Oysa her şeyi izleyen bir Tanrı vardı.
Kimileri yüzsüzce soyunurken çırılçıplak.
Gökten ölü bir yıldız düşüyor nar ağacının üzerine. Zühre Yıldızı ölüyor o gece. Çaylak kuşları kaçışıyor. Bir sarsıntıdır, köklerini parçalıyor pembe ışığın. Narın karnı zamansız çatlamış. Elinde minik bir serçenin ölüsü, öylece şaşkın bakıyor Mecdelli bakire Meryem. Birden bire irkilmenin o şok edici vuruşunu yaşıyor;
Dağılıyor, ufalanıyor, eriyor mahcup zamanda
Kutsal Aile.
Şeytan dokunmuş gibi,
Zaman kırılıyor.
Gök çatırdıyor ardı sıra… Yarı ateş, yarı kardan melekler kaçışıyor bulutların arkasına,
Bulutlar hınçla tükürüyor,
Kör cehalet, başımıza bela yağdırıyor gökten.
Bayağı, sapmış asilerin karşısında;
Tedbir almadan takdir bekleyenlerin duaları boşa. Allah’ın Çocukları; bir kaderden diğerine kaçamıyor, fena ıslanıyor dünyada…
-Görüyor musun? Diye soruyor, gözyaşı penceresinden, gökyüzü kapısına bakan kadın. Ne çok yanıldı Fyodor. “Bin şüphe bir delil etmez” derken.
Bak;
Beyaz bulutlar kan damlatıyor, Sümbül Dağı’nın zirvesine. Kasırga vurmuş rüzgârlar yurdunu. Zıllu Yahmum dumanlanmış. Ateşten mezarların üzerinde oradan oraya savruluyor günahkâr bedenler. Az zaman sonra kül olup yağacaklar hiçlik çukuruna… Kaynayan kan çukurunun üzerinde kara tüylü kuşlar uçuşuyor…
Yekpare zaman görüntülerine anlam yüklemektense:
-Hayır, görmüyorum diyorum.
Gördüğüm; Bahçeyi saran süs yoncaları, yıpranmış eski bir kapı, paslı bir kilit, küflü duvarlar. Duvar da gelin duvağı, karşımda bir kırık gül. Güle batırılmış kıymık. Gül; “Hava gibi hafif, su gibi latif, ateş gibi nazif, toprak gibi şerif.”
Kulağımda Segâh Salat’ı Ümmiye… Yalnızca acı çekiyorum…
-Görmezsiniz. Ateş yağmurları altından yapayalnız geçmediyseniz, kızgın fırınların önünde sabahlamadıysanız, geceleri tepeye tırmanan ölülerle göz göze gelmediyseniz, kan nehirlerinde yıkamadıysanız bedenlerinizi, görmezsiniz…
Ama acı çekersiniz!
O evler var ya o evler; Alçakta ki yüksekte ki evler. Salkım saçaklı, sarı beyaz ışıklı evler, fena kandırıyor sokağı… Her gece zakkum yiyip, kaynar su ile içini ferahlatanlar var o evlerde!
Susuyor kadın.
Kozadan ipeği çeken elleri titrek. Mini mini elleri mosmor. Duymasan soluğunun iniltisini, ölü sanır insan. Ana rahminin sakinliğindeki bakışları, boşluğa düşmüş kendinden evvel. Yüz düğümde, yedi dağın çiçeğini dokuyor kilime. Ateşi tutar gibi parmakları. Oysa bahar çiçekleri dokuduğu ısdarında… Çarmıha gerer gibi atıyor düğümü ipe.
Her gün;
-Ayağınızın altında ezerken,
Bir kez olsun düşündünüz mü; yedi dağın çiçeği denir de neden dokuz çiçektir?
Düşünmezsiniz
Derken,
İrkiliyor kadın. Büyük günahı kendisi işlemiş gibi. Kırk yıldır gizlenen gece sırları ortaya saçılmış gibi. Sualin kayıp son lâmıyla, cevabın ilk cimi bulunmuş gibi, irkiliyor.
Giydirmiyor kelimelerini. Köksüz kelimelerin bedeni çırılçıplak. İrkilişi; çıplaklığın en mahrem haliyle, ilk kez karşısında olması belki de!
Saklı cennetin soluk sarı benziyle; çocuk kafamdan uydurdum da bu ne der gibi acımtırak bakıyor, eski bir yer minderinin üzerine yamalı bohça gibi bırakılmış yenidoğmuşun yarım bedenine,
“Hem evlat hem torun”
Zavallı yavrucak…
“Hem kardeş hem anne”
Kiminle yüzleşmesi gerektiğini bilmeyen insan çaresizliğinde öylece dalıyor kadın. Gözleri gözlerime bir kez bile değmiyor. Halsiz… Gözlerini gökyüzüne çeviriyor… Olması gereken bu muydu? Diye soruyor fısıltıyla. Oysa yaşamın ederi bu değildi. O karşı ki kayalar var ya, işte o kayaları taşıyorum sanki içimde bin yıldır…
İçimde bir şeylerin çöktüğünü duyumsuyorum. Bu kadar büyük bir mateme nasıl dayanak olunur, bilmiyorum.
Susuyorum.
Susuyor kadın. Susmak belası sancılı…
“Kirpiğinin ucuyla bakmaya kıyamaz, utanır insan.”
Değil ki, …
Hiç haline ağlanmamışların,
Sağnağı başlıyor. Yüreğini avuçlarının içine almış bir kadın, kaderiyle binbirinci kez yüzleşiyor. Tekrarlıyor, geceyi, gündüzü…
-Arzularınız ıslah edilmez;
Ruhlarınız şarlatan olmuş. Kokuşmuş, cesede dönmüş bedenlerinizin isteklerine nasıl katlanıyor ruhlarınız? Ruhunuzu, aklınızı ve bedeninizi aynı anda kötülüklere nasıl ikna ediyorsunuz derken; derinleşen karanlığın içinde saatlerdir kımıltısız yatan küçük kız, kımıldıyor yattığı yerde. Titrek bir et parçası gibi…
Sokakta;
Sarı beyaz ışıklar sönüyor. Kıyametin kopması, bir göz kırpma anı. An’ın gözleri gözlerimde.
Uğursuz bir boşluktan, gölgesizler, ayıpsız sızıyor odaya. Küçücük beden taşa dönüşüyor. Yaşamak sanrısının insanı delirtecek uğultusu yayılıyor havaya. Göz ucuyla küçük kıza değip geçiyor bakışları kadının. Birkaç adım yaklaşıyor camın önüne. Yaşam ile eksiltilmiş zamanlar arasında asılı kalmış gibi sallanıyor cılız bedeni.
İlkinde Perşembeydi. Birinde Perşembe. Sonra yine Perşembe… Perşembe geceleri; Salih kadın olmak için, gökten dua toplamaya giderdi annem… Odamın duvarları gözlerini kapardı… Perşembe geceleri, kapı önü şipşip terliklerini sürürdü annem… Karabasanlar basardı rüyalarımı. Rüyalarımsa; kimseye inandıramadığım benim gerçekliğimdi!
Benim gerçekliğim, sizin düşlerinizde bile imkânsız değil mi?
Siz, kök salmış körlüklerinizle alçalmanın tarihini yazdınız. Benim gördüğümü göremeyince; çektiğim akıl zayıflığı,
Sözlerim, yarı akıllı yarı deli öyle mi?
Bilir misiniz?
Gecenin utancı, bulutları kızıla boyar. Günah çıkarmaksa; Göremediğim en merhametliye de gördüğüm merhametsizlere de yitirdim inancımı.
Artık,
Ödeşmek yok,
Hesap yok,
Ceza yok!
Sekizinci ölümcül günah ne ki? “Göl olmuş idrar birikintisinde yüzen samanın üzerine çıkmış sineklerin” işlediği günahların yanında!
Sen, yedinci günün “dokuzuncu günahı” diye yaz. Varsın kovulalım her yerden. Konuşulamayan, yazılamayan, adı konulamayan utançlardan diye at başlığı. Cennetten kovulmuş Havva’nın Kızları’nın karnına, Âdem babaları günahın meyvesini koyuyor diye yaz. Utanmadan, korkmadan yaz. Gökler ve yer şahitlik etsin sözlerine; Bir elmalık günah için cennetten kovduğun temsilcilerin, günaha battı dünyada diye yaz… Sor şimdi hangi dünyanın adaleti temizler bu günahı?
Ezilmiş ve aşağılanmış sesiyle kendi sorusuna kendisi yanıt veriyor; Göklerin bütün melekleri inse yeryüzüne, temizlenmez bu günah.
Bir kadın, Tanrıyla hesaplaşıyor, O’nu olanlara şahit göstererek!
Yazılmış olanı oynayan diyor ki: İyiliği murad eden Tanrı’nın gece nöbetçileri uyudu, iradesiz şeytan kazandı cenneti. Cehenneme gitmez kötü melek, zira yakmaz ateş ateşi! Yüzçeviren budala insan, yaşama tahammülünü yok etti.
O değil; insanı, insan lanetledi!
Ya Tanrı koymasaydı ruhlara kötülüğü, ya da “olacaklar zaten oldu” sözünü iletmeseydi elçi! Ya yaratılmasaydı akılsız insanoğlu, ya Havva Aklima’yı Habil’e, Lebuda’yı Kabil’e eş diye doğurmasaydı.
Sor yazana; Hiç bırakılır mıydı insan, insanın vicdanına?
O ki o gün duymadı sesimi, omurgasız yılanlar sürünsün cennette…
O ki bütün insanlardan önce tanıdığım, O ki masumiyetimin koruyucusu değil miydi?
Tanrı sözünü okumayıp, Tanrı sözcüsünü dinlemeyen;
Tanrının sevgisiz tanıkları duyun,
Ben ki öldürdüm babamı,
Son Perşembe.
Tahammülsüzler. Şimdi daha da tahammülsüzleşin…
Babamı öldürdüm.
Çünkü
Bunu siz istediniz!
Nasıl bir his biliyor musunuz?
Hayatın kapısına bırakılmış gibi, ne çıkabiliyorum dışarı ne girebiliyorum içeri. Eşikte bırakılmış nokta kadar bir kadınım işte. Hayatın içinde kaybolmuş bir nokta. Her gece hayatla bağlarımı kesiyorum. Elimde küflü bir makas. Kırpık kırpık… Ben kestikçe çoğalıyor, Sarıyor minicik bedenimi acılar…
O gece var ya o gece.
Son perşembe.
“Kardeşim düştü rahmime”
O gece,
Gariptir, annem terliklerini sürümedi!
Turuncudan mora dönüyor gökyüzü. Gök bir kez daha çatırdıyor…
Kusmamak için üç kez yutkunuyorum.
Yavaş yavaş gece, eflatun örtüsünü çekerken şehirlerin üzerine; Uzaklarda ki sarı ışıklı pencerelere dalıyorum. O sarı ışıklı pencerelerde susturulan hikâyeler ürkütüyor. Sarı ışıklı odalar. Işıksız odalar. Caddeleri görmeyen camlar. Gündüz gözüyle bile ışık yüzü görmeyen kör karanlık odalar.
Tam dört aydır öylece duruyor yazı masaüstünde. Başlığı her gördüğümde kapatıyorum. Alıştırılmışız her korktuğumuzda gözlerimizi kapamaya. Demir gibi kelimeler gözümün içine içine bakıyor. Eğip bükmenin imkânı yok.
En çok da babama haksızlık etme fikri yoruyor kalbimi!
Kafam karmakarışık. Bir satır yazıyorum. Duruyorum. Şimdi durursam bir kez daha başlamaya cesaret edemem, diyorum. Durursam; bu, hayattaki en büyük korkaklığım olur deyip,
Aklımın ve kalbimin almadığı başlığı atıyorum;
“Kızlar kardeşlerini doğuruyor”
Ömür Hanım: Bak bu doğru işte deyip başıyla onaylıyor.
Şaşkın bakakalıyorum yüzüne…
“Eskiden anneler çocuk büyütmezlerdi ki dünyalık işlerden. Büyük kızlar, küçük kardeşlerine annelik yapardı,” diyor.
Arada ki duygusal bağın, kutsal aşkınlığını anlamaya çalışıyorum.
Uzun uzun bakıyorum, Ömür Hanım’ın yüzüne. Tertemiz gülümsüyor…
Ben de öyle anlamıştım. İçinin hamuru bozulmayan herkes öyle anlar. Demiyorum, tekinsiz hikâyeler yazmaya devam ediyor kötücül insanoğlu. Bırakıyorum sapasağlam dayandığı duvarları üzerine yıkılmasın. Dilimin ucuna geliyor demiyorum, hayatımızın ilk düğmesi çoktan kopmuş…
Zayıf soluklar ürpertiyor kelimelerimi. Bir bıçak sapladım düşüncelerime, usul usul çekip çıkartmam gerek…
Şimdi çözüm ne?
Erkek soyunu mu kurutalım? Ne yapsın bu savunmasız çocuklar? Nasıl yapmalı da kurtarmalı bu çocuk bedenleri? Kimi var bu çocukların? 508 yıl ceza versen ne yazar? ...Ya, terliklerini sürüyen annelere ne demeli?
Lime lime düşüncelerim…
Dünyanın büyük kıyameti işte bu!
“Kızlar Kardeşlerini Doğuruyor…”
Dehşet bir şey, kâbus gibi… Utanç verici… Canice… Oturup oturup kalkıyorum yazının başından… Tohumunuz kurusun, insanlığın yüz karası,
Kepaze yaşamlar…
Söyleyin;
Kim utanacak şimdi? Kadınlar mı, erkekler mi, insanlık mı?
Yoksa ar damarının zarı yırtılmış medeniyet mi?
Batı medeniyetinin kötülüğünden dem vurup,
Her fırsatta dilinize doladığınız, gâvurlardan ne farkınız kaldı şimdi? Gerine gerine kabul edelim “iyi insan” yetiştiremedik! “Babanın öz kızına şehvet duyması haram değildir,” diye verirseniz fetva, kansızın biri çıkar: “kendi yetiştirdiğim meyvenin tadına baktım” hâkim bey der, arsızca savunmasında. Şehvet ile servet edinme yolunu tutan “Şehvetiye Tarikatlarının” sır odalarını kapatmazsanız;
Sorarız birbirimizin yüzüne bakamadan utançla:
Ey Müslüman ahali! Bu çağ ne yaptı insana böyle?
Çağ değil, insan yaptı!
Tanrı insanı yarattı,
insan;
“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık” yaratıcı sözünü boşa çıkarıp, Rabb’i bile utandırdı.
Bütün çağın özeti bu!
“Hayat çelişkilerle dolu” diye inandıysak da yaratılış düzeniyle fena çelişiyor bu yaşananlar.
Nasıl yani? Şaşkınlığında;
Bu da hayatın en çelişkili hali deyip, kabullenecek miyiz?
Çelişkilerimiz umutlarımızdır diyen, psikanalizin babası Freud sen söyle; Bu çelişkiden nasıl umut çıkaracağız?
Siz söyleyin ey okur!
Bu yaşananlar, ahlak sorunsalı mı? İnanç eksikliği mi? Kişilik bozukluğu mu?
Aklından uzak olana deli demişler, vicdanından uzak olana ne diyeceğiz şimdi?
Ne yani babalarından korkmayı mı öğreteceğiz çocuklarımıza?
Yazarken kanım çekiliyor… Cümlede ki her harf sızım sızım sızlıyor. Elleri ayakları olsa harflerin; elleri uyuşur, ayakları kaçacak yer arar. Ağza kilit vurulsa acıdan yürek patlar… . Genç Werther’in acıları hiç kalır, bu acının yanında!
Hani,
Hikâyelerle birbirimize bağlanacaktık?
Akıl, vicdan, adalet zincirini kim kopardı?
Bu, gerçeğin tüm sınırlarını ortadan kaldıran bir edebiyat kurgusu değil. Bu, hayatın en kötü kurgusu.
Bu zavallılık,
Bu emaneti olan insanın zalimliği,
Bu sefil bir tükenmişlik…
Hani bağışlanan mantık?
Kalemim şaşkın. Ben kirletilmiş kelimeleri nereye koyacağımı bilemeden dolaşırken, kıblesiz evlerde işlenen günahlar sızıyor sokağa, kirli duvar çatlaklarından. Yıldırımlar düşüyor şehirlere. Efil efil esen bahar rüzgârı nereye döneceğini şaşırıyor…
Göğün ayetleri uçuşuyor, zedelenmiş gün ışığının üzerinde. Yeryüzü ayetleri kirletiyor zamanı. Işığın öldüğü anlar da hükümsüzleşiyor soysuzlaşan kimlikler. “Kırk geceye vaad” edilse, nefs belası düşmeyecek insanlığın yakasından. İnsanlık yıkımı hikâyelerden arda kalan yoğun keder tortusu, Tanrıya sarılacağımız son güne kadar sürecek anlaşılan…
Ölmüş çiçekler savuruyor gece, fecre. Duvarda asılı Mashaf duvarda ki çividen kurtuluyor. İki kapak arası, mahfuz kayıtlar sayfa sayfa karanlığa dağılıyor. Çılgınlığın facia habercisi gibi saatin gece tik takları feryat ederek ilerliyor…
Minderde ki bebek figan içinde uyanıyor,
Kadının parmak uçları kesik kesik,
Çığlık atarak soruyor:
Yedi dağın çiçeği neden dokuz çiçek?
El-cevap:
Sessizlik…
Vicdanımızın sesini duyana kadar sessizlik…
Çünkü bu dünyayı güzellik değil, merhamet kurtaracak. Her şey bir insanın çığlığını duymakla başlayacak!
Hülya BULUT
Kadir Erol
İnsan Olmak....!
Vehbi KARA
Kocatepe Muhribi’nin Batması ve Liyakatsizlik Sorunu
Eyüphan KAYA
AMED Spor Yönetiminin Bahçeli’ye Ziyareti Vacip Oldu
Nihat Güç
Zuhruf Suresi 15. Ayeti
Murat GÜLŞAN
Maskeler düştü: saha yeşil, zihniyet kara!
Adnan ÖZ
Çarşambaspor ve Samsunspor!
Mesut CİHAT
Adamlığın Sende Kalsın
Recep YAZGAN
Bütün Kitaplar Tek Kitabı Anlamak Üzere Okunur
Aydın BENLİ
Analık Sadece Doğurmak Değil
Bülent ERTEKİN
Bir Adamın Ardından Değil, Bir Dağın Gölgesinden
Adnan İPEKDAL
ODTÜ Semalarında Amerikan bayrağı Dalgalanacak mı!
Asiye Tanrıöver TÜRKAN
SADAKAT: RUHUN CENNETİ!
Songül KARAMAN
Mahalle Kültürü Bitiyor Mu
Burak Çileli
Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir
Seyfettin BUDAK
Limbik Kaostan Kuantum Rezonansa
İsa ÇOLAKER
YAZAR TIKANIKLIĞI
Mehmet BOZKURT
Maskelerin Ardından Çürümüşlük
Ömer Naci Yılmaz
Ali Kolcu Hoca’mızı Hakk’a Uğurladık
MUSTAFA GÜLTEKİN
SIRRIN SAKLANMA ZORUNLULUĞU
Mehmet Nuri BİNGÖL
En Büyük Miyar: Kanaat
Cevahir AYDIN
Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Memiş OKUYUCU
İyilikle İyileştirerek Eğitim
Özlem Gürbüz
Korkudan Değil, Güvenden Doğan Eğitim
Hamdi TEMEL
Suçun Adresi: Başta Medya, Sonra Hepimiz
Gülay ÇETKİN
Okullarda Başka Bir Şiddet Modeli
Halil MERT
Türklük Tanımının Güncellenmesi
Hasan KARADEMİR
HİKMET KIVILCIMLININ DİNİ ANLAYIŞININ ELEŞTİRİSİ
Servet ZEYREK
Hevasını İlahlaştıran Kişiyi Gördün Mü!
Ahmet SAĞLAM
Din Düşmanlığı
Hüseyin KURT
Yeni Neslin Görünmeyen Krizi
Ahmet Eren KURT
Görülmeyen Bir Dağılma
Ahmet DÜZGÜN
Artık seviye eğitim sistemi şart
Ravza ZEYBEK
Düştüğü Yerden Kalkacak Ümmet
Doç. Dr. Özlem Özçakır Sümen
Eğitimde Yapay Zeka
Özhan KIZILTAN
Athanor Mason Locası
Aydan KURT
ÇOK FAZLA ANLAM YÜKLEMEYİN...Part 3 (The End)
Fatih ORUÇ
Abd-Suriye Savaşı ve Rakka Katliamı
Cahit KURBANOĞLU
Kutlu Doğum 79
GÜLÇİN ITIRLI ASLAN
Unutma Hakkını Kaybeden Toplum: Her Şeyi Hatırlayıp Hiçbir Şeyi Anlamayan İnsanlar
Fatma Saçak Akbulut
İLİŞKİ RUTİNİ
Levent ERTEKİN
Çimler üzerinde bir festival: tire’nin kazancı mı, kaybı mı?
Batuhan ŞUORUÇ
Daha Az Tanıdık Olana
Önder GÜZELARSLAN
Anadolu’daki İlk Üniversite: Mesudiye Medresesi
Suat ALTINBAŞAK
Hayızlı İken Oruç Tutulamayacağının Kur’an’daki Delilleri (2)
Erol AYDIN
İnsan yaş aldıkça değil...
Emine AYDEMİR
MEVLEVİLİĞİN – TASAVVUFUN İNCELİKLERİ
Mesut BALYEMEZ
Yarım (Sahte) Hocalar Toplanmalı
Ahmet AYDIN
Ünlüymüş, Modelmiş
Abdullah BİR
Yabancı (!) Gelin...
Bilal Dursun YILMAZ
Beyin Çürümesi: Son Şanslı Neslin Sessiz Çığlığı
Bedriye Arık ÇAMBEL
Kurban Edilen Işık
Emine İPEK
Suskunluk: Kalbin Zarif Direnişi
Burhan BOZGEYİK
Bir İstanbul Serencamı Daha (1)
Mahir ADIBEŞ
Gaflet mi dalalet mi!
Recep Ali AKSOYLU
Lipton’un Çekilmesiyle Kuru Çay Üretiminde Yabancı Kalmadı!
Abdulkadir MENEK
Sumud Kahramanları
Durmuş TUNACIK
Hilafet Işığı
Aysun Rabia GÜLER
Ebabiller Akdeniz'de
Uğur UTKAN
Mustafa Kemal Atatürk’ün Şeriatla İlgili Düşünceleri
Zuhal GÜNDÜZ
Gündemiz: Küresel Sumud Filosu
Oktay ZERRİN
Sokak Cümbüşcüsü Hasan Yarar'ın Ardından
Ziya GÜNDÜZ
Atasoy Müftüoğlu Ve Hiçliğin Kıyısında
Gündoğdu YILDIRIM
Komşuda pişer!
Mustafa ÖZEL
1. Sezon 3. Bölüm Yükleniyor
Zehra KINALI
Stratejik Ortaklık mı, Siyasi Çıkmaz mı!
Fatma Nur ÖZCAN
Didar-I İkbal
Hasan TÜLÜCEOĞLU
Göbeklitepe'de HZ. İbrahim Silüeti
Denizay BÜYÜKDAĞ
Gazze’den Öğrendiğim İslam
Ahsen Meryem SÜVEYDA
Onlar Kendilerini Biliyorlar
Fahri Urhan
Uyanık Olalım
Muhammed Rıdvan SADIKOĞLU
Vicdanın Yükselişi
Nesibe TÜKEL
Anne Hakkı
Denizay KONUK
Gözler Kör, Kulaklar Sağır Olunca; Başlar Öne Eğilirmiş
Mücahit GÜLER
Modern İnsanının Anlam Sorunu 1
Adem ÇEVİK
Türkiye Aile Meclisi'nden Ahlak ve Aile Koruma Çağrısı
Ergün DUR
ÖĞRETMEN
Hüseyin KAÇIN
Dindar neslin tanrı'sı yoksa dijital neslin tanrıları var!
Özlem AKYÜZ
Nereden geldiğini unutma!
Yusuf AKTAŞ
Köftenin kokusu kimleri cezbetti!
Tarık Sezai KARATEPE
Sen Yoksun Diye! Müjdecim!
KÜLLİYEN YAZAR
Şşşşt Başkanım Sana Söylüyorum!
Süleyman GÜLEK
Küçük Lee İle Çekirgesi
Adnan ALBAYRAK ŞİMŞEK
MUHAFAZARLIK
Serkan GÜL
Çocukları +18 İçerikten Koruyun
Başyazı
Samsun’un sağlığıyla oynamayın!
Fehmi DEMİRBAĞ
ÇÖKÜŞ
Hacer Hülya KARADAĞ
Ayasofya'dan Sonra Mescid-İ Aksa'ya…
Tevfik DEMİR
28 Şubat Darbesine Dair Postmodern Notlar
Veysel BOZKURT
İnsan Beyni ve Kontrolü Bir Değerlendirme
Zinnur ŞİMŞEK
Bir Doğumun Ardından
Osman Çakmak
Eğitimin kıblesini batıldan batıdan çevirmek mecburiyeti!
KERİM YILMAZ
İlkadım'a damga vuracak başkan!
Adnan KARAKUŞ
Faruk Koca ve Batı Değerleri
Süleyman KOCABAŞ
Siyonist İsrail’in Koloniyal Jandarma –Polis Devleti Olarak Doğuşu
Şener Danyıldız
Trafikte Empati ve Sempati
Elif Ekşi ZORER
Güzellik
Orhan SARIKAYA
Direk Tehdit!
Saadettin BAYÇELEBİ
Sessiz Gemi
Yaşar BAŞ
Ormanlar Yanıyor Birileri Saçlarını Tarıyor!
Mahmut KURU
Aşk, Yine Aşk… Yine Aşk!
Ayhan GONCA
Fetö'den kurtulmanın tek yolu...
Hanife OKUTAN
Narsist Sapkının Kurbanı Olmayın
Hülya Bulut
Samsunlu Olmak Mı Samsun’da Yaşamak Mı?
Bukrenur YILMAZ
Keşkenin Halet-i Ruhiyesi
M. Burhan HEDBİ
Emekçinin elini öpen peygamber!
Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN
Nasıl Ayağa Kalkarız!
Pınar HOLT
Kendini yeniden keşfet!
Ayhan ENGİN
Hazinemiz Ahlakımızdır…
Ahmet Kubilay
Ayvaz İnsan
Cuma YILDIZ
Cambridge’e Giden Aşk
Ahmet ÖZTÜRK
Hadi Türkiye, Dolar Düşüyor
Dursun Ali Tökel
Cinnet Buğdayları
Savaş UYAR
Varlığından Haberdar Olmadığımız Hastalığımız: Safsata
Ümit Zeynep KAYABAŞ
Güven Zor Bir Duygudur…
Nur DİNÇKAN
Udhiyyeden Kurbiyyete
Suat ZOR
ABD, Adana Mutabakatı Ve Suriye İle Nihai Çözüm
Sonradan Gurme
Beyaz Ev’de Yemesek De Olurdu
Ahmet Fatih AKKAŞ
Ferman!
AKASYAMSPOR
Yıldırımcı mıyız, Uyanıkçı mıyız!
Züleyha TUNA
Mevsimler Ve Sen
Ali KAYIKÇI
“Güldürmeyin” Bizi, “Sayın Hâkimler!..”/9
Gülay ALPAGUT
Cennet berat belgesiyle değil amelle kazanılır!
Hamza ÇAKAR
Çocuk Savaşçılar
Alperen CARUS
İttifaklar ve HDP çıkmazı!
Selma MEDENİ
Ne Hacet Seni Anlatmaya
Ankara KULİSİ
Çiğdem Karaaslan Çevre Ve Şehircilik Bakanı Mı Olacak!
MÜNEKKİT
Seçim Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız!
Sıddıka Zeynep BOZKUŞ
Zahideler /Teyzeler
Kevser KARSLIOĞLU
Yeme Problemi Olan Çocuklar İçin Çözüm Önerileri
Selçuk KAYA
Yazık oldu!
Ali Haydar YILMAZ
Eğitimde fırsat eşitliği gelecek bahara mı!
Bedia YILMAZ
Ben de varım!
Levent BİLGİ
Fehmi Koru, Said Nursi Ve Susmak
İhsan ZORLU
Paralel Devletin Eli Postmodern Anarşizm!
Esat BEŞER
Gerger Gençliğinin Bayrak Sevdası
Nurettin VEREN
Japonya’daki G20 Zirvesinde, FETÖ’nün Üniversiteleri Konuşuldu mu!
Mehmet FIRAT
İlim Ve İrfanla Geçen Bir Ömür: Şeyh Esad El Çokreşi
Ahmet BEREKET
ABD temsilciler meclisinin kararına bir Bozkurt nidası ile gecikmeden cevap verelim!
Ali Can AKKAYA
İnanır, Sabreder Ve Gereğini Yaparsanız…
Hüseyin YILMAZ
Diyanet’in Atatürk’le imtihanı!
Oktay GÜLER
Merhaba!
Halil KÖPRÜCÜOĞLU
İslamiyet ile Tıb arasında problem var mıdır!
Atilla YARGICI
Kur’an’da Korona Var Mı?
Rukiye AYDIN
2022'de Kendime Bazı Tavsiyeler!
Osman KÖSE
Ahıska Türkleri Sürgün, Özlem Ve Gözyaşı
Ruhugül ZİYADAN
Hayrı harabat edilen Bafra!
Ali KORKMAZ
Eksik Organ Sendromu
Yücel EMRAH
Ben Muhammed...
İbrahim Yusuf ŞAHİN
Parçadan Bütüne, Kolaydan Zora Karşılaştırmalı Bir Dil Öğretim Yöntemi
Ebru AÇIKGÖZ
Taşların Gizemli Dünyasından Hayatınıza Renk Katan Mozaik Sanatı
EnesTANIŞ
Taşın Dediği
Muhyiddin SÜLEYMANOĞLU
14 Şubat Sevgililer Günü Üzerine Kalbî Bir Muhasebe
Mesut KÖSEOĞLU
Daha Ne Denir!
ACZ ZARİFOĞLU
Kırlarda Çiçekler Artık Bensiz Açacak…!!!
Muhammet ÜSTÜNER
Yeni Türkiye Düzeni
Meryem YİĞİT
Gitmek İsteyenler
İsmail OKUTAN
Gerçek Dostluğa Dair
Tolga TURAN
Maskın Ustası Özgür Maskeler
Bozkır KURDU
LÜTFEN BENİ CİDDİYYE ALMAYIN
Gülşen KILINÇER
Yeşilin Ormanına, Yatayına, Dikeyine, Her Türlüsüne Karşı Bunlar!
İlknur ESKİOĞLU
Neydik ne olduk allah'ım!
Adem MUTLU
Engelleri Aşıp Hedefe Ulaşmak!
Zelal ALPASLAN
İnsan Terazisi
Ömer KARAMAN
Sevgili Öğrencim…!
Ümit AYDIN
Partilerin Kaderi Mahalle Başkanındadır!
Ahmet Doğan İLBEY
Kemalist Gençliğin Çanakkale Şehitliğinde “Kadeş” Rezaleti!
Mehmet ÖZÇELİK
Altılı masa aday belirleye dursun atı alan üsküdar'ı geçti!
Gülhanım CAN
Eti Senin Kemiği Benim
Okan KARAKUŞ
Osmanlı Devletinde Ramazan Gelenekleri
Gülay YILMAZ
Sus çarpılırsın!
Bahar ARSLAN
Hakikati Algımıza Taşıyan Beden
Feyza Nur DİLEKCAN
SAÇMALAMA (!), SAÇMALIYORSUN (!), SAÇMA (!)
MEHMET ERBİL
Keşke bir mayıs bayram olsa!
Kürşat Şahin YILDIRIMER
Hücum Terapisi :Hayatın Anlamı ve Her İnsanın Kendine Sorduğu Soru
Sema KOCA
Rahmetini Umarak
Celal TÜRK
EKONOMİK KeRİZ
İbrahim Erdem KARABULUT
Her gün durmadan küfrediyorum!
Betül Özer BÖLÜK
Kelimelerin Şaşırtıcı Etkisi
İlknur GENÇOĞLU YILDIRIM
7'den 70'e Herkese İzciliği Sevdiren Işıltan Uşaklıgil Öğretmen
Muhammed Veysel AKKAYA
Allah’ın Seçkin Kulu Olmanın İşareti Kur’ân-I Kerîm’e Gönülden Kulak Vermektir
Edanur İSMAİL
Dünyada Neyi Değiştirmek İstersin
Nazile ŞANAL
Yol Ve Yer Arayanlara Ya Fettah
Prof. Dr. İnanç Özgen
Arazi Parçalılığı
Zehranur Yılmaz KAHYAOĞULLARI
Ulu çınarım, babam...
SAVAŞ YILMAZ
Her Nasip Vaktini Bekler, Vakit İse Yaradanı
MEHMET YILDIZ
Beterin beteri var…..!
Seyfullah YİĞİT
Buhara Bizi Çağırıyor… (-1-)