Sizde bohçacı kadınları gibi kulakları tırmalayan tiz çığlıklar atmışsınız.
Acaba bir durup; fazla mı ileri gittim diye siz düşündünüz mü hiç?
Hayır, düşünülmemiş!
-Çünkü çok ileri gidilmiş, hem de fazlaca parazit yaparak. Bu kişisel bir durum değil!
“Allah’ın gözüne batan adam” ifadesi nasıl bir ifadedir? Siz kalkıp madde dünyasının argümanlarını manevi dünyanın değerleriyle savaşa zorlarsanız arada kaybeden milli değerler olur.
Her kelimesiyle hakaretin dibine vurulmuş. Akıl eksikliği mi, vicdan yoksunluğu mu bu sözlerin kaynağı? Birilerinin ağzından çıkanı kulağı işitmemiş.
Ne öyle o mesnetsiz küfürler, soluksuz sıralanmış?
…
-Birileri helal mi olsun dedi?
-Yazık, çok yazık!
Ortalığı hacminizden fazla kirletmişsiniz.
O siyah mürekkepli kalemlerin ucunda kirletilmiş sözlere alkış tutmak da neyin nesi?
Madem uygarlığın silahı kalem diyorlar o kalemler temiz kalmalıydı. Ne vakit o kültür silahları, insan onurunu öldürücü kurşunlar sıkar oldu?
Sadece üç gün ve bir Cuma namazı kılacak kadar zaman var! Kim biter, yazıda ki çirkin tabirle, bu bitişi hazırlayan “yamyam kibri” son getirir mi bunu da bilemeyiz, bildiğimiz aynı kibre sahip olanların, kin gafletiyle huzur bulamayacağı. Ve hadsiz ve öfkeli söylemlere kalbi ve akli yetisi tam olanlarca hiçbir zaman geçit verilmeyeceği… Kirli kelimelerle ezilmeye çalışılan kişi, ister yanında durduğumuz bir isim olsun ister karşımızda, biz aynı duyarlılığı göstermeye devam edeceğiz!
Biz haydut sürüsü değiliz, kimse de Jedi Şövalyesi değil! Cumhuriyetin değerlerini korumak böyle olmaz! Ortaya konan senaryo, full makara ful eğlencelik tek part bir film hiç değil. Bu yaşadıklarımız bizim gerçeğimiz. Gülmekten değil, öfkeden sinirlerimiz bozuldu!
Neden hiç kimse sakin olamıyor?
Neden böyleyiz, neden böylesiniz?
Herkes “ipimle kuşağım” misal geziyor ortalıkta, neden yanlışı yanlışla vurmaya çalışıyoruz, haklı davalar neden fevri davranışlar yüzünden kaybediliyor?
Neden insanların en hassas damarlarına basılıp mahalle kavgası havası yaratma peşinde herkes? Yönetenler ve yönetilenler arasındaki bu dalaşmaların sonu ne olur düşünen var mı?
Her defasında soruluyor ya diploma nerede diye, şimdi ispatın tam zamanı! Çıkartın diplomalarınızı koyun önünüze. Kaçak dövüşmek yok, herkes çıkartacak! Eli az biraz kalem tutanlarla, kaleminin gölgesi düşse masaya masayı kıracak olanlar ve bulunduğu konuma uygun hal ve tutum içerisinde olmayı bir türlü beceremeyen en baştakiler; sakince, yaşanan çatışmaları ve sonrasında oluşabilecek sonuçları bilimsel olarak gelin bir analiz edelim;
Kişi karşı tarafı taciz ettiğinde; Newton’un hareket yasalarından 3. Yasası devreye girer!
Etkiye tepki!
Etki ne kadar sert olursa tepki de yasa gereği daha da radikalleşir. Yasayı konumuza uyarlarsak; Radikalleşen tepki aynı yasanın doğası gereği, en ağırından hakaret ve alay olarak size geri döner!
Hakaret ve alay…
Bunlar medeni insan görüntüleri değil.
Yapmayın! Kim neyin masalını anlatırsa anlatsın asıl hikâyeyi bilenleri etkilemez! Her birey kendi vicdani ve fikir yolunda ilke ve inançlarının ışığında saygınca yürümelidir.
Bir ülkenin değerlerinin toplamı bir kurumun başında görev yapan kişiyi eleştireceğiz diye o ülkeyi ve o ülke halkını top yekûn yerle bir etmek mantığa sığmayan bir eylemdir. Hepimiz bir hukukçu, antropolog, psikolog… Olamayız. Ancak düşünebilen insan olarak, “bir kişiye ve düşünme sistemine ve bunun uygulanışına inanmış insanlara çirkin saldırıların toplumu ayrıştırmaktan başkaca bir işlevi yoktur”, cümlesini kurabilecek kadar şuurluyuz!
Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanına alenen hakaret ediyorsunuz ve o Cumhurbaşkanını halk seçti! Bu durumda tüm hakaret içeren söz ve eylemler o insanlara da bir büyük hakaret değil midir? Hakaret, hem etik hem de toplumsal bütünleşme açısından sakıncalı on küsurlu hareketin birincisidir! İster yöneten olsun, ister yönetilen, kim yapıyorsa hatalıdır!
Her cümle, düşünce barındırmaz içinde. Düşünce değilse, düşüncenin ölümüdür yaşanan. Kaldı ki her düşünceye de hayat hakkı tanınmaz. Üst perdeden yükselen gergin ve isyankâr sesler var etrafımızda. Kişisel düşünme algınızla ortaya koyduğunuz fikirleri, bir milletin ortak değerler bütünüyle çarpıştıramazsınız!
Açık yaraya vurulan sert bıçak darbeleri hastayı iyileştirmez, ölüme götürür! Geri dönüşsüz zararlar veriyoruz kendimize.
Başka bir Türkiye yok!
Aynı vatan toprağını paylaşabileceğimiz başka bir Türk Milleti yok!
Hepi topu bu kadarız!
Hakareti ve hayâsızlığı içinde barındıran söylemler önemli bir tarihi belgedir aslında, toplumsal çöküşümüzün yönünü görebilmek adına. İnsani değerlerimizin bozulma derecesini ve insani değerlerimizin hayasızlaşmasının toplumca yüzümüze yüzümüze vurulmasıdır aynı zamanda.
Oysa bizim gerçeğimiz bu değil!
Toplumda yaşanan ve görülen sorun/sorunlar varsa o sorunlar üzerinde elbet düşünülecektir. Toplumsal sorunlarda akılla beraber vicdanın desteği mutlak sağlanmalıdır. İşte bu destekle bizi biz yapan fikir ve ahlak değerlerimizle düşüncelerimizi ortaya koymayı başarabilirsek bir milli kimlik altında barış ve huzur içinde yaşayabiliriz. İnsana haysiyeti öğreten, yıkan değil yapan bir büyük arslan medeniyetini, tilki uygarlığının kurnazlığına heba edemeyiz! O çok özenilen batı medeniyetidir ki Hristiyan ahlakıyla ahlaklanmıştır. Biz ise; İslam ahlakının bireyleriyiz! İslam-Türk(Osmanlı) Medeniyeti, yaklaşık 1000 yıllık geçmişiyle dünya medeniyetleri içinde en insanisi ve birleştiricisidir! Türkler ki “İslam’ın Kılıcı” diye adlandırılmıştır. Bu kılıç parçalamak için değil, bütünleştirmek içindir! Bizim gerçeğimiz bunlardır. Türk tarihi bir bütündür, birbirinden ayrılamaz. Bu yaşanan toplumsal ve bireysel çöküşler, ecdada küfrü marifet sayanların yetiştirdiği, irfanını ve umrânını bilmeyen neslin kötülükleri.
Cumhuriyet bir yönetim biçimi, demokrasi de bir yaşam tarzıdır. Demokrasilerde özgürlükler nerede başlar nerede biter bu çok iyi içleştirilmelidir. Milleti kışkırtıcı ve ayrıştırıcı söylemler halkı düşman cephelere ayırır ki bu en büyük yanlıştır. Ortada bir yanlış varsa ve madem demokrasiye ve onun getirdiği sistemin gücüne inanıyoruz, tüm mücadelelerde bu sistem içinde yapılmalıdır.
Aristo’nun mantığı bile siyah-beyaz alanlarla doluyken sizin direnç noktanız ne?
Hiçbir düşünce sisteminde kesinlik diye bir şey yoktur. Bir şey tümüyle yanlış ya da tümüyle doğru kabul edilemez. Sabit ve değiştirilemez doğrular sadece matematiksel işlemlerde geçerli olsa da o sistemde dahi çoğu sonuçlar tam değer vermez, yaklaşık değer verir!
Benim doğrularım varsa diğerlerinin de var. Bu yönümle su götürmez tam bir kuantucuyum. “kesinlik yoktur ve doğru tek değildir ”Ben doğrularım da yanılıyor olabilirim, siz de olabilirsiniz, onlar da olabilir.
Edebiyattan örneklesem taraflı olurdum, ben de tarafsız alan bilimden girdim olaya!
Ve söz söylemek bir terbiyedir efendim. Ondandır söz söyleme sanatı edebiyat, edepten gelir! Karakter miras değildir evvelden, karakteri insan yaptıklarıyla belli eder. Bu söz herkes için geçerlidir. Politika, siyaset, halk ve yönetim ilişkilerin de ne yüzde yüz haklılık vardır ne de külliyen kötülenip karalanabilir. Gri alanlarda yapılır siyaset!
“El-menziletü beyne’l-menzileteyn” ister adına yozluk deyin ister dengesizlik bazı akıllar mistizmin o kafa karıştırıcı aralığında çalışır ve bunu değiştiremezsiniz…
Karabasan sendromları yaratıp sözlerle, nefret ve linç kültürü oluşturma zamanı değil. Zaman birbirimizle kavgaya tutuşacak zaman hiç değil! Ne sizden farklı düşünenler vatan haini ne siz bu ülkeyi daha çok seviyorsunuz diğerlerinden. Yaslamışız sırtımızı ulu çınara, bir yanımız ağrılı, bir yanımız kanamalı yara; naçiz vücudu toprakta, fikirleri bizimle yaşayan bir büyük kurtarıcının izindeyiz!
Anka kuşları gibi küllerimizden yeniden doğa doğa, ilelebet var olmaya devam edeceğiz!
Hülya Bulut
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)