Başlamadan okumaya derin bir nefes alalım. Derin çok derin olsun…
Zira altımızda atımız olmasa da kalemimizin kıvılcımlar saçacak ucuyla, bir cümlemizle Yunanistan’da bir cümlemizle Anadolu’da, gece Şam’da, gündüz Hindistan’da olacağız. Susadıkça Dicle’nin suyundan içeceğiz, acıkınca Çin sokaklarında iğrenç zehirli akrep kızartması yiyecek değiliz elbet, bıldırcın suyuna çorba ile nefsimizi körelteceğiz. Sonrasında yolcu yolunda deyip, güneşin battığı yerlerden doğduğu yerlere, “ölülerin ölüleri” gömdüğü diyarlara sürükleneceğiz saba rüzgârları ile mürekkepten yollarda. Ama baştan anlaşalım, yeryüzü bozguncuları Yec’cüc ile Mec’cüc çıkarsa karşımıza ben kapatır mürekkep hokkasını ardıma bakmadan dönerim evime. Siz de artık bir güvercin uçurursunuz Makedonya Kralına;
-Eyy yüce Filipe gönder Asya Fatihi oğlunu, darda kaldık Orta çağ dehlizlerinde diye. Ama durun zamansız seslenmeyin tarih çukuruna, önce oğlun doğması gerek değil mi ya!
M.Ö 356, Temmuz’un 20’sinde bir erkek bebek dünya gelir. Göktaşları yağar doğumun şerefine, cama iki kartal konar, yıkılır Artemis Tapınağı Makedonya Krallığında. Doğan, dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük komutanlarından Kral Filipe’nin oğlu Büyük İskender’dir!
Gelir gelmesine de! Sen geride söylenenleri duyma yine de kral. Kral da olsan ihanettir her erkeği yıkar!
Oğlun için, büyücü Mısır Kralı Nectanebus’un tanrı Ammon kılığına girerek, karın Olimpia ile beraber olmasının mahsulüdür deniyor, tarihin sokak fısıldaşmaları arasında. Üzgünüm Filibe ateş olmayan yerden duman tüttüğü görülmemiştir ya seni de kurtarmak gerek bu çift boynuzlu tarih ihanetinden.
Amannn…sende olmadı basarsın inkarı benim oğlum Büyük İskender, o sizin bahsettiğiniz iki boynuzlu Zülkarneyn’dir, Hızır içerken Karanlıklar Ülkesindeki pınardan mezkur ab_ı hayat suyunu, Mısırlı çobanın kavalının peşine takılıp içememiş sudan İys’in neslinden olan akılsız diye. Gılgamış olsa bırakmazdı dostu Endiku’yu yanı sıra, senin ki bir ölümsüzlüğe satmış bak seni deyip dil altından boğuver yergiye…
Taberî, sen de bulandırmışsın suyu iyice, zaten çocuk paylaşılamıyor tarih atalarının arasında senin ki ne iştir, o çocuk asıl İran Hükümdarı Dârâb’ın oğlu söylentisi rivayetinde. Keza Meryem’in, nerden peydahladın bu çocuğu çaresizliği yaşanırken geçmişte şimdi nasıl açıklayacaksın bu tezatlığı milenyum feministlerine!
Büyük İskender, Zülkarneyn, Darab’ın oğlu artık her kimse… doğan çocuk büyür, ilk kelimesini söyler; Pers te pers! Etrafı pek bir huzursuzlanır nedir bu pers? Çocuktur istese istese çikolata ister denir kapatılır bahs!
Ama anlar çakal Kral!
-Nettin oğul sen der? Ben pek bi yaşlandım kılıcını parlat, Aşil’in kalkanını al eline, de get başımdan zavallı çocuk, kurtar atlası perslerin elinden! Bundan gayrı çocukluğunu yaşayamayan genç oğlan dünyayı top olarak görür, alır eline bir çomak vurdukça vurur neresine rast gelirse, çanağı çömleği patlatır. İnsanoğlunun en kanlı savaşları da yeryüzünde bundan sonra başlar. Ruhlar vücuttan kurtarılır, kız böcekler safran gözyaşları döker, küçük sinekler ağa takılır, sığ sularda fırtınalar koparılır, okyanuslarda büyük balıklar küçük balıkları yer.
Yüz yıllık savaşları bitirip de düğün yolunda bir bıçak darbesiyle Kral Flipe ölünce tahta bizim diyesim gelse de bizim olmayan, topu topu bir ellilik boyuyla bir adam geçer. Kıpkızıl öfkesiyle atar kendini kanlı savaş meydanlarına. Herkesin Çikolata sandığı Persleri takar uzun mızraklarının ucuna, Granikos’tan Perge’ye oradan bizim Ankry( bildiğimiz Ankara) oradan Kilikya üzerinden güneye iner. Suriye, Fenike, Mısır’a kadar ilerler, İskenderiye’ yi kurar,…bedeninde çingene çivisi çakılı bir ağacın gölgesine çöker, bi soluklanalım pek bir yorulduk abi der!
Soluklanırken de boş durmaz, garip diyarlara seferlere gider. İnsan yiyen zenciler, çırılçıplak gezen kavimler, ağaçlarının konuşup insanlara nasihat verdiği diyarlarda fetihler yapar… Durmayın üzerinde mittir olacak o kadar metaforik abartılar!
Her ne kadar Yunan mitlerinde tanrılaştırılmaya çalışılsa da çok da mütevazıdır, Büyük İskender! Bir savaş sırasında akan kanına bakıp, şöyle der Seneca’ya ; “Herkes istediği kadar benim Jüpiter’in oğlu olduğuma yemin etsin dursun bakalım, şu yara benim insan olduğumu haykırıyor.” Yani çokta şey etmeyin beni o kadar!
Etmiyoruz zaten Aristo’dan bile zılgıtı yemişsin diye duyduyduk ta inanmamıştık oysa. Yerküre imparatorluğunu kuran, koskoca efsane Şehriyara söylenecek söz müdür;
-“Gölge etme başka ihsan istemem senden” demek. Ey Aristo felsefe yapmışsın yine düşündürdün bak, anahtar kilit bu sözde mi saklı tüm gerçek!
“Şimşek çakıyor, gök gürlüyor, bir kadının karnının üstüne yıldırım düşüyor. Yıldırımın açtığı yaradan büyük bir ateş fışkırıyor.” Ne oluyorsa bundan sonra oluyor. Kadının acısı gözlerine vuruyor. İskenderiye’nin en tepesine konan on köşesiz yuvarlak tılsımlı aynadan yansıyan o gözyaşı o gün bu gündür akıyor. Bizim asıl hikâyemizde bundan sonra başlıyor!
Kuzeyde bir şehrin; “tozlu, yabani patateslerin” yeşilimtırak ve kahverengi renklerinin yemek masasına yansımadığı, kafa kurcalayan mucizelerin yaşanmadığı sessiz sakin mutfağının, damla şarap akıtmayan musluğunun hemen solunda, pembe olmayan beyaz pervazlı penceresinin hemen sağındaki fayansların üzerinden bir çift göz tüm gün beni izliyor. Gözleri hep üzerimde! O geldi diye ne göktaşı yağmuru yağdı ne iki kartal kondu pencereme. Yine de mor menekşeler, beyaz begonyalar yetiştirdim görünmeyen bedeninde.
Onu ilk olarak nerede gördüğümü hatırlamıyorum. Eski bir madalyonun arka yüzünde başında üç tacıyla savaş arabasının üzerinde mi, bir müzede mi yoksa bir kaldırım kenarında mı?
Evet, galiba böyleydi. Kaldırımdaydı Çingene Kızı!
İlk nesi dikkatimi çekmişti?
Yarım yüzümü, alnındaki saç kıvrımları mı, gözleri mi?
Yoksa yoksa sadece gözlerindeki korkuyla karışık cesaret kıvılcımları mı?
Hayır, boynu değildi kesin! Yok çünkü boynundan aşağısı. Uzun bir boynu olup olmadığını hiç bilemeyeceğim mesela! Bir garip tutku ona hissim. Acayip, açıklamasız ondan etkilenişim.
Hülyalı bakışlarında ki melankolinin tesiriyle kendimce kesin kadındır dedim. Erkek mi, kadın mı, çocuk mu? Bunu dahi öğrenemeyeceğim. Ama olsun tutkunum ya benim dünyama bir şekilde girmişti ya gerisinin ne önemi olabilir? Ağzı görünmüyor, çalınmış dudakları. Görünseydi kıvrımlarında ağlamaklı bir tebessümün kırık izleri olurdu kesin. Hayal perilerimin iknasıyla kucağında bir kitap olmalı diyorum; dünyanın ilk kahramanlık hikayelerinin masum insanların kanlarıyla nasıl yazıldığını anlatan, sayfaları arasından kan damlayan bir kitap. Zamanın sarkacında elsiz ayaksız bedensiz bir kadın var karşımda. Keşke diyorum keşke ellerini görebilseydim. Sönmüş bir mum olmalı mutlak sıkıca kavradığı parmakları arasında, yedi kollu gümüşten bir şamdan içinde. Avuçlarında bembeyaz sabun köpüğü, eteklerinde gül yaprakları. Kıpkızıl gül yaprakları. Pandora’nın kutusundaki, son çare umutları doğuruyor olmalı, rahmi kan içinde. Elleri diyorum, ellerini görebilseydim “Buzlar Bakiresi” olup olmadığını anlardım duruşundan!
Asıl bakışlarıydı beni kendine tutsak eden. Evet bakışları! Bakışı tuhaftı! Konuşamadığı için değildi elbet tuhaflığı. Konuşmadığı halde konuşuyormuş gibi baktığı içindi.
Bir şeyler diyordu ama ne?
Yumuşak değil, kahverengi bir huzursuzluğun yalnızlığında hayatın kenarına itilivermiş gibi sert ve şaşkındı o bakışlar! Ona bakıyorum zaman zaman, her kaçamak bakışımda beni yakalıyor. O da bana bakıyor. Ben ona bakmasam da o bana bakıyor! Yaralanmış bir onur yüzünden buğulanmış gözlerle bakıyor. Belki yorgun, çokça tedirgin. Nefes nefese gözyaşı dökmesine izin verilmemiş de ağlaması gözlerinde değil boğazında düğümlenmiş gibi! İşte şimdi tam gediğe geldi söz, yerleştirelim yerine bir daha kimseler demesin bu Çingene kız Büyük İskender’ midir diye!
Ayıp olmuyor mu? Siz İskender’in kılıcını duymadınız her hal. Öküz Kağnısının, Zeus Tapınağının kapısına kızılcık dallarıyla bağlanıp üzerine atılan Gordion Düğümünü bir hamlede kılıcıyla kesip Asya Fatihi olan İskender’in gücünü. Kördüğümü çözmüş hileyle de olsa, boğazına düğümlenecek gözyaşını, Gordion Tapınağının sütunlarına heykel diye dikmez miydi o hırsla! Zaten “yumuşak” değil dedik bakışlar, anlayana.
Yanlış anlaşılmasın küçültmedik Efsane komutanı tarih önünde. Feth edilecek yer kalmadı diye oturup bir söğüt altına ağlayacak kadar da naif bir adam olduğunu duymuş idik tarihçilerden, onların yalancısıyız nihayetinde. Zatî bütün şehri yakıp, şair Pindaros’un evini yakmamıştır ya özeldir yeri bizde. Tarihçiler siz düşünün Kallisthenes’i nasıl da tıkıvermişti hapse.
Ha! Bir de Aristo’nun aklına uyup bir ülkeyi tamamen yok edebilmenin yolunun kütüphaneleri yakmak olduğunu sanıp yakmasaymış Persapolisi, kelimelerimiz saygı duruşunda bile geçerdi önünde.
“Papatyaları kızıla döndüren İskender mi yoksa iki misli kan döküp kan tarlalarında papatya yüzdüren Cengiz Han mı büyük” varın kapıştırın şimdi tarih nezdinde. Dalı yeşermeyenlerin haklı öfkesinin gazabına uğramadan bu bahsi kapatalım biz iyisi mi edebice.
Zeugma’da bir villanın yemek odasının tabanında bir Çingene Kız bulunmuş.
Yalnız bir kadın. İtici değil, asil bir duruşu var. Biraz vahşi çokça korkmuş! Lakin lanet okur gibi isyankâr. Kendini savunamayan suskunluğuna inat olabildiğince isyankâr deli bir bakış! Kuşkucu, endişeli belki de gizli bir günahının ödenmemiş bedelinin acısını çeker gibi gözaltı çizgileri. Beni duysaydın sana şöyle derdim Zeugma’lı kız: Bakma öyle günahkâr gibi ben ki hiç düşünmedim bir elmayı ısırırken, cennetten kovulmanın suçu Havva’nın kızlarındadır diye.
Yer yemek odası, zemin taban! Nedense hiç şaşırmadık yer ve zemin ikilemine. Cümlelerimin neresine bassam devriliyor, tıpkı Çingene kızının üzerine devrilen sütunlar gibi. Kadının yazgısı diyorum hiç mi değişmez nesiller boyu.
Meryem Ananın bitmeyen çilesi aynı, halen kral çocukları kral, güçlüler ezen halk ezilen, tarantulalar halen zehirli çiyan tarantula… Roma kenti Zeugma’dan bir kadın, çığlık çığlığa bağırıyor mutfağımda. Munch’un kan donduran çığlığını atan mumya Mummy duysa, ruhunu bir kez daha teslim ederdi kesin tanrıya.
O günlerde de bir şeyler yolunda gitmemiş bu günde öyle. Delirmekle akıllı kalmaya mecbur olmak arasında gidip gelen insanların telaşı var bu kadında da! Birileri kırmızı altın sülün gibi sakince geçip giderken hayattan, birileri kuytu köşelerin karanlığında İspinoz kuşları gibi kafeslerde!
Kulağımda Aristo’nun Büyük İskender’e söylediği sözler: “İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin, birbirleriyle savaşınca kendini hakem olarak kabul ettireceksin ama anlaşmaya giden tüm yolları tıkayacaksın!” Tek dünya devleti kurmak için! Tanıdık geldi mi bu sözlerin gerçek izdüşümleri yaşadığımız çağda. İşte tarihi izlemek bu yüzden önemli!
Mütevazı bir Samsun mutfağının, mavi şeritli fayans duvarında asılı, sahte bir mozaik tablonun söylettirdiği sözler bunlar. Bakışlarımı tablodan dünyanın doğusunun en ortasına çeviriyorum. Aynı zalimce yıkımlar, insani bekleyişler, insanlık dışı sürgünler, vahşi ölümler.
Adın Menad ya da Demeter ya da her ne ise! Tarih tekerrürde Zeugma’nın Çingene Kızı tarih tekerrürde. Siz de nasıl bir gözle bakıp benzettiniz ise bu kızı Büyük İskender’e, kulağındaki koca küpelerde mi çelmedi aklınızı olamaz diye. Rivayetlerdeki büyük komutan tasvirine göre kulağında küpe değil de göğe doğru şahlanmış Bukefalos’un üstünde resmedilmesi yakışık almaz mıydı, cam-ı cihan nümâ sahibi, Nuh evlatlarından Yafes’in oğlunun resmine.
Hikmete derin kuyular kazmadık, sadece ehli anlasın, diğerleri hikmetin sırrını çözemesin diye. Kördüğüm misal bir sırrı çözemediğimizde düğümü kestik biz de.
Demek ki neymiş; Tarih tekerrürden ibaretmiş!
Kadın erkek fark etmez,
İnsanız yükseliriz ve düşeriz miş!
Büyük İskender ishalden ölmüş! Büyüklükte bir yere kadarmış!
Hikemi düşünceler efsanelere karışmış, hikâyenin de hepsi buymuş…
Kız sen de “deve büyüklüğünde yumuşak ayaklı garip yaratıklara” bakar gibi bakma insanlara delice. Gözünün üstünde ki kaşlar yarım ay savaş kalkanlarına benzetilse de senden savaşçı Amozon kadını olmaz yine de. Aldırma söylenenlere, sen de rahat bir kadın nefesi al geçmişin Roma şehri Zeugma, bu gününün Nizip’indeki mozaikten evinde.
Ne diyorum biliyor musun(bakma bana öyle hala mı bitmedi sözün diye) ;Epeyce kalem koşturttuk pek bi yorulduk. Ne dersin bu gün yemek yapmasak da çıkıp İskender mi yesek Çiftlikte…
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)